Kişi üzerinde parçalı olup giden organize eylemeler kişi üzerinde boşluk bırakır. Bırakılın boşluğun kendisini çağıran (öz yineleyici) oyuk gerilmesi nedeniyle kişiler de; kendisinden gidenleri, farklı kullanım ve tüketim sağlamaları olarak geri çağırır.
Kişi üzerinde ayrışıp giden yöneylem potansiyellerinin oyukları sünen durumun geri çekim gücü haline gelirler. Yani ayrışan parçaları geri çağıran kolektif alan kuvveti ile kişi üzerinde ayrılan parça yüklerin bıraktığı oyuk hareketi; ayrışmaları farklı sağlama olarak geri çağırır.
Böylece parçalar, ayrışarak kopan bağ enerjisi ile üzerlerine yüklenen alan kuvveti nedenle bir gerilme, bir çekimli duruma dönüşmeye tabii olup; böylece potansiyel kazanırlar.
7
Kısaca tekrar söylersek; doygun yani nötr bileşenli temel durum içinde olan bir kişi, acıkmanın yöneylem hareketine başlıyordu. Acıkma yöneylemi iki türlü davranacaktı.
Acıkan eğiliminiz sizi dışa doğru yönlendirir. Neden? Çünkü bedenler dıştan ayrışan bir yalıtımdı. Yalıtım dışa göre eksikliydi. Yalıtım eksiği olanı dışın basıncı içinde tamamlayacak bir etki tepkiyi güden seçme ayıklamaydı.
Böylesi uyarılmış ve karşılık davranışların belirleneni olmuş yalıtıma organizma dışta sağlama yapacak eylemlerin içinde olur. Uyarılmış eylem içindeyken acıkma olan eylem alanı oluştuğu yerde kalır. Ve doldurulması gereken bir oyuk alanlı zaman eylemi olarak davranır.
Yaratma süreçlerinin çoğu erken dönem içindedir. İlki groteski algıları kolektif algı mantığına dönüşüp kolektif süreci başlatan anlatımlardı. Yaratma anlatımları kolektif dilin bileşen, ayrışan, yeniden bileşeninin ifade dilidir. İlk yaratma dönemi ilk kolektif oluşumun bağlanım süreçlerini anlatmanın, diliydi.
Kolektif alan, hayatın dışındaki kimi doğa yasalarıyla hayatı içine almıştı. Kolektif alan içindeki hayat bilinen görülen hayattan çok farklıydı. Kolektif alan hayatı geliştirici olan çok farklı bir kulvardı. İşte inşa içine gelen inşacılar hayatın bu devrimini kökten anlamasalar da bu devrimsel fark edişi ancak “yaratma” söylemiyle ifade edilebilirdi.
Yaratmayı anlatan ilk öykü sürü dönemde kopuşun, küçük gruplardan kopuşun ve bitişik anlı kişisi zamanlardan kopuşun eğilimlerini kolektif zaman içinde birleşen ve bileşimi kolektif kuvvet nedenle; tekrardan ayrışan; bu ayrışmayı kolektif alan çevrimi üzerinde yeniden birleşen her bir aşamaları isimlendirmeydi. Yaratma, kolektif sağlayışlar içinde kolektif üretimin anlam ve anlatım diliydi.
İttifaklar kendi içinde totem kültürler düzleminde ayrıştırılacaktı. ve bu ayrışma isimlendirilecekti. Kültürel yaradılışlı ayrışmalar içinde sofra düzeninde ayrışma vardı. Giyecek düzeninde ayrışma vardı. Renk düzeninde ayrışma vardı. Amulet düzeninde ayrışma vs. olacaktı.
Diğer bir yaratılış ta ittifak içinde geno tip ve feno tip olarak ilahların melezine insan adı verilmesiydi. Ve insanlar ilahlardan ayrıştı. Böylece tarihte ilk kes insan yaratılmıştı. Bileşim içinde ayrışan kültürler de "uygarlık" söylemli adı altında verilen isimle tekrar bileşim çevrimine girilecekti.
İlahlar, gruplar ittifak içine zaten yalıtıma totem kültürün ayrışması ile geliyorlardı. Fakat bu ayrışmanın öncesi kıt kaynaklardan yararlanışı yasası olan grup haline getiren çabaydı. İmleci düşmanlık düzeyinde ve doğa sağlama yapacak kolektif bütünleş işe uygun bir bilinci yalıtma sureti ile ayrışan yaratılıştı. Ve çok farklı nedenle ilk inşa kalıbıydı.
Dördüncü yaratılış önce El 'e yeni isim vermenin ve El ‘in arkasında duracak bir El ahit anlaşması içinde ayrışmayla başladı. Bu yaratılış tutumu köleci hâkimiyeti. El Hakemi pekişir olacak El sahipliğini belirtir olacak köleci ulamlardan üç beşi şöyleydi.
El, lütfedendi. El kaderleri belirleyendi. El rızası olan, rızası alınandı. El hakkı içindi. El mükâfat verendi. El vaat edendi, sabretme ve tevekkül etmeyi, teslim olmayı ahde vefayı söyleyip, sözleşendi. Azabı olandı. Çünkü bu kadar mülk ancak kahreden azapla elde tutulabilirdi.
Bu yaratılışa göre artık siz yürümüyorsunuz El yürütüyordu. Siz nefes almıyordunuz. Canınız elinde olan El nefes aldırıyordu. Siz üretmiyor, siz çalışmıyordunuz! El dilediği için çalışıyordunuz. El dilediği için ürün size bol bol ya da kıt olarak veriyordu. Enflasyonu El istiyordu. Maden ocaklarında El istediği için ölüyordunuz!
Dördüncü tarz yaratılışa göre köle boğaz tokluğuna çalışıp, efendisi için üreten ve emeği de efendisi tarafından meşruiyetle sömürülen kişiydi. Oysa mülk sahibi huzurlu, huzur hakkı olan kimselerdi. Huzuru amadeydi. Köle gibi huzursuzluk beylere, bey efendilere yakışmazdı!
Üreticiler başka tarz mülk sahibi olmayı meşru kılan tacirlerin ve ihracatçıların “ticaretin on da dokuzu kazançtır” deme meşruiyeti içinde kandırılıp sömürülürler. Yani aldatmanın onda dokuzu hileli kazançtı. Köleler, üreticiler efendi karşısında hiç bir hakkı olmayan ve efendi kapısında aradıkları rızıkları üzerinde aldatılan kişi modeliydiler.
Artık bakış açınız ve değer yargılarınız kolektif üreten, üretim ortakları girişmeli değildi. İtibar ve değer yargılarınız mülke ve mülk sahipliğine göre bir mülk ve mülk sahibi kutsamasıydı.
Kullukta eşitleşme düşüncesinde neler neler doğacaktı. Köle bu eşitleşme gayreti içinde, köleci alan içinde kalmak şartıyla efendisine "rızkımı veren Huda’dır (El 'dir) kula minnet eylemem" diyen bir sesle meşru bir direniş başlatıyordur.
Kolektif sistemlerde meşruiyet kolektif bilişimle, kolektif kapasiteyle, kolektif emekten ileri gelen bir kolektif onaylı kolektif doğrulamaydı. Kolektif meşruiyet böylesi bir inşaca somutluklarıyla yanlışlığı tartışılmayan bir başlangıca hüküm olmakla sözün bittiği yerdir.
Efendi de El 'in kulu olursa, azaltılmış gerçeklik içinde rızkı efendiler vermiş olmuyordu. İşte efendinin rızkı vermediği bu sanal noktada köle efendisine başkaldırabilirdi. Burası bir meşruiyetti. Burası kölenin kendisine direnç ve meşruiyet kıldığı noktaydı.
Bu tür eşitleşme sembolizm köleci başlayışla yürünen yol içinde oluşan köleci bir kolektif (ortak) akıldılar. Geçmiş miraslı kolektif depolu anı içinde beliren firarilerdi.
Kölenin efendiye karşı direncini oluşmaya başladığı süreçler içinde, Efendiler; muunun günü gibi ritüeller içinde, onuru kırılmış kölelerin onurunu taltif ediyordular. Bu durum köle kişilerin psikolojisine de iyi geliyordu.
Köleci sistem içindeki "tarihsel kulluk bilinci" hem bir köle ile efendinin "eşitleşme" hayaliydi. Hem de köleci aczi yetin köleci sisteme "biat" kültürüydü. Duruma nereden bakarsanız durum orasında yansıma verir.
Konuyu altı yedi bölüm aşağıda bitirirken şunu da vurgulayayım. Her bir “yaratılış hikâyeciliği”, anlatıcıların hikâye öncesindeki yaşantısına göre “artırılmış bir gerçekliği” ifade ederler.
Kişi yaşamını temel aldığımızda, kolektif yaşam artırılmış bir hikâye gerçekçiliğini anlatmanın konusu olacaktı. İlk kolektif yaşam tipleri doğada ortak sağlama yaptıkları bir “totem alanlardı”.
Ortaya çıkan kolektif kuvvet nedenle bu durumda kutsanan kolektif ilişkiler, ilkin “totem kutsaması” olarak öne çıkar. Totem kutsaması kişi yaşamına göre kolektif kuvvetin doğada yaptığı grup sağlamalarını temel alan bir kutsamadır.
Kısacası bir özne kendi dünyası içindeki uyarıları ve uyartış tekrarlarını aklın da canlandırır. Öznenin kendi iç dünyası içinde yaptığı hayalde canlandırma işi karşılığını bu kes de dış dünyadan yaptığı deneysel hayallerle tamamlıyordu. İçteki canlandırma yine içteydi ama dıştaki eylemlerin hayaliyle “birleştirip tamamlıyordu”.
İşte kişi özelindeki bu tarz hayal kurmalar, tıpkı kişinin istekle yaptığı yöneylemleri gibi dıştan özneyi harekete geçirecek bir çekim ya da itme kuvveti olmakla “kişiye eklenen bir stres yük hareketi etkisiydi”.
Bu etki kişiyi kolektif alana doğru sürükleyecek olan kolektif bileşimin unsurlarından biriydi. Bu hayal unsurları önce bilinçsizce rast gele ve tekrarlı rastlantısal eylemli girişmelerin üzerine binecekti. Sonra da bu hayal unsurları dıştaki tekrarlı eylemlerin üzerine bilinçli bir şekilde modüle edilecektiler. Böylece kolektif alanlı, ortak kuvvet doğacaktı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...