18/5
Yine El; “zenginin malı içinde fakirin payı vardır" dediği sözüyle "size verdiğim servet; şimdinin fakirleri için kolektif mirastan düşecek olan hak edişin ta kendisiydi", denmesinin ağızdan kaçırılması mıydı?
Yoksa sadakalar El takdiriyle kaosa dönüşen tedirgin edici stres kaynağı ortamdaki gerilime karşı, ortama bir nebze nefes aldıracak bir çözüm şeklini mülk sahiplerine dayatmanın çözüm önerisi miydi? Bilinmez!
Ya da El "zenginin malı içinde yoksulun da payı vardır" denmeyi kaş yapayım derken göz çıkarma olarak mı ortaya koymuştu. Böyle de olsa açlığı ile terbiye edilen köleler bunu anlayacak kudrette değildiler.
18/6
Monarşi söylemi, kolektif düzenden kopuşa karşılık oluşan söylemlerdi. Özel mal sahipliğini belirten ve mal yoksunluklarını belirten bir kavramdı. Tarihsel kesikli sürekliliğe tanılanan yönetimsel bir bağlam söyleyişti.
Kolektif mülkiyetin keyfi dağıtım düzeni içine geçilen yeni düzenlenişin dağılım sonrasında oluşan yapıya verilen isimdi. Monarşin düzen yapısı içinde efendi ve köleler vardı. Efendiler mülk sahibi paylaştıran ve rızk veren veli nimettiler. Var olan sistem El 'in algılarına göre söyleniyordu. Kolektif yapı bağları gevşemişti.
Üreten ilişki, üretim hareketi kolektif alanın özüydü. Üreten ilişki totem alanlı grubun karşılıklı ve organize emekler girişmesiydi. Üretim hareketi de gruplar arası bileşimlerle ittifakı alanın karşılıklı emekler değişim biçimiydi. Bunlar kolektif esastandılar.
18/7
Köleci ilişkiler içinde üretirken kolektif hevesi özendiren söylemler vardı. Paylaşırken iyi kul olup göze girerek vaat edilenden umudu kesmemenin hevesi vardı. Bunlar direnç potansiyelinizi kıran baskın ve bastıran söylemdiler. Karışık düşüncelere bağlı koşullu öğrenmelerdi. Fakat üretim yaparken üretmenin kolektif bazlı oluşunda hiç gevşeme yoktu.
Zorunlu ve kolektif alanlı gevşeyememeyi, mülk sahibinin mülk hakkı etrafında birleşilen rızaya bağlı söylemlerin birleştirici bir bağlamı olarak anlıyorduk. Çünkü kişiler artık köleci mantığın; takdir etme, rızk dağıtma, veli nimeti olma, rıza gösterme, kul olma gibi köleci referanslarıyla sisteme bakıyordular. Köleci referans neydi?
Kutsal mülk sahipliği etrafında ve mülk sahibinin lütufkâr bir veli nimet olması ekseninde mülk sahibine çalışmak ve ondan geçimlik için lütuf beklemekti. Yani şimdiki sözleşme mülk sahibinin masasına oturup pazarlıklar yapmaktı.
19
Kişilerdeki kolektif vicdan, kolektif bir değer yargısıydı. Tekil dönem içindeki gruba bağlılık içinde bir vicdan çıkar mıydı? Pek sayılmaz. Yine bir gruba bağlılık çıkardı. Totem dönemdeki kolektif işleyişe bağlı totem kardeş bilinci içindeki özlen oluşan vicdan bile, grubu dışına değil grubu içine dönük değer yargısı olan bir vicdandı.
Vicdan, kolektif olup biten durumların kolektif işleyişe göre olup olmadığını tartmakla (kıyaslamakla) başlayan kolektif özneli bir anlayıştı. Haldeki olmuş bitmiş olan, zaten dün, önceki gün, daha önceki gün vs. olmuş bitmiş olandı.
Vicdan kolektif bir alan etkisiyle eş anlı başlayan yansımayla oluşan öznel bir değer yargısıydı. Vicdanında içinde kolektif alanın kişilere baskı ve basıncı da vardı. Ortaklaşa bir sosyal mem olmakla, sosyal mem ile sosyal memin kişiye yansıması da vardı. Sonuçta bu vicdan da sağlasan ve üreten ilişki içinde grubuna dönük bir bulunçtu.
20
Böylece El söylemine karşı dikleniş ve uyanışlar olmasın diye somut kolektif vicdanlı gerçekler üzerinde başlatılmak istemeyen gizleyişler, şimdi soyut olarak söylenişlerle başlayacaktı.
El kolektif alanın ve kolektif vicdanın üzerini örten bir gizleyişti. Kolektif alan ile kolektif bilinçli kolektif bulunç arasına El ve El ‘in takdiriyle rızk verme süreci girmişti. Her biri gerçekliği olmamakla, her birinin görüntüsü olmamakla çok çok açıklanmaya muhtaçtı.
21
Oysa köleci sistemde bozulan dengelere buluncun sızlaması yerine; sabredenlerden olması, tevekkül edip boyun eğmesi ile kendisinden aşağıda olan dengesizliklere bakıp, şükreden bir vicdan olması yeğdi.
Bu yeğlik içindeki vicdan El’ in takdir dilemesine göre oluşan vicdandı. Ve yine El ‘in dilemesiyle acıma ve merhamet eden vicdan olacaktı. El vicdanlara acıma ve merhameti koyup koymamakta da amildi.
El mantığı kolektif başlayış yerine, hiçbir çalışma ve gayret göstermeden mülkü olan bir mülk sahibini irade sayıp mülkten pay dağıtmasıyla köleci ilişkileri başlatıyordu. Yani vicdan mülk sahibinin mülküne ortaklar tanımamayı baz alıp, baz aldığı anlayışa göre sızlayacaktı.
Mülk sahibi isterse mülkünden size pay verir veya hiç pay vermezdi. Vicdani kanaatleriniz bu esasa göre değer yargılarını ortaya koyup; ortaya konan değer yargılarını da bu esasa göre ölçüp biçecekti
Daha açığı “veren el alan elden üstündür” diyen köleci işleyiş içinde ortaya çıkarılan köleci söylemler şimdi sizin vicdanınızdı. Bir kefeye yoksunluğun davranışları diğer kefeye varsılın veren el ile yoksulun alan elin mana anlayışı konmuştu. Denge tutmuyordu. Kolektif kefeye karşısındaki kefeye, kolektif tüketme karşılığı konmuş terazi görselinin zihin imajından, vicdan muhasebesi doğacaktı.
Aksine üretemeyen doğal hayat içindeki yağmacılık bir yaşam biçimiydi. Bu gibi yağmacı deneyi ile bir çıta avladığı ziyafetten biran önce yiyip; alandan çekilmek ister. Çıta doğallıkla biliyordu ki, birazdan kan kokusu yağmacıları üzerine çekecekti. Yağmacılara kızmıyor, ancak bunu bilmiyor gibi şaşa kalır olmaya melüldü.
Kokuya doluşan akbabalar, aslanlar ve sırtlanlar çıtanın baş edemeyeceği cinstendiler. Hatta çıtanın hayatını tehlikeye sokacak olan güçlerdi. Çıtanın acele etmesi bundandı. Üretemeyen yaşamın, şartlı ve verili paylaşımın tarzı böyleydi. Şartlı veri içinde tavşanı tüketirse kendisi de tükeniyordu. Kısıtlı veri içinde çoğalırsa yavrusunu öldürüyordu. Buna vicdansızlık diyebilir misiniz?
Dış dünya ve vicdan sizin isteminize göre düzenlenme değildi. Üreten emek karşılığı, yeteneği ve ihtiyacı kadarla pay alan kolektif davranışlar içinde, kuramsal olaraktan, edimsel olaraktan ve pratikte yağmacılık ortada kalkacaktı. Bu düzenleniş kolektif basınçtı. Kolektif vicdanlı algıyı oluşacaktı.
Kişilerin zihinleri içinde köleci memlerle, geçmiş kolektif dönemin arkaik belirmelerinde oluşan BİR ART ALAN IŞIMALARI DA VARDI. Art alan ışımasını ortaya koyan arkaik firariler zaman zaman kişilerin zihni içindeki köleci memelerle çatışacaktı. Çatışmalar zihin içinde, zihin çağrışımlarına dönüşüyordu.
Tıpkı üreten kolektif alanın üretilenleri paylaşırken kendisine ortaklar tanımasını belirten sözcüklerin; El mana anlayışı içinde kendisine ortaklar tanımaz oluşa dönüşen çağrışmalar gibiydi, bu dönüşümler.
El, içinde çıktığı kolektif sistemin hafızasını da taşıyordu. Eski hafızayla köleci hafıza eşleşmesi zıddına göre çağrışımlar olup El zihninin ışık çakmalarıydı. Bunun gibi köleci hayatın içindeki kimi kişi zihnin de kolektif geçmişin arkaik fon kalıntıları vardı. Baskıcı El mana anlayışı karşısında firari arka fon ışımaları kimi kişi zihninde zaman zaman hayal meyal silik bir hatırlamanın art alan ışımalarını oluşuyordu.
Mirası olmayan çocuk, bir ana babaya mirasçı olabilmek için o ana babadan doğmak; o ana babadan doğanlarla ve o ana babayla yatmamak zorundaydı. Yeni mirasçılık kendisinde doğulan ana ana baba ve o ana babadan doğanlarla yatmama kapsamında bir aitlikti. Bu da şimdiki evli eşler gerçeğiydi.
Geçmiş dönemlerde kolektif alana mirasçı olma işi; o yalıtıma alan da totem kardeş olmanıza; grup aiti kişiler ile yatmanıza ve o grup organizasyonuna katılmanıza bağlıydı. Yani totem dönemdeki “mirasçı olma” işini, köleci sistemdeki gibi mal mülk sahipliği özelinde değil, kolektif alan genelinde beliriyordu.
Totemdi miras öncelikle yalıtımlı ortamın belirleyiciliğiyle ve yalıtımlı ortam sağlamasına göre belirleniyordu. Oysa şimdiki mirasın önünde özel mülk sahipliği ile mülk sahibinden doğmayı garanti eden özel çocuk sahibi olmanın meşruiyeti ve meşruiyetle haram helal engel modeli vardı. Yani özel mülk, ancak özel doğumlarıyla özel olan çocuklara verilirdi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...