Dinlerin hemen önünde ve dinlerin neşvü nema buldukları bir köleci mana düşüncesi vardı. Bu sistem takım erki keyfilik iğinin, takım erkine özgü koşulları kullanımın; demokrasisi olmakla ortaya çıktı.
Bu haliyle bu aşamada demokrasinin üçayağı vardı. İlk ayağı ortak olana karşı olup, ortaklığı yıkmaktı. İkincisi yıkılan bütünden koparılmakla köle yapılan ayak takımı üzerinde doğru her türlü yaptırımı uygulama meşru iliği takım erkinin hakkıydı. Üçüncüsü de takım erkinin takdiri olan bu iradenin, ayak takımı üzerinde doğru olan eğilimine; ayak takımının tevekkül içinde yerine getirmesinin inşasıydı.
Takım erkinin istekleri, mana anlayışının da irade ve istekleri olmakla; takım erkine bir tasarruf hakkı, ayak takımının üzerine doğru yaptırım ödevi oluşla biçimlendi. Takım erkinin isteği ve iradesi nereden kaynaklanıyordu? Kuşkusuz ki mülkten yoksun kılınana karşı, mal sahibi olmasından kaynaklanıyordu.
Sistem akdi içinde “kendisine göre olanı” buyuran vardı, bunu buyrulana göre yerine getireni, vardı. Kendisine göre söyleyen vardı. Bunu söyleyene göre anlayan vardı. Kendisine göre iradesi olan vardı, bu iradeye göre ram olan (tevekkül eden) vardı. Kendisine göre sözleşme ortaya koyan vardı. Hiç bir itirazsız sözleşmeye evet diyenle beraber iki taraf vardı vs.
Mamon, kendisini anlatan dinin nüvesini oluşturmuştu. Ortamın koşullarına göre nüve iradesini tadat edip; öğütlemek te dinlerin işiydi. Din bu tarz gelenekleşme gören ekleşme oluşuyla bir güç kullanımıydı. Mamon müktesebatla öğretinin İlk aşaması; gelenekleşen dindi.
Mamon'du aşama içinde meşru kılınan ilk şey; mülk sahipliği ve mülkün kullanım tasarrufu da dinin kullandığı güçtü. Dinde gelenek, görenek kılınan tutumlar, takım erkli gücün kullanımı olmakla; rahatsızlığın kaynağıydı.
Demokrasi; genel yararın üretilmesi içinde, bir genel yararın kullanılmışını da, isterse herkesin her durumla mutlaka söz sahibi bir bileşke irade olmasıdır. Bu katılımcı olan çoğunluk herkesin evet diyebileceği bir demokrasiyle olası olabilirdi. Özelde de bir sektördeki üretim hareketine katılanların isteseler de istemeseler de o ilişki biçimine bir şekilde taraf oluşla ya da temsilcisi aliyle katılmasıdır.
İyi de demokrasi, baştan beri demokrasilere katılımın mayası olmakla; mülkü ve mülk sahibi olmayı eksen almıştı. Hiç mülkü olmayan bir köleyi, demokratik bir tasarrufun içine nasıl katacaktınız?
"Madem mülk Mamon’un diyorlar”, diyordu. Mazdek, Babek, Şeyh Bedrettin ve bunun gibi birçokları buna; “amenna" diyorlardı. Ama bu amenna deyişiyle kalmıyorlardı. Mülkün Mamon'a ait olmasına katılıyorlardı. Ama keyfi oluşla bu mülkün dağıtımına karşı çıkıyorlardı. Mülk sahibi olan baba, efendi, sahip (Baal'di) .
Demokrasinin özünde üç temel hareketin bileşkesi vardır. Üretim hareketi, sahiplik ve iradedir. Üçü birbirini gerektiren çevrim hareketidir. Özel mülk sahipliği bunların tümünü ele geçirmişti. Özel mülk sahipliği ele geçirdiğinin bu hücceti ile yüksek basınç ya da yüksek baskı oldu. Sahiplikten yoksunluğun üzerine doğru bir belirme yaptı. Edilgen durumdaki yoksunluk, bu etkiye çoktan açıktır.
Sahipliğiniz yoksa kaale (dikkate) alınır bir iradeniz de yoktur. Pekiyi de köle iradesi nasıl ortaya çıkacaktı? Köle kendi emeğinin ve kendi emeğine sahipliğin bilincine varmakla ancak irade sahibi olacaktı. Sizin emeğinize sahip olma bilinciniz, son derece gerekliydi. Ama yeterli neden de değildi.
Çünkü emeğinin sahipliği olmayan diğerleri sizin emek sahipliği olan bilincinizin yerini; köle oluşla doldurmaya hazırdır. Bu nedenle sizin emek sahipliği bilinci ortaya koymanız boşlukta kalacaktır.
Günümüzde toplu taşıma araçlarında kadınlara tekme atılmaktadır. Bunu ister münferit oluşla ifade edin. İsterseniz bir kesim içinde oluşturulan genel eğiliminin uç veren patlama belirtileri oluşuyla algılayın.
Hukuk bunu psikolojik oluşla algılarsa, burada çok büyük bir sorun vardır. Tekme atmak psikolojik ya da akıl sağlığı yerinde olmazla; rast gele duruma, rast gele atılmış bir rahatsızlık belirtisi olma gibi gösterilmesine rağmen; aslında bilinçli bir hedefe, bilinçli yönlendirilmiş; öznel nedenli tutum olmakla görülmektedir.
Tekme, anlamca: mekanik eylemle atılan bir tekme de değildir. Sığaya çekilen tekme, kendisini savunamayan mağdurun darp olmasını konu eden bir tekme de değildir. Kişi akıl sağlığının bozukluğu hiç değildir. Tabii ki bunlar cezai yaptırım oluşla hukukun ele alacağı ayrı bir işlev görevdir.
Bizare koymaz ya felek
Gurbet eli; zanla, niyazla.
Sazla tutarız da neşe
Sen oynar görürsün bizi
Bilmem titreyiş ayazla
Aslında teşekkür etmeyi severim
"Günaydın" diyene
"Teşekkürlerimle; günaydın" derim.
Bir bardak çay sunulduğunda
"Teşekkür ederim" derim.
Siz bile kolektif bir miras olmadan Hamlet yazamazsınız. Hamlet'i yazmaya için siz de; mutlak hazır bir ön envanter; yani kolektif mirasın olması gerekir. Şunların olması da gerekir. Düşüncelerinizin ses ve yazı iletilmesi olan tutumlarınız da mutlaka; "kolektif tanımlı öznel anlama olması gerekir. Hamlet’i yazma kolektif lige dönüşen süreçler olukla; sizin "kolektif bir öznel anlayışlı bilinç birliğimizin" olması gerekir. Yazdığınız konu kolektif. Yazılanı iletme ve iletme araçları da kolektiftir.
Bunlar o kolektif ligin kendi referans noktasıdır. Kendi kolektif liginin kendi geri bağlanım yasasıdır. Demek ki söz ve yazı dili o kolektif ligin geri bağlanımla referans ya da dayanak noktasıdır. Yani "Taş" diye seslendiğiniz de ben de (kolektif yapıyı oluşanlar da) aynı şeyi anlamalılar. Aynı şeyi anlamakta aynı şartların içinde olmaktır. Aynı şeyi anlamıyorsak sizin "hamlet" yazmanızın da bir anlamı kalmaz. Ve dahi sizin Hamlet'i yazmanız da geçmiş ve kolektif background üzerinedir (geri bağlanım yasalı ön envanterler üzerindedir). Hamlet’i, hamlet yapan ve yazanı yazar yapan süreçler de; bilinç te; süreç araçları da geri bağlanım olan kolektif oluştur.
Sizin Hamlet’i kolektif mirasla, kolektif tanımlı geri bağlanımlar üzerinde seslenip, yazmanız gerekir. Yani siz kendi düşüncenizi, diğer öznelerin anlamaları için siz de söylem ve yazılarınızı; eylemlerinizi kolektifin kullandığı biçimde kalıp düşüncelerle; kolektif tanımlı söz ve hece cümlesi haline getiren modülasyonlarıyla olma içinde birisi, olmanız gerekir.
Aslan avı envanterleri içindeki hızların ve hız limitlerinin aniden ve birkaç dakikalığına üst sınırında olan bir hıza sahiptir. Daha doğrusu aslan bir anda, ceylan gibi avından çok daha hızlı olan hız limitine çıkmakla, iki üç yüz metrelik bir koşunun anlık takatine sahiptir. Bu eylemle aslan kalp atışını belli bir saniyeler içinde üç beş yüz atımlık değerlere çıkarması demektir.
Bu durum belli ve çok yüksek bir enerji maliyeti demektir. Bu nedenle çoğalan avlanmayla birlikte aslanın üremeyi çoğaltması gibi oluşacak süreçler, aslanda tersine bir süreci başlatır. Su her derecede buharlaşır. Belli bir atmosfer basıncı altında (deniz seviyesinde) suyun sıcaklığı yüz dereceye doğru artarak tırmanır ve su yüz derecede kaynar. Ve su yüz derecede de kaynarken, artık ısısı yüz bir, yüz iki derece olmaz. Su kaynayıp bitene kadar yüz derecede kararlı-stabil-sabit kalır. Bu süreçlerin tek düze olmamasını da, bir örnektir. Sekanslı olan kollu terazi sakala hareketi, kolların düşey konuma gelmesine kadar sürer.
Sizden önceki olayların; kolektif süreçlerin; çevrimlerini tekrarlayan özyineli süreçlerle siz; süreç çevrimlerini yaşayıp algılamıştınız. Uzaklarda değil, geçmiş sizdeydi. Genel olurluk (bağıntı), siz olamayacağınıza göre siz genel bağıntılı geçmişin tümünü değil, parçalı kısmı ve yasal oluşunu taşıyordunuz.
İhtiyacı duyulan istek, şiddetlidir. Ama köleci sistem içinde trampa yaptıracak eğilimler; sadece üretirken ortaktır. Ama paylaşırken ortak tanımaz. İşte köleci sistem bu tür kolektif olmaktan çıkan süreçlerle kontrol edilirler. Paylaşım; kâr, kazanç, ticaret, kira, amortisman, mülkiyet hakkı gibi kişi sahiplikle olan kata külli eğilimleri olmakla; akış ta ön ittifaka göre farklı olmaktadır.
Bir de bu paylaşımcı akışa kazanç eğilimlerinden oluşan karaborsacılığın, komisyonculuğun, psikolojik etkilerinin yapay arz taleple kamçılamaları, eklenirse; süreç akışlı takasın eşikleri hep yükselir düşer. Sistem içinde toplam üretimi yapılan bin çeşit iş varsa: sektör sayısı farklı olmakla bin çeşit te sektör var demektir. Her sektör kendi iş alanında bir birim iş yapıyorsa; sistemin zorunlu değiştirme değeri olmakla karşılanan toplam üretim değeri de bin birim olur. Her sektör onlarca çok kişiden oluşur.
Ama süreç anlaşılır, basit olsun diye her sektör bir kişi olmakla; üretenler de tüketenler de sektör sayısı kadarla bin kişidir. Şimdilik çocukları, eğitim çağını, yaşlı ve çalışamaz olanları hesaba katmıyoruz. Gerekte yok. Her üreten aynı zamanda bir birim bir birim üreten ve bir birim tüketen olukla tüketicidir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...