Üreten ilişki öncesi veya ittifakı dönem öncesi dediğimiz süreçlerdeki kardeşlik, cinsellik, süt emme gibi sosyal manalı aidiyet ilişkisini kavradıktan sonra, geleceğe doğru oluşan insanlık serüveni ancak anlayabileceğiz. Abramın da geçmişe dönük bağı ile hüviyet kazanmasını anlamaya gayret edeceğiz.
Totem kardeşler tanımı ve totem alan tanımı; dış dünyaya kapalı olan bir anlayışın tanımıdır. Totem alan, totem alanın sonuna doğru yaptığı üretim ilişkisi nedenle zorunlu olarak dış dünyaya açılabilmiştir.
Totem alanın dış dünyaya açılmasının nesnel koşulu; hem çok sancılı bir süreçtir. Hem de birden bire oluşan süreç değildir. Üstelik üreten ilişkiler içe kapalı, totemi sosyal mana alanı içine yesyeni bir düşünce ve eylem alanı açmıştı.
Eskinin ortaklaşa hayatta kalma anlayışı olan söylemler ile yine eskinin karşılıklı işbirliği söylemli ortak mana anlayışına dayalı zemin iletimlerini simge eden kolektif alan içinde hiza almanın kolektif temel düsturu köleci sistem içinde görmezden gelinmişti.
Her şeyin içinde ikili veya dualite ifade eden çelişkili birlik vardır. Kesikli süreklilik. Ya da parça ile dalga hareketi gibi. Parça sayısal frekanslı nicel kesikliliği ifade eder. Dalga tekdüz süreğenliği ya da sürekli oluşu ifade eder.
Yani en temel ikili karakter durağanlık ve harekettir. İkili karakter değişme ve değişmeme ataletidir (eylemsizliğidir). Dalga nesne içindeki enerji hareketiydi. Oysa dalga pek pek hareket etmez durağandır.
El, sahibi olduğu mülkü sayesinde takdir ve kader kavramlarıyla birlikte bizim üzerimize öğrenilmiş çaresizliği enjekte eder. Bununla kalmaz insanın emeğine, insan bilincine yabancılaşması üzerindeki kaybettirme korkusu olan rızk, nasip kavramıyla üzerimize-üzerimize gelir. Yani El sistemi hep bizim kaybetmemiz üzerine sarmalayışı inşa etmekle; adaleti de buna göre inşa eder. Şu halde El’in adaleti bize kaybetme korkularımızı öğrenmemizdir.
El, girdiği bu yolla; tüm kötülüklerin inşacısı olmasıyla birlikte hep kötülüklere maruz kalmamızdaki çaresizliğe hitap eder. Kendisini bizdeki bu kaybetme korkusu üzerine bina eder. İmgelerle de bunu kontrol eder. İmgeler somuttan soyuta ve soyuttan somuta doğru olmakla yerine göre bir kullanımdır.
El’e göre olur adalet kavramı bunlardan biridir. Oysa herkese göre olukla kaybetmeme olan adalette vardı. El’in ilahi döneme göre kaybettiren bir süreç olması nedenle El kendine “Ben El Adl’ım diyordu. Oysa ilahi dönem, kendisine; adil olup olmamayı söyleme gereği bile duymuyordu.
Haldeki sistem herkesin değil, sadece El olan kişilerin mülk sahibi olmasını öngörür. Herkesin mülk sahibi olduğu yerde zenginler yoktur. El bunu çok iyi bilir. El, zaten herkese göre olan böyle bir yapının içinde çıkmakla; herkese göre olmayanı; herkese göre olmayan etmek için ortaya çıkmıştı.
Şimdi adalet neydi? Ya da adaleti nasıl ihsas edecektik? Adaleti, herkese göre olmayı mı kendimize temel yapacaktık? Yoksa herkese göre olmayan adaleti mi anlayışımıza terazi yapacaktık. Eş deyişle biz herkese, herkesin emeğine göre olan denkleşmeye mi adalet diyecektik? Yoksa emeğin sömürüsü olukla, herkese göre olmayana mı, adalet diyecektik?
Herkese göre olukla gerçekleşen nimette de, külfette de ortak olan süreç te bir adaletti. Herkese göre olmayan nimetle külfet içinde bana değmeyen yılan bin yaşasın deyişle, mülke temel oluş ta adaletti.
Evet, adalet kaybedilen kolektif yapının kaybında doğup; kolektif yapıya göre oluşup kolektif değerlere yaklaşan kıyas davranışlarını ortaya koyan düzenlemelerden doğmuştu. Ama hiç bir zaman kolektif yapıların temeli olmamıştı.
Kısaca sonuçta durum şöyle olacaktır. Kişide ki 6 parçalı sıkışmış kritik değeri anlatan; içe göre dışta yönelimli olan bir günlük eylem etkinliği 6 parça etkinliğin kaosu olmaktan çıkacaktı. Süreç kısmen tek düze eylemle sakinleşen bir düzgün işleyişti. Neyi, ne zaman, nasıl, neden, yapacağının bilinci ve sorumluluğu olan özgecil bir etki altına girmişti.
Kişi tutumlu süreç, kişinin kendisinden ötürü, kendisi dışındaki ile de sorumluluğu yüküm eden bir işleyişe dönüşecekti.
Şimdiki durumla adalet mülkün temeli olabilir. Ama adalet ne üreten ilişkinin temelidir. Ne inşanın temelidir. Ne ön ittifakları köleci sisteme aktaran kolektif yapıların temelidir.
Köleci sistemi tarif eden tarih boyunca hep adalet aranmıştır. Hala da aranmaktadır. Tarih adalet anlatımlı örneklerle doludur. Özellikle özgün ve yerel yapıları yeryüzüne doğru dağıtan yapılarla ortaya konan adalet ve adaletsizlikler çok anlatılır.
Kendisi adaletle olmayan, adalet olan sistemi yamultan bir sistemin içinde aranan adalet yine bir adaletsizlik olacaktır.
Adalet köleci süreç ile birlikte geleceğe doğru anlam edilecekti. Adaletin bu durumla bilinmiş olmasını göz önüne alıp ta geriye doğru baktığımızda; şunu anlarız. Köleci sisteme kadar geçmiş olan kolektif yapılarda adalet; belirsizle belirli bir durum akışı olmakla, kolektif yapıların temeli değildir.
Adalet köleci yapıların belirlisi, kolektif yapıların belirsiz durumu olmakla; adalet köleci yapıların temeliydi. Bu bağlamla adalet köleci yapı içinde sizi tek yanlı vaatlerle mülk sahiplerine yükümlü yordu. Köleci yapıların fakirleri yoktu. Olanaklar hepsi için, hepsinindi. Zenginlik te bilinmiyordu.
İlk sosyo toplumsal yapıların betonarme gereçleri olmadan, yani günümüzdeki inşaatlar gibi geçmiş kolektif yapılar inşa içinde çelik konstrüksiyon kullanmamış olmakla; geçmişin inşalarına nasıl inşa değildir diyemiyorsak: ilk kolektif yapıların günümüzdeki adalet gibi bir adalet anlayışlarının olmaması da onları adaletsiz kılmazdı. Aksine kamucu boşluk devinmesi içinde adalet gibi karşıtını verecek bir adaletsizle durum belirmediği için adalet gibi gelişebilecek bir eylem de ortaya konamıyordu.
Üreten ilişkiler de farklı kritik eşik değerlerinin kendi aralarındaki seviye basınç farkı üzerinde girişir. Bu fark girişme ile yükümsen olur. Yükümlülük olur. Yüküm eşme olur. Birbirleri arasında EŞDUYUM bağlacı üzerinde taahhüttü. Bu yüküm doğrudan birbirine dönüşen, birbirine değişen enerji oluyordu.
Yüküm ve yüküm etmedeki mucize bağ enerjisinin dönüşmesiydi. Sizin üzerinizde boşaltılan alana dolgu malzemesi olarak yüklenen karşı tarafın güvenlik algılı güvenlik yönelimli enerjisi; karşı taraf avcı ve toplayıcılar üzerinde dönüşen besin bulma enerjisine ekleyen, bir aktarımın çevrimiydi.
İş bölüşmesi yapma organizesi nedenle, kritik yönelme zamanının tümünü besin bulma süreduruma dönüşen avcı toplayıcı kişiler üzerindeki kolektör enerjisi de; güvenlikçiler üzerinde güvenlik sağlayan enerjiye dönüşen aktarım ve eklemdi. Bu sayılan yüküm ve taahhütlerin hiç birisi de zorunluluk karşı denkleşmeler olmak dışında; ADALET değildiler. Adaletin, ESAMİSİ bile değildiler.
Sosyal alan içindeki dışsal kuvvet bağ taşıyıcıları nelerdir? Nasıl belirlenir? Nasıl bir kesikli sürekli olmakla simetri kırılması verirler?
Sosyal alanlı totem alanın iş bölüşmesi, yardımlaşma dayanışma gibi doğada sağlatan alan ilişkisini veren kolektif bir enerji düzeni vardır. Bu tür enerji düzeni kısaca sağlama ve tüketme denkleşmesini veren birçok düzenlikti.
Toplumların da üretim yapan üretim hareketi düzenli, üreten, tüketen, kolektif bir bilgi birikimli teknik teknolojik kullanımlı, tasarım yapıp simulasyon edici birçok enerji düzen denklikleri vardır.
Bu kavramlar karşısında hazan yaprağı gibi titreyerek baktığınızda korku; korkuyu duyan kişi üzerinde imana, teslimiyete, sığınmaya dönüşmekle, inanç ortaya çıkardı.
İnanç korkuya gözü bağlılık samimiyetini ya da "korkunun deli cesareti" olan uyuşmayı ortaya koyardı. Adına ne derseniz deyin; lafın sözün para etmediği (kâr etmediği) bir afyonlamayı ortaya çıkarırdı. Aslında size gerçeği, dağarcığı, bek raundu, geri beslenmeyi unutturan özellik, yer durum; tersten bir evirtme ile aynı zamanda size hatırlanan yer, hatırlatıcı kavram, hatırlayan özellik te olmalıydı.
Rızk gibi kader gibi tevekkül gibi bir yığın karşıt söylemli kavramlar; size bek raundunuzu unutturan kavramlardır. Size söylenen anlam bilgisiyle size tarihsel olanı unutma veren kavramlardır. Ama aynı zamanda da unuttuğunuz hatırlama yerleriydi. Rızk kavramıyla geçmişi, tarihsel olanı unutmuştunuz.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...