Geçmiş te tekil yaşamlı grup eğilimli süreçlerin yardım ve paylaşımının en az durumdan yardım ve paylaşımın tedricen daha pozitif bir tırmanışa geçtiği zamanlarda kişiler, şimdiki kolektif kuvvetten ve kolektif güçten yoksundu.
Yani totem dönem öncesinin hemcinslari kolektif havuzun kapasitesi olmadan çok kısıtlı bir yetenek kullanıyorlardı. Elbette El bu dönemlerde hiç yoktu. Olamazdı da. Her şeyi bilen El bu dönemleri bilmiyordu da.
Aslında El ismiyle tezat olmanın imgesiydi. Bilmez ama bilir. Gücü yetmez ama yeter. Adaletsizdir ama adalet timsalidir vs. İşte bizler şimdiki El ‘i o bilmediğimiz tüm zamanların da El 'i olarak konuştururuz.
Dahası her bir dinler geçmiş totem dönemin ve ön ittifaklı dönemin kardeşlik bilinci olan mirasın hafıza uzantısına dayanakla "kendi müminini, müminin kardeşi yaparlar". Dinler mümin kardeşliği ile totem kardeşler ve ön ittifaklı ilah kardeşler hafızasına gönderme yaptırırlar. Bu mantık sosyolojik bir tekrar ve yeni yorumdur.
Erken dönem kardeşlikleri temas etme, dokunma, birlikte yaşam ve ortak anı oluşturmayla; hepsi biri, birinin de hepsi olmanın kardeşliğidir. El mantıklı kardeşlik inanç üzerinde soyut absürt, kardeşliktir. El mantıklı kardeşler erken dönem kardeşleri gibi yaşama, gerçeğe dayanmaz.
Köleci mantıkta ön ittifaklardaki gibi “insan kardeşliği” yoktur. “Mümin mümine kardeştir”. Efendi ile köle kardeş değildirler. El ‘in deyimi ile “efendi ile efendinin elinin altında çalıştırdıkları bir olur mu?” Köleci mantıkta efendiye itaatte kardeşler kulluğu vardı.
Kolektif yapıların ancak ve ancak kolektif yetenekten doğan; kolektif birim zamanlı alan açmaktan kaynaklı; bağsan bir üreten ilişkisinin tanecik boşluk devinmeli hukuku vardı. Hukuk burayı dolduran difüzyonlardandı. Değilse eşitliğin kaynağı, kişisi yetenekle, fizikle, biyolojiyle, mülkiyette eşitlik ile ilişkili değildi.
Bugün kullanılan android telefon kolektif birim zamanlı kolektif yetenekle ortaya konmaktadır. Kişisi yetenekle kullanılıyor. Kişiler, kişisi yetenek ile eşitlenmiyordu. Aksine ortalama ve soyut bir kolektif yetenek ekseninde olmakla, kişinin ihtiyacına, yeteneğine göre tüketen bir pay almasında eşleşiyordu.
Doğanın beşinci kuvvetinin toplumsal kapasite, toplumsal yetenek, toplumsal akıl ve toplumsam devinmeli alan açma olduğunu bilip, düşünüp; bellemedikçe; bu kuvveti anlamak olanaklı değildir.
Genel olan alan etkisi ile özel olan alan etkisini ya da genel olanla, göreceli olanı ayırmak; farkına varmak gerekir. Özel olanlar da görece bir seçicilik ve seleksiyondurlar. Havanın soğukluğu, yer çekimi gibi alan etkisi çevredeki her şey üzerine bir baskı basınç olmakla “genel bir alan etkisidir”.
Çevrenin genel benzerliği içinde benzemez iliklerin de bir baskı ve basıncı vardı. Ya da çevrenin genel benzemez ilik içinde benzerlikler vardı. Bu benzerlikler çekimiydi. Ya da benzerlikler içinde benzemez olanların itmesiydi. Kısaca alan etkisi çevredeki olgu, olay, süreç ve her bir var oluşlara farklı farklı etki ve yansıma olmakla bir benzerlik seçilimi de ortaya koyuyordu.
Bu seçilim nedenle benzerlikler çekme birikme ve kümelenmeydi. İtme, ayrılma ve seçilmeydiler. Kısaca benzemezler arasındaki benzerlikler, ‘aitlikti’. Aitlik duygusuydu. Sosyal oluşun birinci adımıdır. Ben nerden geliyorum? ben neyim? Ben neye aitim? demenin groteski anlaması böylece benci aitlik duygusu ve aitlik dayanışmasıydı. Aitlik duygusu bir yapı inşa biçimi değildir.
Bir etki ve bir iş, oluş türü sonuç ortaya koyan anlamın kendisi, o ilişkileriyle akışta olurdu. Her enerji biçimi her durumla bir sonuç ortaya kor ama inşacı bir iş oluş ve sonuç ortaya koymaz. O ilişkilersen yansıma bağıntısı içinde olmayan sanal enerji türü de sonuç ortaya kor ama bizim anlam edeceğimiz bir inşa ile düzenli bir iş oluşun nedeni ve sonucu değillerdir. Her bağıntı kendi ilişkin ucu ile çekilir zıt uç ile itilir.
Bir gerçeğin ilişkin sanal anlamı içinde olmayan enerji düzenleri o gerçekliğin asalak var oluşudur. Sömürü böylesi sanal ilişki tipi olmakla üreten emek üzerinde asalaklığa dönüşür. Yani sömürü üretim hareketinin nedeni değildir. Sömürü üretim hareketi üzerine çöreklenen insan mantığının sömürü yönünden akış veren sürecin sömürü düzen ilişkisi kılınmasıdır.
Üretim hareketi ne kâr yapmak için ne sömürü için var değildir. Sömürüyü de kârı da üretim hareketi içinde sonunda çekip alsanız; lav etseniz dahi insan yarın yemek için buğdayı, giymek için kundurayı, hastalığını tedavi için ilacı vs. üretmek zorundadır. Görüyorsunuz ne kâr ne ticaret (tüccar), ne sömürü, üretimi üretim yapan neden ve asıl olan olması gereken hiç değildir.
Etkilenme yoluyla oluşan tepkileriyle benzer ortak özellik gösterenler alan içinde benzer davranıyorlardı. Benzer tekrarların çevrimini yapabiliyorlardı. Bu bir seçilimdi (seleksiyondu). Dıştaki sosyal olucu ilk seleksiyon bu tür seçilimle kümelenmedir.
Alan etkisini (alan efektini) ortaya koyan temel belirleyiciden biri açlık gibi olan ihtiyaçlarınızdır. İhtiyaçların karşılanması enerji sağlamadan geçer. Enerji sağlar olmanın yolu beslenmedir. Günümüze gelen süreçte beslenme eylemi üretim nesnelerinin üretilmesinde geçmektedir.
Beslenme nesnelerinden elde edilen enerji; barınma, korunma, güvende olma duyulama, amaçlı eylemlere yönelme, dinleme, anlama, konuşma, düşünme mana ortaya koyma gibi diğer İhtiyaçları karşılanma ihtiyacına dönüşmektedir.
Böylece önce sağlatan ve sonra üreten kolektif yapı ile beraber hemcinsler sosyo toplumsa düzenlemenin gücü etrafında bir alan etkisi ortaya koydular. Güç alan etkisi ortaya koyuyordu. Alan etkisi güce katılıyordu. Hemcinslerimiz bu alan içinde sosyalleşti. Toplumsallaştı. Uygarlaştı. Hemcinsler giderekten üreten bu alan içindeki, üreten ilişkiler girişmesini, üretim hareketleriyle de bağdaştıran sosyal anlayışları içinde insanlaştılar.
Alanın yönü, kâh kolektif üreten ilişki içinde olmanın yönü ile sosyal sağlatmayı ve üretim ilişkisini ortaya koyucu, sosyal duygudaşlığın alan yönüne göreydi. Kâh özel mülkiyetçi yapı içindeki mülk sahiplerinin mülk hakkı nedeniyle paylaştıran olmaları, yöneten olmaları nedeni ile oluşan “bu öznel ve keyfi olan alanın yönü, kolektif ilişkiler modülasyonu üzerinde sistemi enfekte etmeye ve sömürü yapmaya” uygundu.
İstismarcı nedenle, istismar edilmelerinin bilincine varan üreten kolektifi güç, zaman zaman sömüren alan yönüne göre zıt bir yön direnç akışını veren sömüren irade akışına göre ters yönde çatışmacı bir akımı da oluşturuyordu. Bu dirence emek ya da üretimden gelen gücün, sahipliği ortaya koyan güçle mahsuplaşması denecekti. Yeni dil sömürü ilişkili çatışmacı dildi.
Tarihi süreçte inşaca olan kolektifin malına el koyucu türlü mütegallibelikler sonucu yaşanan efendi-köle ilişkili ikili bir sürecin arasındaki boşluk devinmeli mücadele, yeni bir mücadele alanını ortaya koymuştu. Bu alanın bir ucu mal mülk ve irade sahibi efendilerdi. Bu uç yüksek basınçlı uç olmakla enfekte eden, ezen, etki eden, karar veren ve sistemi yöneten, gaspla meşru olan bir alan gücüydü.
Efendi köle ilişkili bu alanın diğer bir ucu edilgen uçtu. Maldan, mülkten yoksun kölelik emek gücü temsilcileriydi. Alçak basınçlı uçtu. Bunlar günümüz şartları içinde emek gücünü satanlardı. Ezilenlerdi. Pasif olanlardı. Her an emre amade muhtaçlıktılar.
Bu çelişkin iki uç arasındaki alan içinde oluşup girişen olayların, yüksek basıncın baskısına karşı koyan her bir dirençle olan mücadelesine demokrasi mücadelesi denmişti. Direnç ve demokrasi kişi sahipli mütegallibe sınıfa karşı oluşmuştu. Sömüren güce karşı oluşmuştu. Zorba sınıf kolektife ait üretim gücü ile üretim araçları üzerindeki kolektif sahipliği hileli meşruiyetle sahiplenen baskıya karşı doğmuştu.
Demokrasi bir mücadeleler tarihidir. Kişisi mal mülk sahipliği gibi bir alan gücünün ortaya konması üreten inşacı bir yapının ürünü olmayıp yapının gelişmesinden epey sonra muktedir olucu eğriliği gözeten düşünmenin zor kullanmasından ortaya çıkmıştır.
Demokrasi mal mülk ve üretim gücü ile üretim araçları sahipliğinin ezen, zor kullanan gücene karşı direnç olarak doğmuştu. Zor kullanan gücün bir kendisinden kaynaklı kendi üzerine kendi etkimeli direnci yani fren etkisi vardı bir de karşıtı olan üreten kolektif emek gücüyle girişmesinden ötürü direnç koyan firen etkisi vardı.
Mülk sahipliğinin mülkünde çalıştırabilmek için emek gücüne köle gücüne (şimdi robotlara yani yine kolektif gücün ürünü olan akıllı robotlara) ihtiyacı vardı. Yine mülk sahibinin kendi servetine servet katması için emek gücünü sömüreceği bir kula (köleye) ihtiyacı vardı. Bu da kölenin ürettiği değerden köleye yarın yeniden çalışma yapması için zorunlu bir pay verişti.
Hayli gelişen ön ittifaklı sürecin içindeki kimi insanlar kolektif sahipliğin akışını tersine bir hareketle, kişi sahipliğine çevirmenin eylem ve mana anlayışını tartıştırmaya ve tartışmaya yönelici yeni bir mana oluşun düşünce ve uygulama alanı içine girdiler. Bu yeni mana alanı sahipliğinin tavrı, kolektif alana kaybettirerek kişisi kazanmanın ana esasını ortaya koyucu anlama ve anlatımların mana düşüncesiydi.
Tersten çevrim ile kolektif sahiplik olanı, özel mülkiyet sahipliği yapmanın unuttuğu bir şey vardı. Özel mülkiyet yapılan her şey, kolektif emek gücünün eseri olmakla ancak ve ancak kolektif oluşla, kolektif bir süreçten sonra ortaya konan geçmiş, ilk oluşla biriken değer ve zenginliklerdi. Köleci tutum kolektif değerlerden sapıştı. Bunun yeni ahlaki yansıması kolektif zenginlik içinde, kolektife göre olan genel yararın, genel değerlerin ve özgeciliğin kaybolmasıyla yitirilen şeyde anlaşılacak olan tek şey de ERDEMDİ. Tarih boyunca 35 bin El hem bu ihdası ortaya koyacaktı hem de bu ihdas sonunda yitirilen erdemi düzenlemeye uğraşacaktılar!
Edem, kolektif ligini yitiren kişilerin kolektif bilinçle, kolektif güçle kolektif iliğin içinde olmasından kaynaklı durumlarıyla, kolektif ligin kişilere yansıyan özgecil bir kolektifi olgunluk içinde olmasında ön ayakla depreşecekti. Kişi yalnız kaldığı köleci sistem içinde yiten kolektif değerleri nedenle; köleci sistem içinde kolektif hafızadan hatırlanıp, bilince yansıyan kolektif değerlerin olası olduğu kadarla mücadelesini oluşan depo hafızadan kaynaklı kolektif ruhlu davranıştı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...