Var oluş dış dünya ile yalıtımın birbirine karşılıklı oluşuydu. Suların karalara düeti gibi. Dağların düz alana karşıtlığı gibi. Ormanın ağaçsız bozkıra karşıtlığı gibi. Çölün vahaya karşıtlığı gibi. Bataklığın açık alana karşıtlığı gibi bir yalıtımın (ortamın) dış dünyaya ve yalıtımların yalıtımla birbirlerine düetiydi.
Organlar iş birliği gibi devasa bir bedene daha çok enerji bulup harcamaktansa; en az dış dünya ilişkisi içinde olan virüs gibi bir var oluşun; bu devasa organizmanın DNA'sını kontrol edip kendisine uygun enerji sentezleri yaptırması daha avantajlı bir düet ve niş alanını doldurmaydı, belki de...
En az dış dünya ile olma yalıtması inorganik bileşiklerle atom düzeyinden hücre düzeyine geçmişti. Böylece en az dış dünya ilkesi hücre düzlemiyle de kişi özneli (bilen ben olan) sürece gelmişti.
Dün vekil olmasına hindiler*
Hala berdevamla
Sen ölmedin ki
Ölmez otu
Bu zamanda bu kadar düşmanla
Dağ özlem düşer
Engini engerek
Kır ve bayırlarsa yol…
Ey masumiyetim, doğruyu
O söyledi diye
Niye bizde de Newton çıkmamışla, hayretler
İmamın iki dudağı ile musalla taşı arasına
En özgürü Mekke'den Medine'ye sıkışmış kurtarıcı bekler gayretler
Düşüncen olmalı bunlarla çıkıp derin derin
Özden başlayıp, insanla evren olmalıdır yerin
Yediverenlerleydi içim
Sanki ödün gibi
Hiç gönlümü kaybetmedim
Başucum hevesle doldu kum
Dinim imanım
Der gibi bana
Akar benle
Ben sosyal simanım
Damarda namus namus atanım
Biz olgu ve olayları semboller dünyasının dili ile anlarız. Anlama ve çeviri dünyamız ancak ve ancak sembollerle eşleştirilerek öğrenme ve anlama dünyası olurlar. İç dünyamız bunlarla bir düşünmedir. Tıpkı rakamlar gibi ilim, din ve totem bu bağlamda bir semboller dilidirler.
Semboller bir çevri dilidir. Semboller bir anlama, anlatım dilidir. Semboller bir yorumlama dilidir. Sizle dış dünya arasındaki semboller bir aktarma bir aktarılma aparatı işleviyle kullanılırlar. Yine animizm dış dünyayı iç dünyaya aktarıp okuyup değerlendirmenin, öznelliği olmaların bir sembolizm dilidir.
Çekilmiş bir fotoğrafınızı, bir kitabı; bilgisayara nasıl tanıtırsınız? Ya da bunları bilgisayarınıza nasıl aktarırsınız? Elbette ki bu işleri değiştirici dönüştürücü oluşla kodları çözümleyip kodlama yapan aracı aparatlarla yaparsınız? Burada fotoğraf makinalarıyla çekilmiş fotoğraflar ve kitap gibi dökümanlarınız bilgisayarınızın dış çevresidirler.
Totem dönemi veya totem mesleği deyip; burun kıvırıp geçmeyin. Vakıf olursak eğer bir totemi dönemin, bir totemi mesleğin nelere kadir olduğunu göreceksiniz.
Sözgelimi, geçmişin bir varoluş şekli günümüze olan bir etkidirler. Tecridi olan yalıtımlı bir totem grubun kendi içinde sosyal kültürlü iletime dili vardı. Bu iletime dili temasları olmayan diğer grubun haberinin olmamakla bilmediği bir dildi.
Yine ha keza tecridi totem dönemin sonlarına doğru her aynı zamanda ya da farklı farklı zamanlarda bir totem dönemin içinde ortaya konan bir totem mesleği vardır. Her bir görülür iş o izole totem grup içinde totem meslekleriydi.
Hatta aynı totem mesleğini yapan farklı tecridi grupların dahi aynı şeye farklı isimle seslenişleri vardı. Bu nedenle bir grubun karşı totem mesleğine ait söyleyişlerini bilmediği için karşı totem grubun dili ona anlaşılmaz geliyordu. Her bir totem gruba ait totem meslekli araç ve süreç aşamalarından oluşan adlanmaları, haliyle (ister istemez) diğer gruplar bilmiyordular.
Bir ittifak içinde dahi gruplar alt bileşen uygarlık kültürü oluşla kaz çobanlığı türü totem mesleklerini unutamayıp kutsadılar. Köleci sistem içinde günümüze dek bunun simge kodlarını aktarmaya devam ettiler. Ana damga kodları hep taşındı, kutsandı; ama başka manalar içinde. Ne var ki ana kontur hep başlangıç koşullarını taşır oldu. İkizleşen krallıktaki kralın özel odasına girip aslını unutma diye asa ve çarığa bakması bundandı.
Bir grup en az bir totem grupla, ön ittifak içine geldi. İki totem grubun her biri kendi totem mesleği nedenle, diğer grubun bilmediği, kendi totem meleğine ait görülen işle; görülen işlere özgü isimleri belirten sözcükleri vardı.
Günümüzün en zengin dillerinde 150 000 ila 200 000 sözcük aralığında kelime vardır, denir. Bu kadar kelimeyi de bilen bir tek insan yoktur. 800-1000 sözcükle idare eden çoğunluk yanında en çok sözcük bilenler 3000 sözcüğü; bilemediniz 10 000 sözcüğü geçmez ki on bin sözcüğü bilemler de sayı oluşla, binlerle ifade edilmeye bilmektedir.
Âdem Tanrı’nın karşısına geçmişti. Âdem'e tüm varlıkların adları öğretiliyordu. Adama tüm varlık adı öğretildiğine göre “öncel belirlenimci takdirce mantığa göre Adam’ımız; Âdem’in hiç görmediği kağnıyı da, dinozoru da; yine hiç görememiş olduğu uzay mekiğini de isim oluşuyla biliyor olmalıydı!
Gözle görülmeyen pönomokok mikrobundan tutun da, bir rivayete göre 2 000 000 olan salt böcek türünün adını öğrenmekle Âdem’in sözcük dağarcığı; 2 000 000'dan aşağı olamazdı! İyi ki böceklerin sadece iki milyon tür adı var. Ya bir de 7 milyar insanın, insan adı gibi böceklerin de tekil adı olsaydı zavallı Âdem ne yapardı?




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...