El manalı bu yeni düşünce zemini kurnazlar eliyle bilerek söylemdi. Ve kolektifi düşünce dışında fikir yürütmemiş olan kişileri de, bilerek yanıltmaydı. Muvazaalı durum; kâh muvazaayı ortaya koyan kişinin kendi içinde kendi kendisiyle muvazaa olan durumuydu.
Kâh dış ortama doğru söyleyişti. Bu vaatçi söylemler gelişmiş ortam yansımasını kendisine fikren bir danışma yaptılar. Ortaya konan bu muvazaalı durumlar (danışık durumlar) ortamın kişileri dediğimiz öznelerini aldatmaydı. Bu söyleyiş zımnen söyleyenin üzerine yüklemdi. Bu söyleyiş söyleyen üzerinde bu yüklemle söyleyeni El yapmanın söylem gücüydü.
El mutlak muvazaaydı. Bu mutlak muvazaa ile üretimi, üretim ilişkilerini, üretim hareketini, emeği ve emek gücünü yok sayıyordu. Nasıl yok sayıyordu? Üretilenleri; üretim gücünü; üreten ilişkiyi; üretim hareketini, emeği ve emek gücünü “El’in malı mülkü ve dilemesi” saymakla yok sayıyordu. Bu yok sayış üzerinde kolektif olan üretim gücü; kolektif ürünler ve kişinin çalışması olan emek güçlerinin kişilerle olan bağıntısını yok sayıyordu.
El, El’e göre muvazaalı yapılan duruma kader ve takdir diyordu. Siz de önce kader ve takdire inanır oluyorsunuz. Sonra da El’in kendi kader ve takdiri iradesiyle ortaya koyduğu İbrahim’i ve İbrahim’in babasını şanslı kılan El’e iman ediyordunuz. Bu imanınızla İbrahim’i millet oluyordunuz.
El düşüncesi İbrahim gibi kişide somutlaşınca bu kez de kişi bu sahipliği nedenle alan kazanıp El gibi davranıp takdir ve irade de bulunuyordu. "Ey Rabb! Beni İbrahim’in yolundan ayırma" diye dua ediyordunuz. Ama bir türlü asker ve sürü sahibi olan İbrahim'in, mal-mülk sahipliği olmasının yolunu bulamıyordunuz. El takdiri herkese göre değildi. Kimine mal mülk veriyordu. Kimine de vaat verip öğüt ediyordu. Kiminin payına mal mülk düşmüştü, kiminin payına da öğür, sabır, rıza düşmüştü.
İbrahim dönemi; kendi öncesinden Musa dönemine doğru gelen süreç içinde El’in sahipliği olan rab düşüncesine doğru evrim geçirecekti. El takdiri nedenle yeryüzünde bozgunculuk çıkmıştı. Rab El’in bu bozguncu oluşunu yumuşatan El’di. Sahipliği olan El, sahiplik kavramını sağlayan taşların yerlerine oturmasıyla; rabbin sahipliği saltık bir kuramsal bilgi gibi yansımaya başlamıştı. Sahipliği olmayan bir rabbin aksini düşünmek pek olası olmuyordu. Çünkü siz sahipliğinizi açıklayamıyordunuz.
Özetlersek kolektif oluş, üretim yapar oluş ve kişisi sahiplikler evvel değildi. Kolektif oluş üretimden de, kişi sahipliğinden de önceydi. Üretim de kişi sahipliğinden ve kişi sahipliği olan El'den önce olmuştu. Böyle olunca, kolektif oluş ta ahir olmayacaktır.
Kolektif oluşun ilkeleri, özellikle de totem dönemli hemcinslerimizle yasa haline getirildi. Tabu ilkeler kolektif ligin yasasıydı. Bu türden kolektiftik, ortaya konması son çözümleme içinde kişisi sağlatmaya dönüşecekti. Kişisi sağlatmaya dönüşecek olan kolektif oluşlarınız günlük avcılık ve toplayıcılık davranışlarını organize eden düzenlilikti.
Doğa, ittifakların üreten ilişkilerine kadar birçok tür çeşidi olan görünüşle insana benzer hemcinsler ortaya koymuştur. Benzer oluş fizik olarak, çoğu yetenekler olarak, biyolojik olarak bize çok çok yakın olsalar da bunlar insan değildi. Benzerlerimize insan değildi demek asla süreci aşağılamak için söylenen bir tanım değildir. Bir süreç durum tespitidir.
Üreten totemilerin kendi içinde oluşan bir üretim ilişkileri vardı. Ama bu totemiler üretim hareketi içinde olmamakla insan değildiler. İnsanımsı da (hummanoid de) değildiler.
Üreten totemiler insanımsı ile İnsan arasındaydılar. Bunlar henüz ilah ta değildiler. Ama bunların ittifak kararı alan son nesilleri yine insan değil, fakat İlahtılar. Bu nedenle ilah hem fenotip olmayan insandan önce ve hem de tarihin ilk kez karar alıcılarıydı.
İlahlar ittifakı, üretim ilişkileri üzerine üretim hareketini başlatanlardı. İlahlar ilk aşamada Sümer ve Akad ittifakına göre yukarı yerde ve aşağı yerde oturanla ittifak eden, ilahlardı. İttifak edenler aşağı ve yukarı yerde oturan ilahlar olmakla AN (gök) ve Kİ (yer) birleşimi ile bir araya gelenlerdi.
Ulan Bayram
Kılkuyruk
Şadan olup ta nadanı hayran
Bir memleket olmuş hezimet
Ama sen, bir başaran ne hikmet!
Her yer enkaz, her yer riya sözün merdinde
Genellikle köleci kültürde erkeğe "seyittir" denme nedeni içinde; erkeğin mal-mülk sahipliği olmasının yanında erkeğin çalışan, kazanan güç olmasındaki tutumu da bunda çok büyük rol oynar! Güya erkek, sahipliği olmakla aklı ve iradesi olandır! Takdiri olandır! Tasarruf edendir! Tasadduk edendir. Bu bir gelenek ve tam bir köleci kültürdür. Bu nedenle köleci kültürde erkek kadına efendidir! Sahiptir!
Adalet; üreten ve paylaşan köleci toplumun işidir. Adalet gibi bir anlamın eyleme dönüştürülmesinde nasıl davranılır olacağına ilişkin öncel bir bilme yoktur. Adaletle olacak yetkince bir davranışı gösteren çizimin; daha baştan beri verilmekle tarifi edilmiş bir şema şekli, yoktur. Olamaz da. Nasıl ve ne şekil üretip; nasıl paylaşıyorsanız; ortaya çıkan üretim paylaşım tipine göre iradi adalet fikri ediniyorsunuz.
Tarih boyunca üretme ve ürettirme ilişkiniz. Sahiplik ve sahip kılma ilişkiniz; paylaşma ve paylaştırma ilişkiniz hep değişmiştir. Bu değişen ilişkilere göre irade ve adalet kavramını ortaya koyan mücadele şekliniz de değişmiştir. Mücadele şeklinin ilk tipi; yorum, mezhep içtihat vs. adı altında dinlere karşı olmuştur. Mücadelenin meşruiyet şekli de değişmiştir. Meşruiyet kavramı zihinsel bir geri bağlanım güden ilkedir.
Geçmişteki her bir ilahlar, üreten meslek sahibi, meslek bilir ve meslek öğretir kişi ve kişilerdi. İlah grup sahipliği ve grup tüzel kişiliği, kişi ve grup iradesidirler. İttifakı girişmeler nedeniyle ilahlar öngörü sahipliğini de kazanmışlardır. Zaten, ittifak kararı alma, kendi iradesi bulunma olan ilah özelliği totem yapılarda olmayandı. İlahın takdirce öngörülere sahip olması da, ilahı bu yönleriyle totemi mana anlayışından ayrılırlar.
Kısaca ilahlar bir yönüyle somut; canlı kanlı; iradi otoriter yapı temsilcilikleriydi. Diğer yanıyla etki olan öznel bir mana anlayışıydılar. İnşacı taban referansı nedenle ilahlar; üretim yapan, ittifak olan, iradesi, öngörüleri olan totemdi. Ama bunların hiç biri totemde yoktu. Totem demek bu nedenle doğru değil.
İlahlar yeni düzenin (ittifakı düzenin) çok ve hızlı zaman değişkenliği karşısında ön görüleri olandı. Değişmenin zorunlu belirimleri (semptomları) nedenle ilahların elbette yeni ön göremezliği de vardı. Ama ilahi grup yeteneği zaman içinde bunu karşılar olmanın karar ve iradesini oluşmaya muktedirdir. İttifaklar bu donanımla sentezci ortaklaştıran mana yapılarıydılar. Yaratıcı değildi. Üstelik kendi totem mesleği olan işini görüp; işleri düzenleyen ilahların öngöremez ligi asla sorumluluktan kaçmak değildi.
İttifaklı geçen oturumlar beraberce tartışılan konularla toplanırdı. Konu birlikte görüşülürdü. Öngörüler müzakere edilip ortaya konurdu. Birbirine göre olan durumlarla ortak karara varırlardı. İlahlar kurulu, bir çeşit meclisti. Parlamento türü panteon bilinci olmakla gruplar üstü yönetimdi. Bu nedenle yüceydi.
Şimdiki deyişle ilahlar meclisi; gruplar kolektif iliği adına yasama, yürütme, yargı erklerine irade adıyla bakma işinde tevhide bir ittifakça yetkilenmeydi. Köleci sistemle birlikte henüz irade denen bileşik algı içinde kavranan yasama, yürütme, yargı olan bu çoklu yetkilenme tek bir hükmi şahıs olan; "özel mülk sahibi adına önce El'de, toplanmıştı. Sonra da oligarşi tevhidinde toplanmıştı". Her şeyi bilen El, henüz yaptığı işin yasama, yürütme, yargı, türü kurumlaşmalar olacağını ne biliyor, ne de bunun bilincindeydi.
Müttefikçe bir koalisyon içinde üretirken olan bu panteon birliğinin soyut sosyal anlamalı kolektif oluşu saygılı kılma taat-ı şimdi grubun kendisinden panteon birliğine doğru olacaktı. Laiklik bu türden ritüel ve nesnelce tazimleri ile köleci taat olan ideolojiden ayrılacaktı. Buna yakın tarihler içinde demokrasi mücadelesi denecekti. Laiklik kendi nesnel inşasını esas alan nesnel soyut mantığın düzenlemesine göre olacaktı. Laiklik, El mantığına karşı oluştu. Tarihi kronoloji böyleydi. Kolektif üretim ve kolektif üretim üzerinde paylaşma bağıntısı (kişisi sahiplik) ilkti.
Kolektif miras olan kolektif bencillik; kolektif çevrim; kolektif bilinç; kolektifi tüzel oluş; kolektif çekimli eksen; kolektif üretim; kolektif güç ve kolektif sahiplikle birlikte kullanımdı. Kolektif mirasla donanma işi, ittifaklardan ve totem dönemden önce yoktu. Bu nedenle, kolektif ilikten önce; kolektif bilinç ve de kolektif yeteneklerle donanmış olan bir tek kişi de, yoktu. Bu yüzden de kolektif ilikten önce kendisini El iradeli takdim eden kişiden de, eser yoktu.
El, kendi üzerine takil ve tekildi. El kolektif yeteneklerle tahkim edilen mana düşüncesiydi. Kolektif yetenek ve kolektif güçten tasımla ortaya konan bu kişisi güç; kolektife ait olanlar üzerinde mutlak sahiplikti. El kolektif güç ve kolektif sahipliği kendi gücü ve kendi sahipliği gibi konuşuyordu. El kolektif gücü ve kolektif sahipliği kendisi gibi özel mülk sahipliğinin kendisi gibi konuşuyordu.
Kolektif oluşun inşaca mutlak oluş algısı, ters bir alt üst oluş içinde bu güç El’in mutlak iradesi olmasıydı. Bu güç, tüzel oluş yerine kişi üzerinde kolektifin, kolektifle mutlak takdiriydi. Kolektif, üretendi. Kolektif, kolektif emek gücüydü. Kolektif, kolektif miraslı bilgiydi. Kolektif, kolektif bilinçti. El, kolektif nesnel ite içinde yansıyan mutlak oluştan tasım olmuş kuruntulu kişidir. El mantıklı öznel neden ile kolektif oluş bu yanılsama kuruntu karşısında yerini ve rolünde sanal bir değişme olmuştu.
İttifak içindeki kolektif mülkiyetin üretim hareketi, mütekabiliyet esasına göreydi. Oluşan temel hukuk buydu. Oysa özetle söyleyecek olursak, köleci sistemde adalet; adalet kavramına nerden baktığınıza bağlıydı. El; mal, mülk sahipliğinin gözü ile adalete bakıyordu. Bu bakışla El, adaleti mülkün temeli yapmıştı. Bu nedenle de adaletliydi. Oysa köle gözü ile baktığınızda El adaletsiz olmanın daniskasıydı (en güzel örneğiydi).
El, ilk takdiri yaptığında İbrahim’e, Nemrut’a, Sargon’a vs. mal, mülk verip; eski mütekabiliyet esasına göre kendi takdiriyle herkesi grupları kuşatan bir adalet içinde olmadığını fark etmiş olacak ki, yeniden ve ikinci bir kez adil olmanın kaygısı ve telaşı içine girmişti.
Birinci takdire göre El’in ikinci takdiri göz boyama, öfkeli yoksulluğun ve kölelerin islim gazını almaydı. Bu eski ve ilk adalet tarzı olan takdir, sürecin ikinci aşamasında acıyan, merhamet eden, lütfeden, vaat eden, dünyadaki yaşamın karşılığını ahiret yaşamıyla değişen bir adalet içinde olmasıyla El, ikinci bir adalet türüyle kendisini ortama ihale etmiştir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...