El mana anlayışı ilahi dönem içinde ilk mana telaffuzunu söyleşmeye başladığında, türlü çelişkiler yaşasa da anlam olan El’in zihin görüntülü kendisi İlahın dili, ilahın sesi, ilahın gözü ve ilahın iradesi gibi gölge andırışlar veriyordu. El söylemi İlahla kavranıyordu.
İlahla kavrandıktan sonra El'in ilahtan farklı olması ancak fark edilir oldu. Çünkü ilah irade kullanmayla totemden ayrılıyordu. Ama ikisi de kolektif sağlatım ve kolektif paylaşım yapmasıyla adeta İlah, irade kullanan totem gibiydi. Bu tam anlamıyla zıtların farkı değildi.
İlah toteme göre sanki aynı karakterin özellik kazanmış bir hali gibi de yansıyordu. Oysa El kolektif sahiplik ve kolektif paylaşımın zıddı olan ilk deneyimdi. Bu neden ile totemden ilaha geçişte zihinlerde kişi sahipli paylaşımlara ait öznel bir mantalite (deneyim) oluşmamıştı. İlk anda totem ilah geçişmesi gibi masum bir geçişme söylemi gibi anlaşıldı.
Köleci sözleşme; köleci ahit, köleci vefa, köleci iman, köleci ikrar, köleci ittifak, köleci deklarasyon, köleci manifesto, köleci bildiri, köleci konsensüs, köleci biat gibi anlamları içerir. Kulluk sözleşmesi özde soyo-toplumsa sözleşme olmakla birlikte; sosyal sözleşme vurgusu çok öne çıkmış olması ile toplumsal sözleşmesi adeta yok edilmiş bir sözleşmedir.
Ön ittifaklıların, ilk aldıkları zorunlu kararlardan biri kendi soylarının; halifeleri olan melez insanlar üzerinde sürmesini istemenin kararıydı. Sürecek olan etnik ata soy değil, insan olma kazanımıyla ortaya konan ve bunun üzerine ortaya konacak olanlarla sürecek olandı.
Bu da doğada ve doğa içinde; doğaya karşı üretim ilişkisi gücü olan insanın; insanla özgür olma bağ hareketiydi. Yani insan ittifakı bir kültür ve bir uygarlık hareketiydi. Bu da şu demekti. İttifak yalıtılmış olan totemi ortam içinde kendi ata soylarını sürdüren etnik neslin (halefliğin) yerine; insan olma iradi kararını almıştı. Bu karar keyfi karar değil, üreten ilişkiler bağıntılı zorunlulukla ortaya konan ortak bir iradeydi.
Sanı kanı her zaman her yerde var
Boş olduktan, anlamsız solduktan gayri
İnsanlığımladır üreten ilişkilerim kâr
Tarihi ve tarihselliği bilmezsen serde
Öznel tasavvurdan kinini tutarsın
Kolektif oluş kişi benci düzlemle çarpıtılır. Kolektifi ilik kişi benci düzlemle çarpıtılsa da toplumsal düzlemle, insan oluş düzlemiyle, üreten emeklerin hizmetleri ürettirir olması bağlamıyla bencilliği sosyal ve toplumsal kılmakla; bu çarpıtmaların ve çarpıtmaları abartmanın önüne geçer.
Üretim hareketi kendilik bir hizmet hareketine dönüşür. Her hizmetin tüketen bir üretim karşılığı vardır. Ve her üretime de tüketeceği bir hizmet karşılığı vardır. Ne üretimin kendisi ne ürünün ulaştırma ambalaj, depolama vs. gibi hizmeti; kâr, ticaret, rant kazanma, para değildir.
Kolektif sağlama hareketi; doğada beslenmeyi "sağlatan yardımlaşma ve hizmet hareketiydi". Güvenli alanda kalan çocukların yaşlıların bakımı. Ateş yakma ve ateşi yanar durumda tutma. Güvenli yerleri koruma. Güvenli yer ile ot, kök, toplamaya; av yapmaya gidenler arasında iletime yapma gibi eylemler hep hem avdan, hem besin bulmada payını alan hizmetti.
Arz talep gibi kasıtlı ve absürt konturlar üzerine oturtulan üretim söylemi en az dış dünya ilkesi ile olmaya da aykırıdır. Yalıtımlı ortam içindeki düzenli enerji çevrimi yapan sistemdeki enerjinin korunum ve sakınımına da aykırıdır.
En az dış dünya ilkesiyle olmayıp ta en fazla arzın talebiyle olursanız, bu kes de yalıtımlı sistem içinde fazla su içmekten boğulur. Fazla yemekten tıkanır çatlarsınız. Böylesi bir tutum, düzenli yapıyı düzensizlik olan kaosa sürüklemekle, inşacı temel ilkeye aykırıdır.
Dahası 200 litre mazot ile gidip geleceğiniz yola (günlük ihtiyacı tüketip yarın yeniden başlayacağınız yeni bir çevrime) siz; gereksiz yere 70 000 litrelik mazotla yola gidip gelmiş olun. Bu durum zorunlu en az duruma aykırı olmakla; bolluk var diye 70 000 litrelik arz olanın taşkınından boğulursunuz. Mide fesadı gibi oksijen çarpması gibi enerji fesadı ve enerji çarpmasına dönüşürsünüz.
En az dış dünya ilkesiyle olmayıp ta en fazla arzın talebiyle olursanız, bu kes de yalıtımlı sistem içinde fazla su içmekten boğulur. Fazla yemekten tıkanır çatlarsınız. Böylesi bir tutum, düzenli yapıyı düzensizlik olan kaosa sürüklemekle, inşacı temel ilkeye aykırıdır.
Dahası 200 litre mazot ile gidip geleceğiniz yola (günlük ihtiyacı tüketip yarın yeniden başlayacağınız yeni bir çevrime) siz; gereksiz yere 70 000 litrelik mazotla yola gidip gelmiş olun. Bu durum zorunlu en az duruma aykırı olmakla; bolluk var diye 70 000 litrelik arz olanın taşkınından boğulursunuz. Mide fesadı gibi oksijen çarpması gibi enerji fesadı ve enerji çarpmasına dönüşürsünüz.
Üstelik 70 000 litre mazotun 1000 km yol boyunca taşınmasının enerji masrafı 200 litre mazot harcanması yerine günlük mazot tüketimini 1000 litrenin üzerine çıkaracağından; enerji harcama maliyeti en kaçınacağınız stratejidir. Ve sizin enerji tıkanmanız ve gereksiz enerjiden boğulmanız olacaktır.
Yeme içme, savunma, barınma, güvende olma, iş alanı, sağlık, eğitim ana inşanın başında beri var olan “temel insan” sağlamasıydı. Üretim hareketi de hizmet hareketleriyle şahlanmıştı. Sadece sosyo toplumsa yapılarla ortaya konan ve sosyo toplumların bir özelliği olan hizmet hareketi de temel insan sağlamasını ortaya koyan yanıyla, “temeldi esastı”. Ama ikincildi.
Hizmet temel kişi sağlaması içinde olmakla (çocuk-yaşlı-hasta-aciz bakım hizmeti gibi bunlar) temel ve esas üretim hareketi içinde zorunlu olarak kavranandı. Ancak şarkı söylemek, konser dinlemek, futbol ve hokkabazlık izlemek, seyahat etmek vs. modern bir insanın ihtiyacıysa da ve bu hizmetlerin de mutlaka bir üretim karşılığı varsa da bu hizmetler temel sağlanan hizmetler içinde ve hayatı sürdüren temel ihtiyaçlar içinde kavranmayan hizmetlerdir.
Futbol oynamaz ya da futbol seyretmezseniz ölmezsiniz. Ama yemezseniz ölürsünüz. Siz temel üretim hareketi içinde nitelikli verimli ve kolektif emekle olursunuz. Emeğin karşılanmasından fazlası olan çalışma içinde emek gücüyle üretirsiniz. İşte emeğin karşılanmasından fazla olan emek gücü üretimleriniz hizmetlere karşılıktır.
Şarj deşarj türü toplum içindeki bu enerji çevrimi üretime bağlı, üretim tüketim hareketidir. Doğal olan, zorunlu olan zorunlu olana göre ortaya konan meşruiyet budur. Buraya kadar sağlatma içinde hiçbir zaman kişisi sahiplik yoktur.
Kişisi sahiplik teorik olarak (belirimsiz olarak) olabilirse de ne doğada sağlama hareketinin içinde vardır. Ne de üretim hareketinin içinde olabilecekle doğal ve zorunlu değildir. Kolektif oluş süreci başlayıp geliştikten sonra ancak özel sahiplik olasıdır. Aksi halde başta olan özel sahiplik, ne sosyal olmayı başlatabilir. Ne kolektif oluşu başlatabilirdi.
Yani başta olan bir özel sahiplik inşacı oluş ta değildir. El işte bu zorunlu olmayanla meşru olmak istiyordu. Olana göre olmayanı zorunlu gibi söylüyordu. Zorunluluğu gerçek bir inşacı temele oturtamadığı için abrakadabra ile El gibi bir mana anlayışına kendisini söyletiyordu.
Hayat olarak sosyo toplumcu organik ligin (kolektif oluşun) ömür yaşı yoktu. Ama sosyo toplumu inşa edebilen tür olan insanın ve insanlığın ömür yaşı vardı. Sonsuzluğun değil sonsuzluk içindeki kesikli özel bağıntılı durumların ömrü vardı. Bir sosyo toplumun inşası içinde öz yineli periyodik çevrimleri vardı. Bu çevrimlerin genleşip daralan süreç salınımları vardı.
Ama yapı içinde değişen üretim ilişkisi nedenle daralan genleşen salınımlar da değiştirmektedir. Koruyucu zırh kalıp olan sosyo toplum değişen daralıp genleşen salınımlarıyla kalıp kendi ömür yaşını uzatıyordu. Bu nedenle insanlığın ömür yaşı da 100-200 yıl gibi ömür yaşı içinde olmuyordu.
İnsan avatar kalıp gibi davranan sosyo toplumun, insan türü üzerindeki ömrünü uzattıkça, insan da kendisini garantiye alıyordu. Birbirine göre ikil yapı diyalektik süreçlerini başlatıp aşama-aşama evrim içine girdirirse diyalektik ömürler çok daha uzun süreli olmaktadırlar. Başlangıçta ve belli bir sınıra kadar "Osmanlı inşası ganimet (fetih) gelirleriyle kendi kendisini çevirim ediyordu".
Bir konu anlatımı yaşanan gerçek travmadan benzetili sözcüklerle dramatikleştirilir. Bir ironi ye dönüşür. Bu anlatım dinsel terminolojilere de geçmiştir. Örneğin cehennem günahkarları yemekle doymazmış ta; “daha yok mu?” Yoksa “BEN BENİ YİYECEĞİM” dermiş! İşte öğle zamanının sıcakları cehennemin bu tür öfke ile söylenmesinden ötürü öfkeden kopup gelen alevden bir nefesmiş!
Kolektif süreçten kolektif olmayan sömüren sürece doğru geçerken makas ve makas açılımı ile yaşanan dehşetin baskısını anlatan, bu aktarımlar ilk kes "tufan" diye söyleniyordu. Ya da çevirenler bu sözcüğü bize şimdiki tufan kavramımızla söylüyorlardı.
Oysa anlatılan tufan hikayelerinde söylenen tufan yerleri; bizim bildiğimiz tufanlarla örtüşmez. İlk tufan yerleri " ittifakı şölen içinde kazan kaynatılan tapınak yerler" diye geçiyordu ki bu tarihteki ilk kez gerçekleşen totem hafızaların silinmesi ile oluşan travma tufanlardı. İkinci tufanlar da Nuh’un (Ziusudra’nın) yaşadığı İlahi kolektif süreçten, ezen ve ezilenleri ortaya koyan özel mülkiyetli El sürecine geçişte yaşana şok travma süreçli tufanlardı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...