Hayat olarak sosyo toplumcu organik ligin (kolektif oluşun) ömür yaşı yoktu. Ama sosyo toplumu inşa edebilen tür olan insanın ve insanlığın ömür yaşı vardı. Sonsuzluğun değil sonsuzluk içindeki kesikli özel bağıntılı durumların ömrü vardı. Bir sosyo toplumun inşası içinde öz yineli periyodik çevrimleri vardı. Bu çevrimlerin genleşip daralan süreç salınımları vardı.
Ama yapı içinde değişen üretim ilişkisi nedenle daralan genleşen salınımlar da değiştirmektedir. Koruyucu zırh kalıp olan sosyo toplum değişen daralıp genleşen salınımlarıyla kalıp kendi ömür yaşını uzatıyordu. Bu nedenle insanlığın ömür yaşı da 100-200 yıl gibi ömür yaşı içinde olmuyordu.
İnsan avatar kalıp gibi davranan sosyo toplumun, insan türü üzerindeki ömrünü uzattıkça, insan da kendisini garantiye alıyordu. Birbirine göre ikil yapı diyalektik süreçlerini başlatıp aşama-aşama evrim içine girdirirse diyalektik ömürler çok daha uzun süreli olmaktadırlar. Başlangıçta ve belli bir sınıra kadar "Osmanlı inşası ganimet (fetih) gelirleriyle kendi kendisini çevirim ediyordu".
Bir konu anlatımı yaşanan gerçek travmadan benzetili sözcüklerle dramatikleştirilir. Bir ironi ye dönüşür. Bu anlatım dinsel terminolojilere de geçmiştir. Örneğin cehennem günahkarları yemekle doymazmış ta; “daha yok mu?” Yoksa “BEN BENİ YİYECEĞİM” dermiş! İşte öğle zamanının sıcakları cehennemin bu tür öfke ile söylenmesinden ötürü öfkeden kopup gelen alevden bir nefesmiş!
Kolektif süreçten kolektif olmayan sömüren sürece doğru geçerken makas ve makas açılımı ile yaşanan dehşetin baskısını anlatan, bu aktarımlar ilk kes "tufan" diye söyleniyordu. Ya da çevirenler bu sözcüğü bize şimdiki tufan kavramımızla söylüyorlardı.
Oysa anlatılan tufan hikayelerinde söylenen tufan yerleri; bizim bildiğimiz tufanlarla örtüşmez. İlk tufan yerleri " ittifakı şölen içinde kazan kaynatılan tapınak yerler" diye geçiyordu ki bu tarihteki ilk kez gerçekleşen totem hafızaların silinmesi ile oluşan travma tufanlardı. İkinci tufanlar da Nuh’un (Ziusudra’nın) yaşadığı İlahi kolektif süreçten, ezen ve ezilenleri ortaya koyan özel mülkiyetli El sürecine geçişte yaşana şok travma süreçli tufanlardı.
Okur şunu iyi bilmelidir. Tarih salt geçmişten oluşan (ibaret) bir olgu ve olay değildir. Tarih hem olgudur. Hem yaşanandır. Hem yaşanacak olan olaylardır. Geçmiştir. Şimdidir. Her an ile gelecektir.
Tarih, geçen, geçmekte olan ve geçecek olandır. Tarih yaşayandır! Ama öyle yaşayandır ki geçmişiyle ölmüş ama bugünde. Bugün ile yaşayan ama sizin dışınızdadır. Sizin dışınızda hem geçmiş ile ölmüş hem şimdi ile doğmuş hem de az sonrası için sürekli gebelik ile sürekli doğacak olandır.
Bunların tümü çelişkidir. Geçmişi ile ölmüş olan; hatta başlangıç koşulu olmakla şimdi yok olan ölmüş bir geçmiş durum şimdi ile bugün nasıl Yaşar? Atmosfersiz geçmişimiz şimdi atmosferleydi. Oksijensiz bir geçmişimiz şimdi oksijenleydi.
Ilık bir sevda ateşi
Dokunurken tenime
Kralın külahı
Dağlarda köroğlu'yum gelir senime
Bahar hazan olsa
Dirim; sahne
Ve kendisini yazan eylem olur
Ne yitikler durur
İçimizle bağır bahçe
Nal sesi uğultuları, homurtulara
Düşgele saçılmalarımla, düşerken
Kaybolan bir hayallerim
Ve bir yelken açışla sen demelerim var
Yaklaş olur nal sesince
Seleksiyon dediğimiz mekanizmayı nasıl anlamalıyız? Bunu birim olaylara nasıl yaslamalıyız? Doğanın diyalektiği, nasıl bilinçlenirler. Bu yazıyı okuduğumuzda bunları anlayıp, bunların kıvılcımlaşmalarını oluşturmalıyız. Seçme ayıklama, bir bağ ve ilişki durumu özel bağıntısı olmanın girişme tipidirler.
Düz bir alan düşünelim. Bu alan, dört bir tarafa bakan ve bağıntıları olan bir sonsuzluk gibi davranır. Bu alan içinde bulunduğunuz yere göre diyelim size 500 metre uzaklıkta; doğu güney doğrultusunda 300 metre derinlikle, 50 km uzunlukta,100 metre eninde keskin inişli bir kanyon olsun.
Zihninizde sonsuzluk gibi davranan alan, bir yönü ile sınırlanmış olur. Artık doğu-güney doğrultusu içindeki alanınız içine pek bir yabancı insan tehdidi giremez. Alan bir yanıyla ve kendilikten bir seçme ayıklama gerçekliğine uğramış durumdadır. Buna kimse karar vermemiştir. Kanyon kendi şartlarıyla oluşmuştur.
Sosyo toplumsa alan bir üretme bir tüketme alanı olmakla, entropi biriktiren alandır da. Sosyo-toplumsa alan içinde sizinle ve sizin dışınızdaki nedenle entropi birikir.
Sizler entropiye karşı kullanılır olan enerjiyi düzene dönüştürmek için sisteme daima yeni enerji girdisi yapmak zorundasınız. Bu nedenle üreten emek gücünden, girdisi yapılan enerjiyi karşılama yapmak zorundasınızdır.
Sekans (aksam) hareketi birbirine göre hareket olmakla, basit söylemle eşit kollu terazi gibi çalışırlar. Eşit kollu terazide kefeler birbirine denk olan bir düzey konum içinde olmakla birbirine uç uca olur düz çizgi (eksen) hareketli konumları kefelere referans olmakla, kefeler bu referansla dengededirler.
Ölüm, hep üşür de
Soğukluğunu biz duyarız
Eridu!
Yaşamın soluğu
Yaşam şehri...
Budalaca, nehre koşan
Adüv sadmelenmişti
Art artaydı sarsıntılarla birden
Burada neden bulunduklarını arsındılar
Çaresizce, umutsuzdaydı; şaşkın müstevli
Saldırısı kâh oraya, kâh buraya öylesine verevli




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...