Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Daha önce, ön ittifakın son dönemi içinde kendisinden bahsedilmiş; kendisi tartışılmış olan El; kolektif olana karşıdır. Kolektif olmayanı söyleyen bir tanımdır. El bu anılma ile belleklerde yer alan kelimedir. Giderek El kavramı içindeki kolektif olmayan durum açıklanacaktı. Böylece El daha belli konturlarına kavuşacaktır.

Yani siz El sözünü söylediğiniz de karşınızdaki ön ittifak aiti bir kişi El’in tartışıldığı bu ön ittifakı dönem sonunda ve köleci dönemin başlanışı içinde olan (Nuh grubu gibi ön ittifak aiti) kişiler; hem ön ittifaklı olan belleklerin; hem de köleci eğilimli olur düşünceci anlağın içinde olmakla El sözcüğünün belirttiği bu iki durumlu olan anlamı çok iyi bilinmektedirler. Oysa Yehve ne ön ittifakın içinde bilinir. Ne oligarşin yapı ortaya çıkana kadar da monarşi olan, El tipi kölecilik içinde hiç bilinmezdi. Ancak milletleşen oligarşin yapılarla anlaşılır bilinir olandır Yehwe.

El hak sözcüğü kolektif olana karşı böylesi bir belirlenimdir. Eğer el hak sözcüğü diri olanı hep var olanı ifade ediyorsa bu belirleme daha sonra olan bir belirlemedir. Bu söz kolektif olandan önceyi ifade ediyor gibiyse de uydurmadır. Kolektif süreçlerin ve kolektiften önceki süreçlerin diri olan, hay olan hep var olan gibi bir tartışma ve anlayışları toktu. Çünkü özel sahiplikleri yoktu. Özel sahiplikleri olmayınca, özel sahiplikleri olacak “rızkı” onlara verecek olan da yoktu. Mana düşüncesi vardı. O da diri olan rızk olan, sahipliği olan mana anlayışı değildi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yeni oligarşin süreçle oluşturulan milleti lafızla olan hafızalar totemi olan etnik hafızaya ya da totem yasalara aykırı oluşlardı. Üstelik te oligarşi sentezli milletin içindeki söylem lafızları da; totemi yasalarla, ilahi yasaların içinde hiç bilinmeyen sözlerdi. Örneğin; “çalmayacaksın, zina etmeyeceksin, yalan söylemeyeceksin, tapmayacaksın vs.” gibi çalmak, tapmak, zina gibi ahlaki kurallar totemi dönemle ilahi dönem içinde bilinmiyordu. Böylesi ifadeyle söylenen totemi ve ilahi yasa, yoktur.

Oligarşin milletler ve oligarşinle taleplerle oluşan dini yasalar bazen ilahi dönemde kullanılan sözcüklerle de hitap etseler lafızlar anlamca birbirine aykırıydı. Örneğin dini terminolojiler de, İlah sözcüğünü söylerler. İlah izole yapıları ittifak haline gelmesi için karar alan totem grubun tüzeli olan üreten grup gücü iradesiydi. Kolektif oluşun uzlaşı senteziydi. Oysa dini terminolojilerde geçen ilah ortaklığa karşı olup ortakları olmayandır. Grup iradesi değildi. Neden göstermeden keyfi olan kişisel irade kullanandır. Kronolojik sıralamaya göre ittifaklar ilah sözünü, daha esamileri bile olmayan dinlerden çok önce kullanmışlardır. İlah sözcüğünün patenti dinlerden önce ittifaklardaydı.

Kişisi sahipliğin kuralları, El’in kendisinden önce yerleşik bir gelenek halinde bilinen bir şey değildi. Oligarşi içinde süreçlerin yaşanmasıyla “dini gelenekler kutsamalı” kurallar inşa edilecekti. Bu kurallar On Emirde de belirttiği gibi “Çalmayacaksın, Zina etmeyeceksin. Yalan söylemeyeceksin. El İlahınızın yanında başka ilahların adını ağzına almayacaksın…” diyen yaşanmışlara göre söylemler olacaktı. Çağlar boyu günümüze kadar da devam edecek olan oligarşin milletler, El süreçleri içinde ahlak anlayışı olan bu kuralları biçimleyecektiler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

“Rabbinin adını boş boşuna söylemeyeceksin” diyordu. Bu söylemle Rabbinin adı dediği, zaten herkesin “kişi El ilahı” olan dönemin El’leriydi. Süreç on iki boyu millet yapmanın ülküsü olan süreçti. 12 sıbt (boy) demek her biri 12 tane bay erki demekti. Köleci yapı çekirdeği olan, 12 tane ayrı ayrı El demekti. Her bir El kendi şanslı kişisine malı, mülkü vermişti. Bu El sadece o kişinin El’iydi. O kişiye servet vermişti.

Ama servet verilmeyenlere de vaadi de vardı. İşte bu “vaade dayanakla” mülksüz kişiler (İbrahim ya da Nemrut’un veya Firavunun vs. El’ine biat ederek; inanıp iman (sözleşme-ahit) ederek; El öperek itaatle İbrahim ve Nemrut’a verilen “dünyalıktan” dünyalık bekler oldular. Dünyalık diye kavramlar bile değişip kişileri gerçek olan nesnel ilişkilerden ve nesnel anlamalardan koparır olmuştu. Bu verilen mal mülk gibi malın mülkün kendisine verilmesini isteyip umanlardan da köle inanırlarını oluşturmuştu.

Firavun, Nemrut, İbrahim, Lazzar vs. niye İbrahim, Nemrut ve Samiri’dirler? Çünkü her biri başka bir El himayesi olan bay erki, monarktır. Her biri farklı bir ittifakı yapının içinde boy veren ya da ittifakı yapı içinde İnanırlarıyla sürgün yiyen; aynı düzlem içindeki farklı farklı anlayışlı mal sahipliğinin anlayışıdırlar. Kendi kotarmalı El’i olan mana algı gücünün, ona rızk-nasip verdiği kişilerdirler. Ayrı ittifak kültürlü oluşmanın mal sahiplikleri içinde olamamakla; Sana veren El, bana da verdi diyemiyordular.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Burada bir şeyi daha vurgulayıp konuyu kendi sınırları içine çekeceğim. On emir şimdinin söylemi içinde “Allah’ın adını boş yere anmayacaksın. Allahtan başka ilahın olmayacak” şekliyle ifade edilmektedir. Bu ifade şekli şimdiki anlamıyla Yüce Tanrı’nın tanınmışlığı olan söylemdir. MÖ. 1200’lerde henüz Yüce Tanrı telaffuzu yoktur.

El; Tanrı ya da vacibil vücut, ya da vücudu bari gibi canlı oluş, diri oluş, hay oluş düşüncesiyle ortaya konmadı. Var olan kolektif sahipliği kişisi sahiplik kılma adına sahiplenmeyi; kolektif olandan kişisel olana ‘geçişi ritüel’ eden geçiş ritüeli, bir anlayıştı. Allah yerine geçen bir söylem olukla ortaya konmadı.

Yehwe oligarşisiyle El oi (Elohim olup ruh -o dur anlamına) olan bu söylem tek Tanrı’lı denen dinlerde zamanla eski söylemlerden El le-Al la-El il la-El il lah-Al al lah-Li il lah gibi bir yığın tekrar heceli yansıma isimle çok sonraları bu yeni anlamlarına kavuşacaktı. Yani Allah söylemine dönüşmüştür.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ön ittifakı yapan gruplarla, grupların kendi kişileri şunu iyi öğrenmişlerdi. İttifakı yapan güç, totem mesleği olan üretim hareketi içindeki kolektif gayret ve çabalarının takasıydı. Gayretin, çabanın veya şimdiki emek gücü dediğimiz sürecin önemi, grup ve kişi ve ittifak hafızalarını kazınmıştı.

Bu şimdiki toplumun ve devletin devamlılığıdır. Kişi unutsa devlet ya da toplum unutmaz. Toplum, toplumsal hafızayla çalışır. Bu toplumsal hafıza kişisel değil, kolektif hafızadır. Kişiye bağlı değildir. Kişi ölse bile kişinin kendisinden ve bilincinden bağımsız oluşla kişinin dışındaki özne nesle koşullardan ötürü toplum hiç bir şey olmazla yoluna devam eder.

Totem mesleği olan gayret, çaba, gruplar arasında takas oluyordu. Ki bu taraftaki grubun gayret ve çabası karşı totem grup eliyle kundura, kumaş oluyordu. Bir grubun "totem meslekli emek gücü" karşı grubun farklı kullanım değeri olan totem mesleğine karşılıktı". Kimi kişiler; bu çaba ve gayret olan çalışmanın iyice farkına varmışlardı. Totem mesleği olan bu kolektif işi iyice düşünme etmişlerdi. Üzerinde kafa yorup, fikir jimnastiğini yapmışlardı. Çalışma ve çalışmaları kutsaldı. Bu tarz anlamayla kutsal oluş her şeyi açıklıyordu aslında.

Devamını Oku
Bayram Kaya

İlah grubuna diyordu kendin (grubun) için çalıştığın kadar daha olmakla gayretinin iki katını çalışacaksın diyordu. İki kat çalışmanın bir katı kendi grubu içinde tüketilirken, diğer ikinci kat çalışmaları karşı grubun harcayıp tüketmesi için çalışılıyordu. Bu sürecin basitten karmaşığa doğru gidişiyle böyledir. İşte başkası için çalışılan bu kısım, emek gücüydü. Yine ikinci kat çalışma grubun veya kişinin ürettiği kundurasına karşılık; olmakla kendisine mısır olarak dönüyordu.

Karşı grubun harcayıp tükettiği "kullanım değerleri", bu taraf gruba ait ürün nesnesinin karşılığı da kendisine mısır olukla dönüyordu. Demek ki bir grubun iki kat çalıştığı emek ürünü içinde, ikinci katı oluşan emek gücü, kendisine bir başka kullanım değeri olmakla; başka bir ihtiyacının karşılanmasına denk geliyordu.

Karşılığı üretilmeden üretilen ürünler, kullanım değeri olmakla, potansiyel değiştirme değeri olmakla; ittifakla karşılığı üretilemediği için potansiyel durumlar gerçekleşemez. Bu nedenle totem grubun artı ürünü birikmekle kullanım ve değiştirme değerli potansiyelli duruma sahip olsa da, birikenlerin ne kullanım değerleri; ne değiştirme değerleri belirimle olsalar da yansıyamazlardı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Üretilen patates; kendinizin dışına da (totem grubunuzun dışına da, sektörünüzün dışına da) üretilmekle; değişilen ve karşı tarafa da değişilme karşılığı farklı kullanım değeri ürettiren güvenceli ve zorunlu; tarihi bir giriştiren bağ enerjisidir. Yani emek gücü ile ürettiğiniz patates; toplumsal bağ enerjisi nedenle kumaştır. Emek gücünüzün karşılığı farklı kullanım değeri olmakla uçağa binme, telefon alma, kitap okuma vs. olukla da tarihseldir. Geçmişi, bek raundu, geri bağlanımı ve sizin dışınızda, sizden ayrı bağımsız zorunlulukları vardır, tarihsel oluşumun.

Yani sizin “emek gücünüz”, “miras üzerinde yeniden ve yeniden katılımınızla sürekli” uçağı ürettirme olmakla; “katılan canlı emeğiniz kadarla uçaktı”. Uçağın “sizden önce olma geçmişinin, tarihselliğiyle de, “geri bağlanımla toplumsal bağ enerjili yükümsen taahhüttü ittifak olmakla da” sizin veya kişisi üretim patenti hakkı değildi. Siz ancak canlı emeğin “canlı olan toplumsa bağ enerjili” kısma sahiptiniz.

Eğer patates üretenin tarihselliği ve tarihsel emek gücü olmasa, yani grubun tükettiğinden daha fazlası olan patatesin beslenin bir kullanım değeri olukla, değiştirme değerini var eden tarihsellik olmasa; uçak üretilemeyecekti. Çünkü “uçak üretenler, uçak üretimine harcanacak zaman içinde”, kendi yaşamlarını sürdürmek için kendilerine patates üreteceklerdi. Bu demekti ki aynı şekilde de uçağı üreten emek gücü de, karşı tarafa zorunlu yansımayla "emek gücü olan patatesti".

Devamını Oku
Bayram Kaya

El ilahın sömürüye dönük yanı, ilahın galat-ı meşhuruydu. El sahipliğinin meşruiyet içinde olmaması demek özel sahiplikler edinmesi nedeniyle değildir. Üretim hareketi içinde neyin özel sahipliğe açık neyin özel sahipliğe kapalı olmasında açık, net olmamakla; özel sahiplik konusunda yasa tanımazla sınır tanımamakla; ahlak, ilke, kural bilmeyip kâr için her şeyi yapılabilir kılması; meşruiyetle olamamasıydı.

Kolektife ait kolektif gücün, kolektif geçmişin, kolektif mirasın da sahibi olmasındandı. Bir kere kolektif sahipliği ele geçiren kişi ya da kişiler; kolektif dolaşımlar üzerinde, çalışan kişinin kendi üretmesiyle sahipliği olması gereken kendi emek güçlerinin de dolaylı sahibiydiler. Dolaylı oluş çevrimi; kolektif olanın üzerindeki toplumsal güç ve toplumsal bağ enerjisinden ileri geliyordu. Bu çevrim yolu uzatmakla zamandan bir parça gecikme ortaya korsa da; çok çok katlanmış bir değer sağlamasını da ortaya koyar.

Kolektif üretim ve kolektif paylaşım içinde kişilerin kendi emek güçlerinden dolayı, kişinin kendi emek gücünün de kendi sahibi olmaları demekti. Ki kişi emek gücünün içinde, kişilerin doymaları gereken emeğinden çok daha fazlası olan emekleri ve bilgi beceri yol yöntem olur kolektif miraslı donmuş emekler vardır. Kolektif miras o anki kuşakla gelecek kuşakları içerir bir zenginlik kaynağı olmakla zaten yine kolektiftir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Şöyle söyleyelim. Bir kişinin kendi çalışması ile insanlığın geldiği bu günler düzeyine gelmesi olası mıdır? Ve bugünün kolektif sahipliklerini de bir kişi ortaya koyabilir mi? Ki bugünkü yedi milyarlık emek sarfıyla ancak kolektifin ortaya koyduğu bu kolektif sahiplikleri; bir ya da dünya çapında irili ufaklı bir kaç yüz bin kişinin sahiplikleri olabilesindiler!

Kolektif mirasla olan zenginliklerin; mülk sahipliği hakkıyla efendilerin eline verilmeleri bu nedenlerle meşru değildir. El sahipliği; özel sahipli yapı içine geçiş ritüelleri içindeki seanslarla bu geçişlerin kod çözücülüğü olacakken; ön ittifaklı kolektif vekâleti eline geçirmekle, yanıltma olmuştur. Oyun olmuştur. İllüzyondur. Bilgisizliğin sömürülmesidir. Kişiyi kendisine, kişiyi toplumuna, kişiyi bilincine ve kişiyi emek gücüne yabancılaştırmadır.

Mülk sahipliği ajitasyonu (kışkırtıcılığı) sizin de mülk sahibi olacağınızı çağrışırsa da, çağrışması doğru gerçekleşecek olması doğru değildir. Herkesin mülk sahibi olacağı mantığı, kolektif yapıya dönmek olur. Zaten siz herkesin tüketim hakkı olan sahiplik içinde çıkmakla; herkesin değil de kendilerine rızk verilenlerin her tür nimet sahipliğiyle tüketim hakkı olduğunu kabul eden yeni bir yapı içine geliyor olmaktasınız. Bu size de çıkar olma görüntülü yanıltmadır. Doğrudur. Bir kişiye çıkacaktır. Ama o bir kişiye çıkması için birçok kişi de kaybedecektir. Oysa kolektif sahiplik kaybettirme üzerine değildi. Herkesin emek gücüyle mevcut olan her şeyle yararlanması ve çalışma koyması üzerindedir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ön ittifak içindeki süreçlerin değişen, dönüşen, gelişen zamanının her aşaması içinde yeni olan birçok onca süreç yansımaları ortaya çıkıyordu. Belli belirsiz olan bu sis bulutu gerisinde bir siluet belirmeye başlamıştı. Bu siluet yeni durumun mana anlayışıydı.

Bu siluetti yansımayı veren süreçlerden birisi ittifakın mal mülk sahipliği yansımasından kişi sahipliği yansımasına geçişse; yani tüme ait olabilmenin yanında kişi sahipliğinin olabileceğini düşündürtmek ise; bir diğeri de kült merkezi depolarında biriken kamu mallarının; ortaya koyduğu bu muktedirliklerin de kişi öznelerine, kişi muktedirlikti (kişi yapabilirlikti) sahiplik, oluşu ile yansımasıydı.

İttifakın mal sahipliği ile ittifakın üreten ilişki sahipliği nedenle, ittifakın artık ürün depoladığı zenginlik birikimleri vardı. Bu birikimler ittifakın potansiyel bir güç kazanmasıydı. İttifakın bu süreçle kazandığı durum; hükmedici muktedirlik ya da yapabilirlikti. Kişiler bu yapabilirlik içinde olmalarını kendi kişisi düzlemlerine doğru çözümler olmakla, yapabilirlikleri kendisine maal etme düşüncesinin hayallerini kurdular. Ortak grup bencilliğini kendisine maal etme işi, som kişi bencilliğinden başka bir şey değildi.

Devamını Oku