Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Çocuktan öğren
Dünya kaç köşe, kaç bucak
Muhanneti bilmez çocuk
Ard arda tık nefes
Sarılmaya açarken kucak

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sen doğanın harikasısın
Temelin doğa
Emelin doğa
Aklın doğa
Başlangıçtan beri sorarsın aslını
Gücün gücün doğada...

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sen yel olmadıkta
Yel söylemişsin
Karın şişliğine ne fayda

Sen tutar el olmadıkta
Ölüm demişsin

Devamını Oku
Bayram Kaya

Gel kaçma korkularından çocuk
Çocukluğun sana yetmez mi?
Yaşamın sana verdiği cümbüşi heyecanlar
Oyun iken oyuncak; oyuncak iken oyun
Düşersin acın olur, coşkun koşarken baş tacın
Doyum doyum olur senin el ve duygularında

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu nedenle halkın aynı tip nostaljik bakış açısı, aynı tip geçmiş kulvarın(seçme ayıklama) kavrayışı; şimdiki yeni olanı, gelişme olanı, farklıyı dışlayacaktır. Ancak halk, kendi gibi olanları da baş tacı edişle; ölümüne onaylarlar! Bu bir müridin, şeyhini tasdikleşmesi gibidir. Veya bir şeyhin müridine ben şeyh değil miyim? Deyip de; müridinin de ona: “evet sen şeyhsin! ” demesi gibi kavlidir. Ya da müritlerin, kendi içlerindeki; “körler sağırlar, birbirini ağırlar” kabilindeki aşkı muhabbetle, biri birine telkinle, şeyhlerini onaylamaları gibi, sübjektif bir tavırdır. Yani, şıracının şahidinin, bozacı olmasıdır.

Halkın en büyük tüketimi ve kullanımı ve hatta üretimi; sanat alanları olabilecekken, sanat alanı geniş kesimlerin halkçı özentili, benimsenirliği içinde değildir. Sanat yapamayan geniş halk kesimleri ya sanatın kendisine yansıyış ve yansıtılışları, halka öğüt düzeyli eğilimcelerle yansınır. Ya da halk, inançsal olarak fosilden motif taşıyan çağrıştırıcı çekilimleyicilere; pervane böceğinin ışığa çekimlendiği gibi tam da oraya, fosil sosyal soyut bilince odaklandırılırlar. Bu da, bir çeşit halkın bilmezliğine, havuç gösterilmesidir. Halk atadan görmenin, toplum akıl bilim ve pratikten görmenin farkıdır.

Halk için cazibeler yaratmanın bir yolu da, halkı eğitimsiz kılan bencil siyasetlerdir. Örneğin, halkımızın okuryazar olabilir durumda olup da, okuryazar olmayan 7,5 milyon kişisi vardır. Buna birde sadece bir şekilde okuryazar oluşta, bir o kadarı da, düzeyci eğitimli olmamalarını ekleyin. Eder 15 milyon. İşte bu milyonların cazibe odağı bambaşkadır. Ve oldukça sanal, inançsal, geleneksel, bilmezliklerde birlik yapıcıdır. Adeta oğul vermiş, arı oğulu küme yığılması gibi, seçememelik egemenliği olacaktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ama halkı, inançsal bağlamlarıyla, duyguyla; bir anda çok büyük kalabalıklarla, meydanlarda toplamanızda pek mümkündür. Çünkü halkın temas kurulur tek osilasyon frekansı, inanç düşünmeli, inanç anlamalı mantıktır. İnanççı itaati, pasiflikler; inanırlarını pasif kıldıkları ihmallerine, gelecekte daha çok ve daha hızlı davranmalarını yük edindirirler. Aslında halk, pek pek bunu başına dert almayı da, istemeyecektir. Organize oldukları olayı, analizci bir çözüm yerine, olayın tez elden ört bas edilmesine yönelik bir hercümerç yaratılır.

Çünkü bu tür eylemler, kendisine bir maliyet getirecektir. Sonuçları ne şekil olursa olsun, bastırılmayan bir olay; halkın başına daha çok enerji, emek harcayarak uğraşacağı olaylar durumuna gelecektir. Halk bunu bildiği için, halk bu yüzden; “yılanın başı küçükken ezilmeli! ” diyerekten bunu şiddetle ve hırsla bastırır. Halk, bu gayretiyle gelecekteki daha çok enerji ve emek sarfı demek olan, düşünme ve karmaşıkça emek harcanmasını önlemeye yöneliktir. Halkın kendi bencil güvenini sağlamaya yönelik baskılamalar çekerliği için halk, çekey kalabalıkları oluşturmak zorundadırlar. Oysa toplumsal üretiş özgecildir.

Geçenlerde gazetede şöyle bir fotoğraf vardı: 4 Nisan 2009 Sözcü. Dünya'nın belli başlı kamuoyu yaratmış toplumlarından; Almanya, Yunanistan, Fransa, İngiltere, İrlanda vs. yerlerde 2009 dünya krizi için isyan boyutunda kamuoyu baskıları oluşturan mitinglerin farklı farklı resimleri vardı. Bunların yanına Türkiye’den de, İstanbul'luyurdum insanları konu edilerek konmuştu: “Türkiye balık tutuyordu! ”Bu fotoğraf, yukarıda beri söylenen gelen halk tutumunun, sonut bir kare resmidir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Etnik çekimleyiciliğin tarihsel şartları ortadan kaltığından, kendisinin de otantik olarak var bulunup sürmesi olanaksızdır. Sadece kişi ve kişiler boyutuna gerilemiş bir duygu ve kuruntudur. Toplumsal yaptırım içinde işlevi bitti mi, o sosyal organ eller kurur ve işlevsizleşirler. Bir daha o halleriyle kullanılamazlar. Ancak fosil zaman olarak sizle formatlanırlar.



Çekimleşme nasıl bir olduruşlar alanı ise, bu alanın özeğinde bencillik vardır. Kişi, kendi bencilliği etrafında devinmeye başlar başlamaz, eksenleşilir. Ve olay ufkunuz eksen üzerine sarılır. Yani sarılan şey, bir yörünge, bir gidip gelme, bir gelenek görenek aktarma ve yansıtma bilinci olan karşılıklı girişen karmaşıklaşma, kompleksliktir.
Bencillik değinim noktanız geri bildirişimin bağıntı noktasıdır. Buraya sosyalleşen öznelliğimizde dahil olacaktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Özgecilik; kişinin kendi sağlayışları olan (bencilliği) yerine; kişiler ortaklaşa sağlayışlarıdır. Yine kişiler işbirliğidir. Kişiler yardımlaşma birliği ve kişiler paylaşım birliğidir. Benciliğin giriştrimesi olan çekimleşme ekseni, bencilliğin tek kişisi yerine, özgeciliğin bireyini tutumlatmıştır. Birey kişi iselerde kişiden fazladır. Birey dışta organize olmanın ürünüdür. Birey hünerli ya da nitelikli emekle üreten kişi varlıklardır.



Artık 'kişi bencilliği'; 'birey özgeciliği' üzerinden dolaşan her çevrimlerlen, edinimci kazanımlara dönüşerek sosyalleşmiştirler. Bu yüzden, özelliklen de; bir pirimat olan insan iç güdüleri; sıfır orjine (başlangıç nokta düzlemine) doğru gerileyişler içine girdi. İnsanlar, bencilliği sayesinde sosyalleşip, özgecilleşip, bireyleşerek kendisini üreterek; insanlığını geliştirmeye başlamıştır. Toplumsal insandan evrensel insana devinmiştir. Bencillik; akıl almaz bir serüvenin sonunda, evrensellik olmuştur.

Devamını Oku
Bayram Kaya

İkinci olaraktan da, nesnel ilişkilerden kaynaklı olan hızlı gelişmelerin ve nesnelci eytişmelerin o günlerde bilinmesi, görülmesi olanaksızdı. Bu yüzden, nesnelci meşruiyetliğin okunup, bilinirleş ilip kuralcı olumlanmasının yapılmasıda şimdilik olası değildi. Bu nedenle yeni toplumumsu yapı ve yeni halk yapısı, öznelci ortak anlayışlar içinde (inalcı anlayışla) , yorumlaştırılan düşüncelerini, edinilmeliydiler.

İşte bu yeni olan, ittifakı olacak olan ortak anlayışı çıkarmayı üslenme işi, içini de dolduran, ahlakçı düşünürler vardı. Gelecekteki oluşacak laik sistemler bu iki ayrı uzayın (nesnel ve öznel uzayın) , o zamanlarda bitiştirilen, birbiri ile beraber yorumlanan bağıntılarını, sonra tekrardan, ayıracaktı. Nesnelci ilişkinin (Sezar’ın) hakkını topluma (Sezar’a): öznel sosyal olanın (Tanrı’nın) hakkını da, özele, halka (tanrı’ya) ayrıştıracaktı. İki alan girişmesi alan bilinemezlikleriylen zorunlu olarak birlikte yorumlanmıştı. Yine alan bilinirliğiylen de zorunlu olaraktan da ayrışacaktı.

Laik sistem, toplum ve halk alanlara ait farklı sekansların, birbirine göre düzgün işlemesini apaçık ortaya koyacaktı. Halk, kendi tutumlarının, meşruiyetçi olan çekimleşmesine değin öğretilerini bu saygın bilgelerden alıyorlardı. Bilgeler de meşruiyetliklerini, totem (ilah) adamlığından alıyorlardı. İlahlar ya da totemler ise, zaten meşruiyetin kendi kendisine yansıma ata soy oluşumlu, sanı kanıcı olan legalite kaynağıdırlar. Halk; bu etkileşmelerini, gelenek olaraktan benimserler ve sosyolojik deneyimlerle bir kazanç aktarımı olaraktan da, bu öğretilerin sosyal genetik sürerliliğini benimsediler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Nasıl bundan 65 milyon yıl önce, 10 km çapındaki bir gök taşı, yeryüzündeki hayat çeşitliliğinin %70 silip süpürmüşse; çağ bunun bilinç sorumluluğunu edinme çağıdır. Bu türden olasılığın özgürleşmesini gerektirme çağıdır. Olasılık hiç bir zaman gerçekleşmese bile, bu olasılığın özgürleşmesini toplum olaraktan ya da evrensel bilinç olaraktan, ortaya koymak zorundasınız.



Bunu başaramayan kakara kikiriler (ki kimi aydın camiasıdır) , etnikte etnik, derler. Halkın refah ve mutluluğunun paylaştırılmasına kafa yorup, ortam düzenleşilmesi emeğini ortaya koyamayanlar; 'insanlar kendini öyle tanımlamak istiyorlar bırakın öyle olsun, bu onların hakkı' derler!

Devamını Oku