Bilinmezi bilinir yapmakta
Akılsızlığı akıl kılmakta
Karanlıkta göremeyen gözün
Kulakları, işitmek zorundadır
Bazen ziyan olmak
Ceza evinde tutuklu olan birinin [güya özgür kalma durumu ile(serbest kalmasıyla) ] bu türden bir özgürlüğü karıştırırsanız işin içinde çıkamaz bir karıştırma yaparsınız. Toplum diline değin kavramları siz halk dilinde kendinize göre aynı anlamlara irca ederek, eş anlamlı sözcükler gibi kullanabilirsiniz. Acıkma, dil, etnik var bulunuş, yoksulluk, cehalet vs. gibi tercihleri yapmak bir özgürlük işi değildir. Bunlar acıkma gibi temel ve etniklik gibi de öznel ve bireysel bir duyuş ve yönelimdirler.
Oysaki özgürlüklerinizin sizin keyfinizin üzerinde bir nedeni vardır. Kendinizi arabanın altına atmanızda bir özgürlük değildir. Özgürlükler öznelin doğa yasallığına onu yok edemeden müdahale oluşturmanın, o doğal ilişkiler normal aktiviteler kaldıkları sürece, üzerinde otoriter olmanın toplumsa muktedirliğidir. Özgürlükte bilme ve seçme gibi eylemler varsa da her öznel bilme seçme özgürlük değildir. Buradaki bilme ve seçme, toplumsa gücün bilme ve seçmesidir.
Her tanımlık, kendi zaman zemininde girişen; tarihi nesnel ve sosyal ve toplumsal ilişkilenişe bağımlılaşır. Sosyal ilişkiler, bire bir insan ve grup, ya da topluluklar ilişkisi olurken, toplumsal ilişkiler; bunların çok çok üzerinde ve bunları oldukça aşmıştır.
2-]Yeme özgürlüğü! Bana, müsaade ette, ne diyeceğime ben karar vereyim deme özgürlüğü! Herkesin her şeyi, söyleme özgürlüğü! Söylemlerimiz, bölünme ve ayrılıkları ifade etmeyi de içermeli! Dil ve kültürel hak, özgürlüğü! Eyleme geçmeden her şeyi söyleyebilme özgürlüğü vs...
İnsan hakları insanca temel bir kabul ediliştir. İnsanların, insan hakkı; insanın öznel ve sübjektif oluşlarından bağımsız bir gerçekleşme ve kolektif girişmelerle, bireysel kullanımdır. Eş deyişle, yaşam olgusu, ilke olacakla biyolojik gereksinimlerinizin karşılanması düzlemindeki sağlayışların, zorunlu kabul edilirliğine değin, bir anlayış birliği konsensüsüdür. Dışınızda olan bir gerçeklemeğe, herkesin razı ve saygılı oluşturlar.
İnsan hakları bağlamında olanın, en başında yaşama hakkınız gelir. Yaşama hakkınız, iki aşamalı bir gerçek eşmedir. İlki, içsel metabolizma düzeyinde olanlar. İç zamana dek girişmelerle ile girişmelerin dıştan sağlanır olan enerji girdileri konusunun, zorunlu ve engellenmemesi gerekli olan bir hak oluştu anlayışın da, tutum anılır olmasıdır. Yani yeme eylemidir. Diğer yaşama hakkı konuları da, barınmadır, güvenliğin sağlanmasıdır. Cinselliktir. Bunlar temel olan insan yaşam hakkıdır. Hatta bunlara değin duyarlılığın ve dile getirilen zorunluluğun daha ulvisi, temel organik varlılar (canlılar) hakkıdır.
3-] Zaten geçmiş süreçler içinde bu sentezler gerçek eşmiştir. Şimdiki etniktik görünüşler, sosyal yaşam düzeyine doğru gerilemiş tutumlardır. Toplumsa olanla uyumsuz gerici kalıntı posalardır.
Yani etnik aitleşme, etnik kült ve kültürleri özgürlükler bağlamında, bir insan hakkı değildirler. Çünkü etniklik toplumda giriştirip özgürleştirebileceğiniz bir ilişkilenmenin tutarlılığı olamayan öznelliktirler. Etnikler, şimdiki ilk toplumsa, nesnel girişmelerin, ittifakıdırlar. Hiçbir etnik yapı, bugünkü düzlemde, izole oluşla ne bir insan haklarını sağlamaya muktedirdirler, nede toplumsal ilişkilenmenin, işlevsel olmasına etkin ve katkın birer ayrı bulunuştu unsur olamazlar.
Etniklik, zorunlu olacakla çevredeki oluşmalara zorunlu bir bağdı katışma ile entegre olurlar. İnsanlar, etnik düzlemi çoktan geride bırakmışlardı. Buşmanlar, Piğmeler, Pirahalar (zaman ve sayı kavramları dahi yoktur) gibi etnik topluluklar tecrübelerini giriştirip birleşerek örgütlenebilen toplumu ortaya çıkaramadıkları için, etnik topluluğun, en ilkel gelişmesi ile diğer Dünya toplumlarına göre, teknik üretim ve deneysel bilgi oluşla, bilim teknolojileri üret işçe, içlerinde tutulu kalmışlardır.
7-] Etnik yapılar gelişemediğinden evrensel olamazlar, güdük kalırlar. Elbette ana dilini bilen bir toplumsal birey toplumun önünde bir sorunsaldır. Üstelik zaman içinde aşılacak bir olgunlaşmadır. Etnik diller klan içi iletişmenin, itaati, geleneksel söylem ve anlatımlarıdı kültür koşullandırmaları vardır. Örneğin, feodalizmin en büyük sosyal zemin kaynağı etnik yapılardı birlikler gücüdür. Aynı soy oluşa tabiiyet ve tabiyetin getirdiği boyun eğiş, birlikte kalkıp birlikte oturma kültüdür. Tabiidir ki u kült şimdiki güncel toplum sal olana, çok çok aykırıdır.
Etnik davranma (serbestlik) , hiç bir suretle, özgürlük ve özgür eşilme değildir. Aksine özgürlükler bağımlaşılarak kullanım rahatlığı ve kullanım doygunluğu sağlayışla, zorunlulukların üztesinde gelebilme muktedirliğidir. Yaşamı toplumsa muktedirliklerlen çekici kılmanın süreçleşmesidir. Oysaki etnikti serbestlik, öznel haktı kullanım olup; topluma dek uzanmakla yani yeni toplumsal yapı ile uyuşamamanın bir uyumsuzluğu, özgürleşememe sorunsalıdır. Çünkü etnik yapı, günümüzde o eski kendisine ait, zaman ve zemine değin olan oluşma ilişkisel bağlamlarını kaybetmiştir. Bu yüzdenle de öznel etnik serbesti bilmezliklerle, topluma taşınışlarla, serseri bir mayın gibi toplum içinde yüzerler.
Etnik yapılar, yeni olgu ve olay ve gelişmelerle girişmeyen ve bu yüzden değişme ve yeniye dirençli olan sosyolojik bir atıllıktır. Bunun siyasi çevrisi de; o etnikti toplum yöresini, o feodal oligarşik yapı içinde tutmayı hedefleyen, toplum dışı, bir gerici anlayıştırlar. Bir toplum içinde, onca mücadlesi verilen etnik yapılar, ileri dogru güncelin süreğinde bir akışla verilen mücadele olmayıp, eski olanı tutucu olmanın hoşlanması ile verilen bir mücadeledir.
8-]Bu türden toplumsal kültürü oluşmamış söylemlerin en radikal bilmezlik deyişleri de; etnik (halksal, bireysel) özelliklerin bir mozaik, bir ebrulu oluştu söylem cehaletidir. Mozaik yapı toplumsa olacak devinmenin kurumsa rahatlığını ortaya koyabilir bir yapı değildir. Ara bağlarla devinemeyen bir ilişki girişim biçimidir, toplumları felakete sürükler. Ebruli oluş, renksel tayf ve girişme eğilimliliği ile paçayı kurtarır bir söylemse de, toplumsal yapıyı ve işleyişini bilmezlik nedeni ile atıl yanlış bir düşüncedir.
Bir kere etnik yapı toplumun bir unsuru değildir. İkincisi hiç bir etnik yapı, kendi özelliği ile toplumsal işleyişte hem girişemez, hem ilişkilenemezdir. Mutlaka toplumun aiti olan süreç girişmesi zorunludur. Yani toplumsal ilişkilenişle devinmesi şarttır. Etnik işleyiş toplumsal işleyişle girişmedikçe uyuşmazdır.
Şu örnek etnik yapının toplumsal yapı olmadığını ve toplumsal yapıyla ilişkilenir bir unsur olmadığını, bir iyice anlamamıza, yardımcı olur düşüncesindeyim. Bir kere güncedeki toplumsal ilişkilenişe göre, etnik yapılar zaman dışıdır, bu hiç unutulmaya.
Kültür maddi manevi oluşturulan düşünsel ve eylemsel etki eşmeler bütünüdür. Dolaşım sal etkime ve etkilenmeli iletişimlerdirler. Bu bağlamda din, dil, gelenek, görenek, ritüeller, büyü teknikleri, sanat, bilgi üretme, düşünce üretme, üretim teknikleri ve üretimlere dek teknolojileriniz, giyim kuşam, oyun ve şarkılarınız, ahlakınız tarihi geçmişiniz gibi birçok etkinlikler akla gelir.
İlk kültür girişme iletişimi işaret dili yani beden dilidir. Bunu için de doğayı yansıtma, doğadaki varlıklar gibi olmanın taklitleri vardır. Bu iletişimdi kültürü oluşturmaya değin seviyelerden, bugünkü seviyeye gelinmiştir.
Kültürün başlangıçtaki en büyük taşıyıcısı, kültürün sosyal gen aktarımlı olması ve anonim olması ilkesidir. Yani yazısız bir kuşaktan kuşağa aktarımdırlar. Bu nedenle bu çevrim içinde değişme ve değiştirilmeler çok çok olası idi. Her kültür günceli yansıtır olacağından, sözlü aktarımlar da güncele uyarlanacaktır. Böylece aktarılan kültür orijinal ilk yaşam tarzlarını yansıtmaktan uzak olacaktır. Her aktarımda değişme ve değiştirilme, sözel olduğundan, sözün uçucu oluşlarından ötürü, bu sözlü aktarım kültürün bir sakıncasıdır. Zaman ile ve yazılı dönemle birlikte, bu sakınca kısmen de olsa büyük oranda ortadan kalkacaktı.
Siz gerilimin yönünü belirlememişseniz; yani akımın yönü A alanından B alanına doğru mu? Yoksa B alanından, A alanına doğru mu, akışın olacağı belirtilmemişse; bu durumda sistemin kendi dalgalanması olacaktır. Bu dalgalanma bir taraftan diğerine, diğerinden de bu tarafa doğru gelgit dalgalanmaları olacaktır.
Ekvator belirleyeninin, iki yanında bulunan oğlak (A) veya yengeç (B) içti sınırları arasındaki alanlardan birine doğru bir yayılma ile ilişkilerini bozmayan bir uzanım noktalarını giriştirme ve hareketlendirme konumunuz vardır. Bu konumda, toplumun öznel yapısını, toplumun nesnel olan yasallığına (eksen dönmesi çekimine) bağlı kalaraktan, gelgit hareketlerini sınırlı bir istenilen noktaya kadardan düzenleyebilirsiniz.
Siz çeşitli ekseni çapla bir tropik dönence aralığında direnç noktalarını kontrol ederekten sıkışan ve genleşen alan bölgelerine gel git hareketi yaptırıyorsunuz. Eğer bu tropik sınırdan birini, diğerinin lehine aşarsanız; oğlak ya da yengeç dönencelerinden birinden ötelere geçiş yaparsanız eşitsizliğin şiddeti artacağından denetlenme kontrolden çıkacaktır. Tropik konum ilişkileri bozulacağından ortam toplum ve halkın ayaklanmalarına dönüşecektir.
Demokrasi, bu eşitsizlikti gelgitlerin, diğer taraftaki tropikal işleyiş alanı dışına çıkmaları karşısında sistemin şiddetli bir direnci ile vardırlar. Ekvatoral (tropik) alanda genelde tek tip (eşitlikti) özellik hakimdir. Gece ve gündüzün eşit olması gibi. Devamlı yaz mevsiminin yaşanması gibi. Ekvator alanın dışında eşitlik bozulması artar. Yani otoritenin yönü kaymıştır.
Diyelim ki A alanından B alanına geçen Otorite bir taraftan diğer tarafa doğru sertleşmiştir. Demokrasi bir sistem referans ayar denetimidir. Hem de sertleşen otoriteyi yumuşatan bir iliş kinliktirler. Değilse demokrasi; kendi başına bir var oluşlarıyla, hepimizin onun peşinde olduğumuz, bir milli piyango kuşu değildir. Eşitler arasında, demokrasi olmaz. Güç ile güçsüz arasındaki öznel irratasyonel reostasıdır.
Demokratik ilişki bağları, toplumsal korunan noktaların referans noktalarına dek alan zamanları içinde devinirler. Demokrasi, toplumun eşitlikti değinme noktalarına yaklaşılma girişmelerini başlatır. Yine demokrasiler eşitsizliğini koruyan bir kırpma, kırpılma, hareket türüdürler. Bir anlamda demokrasi eşitsizliği, yani sistemin girişmesini de korurlar. Sistem değinim noktalarının, ekvatoral eksene olacak çakışmağı düşmesini, önlemek içinde, eşitsizliğe dek olan; demokratik ilişkisini de yaratmaktadırlar.
Her bir etnik birliklerin aynı totem soydan olmayanı reddeden aşırı tepkileri, böylelikle kabul edilir bir sindirme düzeyine, bu kabul edilişle erişilmiş, bu günkü uygarlığa gidecek yolun temeli atılmıştı. Artık iki etnik totem yapı kutsal ittifakla; kutsal birleşme ile akraba ve kardeşlerdi.
O dönemlerin anlayıştı, tabudu kutsallıkları içinde; 1- verilen ahdi tutmak; 2- kutsal yerde (kutsal buluşma ve temas yerlerinde; sonradan buralara tapınakta denecek yerlerde) kutsal birleşmede bulunmak, en öne çıkan ittifakı and içme idi. Kutsal ve babasız (kutsal totemden angınlı) doğumlar, o günlerin vazgeçilemez önemde, hayati önemde olan bu günkü uygarlığa geçişin vize tabusudur.
Kutsal ittifakın ortaya çıkardığı kültür birliği, o güne değin totem anlayışın ve tabuların ön göremeyeceği denli yepyeni doğum sancılarına ve doğumlara yol açmıştı. Her doğum sancısı ve her doğumlar; aşılması gereken, çok çetin bir çelişki ve sorundular. Söz gelimi kutsal doğumla olan yeri ürünler hangi grubun aiti olacaktı, gibi velayet sorunu ittifakın önünde, daha yüz yıllarla aşılacak çatışma ve sorun olarak yaşanacaktı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...