Köleci sistem yanılsatıcı bir imajdı. Köleci sistem kendisinin ezelden beri var olmasını söylemekle, güya kolektif sisteme açıklama olmuştu! Oysa köleci sistem gerçeği perdeler.
Köleci yapı dikey bir hiyerarşin yapıdadır. Sadece bu hiyerarşik yapı bile köleci sistemin sonradan ve bilinen yapılar üzerine inşa olmasına kanıttır. Oysa İlk ittifakı yapılar doğal olarak âdemleri grupları itibara alan yatay bir inşaydı.
Yani kolektif inşa âdemi (kişilerle) merkeziyetçiydi. Çünkü âdemlerin doğaya yönelimlerini ortaklaştıran ve âdemlerin eğilimlerini baz alan yatay dağılımla bir örgütlenme inşasıydı. Avcı toplayıcılar, savunmacılar, bakıcılar gibi örgütsel dağılımlar eş anlı ve eş güdümlü kolektif bağlanım yasası içinde her şeyi ile az çok bilinirdiler. Bu ortaklaştıran ilk aşamaydı.
Yeter ki o avcı toplayıcı sosyal çevre, ortak sağlamaları içinde boş zaman etkinlikleri etrafında; aynı tutumla ortaklığı paylaşan bir düşünce içine gelsinler.
El mana anlayışı içinde eksik olan “ortaklaşmaydı. Ortaklaşma süreci zaten doğaya yönelimle olan kişilerin “yönelimle olan eylemlerini” ortak aştırıyordu. Ortaklaşma karşılıklı olarak kişilerin eksiğini birbirinde tamam ettiği süreçlerdi. Ortaklaştırma kendi kendisini başlatan ve kendi kendisini devam ettiren süreçti.
Kolektif alanın başarısı, süreci başlatır oluşu ve ilk üreten süreç olması yönelici eylemler üzerinde kişileri paydaşlı ortaklar kılmasındaydı. Kolektif süreçler başladığında ortada ne mülk sahibi ne rızk dağıtan irade vardı.
Evrensel oluşmanın dinamizmi ve yasaları şu veya bu durumla şu veya bu görünümle her şeyin temelindeydiler. Ve her şey her bir farklı tekrarlarıyla enerjinin akış yönünde gerçekleşiyordu.
Evrensel bir oluşma içinde süreklilik (biteviyelik- yeknesaklık-tekdüzelik) yoktu. Kesikli süreklilikler vardı. Bu nedenle birçok farklı olgu ve olayların kesikliğiyle birçok farklı olgu ve olayların süreklisi vardı.
Sürekli ölüm olmadığı gibi sürekli doğum da yoktu. Doğum ve ölümlerde kesikli sürekli olmalıydı. Her doğuma karşılık bir ölüm vardır demek yanlışsa da, doğumlar ölüme, ölümler de doğuma dönüşür.
Bir dakika 60 saniyenin bileşimidir. Bir dakika 60 saniyenin ölümüdür. Diğer her bir saniyelerden 60 saniye 60 saniye ayrılmanın doğumudur. Bir saat te 60 dakikanın ölümüdür.
Planck zamanı kütle çekiminin diğer üç kuvvetten (üç bileşik kuvvetin) ayrıldığı doğum-ölüm anıdır. Kütle çekiminin doğumu, bileşik zamanlı alanın ölümünü yaşar. Bu da saniyenin; 0, 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 1’i kadardır. Yani 10 üzeri -43 saniyedir.
Atom kuantum bileşimli zamanların ölümüyle doğar. Moleküller de atom sal zamanların ölümüyle inorganik ve organik doğum olarak vardırlar.
Güneş’in kütlesini sıkıştıran kütle çekim kuvveti, Güneş merkezinde tersine bir ısı ve ısı basıncı kuvveti ortaya koyana kadar Güneş kütlesi büzülmesine devam eder.
Kütle ne kadar büyükse büzülme ve tersine olacak dengeleyici kuvvetin ortaya çıkması o kadar hızlı olur. Kütle ne kadar azsa, sıkışma ve kuvvetlerin dengeye geleceği süreçler o kadar uzar.
Güneş’teki büzen kuvvete karşı, Güneş’in içinde doğacak ve Güneş’teki büzülmeyi önleyecek tersine kuvveti oluşacak dengeye; ısı basıncının da eklenmesi nedenle dengeler ısı basıncı lehine bozulur.
Bana hikâye gerek
Bir vuruşla seksen kelle alan
Yalın kılıç düşman içine dalan
Şöyle olmazından olur gibi bir şey
Yeter ki hikâyesiyle olsun her şey
Yıkılıyordu bir bir
Bağrışla sıradaki
İki habersiz
Şahrud'dan Seyduna'ya
Özel bağıntısı içinde bir hareket hiçbir şekilde kendisini sonsuz kılamaz. Şu veya bu şekilde bir sönümletilmeye uğrar.
Bu sönülebilme bir karşılaşma dirençliği oluşun firen ve fitre hareketine tabi kılınmakla, firen direnç hareketli eylem, ısıya dönen enerji süreçleri gibi belirimler verir.
Enerji dönüşümlü sönülebilen süreçler, kesikli sürekli olmaya uğrar. Ya da bir ortam salınımı, sanki hareket alanının sonuna gelmiş gibi akis oluşun geri dönüşüyle sönümlenir.
Bu aidiyet girişmeler, hem etnik, hem ittifak özelliği taşıyan tanrıça (İnanna'nın) göğsünde süt içme ile temsil ediliyordu. Yeni aidiyetliği, etnik halklar; bu sembol dönüşme üzerinden, kavrayıp anlıyorlardı. İnanna hem ata totem inancını kendinde toplamış, bir inanç riti idi.
Hem de yeni toplumun (etnik birleşmelerin) bir sembol geçiştirme ve dönüştürme meşruiyetlik anlama ilişkisi, yasa (ve töre) işlevli idi. İnanna verimlilik ve bolluktu. Bu anlayışla ittifak eden toplum teşkilatlandıkça verimlileşiyordu da.
Bu yüzden etnik ırki kimliklerle toplumsal aidiyetler, farklı simge veriler üzerinde işlerlik kazanırlardı. Toplumsal sözleşme olanla, siyasal sosyal sözleşme olan karıştırılmamalıdır. Toplumsal olan, temel, asli ve işler olandır. Şimdilerde, Sosyal siyasal sözleşmeler, toplumsal sözleşmenin üzerine olan, bir lüks tüketimdir. Lükslerde zararlı işlemeye başladıkça tasarruf edilirdir.
Ve bu bir kişinin vergisinden, 120 kişilik yatırım umarlar. Hâlbuki böyle bir yatırım çıkmayacaktır. Toplumun diğer yatırımlarından kısılarak çıkarılsa bile geniş yığınların sosyal devlet ilkelerine harcanacak paylar böylece falanca etnik anlayışın kısır verimsiz çoğalmasının istihdam ve diğer donanımına harcanacaktır. Bu bir insana yatırım olmayıp plansızlığa, geleceği planlayamamaya yatırımdır.
Yani kısır döngüdür. Toplumlar açısından bir kısır döngüdür. Dünya yurttaşlığı ve dünyanın yaşanabilirlik geleceği bağlamında kaynak israfı açısından da bir sorunsaldır. Bu bir toplumsal öğrenme ve toplumsal kültürdür.
Ne kadar haklı olsak da karşı olmakta bu mantalite yüzünden genetiği değişmiş üretimler, hormonlu gıdalar kaçınılmazdır. Sınırsız bir oluşum ve anlayış ne haktır ne özgürlüktür. Kişi bu tür düşünme sorumluluğu edinmelidir. Etnik anlayışlar bu tür öğrenmenin çok çok uzağındadırlar. Etnik anlayışlı girişme, geleceğin ve toplumun ayak bağıdır.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...