Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Mülksüzlerin birikmişi yoktu. Mirası da yoktu. Ama siz üretmesi ile kolektif olan bir yapı içindeydiniz. Üreten ilişki ortaya konana dek eş anlı denkleşen eylemlerle olmak. Birbirine göre olmak. Birlikte, ortaklaşa ve haberli organize davranmak. Paydaş olmak. Kolektife göre olmak gibi tutumlarda kolektifi oluşuşun yasaları geçerliydi. Kolektif yasaların geçerli olduğu alanda da hala, zorunlu olarak kolektif sorumluluk ve kolektif mirasın etkisi ister istemez üzerinize yansıyordu.

Koşullu öğrenmede koşul ortada kalksa bile etkisi bir zaman sürer. Hatta kişilerde süren bu sanal etkiye sığınma bu etkiye teslim olma (rücu) eğilimi de vardır. Bu sanal ve koşullu öğrenme duyumu nedenle sizler üzerinizde etkisi süren bir ruh ve psikoloji içinde güdümlüydünüz.

Efendi oluş ta beliren bu güçlü ve kolektif eğilimi ortaya koyan kolektif güce sahip olmanın muktedirliğiydi. Efendi kurnazlığı içinde istismar edilen durumlar şunlardı. Köleler de efendi gibi mala mülke sahip olma imrenesi oluştu. Bu imrenme, bu eksiklik, efendi gözünde tuzaktı. Efendi bu tuzakla vaat etti. Vaat sözler kölelerde vaat edene rücu eğilimine dönüştü.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Neden? Çünkü kolektifi güden düşünceler başkaydı. Aile kavramını güden düşünceler başkaydı. Aile kolektif üretim şekli değildi. Aile kolektif güç te değildi. Kolektif bir güç olmayandan, kolektif gücün kapasitesini beklemek mi? İşte bu kurulan ve hile olan tuzaktı. Muhtaçlık kontrollü olan illüzyondu.

Köleci sistem içinde aile evlatlara güvenceydi! Ama ebeveynlerde de kolektif yapı içinde farkına varıp; bilincini edindiği kolektif akıl vardı. Bu akıl, şimdiki ebeveynlerin yaşlılığına dair konulardı. Kolektif sorumluluk şimdiki ebeveynlerin başına gelebileceklere karşı geleceğe duyulan sorumluluktu.

Şimdiki ebeveynler kendi başlarına gelebileceklere karşı sigorta olan kolektif sorumluluğun velayetini köleci sistem içinde kendi çocuklarında arayacaktılar! Çelişki de buradaydı. Kolektif olanı, kolektif olmayanla, aramaktaydı!

Devamını Oku
Bayram Kaya

Tüm bu anormaller köleci sistemin ihyası için kaçınılmaz olan arazdılar. Ve bu arazlar bu tür yol akışı için üssü durum içinde olan belirmelerdi. Aslında yanlış olan arızalar değildi. İnşa kolektif amaçlı özne nesnellikti. Sürecin öznel belirleyeni kolektif özgecilikti. Ve kolektif özne, inşanın kurucu öznesiydi.

Kısacası sağlatan ve üreten kolektif yapı öznesi, kişi değildi. İnşanın amacı kişisi değildi. Süreci kolektif oluşla belirleyen özgecilik ve üretimin yasası kişisi değildi. Yani süreç kişi bileşimli, kişi katılımlıydı ama bileşimi ortaya koyan eylem özne kolektif özneli kolektif amaçlı kolektif özgecilikti.

Kolektif süreç kişilerle, kişi çekendi kuvvetlerle başlayacaktı. Kişi çekendi kuvvetler içte kritik değer belirlenmeli yönelimlerle, dışta grup eğilimiydi. Kişilerle başlayan yönelim süreçler biz istesek te istemesek te kolektif oluşuma ulaşacaktı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Çevrim kendisini tekrarlayan, kendisini kopyalayan süreçlerdi. Kolektif süreç özne nesnel süreçlerden oluşur. Kolektif sürecin beyni, kontrol merkezi ve eylemcisi; kolektif öznedir. Kolektif özne veya eylemli bilinç, kolektif sürece yön verendi.

Kolektif özneyi kolektf katılımlı kişilerin özgecil davranışları belirliyordu. Kişilerin katılımını ve kişisi özneyi de, kişilerin kritik değerli belirlenimlerine göre olan kişisi yönelimleri, belirliyordu. Bu yönelimler sonunda kişi; kritik değerlerine cevap olacak ya da kritik değerlere göre faydalanmalar olacak kişisi sağlamalar, elde ediliyordu.

Şu halde kişisi yönelimler de, kişilerin dıştan katkılı eylem birliği içinde olmalarıyla kolektif kuvveti doğuruyordu. Kolektif kuvvet kendine özgü çarpanla olan çok türlü yansıma davranışlarla; kolektif birim zamanı ortaya koyuyordu. Kişiler de bu kolektif birim zamanlı alan içinde; kişisi zamana göre değil;  kolektif zamana göre eylemli oluyordular.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kolektif sistem içinde kişi egemenliği gözeten insan özneli seçiciliğe sapılmış olması yanlıştı. Kişi egemence olan süreçlerin kendi sömürü çevrimlerini yapabilmeleri için bile en az durumla genel yararın gerçekleşmesini gerektiren yasası vardı. Hileci El bu zorunlu duruma merhamet etme acıma, lütfetme vs. diyordu. Genel yararın oluşturucusu ve devam ettiricisi çalışanlardı. Daha çok maldan mülkten yoksun olanlardı.

Yani bitmez tükenmez sömürü kaynağı olan insanın emek gücü sürecin finansörüydü. Finansörleri de siteme muhtaç edecektiniz. Bunu nasıl yapardınız? En az durumla ihtiyaçlarını karşılatıp, yardım ve sadaka beklentisi içinde muhtaçlıkları ve muhtaçlığa olan bağımlılıkları kontrol ederek yapacaktınız.

Şu da var ki kolektif sistem kişinin başına gelebilecek olan durumlara ve kişinin yaşlılığına sürekli bir güvence ve garantiydi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kutsal olan yer değildi. İttifaktı. İttifakın özneleri dağılıyordu. Ama ittifak yapılan yer aynı kalıyordu. Aynı kalan yer ittifakın anı izlerini taşıyordu. Bu anı izleri korunuyordu. Anı izlerine ilişkin canlandırma ritüel dramatizasyonları yapılıyordu. Yani böylece ittifakın yapıldığı yer kutsanmış olmakla kutsaldı.

Örneğin, bu yerlerden biri Şuruppak’sa diğeri de Nippur’du. Her iki şehri; ittifaka katılanların kutsal saydıkları bir yer olmakla Şuruppak ve Nippur birliğin merkeziydi. Nippur ittifak yapılan yer olmakla tapınak alandı. Bu merkeze (Kâbe’ye kıbleye) 7 ayrı kapıdan giriliyordu. 7 ayrı kapı, haliyle yedi ayrı yönü gösteriyordu.

7 ayrı yön bize Nippur ittifakının 7 ayrı totem mesleği olan 7 gruba ait ittifakın bileşme verdiğini gösteriyordu. Yedi ayrı yönde gelen ilahi grupların her biri “girdikleri kapı ile eşletilerek” kişilerin hangi ilahi gruptan olduğu böyle anlaşılıyordu. Bir başkasına ait ilahi kapıdan girmek tabuydu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Rızk tarzı söylemler, ortak üreten ve ortak paydayı veren kolektif tutumları unutturdu. Kolektif kavramların işleyişine iyice ket vurmuştu. Rızk kavram kişiler bilincindeki kolektif paylaşımlarla yer değişmişti. Rızk söylemi kolektif üretimle ve kolektif paydayla eşleşmişti.

Kolektif üretme söylemini ve kolektif paylaşma söylemini ortada çektiğinizde; rızk söylemi doğrudan kolektif etkiyle eşleşmişti. Kolektif etki de rızk veren El kavramına atfedilmişti. Çok geçmeden de kolektif oluşu hatırlayan bile olmayacaktı.

Rızk kavramı kolektif eylemli bir kavram değildi. Yani rızk kavramı üssü durumla olan açılımlar veremezdi. Eh böylesi bir unutma karşısında El, rızk söylemiyle yer değişen kolektif etkinin üssü olan her bir açılımları, her bir hikâye ile ahitlerine yedire yedire, sindirte sindirte anlatıyordu. Artık sürece kolektif bilişim değil El söylemli gölgeler dünyası hâkimdi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu şu demekti. El mana anlayışı bir kuramcı tarafında ortaya konduğunda; eğer kuramcısı aynı zamanda El mantığının eylemcisiyse kolektif süreç o kişiyle birlikte monarşin uygulama içine sokulmuş olabilirdi.

Kuramcı, El mana anlayışının eylemcisi değilse süreç bir başka kişinin eylemciliği ile devam edip monarşin süreç içine sokulmakla kesikli sürekli edilebilecektir.

Bunlar tarihin tanımadığı deneyimleyemeyeceği süreçler değildi. Tarih bir yerde birini El mantıklı bir sürecin kuramcısı kılmakla işe başlatırken diğer bir yerde de tarih birini El mana anlayışının hem kuramcısı olukla; hem kuramcısını o sürecin eylemcisi kılmakla bir süreç başlatmış olması, tarihin sıradan seyreden bir serüveniydi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Rızk kavramı kolektif paylaşmanın anlamı içine, paylaştıran bir güç olmakla eşleşecekti. Kolektif paylaşmayı oluşan, zihinsel kodun boşluk alan devinmesi içinde paylaştıran bir güç yerleşmişti.

Bu aşamada rızk söylemi hem kolektif paylaşım, hem kolektif güç yerine eşleşmeydi. Paylaştıran bir güç söylemli, rızk belirsizliği; kolektif paydaşlığı ve kolektif gücü ortaya koymuş oluyordu!

Zihninizde ve somutta metre kavramı yoksa metreyi düşünemezsiniz. Metreyi anlayıcı kıyaslama ve tahminlerde bulunamazsınız. Çok çok zihninizde olan en yakın anlamı çağrışan bir kavramı akla getirip metreyi zihninizde olan bu kavramla eşletmeye, anlamaya çalışırsınız.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yeni kuşaklarda tam bir geçmiş algısı yoktu. Her şeyi dünden bu günü bugünkü gibi sanıyorlardı. Yani bir zamanlar ekme dikmenin olup olmadığını dahi düşünmüyorlardı. Aktarılanlar, yeni kuşağın bilip te yaşadıkları hayat değildi. Duydukları masalsı geliyordu. Hayal güçlerini harekete geçiriyordu.

Şu anda yaptıkları ekme dikme işini, ataları nasıl bilemezlerdi? Hâlbuki kendilerinin bile yaptığı ekme dikme işi, ne kadar da kolaydı! Bir zamanlar atalarının şimdiki gibi yapılan ekme dikme işini bilmiyor olmaları, yeni kuşağa komik geliyordu! Yoksa atalarını boşuna mı gözlerinde büyütmüşlerdi?

Aracılı ve aktarım sal öğrenme de kişinin bilinçaltına katkı oluşturmakla dejavuya neden oluyordu. Yeni kuşak ekme biçmenin nasıl ortaya konduğunu değil, aksine nasıl ekilip biçildiğini uygulamakla biliyordu.

Devamını Oku