İttifakı dönem; toplumsal oluşmalar dönemi ve giderek köleci dönem oluşla, sınıf çelişkili birliği üzerine almış bir devinme şeklidir. Böylece totem dönemden beri olan içimizdeki sessizliği ifade açınımlarıyla açıklık edebilmemizin dil araçlarını oluşma ve bu sessizliği sosyo toplumsa bağıntılarıyla düşünme edebilmenin de dönemidir. Ve bu süreç ittifakı dönemlere uygun bir mantıkı dil çeviri kalıplarını; kendi ilişkin bağıntılarıyla (kodlarıyla) oluşturmaların, dönemleridirler.
İnsanın kendisiyle; insanın grubuyla; insanın toplum ve sosyal yapısıyla; insanın doğayla söyleştiği; bunları içine alıp; dışına serdiği; seslendirip, anlamlandırdığı; giyinişlere büründürüp somut kıldığı kendisine sorun olan konu nesne ve öznelerini bilinir yapıp, adreslemelerini ortaya koydular. Bu bilinirlikti adreslemeler içinde seçme ayıklamalarının sistematikleri de, hızla işletilmeye başlandı.
İttifakı sistem, üreten ilişki bağıntılarını oluşturan, bunun sosyal ve toplumsal girişmelerini okumayan süreçti. Ortam okunması ihtiyacı, odak nokta kutsallığına tabîyidi. Totem nokta düzenlemelerle eylem sel düşünmeye dek konuların kıyaslamanın mihengi olmuştular. Doğrular, eğriler, meşrulaşmalar bu odak noktasıyla foya edilirlerdi. Odak noktası böylesi bir osilasyonlarla salınmanın özeğidirler.
Dinler sosyolojik olurla da totemi bir kültürler sentezinin ürünüdürler. Dinler totem kültürler gibi tek fazlı bir frekansı içlerinde taşımazlar. Dinler çok fazlı (totemler kültürlü) sentez oluşla, milleti olmayı öngörürler. Bu nedenle dinler, çok köklü kültür fazlarının senkronizesini oluşmanın da aracıdırlar.
Çok fazlı yansımanın tevhidi görünümü; millet kaynaşırımı olacaktı. Milleti olma da kendi dini aitliğini ortaya koymanın bağıntılı yansıması ve bağıntıyı yansıtmasıydılar. Dinler; kardeşlik, kültür gibi farklı totem aitliği devinmeli oluşun faz farkından ötürü, dini kardeşlikler ortaya koydu.
Dinler; totemler aitliği farkından ötürü farklı kaderlerin birliğini; farklı kültürlerin birliğini; farklı tasa kaynaklarını kendi tasaları gibi görüp, tasalar birliğini vs. senkronize edişle, bu kabilden farklı faz açılı frekansları, sosyo öznel ideler üzerine oturtmanın, idece savlarıydı.
Artık grup ve birey sorumlulukları, ahde vefa edip etmeme gibi konular en önemli konulardan olup sorgulanıyor hesaba çekiliyordu. Ahde vefasızlıklar kimi kez ittifakta atılmakla, ittifak ta sürülmekle biten bir müeyyideydi.. Bu sürecin sosyal dildeki anlatımı iblisin ittifaka baş kaldırması şeklindeydi. Ki bu şu demek. İttifak bir kalü bela olayı ile ittifakın insanını yaratmıştı. İttifakın insanları bu olayda söz birliği etmiştiler. Bu büyük antla (yeminle-ahitle) üyeler, kalubelaya tanıklık edip, şahitlikerine sadık kalacaklarına dair kavilleşmişlerdi. Kalu bela ittifakı anttı (yemindi) .
Aradan geçen bir süre zarfından sonra şimdi bir totem grup, bu antlaşmaya (kalü belaya) itiraz ediyordu. Bu itirazın yaptırımına göre, iblis ittifaktan mühletli kovulacaktı. Eğer ittifak kültürlü iman şartlarına uyumsuz olan bu grup, ittifaktan sürüldükten sonra, yalın üretimlerinin kendi yalnızlıkları içinde kalışın pişmanlığıyla, tekrar ittifakın kültür ahdine iman ederlerse; tövbeleri kabul edilip ittifaka tekrar katılmaları da söz konusu olacaktı.
Artık ittifak içinde gruplar nüfusu kadar kişiler de efendi köle oluşuna göre hesaba alınıp, hesabını vermenin bilinci içinde oluşla giriştirmebağları kuruluyordu. Efendi köleye karşı, köle de, efendisine karşı sorumlu olacaktı. Köleci zemin ilişkileri içinde efendi ve köle bir hiyerarşiye tabii kılındılar. Süreç fay hatlarıyla doluyordu. Yöneten itifakı kurul, bu hıyerarşi içinde kurul başkanını da, oluşturabilmişti.
İnsanın kendisi gibi düşüncesi de, düşünce sembolizmi de; bir büyüme gelişme içinde olmuştur. Zaten bu türden oluşmalara tarihsellik diyoruz. Erken dönem insanları doğduklarında bu günkü gibi gelişmiş bir yapı içine doğmuyordular.
Aksine o günler bu günkü gelişmiş bir yapıyı ortaya koyabilmenin kesikli, kendi içine çakılı, sürekliliği içinde olmakla; giderek değişen, gelişen zaman zemin düzlemine bağlı olmanın, büyütülmesiyle ve o günlerin devamı olan kesikli sürekliliğin gelişmesi oluşla, ortaya çıkacaktılar.
İlk başlarda insanlar doğada balık tuttular, geyiği avladılar, buldukları mısırı topladılar. Ama balıkçılık yapmadılar. Madenleri işletme becerisini göstermediler. Geyik çiftlikleri inşa etmediler. Mısır hasadı yapmayı çok uzun bir süre gösteremediler.
Totem alan düzenlenmeli mana düşüncesi içe açık oluşla, dıştaki sosyal olaylara kapalıydı. Oysa ilah, grup totem düşüncesini ittifakı sentezli düşüncelere dönüşerek ittifakları başlatandı. İlah, düzenletişti kurallarla totem alanlı her katılımcı grup süreçlerini ittifak alanlı sürecin parçalı alt durumu yaptılar.
İlahi dönemler; totemi döneme göre birbirinin dışında olan grupları, ittifakların içi haline getirdi. İlahi anlayış sentezci ittifakı süreci, parçalı, kesikli sürekli kılmanın sosyal alan süredurumlu olmasının bir mana boyutudurlar. İlahi anlayışlar ittifakların ürünüdür. İlahlar, ittifak içindeki gruplar olana dışa açık olmasıyla; eski sosyal yapıyı içe kapayan totem düzenlemeleri, dışa çevirmenin, dışa da açık kılmanın yasal düzenlemesiydiler.
İlahi yasa, totem yasanın “grubundan olanla yatacaksın” kuralını; “grubundan olanla yatmayacaksın” demek suretiyle; grup alanlı totem ufkunu, dış sosyal olaylı süreçler girişmesine açmıştı. Totem alan, ittifak düzenli ilahtı zaman mekân alanın özeğinde; çakılı, bağıntılarsan bir gömülme oluşuyla yer aldı. Bu çakılı kalış, zaman önceliği oluşlaydı. Tarihsellikti. Bu gömülü totemdi tarihsel düzlem; dıştan üzerine inşa olan ilahi anlayışla bağıntılarsan oluşla, giderek karmaşıklaşmaya başlamıştı.
Totem ve ilahtı anlayışın düzey, düzlem şartları çok çok farklı olmakla birlikte; doğada sağlama yapılanı ve giderek toplum içinde üretmesi yapılanı paylaştırmaya dayanışla; ortaklaşa olana göre süreç açılımını esas almayı nicelenen inşaydılar. Totem ve ilah; mal mülk edinmeyi pek bilmezdi.
Oysa köleci mülkiyetle, yaratan tanrı daha sözüne başlamadan, yeni kurulan düzene seslenişte özetle; “yukarıları (gökleri) , aşağıları (yerleri) yaratan ve mülkün sahibi olan benim” diye söze başlıyordu.
İlah, mülkün sahibi olunca da mülkü dilediği gibi dilediğine dağıtacaktı. Bu eşitsiz paylaştırma; ilahların ön ittifaklı, ittifak düzenlerini takdir ve takdis etme anlayışlı düzenlemesinden esindi. Yeni tip takdir ve takdis onayı; kendisinden önceki düzeni dönüştürmeyse de; eşitçi totem ve ilah anlayışına aykırı oluştu.
Son ilahın ölümüyle ilahlar insanların arasında çekildiler. İlahlar insanların içinde ayrılmış oldular. İttifaklar süreç salınımlarını sürekli büyütüyorlardı.
İlahın, totem kutsallığı olucu meşrulaştırması; ittifak içinde çakılı olmak kaydıyla; ilahlar totemilerin ittifak içindeki sosyal eksenle birbirine göre tanımlanmalarıydı. İttifak içinde gruplar böylece ilahi düzlemle birbirine karşı dış grup oluyordu. Dış grup olmakla birbirine karşı cinsel teması meşru oluyordu. Dış grup olmalarıyla birbirine dokunulması yapılan süreç nicelenişleri oluyorlardı.
Böylece on binlerce yıl sonra tarih selliğin belli bir döneminden sonraki yeni nesil; ikili, beşli, 1500'lü çakılı totem yansılı ilahların düzenlediği ve çoksayan toplumsal ilişkili bir yapı, içine doğmaya başladı. İttifaklar ilahlar eliyle; çoklu, analizci mantıki düşünmenin başlangıcı ve sentezi oldular.
Bunun en bilinen örneği Hamurabiydi. Hamurabi köleci sistemin doruk yaptığı süreçte yasa koyucu ilah ve kraldı. Hamurabi tekil somut kişi oluşla kraldı. Bu aşamada kral, yasaları Marduktan alıyordu.
Kralın totem mana ilişkisini kendisi üzerine aktaran yansıtma oluşuyla da atalar bağıntılı totem mana ilişkisini yansıtıyordu. Kral kendi üzerindeki totem mana yansımasını, kendisinden sonraya el veriş olmakla miras ediyordu. Miras kılış kralın genellik kazanan meşruiyetlik kaynağını oluşuydu. Kralın bu miras ve mirasçıyı belirleyen meşruiyetlk kaynağı olmasıyla da kralın kendisi, ilahtı.
Hamurabi tarihsel oluşumla iki yansımayı bir arada kendi üzerinde giriştiriyordu. Bu yansımalardan biri atalar temsilcisi olmakla atalardan el alışın atalar ruhunun kendi üzerinde mana geçişiydi. Bu kabilden belirme yapmanın takdirli mutlak irade temsilcisi olmasıyla da, hamurabi ilahtı.
Ölüm duygusu, ittifak öncesi toplulukların da yaşanır bir konusu olmakla; elbette animist insanların kendi öznellikleri içine yansıyışlarıyla, kendi öznellikleri içinde de, kavranıyordu.
İttifaktı dönem öncesinin duygularıyla ölüm algısı içindeki bir insan, ölen kişilerinin bir ağaç, bir çalı ya da bir kayalık, bir dağ, bir taş, bir kuş, bir horoz vs. gibiden oluşla dünyaya tekrar geldiği kanısındaydı. Bu nedenle ittifak öncesi insanın çevresi, ölmüş atalarının canlarıyla doluydu.
İşte animist düşüncenin temeli bu şekilde olurla, ölen insanın don (görünüş) değiştirerekten tekrar dünyaya geldiği şeklindedir. Animist (canlıcılık) dönemden, ittifakı döneme doğru olan süreçte ölüm anlayışı da bir değişme, dönüşme olmaya başlayacaktı. Hesap verirle dirilişçi ölüm duygusu mülkçü yaşantısal akislerden yüklenmenin açık bir ifadesiydi.
Yeni olanın eğitimini yapmak, suyun ayna görüntüsünün insanda biçimlenmesiydi. Yine insan beyninin hayal etme, göz önüne getirme, kafadan canlandırma gibi yetileri, geçmiş ve geleceği aksettirmesi de bunda çok etkindir. Aynı şekilde gerçekliğin günümüzdeki, mit efsane gibi inançsal söylencelerinin de içinde, geçmişi yansıtan olgular olduğu düşünülürse, muhayyeleler cadı görülerini ortaya atabilecekti.
M.Ö 2500’lere gelindiğinde Mezopotamya’da ilk toplumsal yapıların ittifakı ilişkileri çoktan ortadan kalkmış idi. Daha çok sözlü geleneğin egemen olduğu aktarımlardaki bu insana dönüşen anlatımları anlamak yorumlamak bugünkü gibi olanaksız olmaktadır. Bakınız Bilgamış destanı. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi, içinde doğduğumuz sosyal toplumsal ortamın, ya da benzerinin geçmişten, günümüze değin saltık olduğunu var sayma yanlışlığımızdan kaynaklanır bunlar.
Tarihçiler de geçmiş tarihe, öyle bakarlar. Dinlerde öyle bakar. Bu mantıkla bakınca da eski tarihi hiç anlamıyoruz. Söz gelimi M.Ö 4000’lere doğru bugünkü babalar, bugünkü kardeşler ve bugünkü evlilik kurumları ve ahlaki anlayışların kırıntısı bile yoktu. Bu yüzdendir ki İbrahim’in karısı Sara için neden: ” kız kardeşim” dediği hiç anlaşılamamış. Bu söylem, akıl dışı, masal sayılmıştır. Kimi dem de, ahlaksızca söylem sayılmış ya da hiç üzerinden durulmayarak, es geçilmiştir! Verdiğim tarihler kesin tarih değildir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...