Bakan Suat Kılıç: Zam isteyen emeklilere şu cevabı verdi; ” Allah Tayyip Erdoğan ve hükümetinden razı olsun” deyin, zammı alın dedi. Sözcü 14.10.2013 Manşet haberi.
-Allah Tayyip Erdoğan ve hükümetinden razı olsun diyeceğinize; “bir şey yapmıyorsunuz” derseniz ben çekip giderim.
Evet; “ Milletin hizmetkârıyız. Halka hizmet, hakka hizmettir. Millet ne derse o olur. En büyük hakem millettir”. Gibi ezberleri ve kırık plak lakırdılarını pek seven siyasetler, gerçekte halkı:“Allah razı olsun” dedirten; kul kerteli dua edip temennalar okutan, dilenci kültürü düzey ve yaşantısı içinde görmenin, ne kadar olağan bir şey olmasının kanımca su yüzüne yansıyış biçimidir bu cüret.
Rüzgârın, rüzgâra karşı yürüyen, koşan kişi üzerine de farklı; duran kişi üzerine farklı bir alan yüzey etkisi vardır. Aynı rüzgârın, aynı rüzgâr alanı içinde koşan kişi üzerine olan etkisi koşmayı durdurmak isteyen alan etkisiydi. Direnç veya dirençsizlik eylemlinin alan yönüne bağlı bir davranışla belirir.
Eylemli kişi alan yönünde hareket ediyorsa rüzgârın etkisi, eyleme eklenir. Eylem esen rüzgârın alan yönüne göre zıt bir durumla gerçekleşiyorsa; rüzgârın o eyleme karşı koyan, o eylemi durduracak olan karşı bir direnç etkisi vardır. Bu durumda rüzgârın alan etkisi kişinin eylem enerjisinden çıkarılır.
Rüzgârın alan etkisi kişinin eylem direncinden fazlaysa o eylem durur. Hatta rüzgârın etki kuvveti, eylemli kişiyi; kişinin eylem yönünün gerisine doğru sürükler. Yani rüzgârın esiş yönü, alan yönüdür. Kuvvetli olan rüzgârın alan yönü kuvveti, alan yönüne ters olan eylemi alan yönüne doğru sürükler.
El; kolektif alan gibi üreten derinlikle hacim sel, üç boyuttaki boşluk devinmeli eylem alanlarının içine yerleşti. Üretim alanı ve üretim gücü sahipliği söylemiyle ve eylemiyle ile kendisine hareket alanı açtı. Böylece El ‘in mülk sahipli, üretime bağlı boşluk devinmeleri içinde asalak oluşu, bir yangıyı oluşacaktı.
Yağmur suyunun, çukur alan ve hacimleri doldurması gibi El de mülkün sahibi olmakla açtığı hareket alanların içini takdir etme iradesi ile söylem ve eylem gücü ile doldurmuştu. Sistem dışı anlayışla ve sistemin geri beslenim koşulları içinde olmayan yaklaşımlar sahipliğiyle sistemde muktedir oluyordu.
El kendisine tanınan, kendisine biat edilen bu muktedirce tutum içinde mal sahibi olmakla takdirde bulunan efendi ile maldan yoksun, boyun eğici kulluğu ortaya koymuştu. El in içinde olduğu hareket alanı, takdir etme yetkisi ile boyutlanmıştı. Bunun her ikisi de kolektif alanın gücüydü.
El yarattı. El verdi. Takdir olan gelir başa vs. demek en temel öğrenilmiş çaresizliğin göstergesidir. Gerçek ve temel işleyiş içinde olmayan çaresizlik, aksine kolektif oluşun kendisi çaresizliğe çare olmakla kişide olamayan kolektif güçtü.
Kolektif durumlu gücü, kişisi duruma indirgemekle ve kolektif gücü kişide aratma yanılsatmasıyla her çaresizlik göstergesi olan öğreti, gelenek, görenek ve yaşanmalar, DİN olarak söylenip vücuda getirilip vaaz edildi.
Böyle olunca tüm dinler ağız birliği etmiş kişisi tamahça düşünce ve fiil karşısında "Ben takdir ettim. Rızkları ben verdim. Kaderleri ben belirledim. Mülkümden payınızı ben belirledim. Size takdirden daha fazlası ve daha azı yoktur" diyecekti.
Geçmiş te tekil yaşamlı grup eğilimli süreçlerin yardım ve paylaşımının en az durumdan yardım ve paylaşımın tedricen daha pozitif bir tırmanışa geçtiği zamanlarda kişiler, şimdiki kolektif kuvvetten ve kolektif güçten yoksundu.
Yani totem dönem öncesinin hemcinslari kolektif havuzun kapasitesi olmadan çok kısıtlı bir yetenek kullanıyorlardı. Elbette El bu dönemlerde hiç yoktu. Olamazdı da. Her şeyi bilen El bu dönemleri bilmiyordu da.
Aslında El ismiyle tezat olmanın imgesiydi. Bilmez ama bilir. Gücü yetmez ama yeter. Adaletsizdir ama adalet timsalidir vs. İşte bizler şimdiki El ‘i o bilmediğimiz tüm zamanların da El 'i olarak konuştururuz.
Dahası her bir dinler geçmiş totem dönemin ve ön ittifaklı dönemin kardeşlik bilinci olan mirasın hafıza uzantısına dayanakla "kendi müminini, müminin kardeşi yaparlar". Dinler mümin kardeşliği ile totem kardeşler ve ön ittifaklı ilah kardeşler hafızasına gönderme yaptırırlar. Bu mantık sosyolojik bir tekrar ve yeni yorumdur.
Erken dönem kardeşlikleri temas etme, dokunma, birlikte yaşam ve ortak anı oluşturmayla; hepsi biri, birinin de hepsi olmanın kardeşliğidir. El mantıklı kardeşlik inanç üzerinde soyut absürt, kardeşliktir. El mantıklı kardeşler erken dönem kardeşleri gibi yaşama, gerçeğe dayanmaz.
Köleci mantıkta ön ittifaklardaki gibi “insan kardeşliği” yoktur. “Mümin mümine kardeştir”. Efendi ile köle kardeş değildirler. El ‘in deyimi ile “efendi ile efendinin elinin altında çalıştırdıkları bir olur mu?” Köleci mantıkta efendiye itaatte kardeşler kulluğu vardı.
Kolektif yapıların ancak ve ancak kolektif yetenekten doğan; kolektif birim zamanlı alan açmaktan kaynaklı; bağsan bir üreten ilişkisinin tanecik boşluk devinmeli hukuku vardı. Hukuk burayı dolduran difüzyonlardandı. Değilse eşitliğin kaynağı, kişisi yetenekle, fizikle, biyolojiyle, mülkiyette eşitlik ile ilişkili değildi.
Bugün kullanılan android telefon kolektif birim zamanlı kolektif yetenekle ortaya konmaktadır. Kişisi yetenekle kullanılıyor. Kişiler, kişisi yetenek ile eşitlenmiyordu. Aksine ortalama ve soyut bir kolektif yetenek ekseninde olmakla, kişinin ihtiyacına, yeteneğine göre tüketen bir pay almasında eşleşiyordu.
Doğanın beşinci kuvvetinin toplumsal kapasite, toplumsal yetenek, toplumsal akıl ve toplumsam devinmeli alan açma olduğunu bilip, düşünüp; bellemedikçe; bu kuvveti anlamak olanaklı değildir.
Genel olan alan etkisi ile özel olan alan etkisini ya da genel olanla, göreceli olanı ayırmak; farkına varmak gerekir. Özel olanlar da görece bir seçicilik ve seleksiyondurlar. Havanın soğukluğu, yer çekimi gibi alan etkisi çevredeki her şey üzerine bir baskı basınç olmakla “genel bir alan etkisidir”.
Çevrenin genel benzerliği içinde benzemez iliklerin de bir baskı ve basıncı vardı. Ya da çevrenin genel benzemez ilik içinde benzerlikler vardı. Bu benzerlikler çekimiydi. Ya da benzerlikler içinde benzemez olanların itmesiydi. Kısaca alan etkisi çevredeki olgu, olay, süreç ve her bir var oluşlara farklı farklı etki ve yansıma olmakla bir benzerlik seçilimi de ortaya koyuyordu.
Bu seçilim nedenle benzerlikler çekme birikme ve kümelenmeydi. İtme, ayrılma ve seçilmeydiler. Kısaca benzemezler arasındaki benzerlikler, ‘aitlikti’. Aitlik duygusuydu. Sosyal oluşun birinci adımıdır. Ben nerden geliyorum? ben neyim? Ben neye aitim? demenin groteski anlaması böylece benci aitlik duygusu ve aitlik dayanışmasıydı. Aitlik duygusu bir yapı inşa biçimi değildir.
Bir etki ve bir iş, oluş türü sonuç ortaya koyan anlamın kendisi, o ilişkileriyle akışta olurdu. Her enerji biçimi her durumla bir sonuç ortaya kor ama inşacı bir iş oluş ve sonuç ortaya koymaz. O ilişkilersen yansıma bağıntısı içinde olmayan sanal enerji türü de sonuç ortaya kor ama bizim anlam edeceğimiz bir inşa ile düzenli bir iş oluşun nedeni ve sonucu değillerdir. Her bağıntı kendi ilişkin ucu ile çekilir zıt uç ile itilir.
Bir gerçeğin ilişkin sanal anlamı içinde olmayan enerji düzenleri o gerçekliğin asalak var oluşudur. Sömürü böylesi sanal ilişki tipi olmakla üreten emek üzerinde asalaklığa dönüşür. Yani sömürü üretim hareketinin nedeni değildir. Sömürü üretim hareketi üzerine çöreklenen insan mantığının sömürü yönünden akış veren sürecin sömürü düzen ilişkisi kılınmasıdır.
Üretim hareketi ne kâr yapmak için ne sömürü için var değildir. Sömürüyü de kârı da üretim hareketi içinde sonunda çekip alsanız; lav etseniz dahi insan yarın yemek için buğdayı, giymek için kundurayı, hastalığını tedavi için ilacı vs. üretmek zorundadır. Görüyorsunuz ne kâr ne ticaret (tüccar), ne sömürü, üretimi üretim yapan neden ve asıl olan olması gereken hiç değildir.
Etkilenme yoluyla oluşan tepkileriyle benzer ortak özellik gösterenler alan içinde benzer davranıyorlardı. Benzer tekrarların çevrimini yapabiliyorlardı. Bu bir seçilimdi (seleksiyondu). Dıştaki sosyal olucu ilk seleksiyon bu tür seçilimle kümelenmedir.
Alan etkisini (alan efektini) ortaya koyan temel belirleyiciden biri açlık gibi olan ihtiyaçlarınızdır. İhtiyaçların karşılanması enerji sağlamadan geçer. Enerji sağlar olmanın yolu beslenmedir. Günümüze gelen süreçte beslenme eylemi üretim nesnelerinin üretilmesinde geçmektedir.
Beslenme nesnelerinden elde edilen enerji; barınma, korunma, güvende olma duyulama, amaçlı eylemlere yönelme, dinleme, anlama, konuşma, düşünme mana ortaya koyma gibi diğer İhtiyaçları karşılanma ihtiyacına dönüşmektedir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...