4-] Sosyal yaşamlar; genelde organiklerin başka organiklerle kurduğu bağıntılı; iş bölüşümle; temel gereksinimler eksenli; sağlayışlar organizesidir. Yani dıştan organizma-organizma düzeni içinde bir organizmalar organ elliğidirler. Özel anlamda da sosyal yaşam; insan-insan, ilişkisel bağıntısıdırlar.
Otorite, hem toplumun, hem sosyal yaşamın konusudur. Otoritesiz sosyal ve toplumsa sistemler çevrim eşemezler. Otorite, sosyal ve toplum sal sistem işleyişinin; yer, zaman, konum, gibi sıralamalı olan düzen akışını buyururlar.
Sosyal birlikti yapı ile otoritenin bir arada oluşması; sistemin dönmesini ve sistemin çevrim eşmesini ele verirler. Otoritenin olduğu yerde, ister bilinçli olsun; isterse bilinçsiz olsun; sözleş ilmeler vardır. Sözleşişle, sizin hak ve görevlerinizi ve sağlayışlarınızı tanımlar. Hak ve görevler, süreç içinde çevrim eşmeye girmesiyle aksamalar yapabilmektedirler.
1-]Eğer sürü yaşamları, çevreden bir yarar elde etme ve doğada bir yarar elde edişin grup davranışlarından biri olmasaydı, her halde sürü yaşamı doğada ne görülürdü, ne uygulanır olurdu. Sosyal birliklere ve toplum sal yapılara gidecek yolu kuşkusuz ki grup ve sürü yaşamına değin olan deneyimler ve çıkarımlar, belirlemişti. Burada edinilen tutumlar, sosyal birliğin deneyim ve soyutlama gücü ile geliştirilip, yeni olum lamalarla pek çok niceleyişleri de içine katmıştı.
Sürü yaşam, sosyal insan yaşamını ve insanın toplumsal yaşamını, ileri doğru eğim eştirmiştir. Bu eğimle sosyal yaşam ve toplumsa yaşam yoğunluk kazanmıştır. Grup ve sürü yaşamları, doğadaki dıştan örgütlenen sosyal yaşamın, dıştan işbirlikleriyle ilk organ elci yapı oluşuyla, bugünkü sosyal (halka değin) yapı ile toplumsa yapının ilk çorba durumudurlar.
Gerek grup yaşamı, gerekse sürü yaşamı; bir atom çekirdeğinin; bir hücre çekirdeğinin ve vücut birliğini sağlayan organizma yapıların düzenleniş biçimini; dışta yansıtmıştırlar. Sosyal ve toplumsa yapıların, ilke olacakla; organize olmanın benzerliklerini bir örnekçe gibi hücre ve atom çekirdeği düzenlenişini, takip edişleri vardır. Bu benzerliğin girişme varyasyonları da pek çoktur.
Uzun bir sosyal birlikler dönemi sonunda, komünsel süreçler gelip mülkiyet ilişkilerine dayandı. Ve bu süreçler kendi içinde de, toplumları; eşdeyişle mülk ilişkilerini ve sınıf ilişkilerini ortaya çıkardı. Toplum mücadelelerinin büyük kısmı, sınıf ilişkilerinin savunuluşlarını oluşturur. Başlarda, sırf sosyal etik işleyişin bir yetkesi olan otoriteler, artık bundan böyle de, sınıf ilişkilerini, sınıflar etiğini de, düzenleyen mekanizmalar da olacaklardı. İşte sosyal birlikler döneminde, öznelci inançsal oluşmaların içinde, meşrulaşan YETKE–OTORİTEler kendisinden sonraki sınıflı toplumların da, sınıflar arası ilişkilerini, sınıflar arası etiğini ve sınıflar arası nesnel ilişkilerini, düzenlemeye matuf, geçici bir süre yetke olmanın bir müktesebatı olmuşlardır.
İttifak toplumları içinde, sınıflı toplumların girişen, artan çelişiklileri karşısında, öznelci inançsal gelişmeler, giderek hem sistemleştiler (kendi toplum ve sosyal etik çelişme ilişkileriyle dinleştiler) hem de bu dinler değişmezliğin kuralı oldular. Çünkü dinler mevcut yapıyı koruyabilmek için ilkten beridir bu böyledir, bu böyle olmak zorundadır, demenin bir kuralı olmak için değişmezliği savunmak, yoluna girmiştiler. Böylece inançlar, evrimci gelişmenin, yolunu da tıkamıştırlar. Yol tıkanmıştı ama sınıfsal çelişkiler geliştikçe ve giriştikçe, kendi yolun da yeni etik ve nesnel kurallarla düzenleştirmesi gerekiyordu.
Dinler bu kez de, “şartlar değişince hüküm de değişir” diyemediklerinden. Yine dinler zaman içinde “şeriatlarının yeni şartlarla geçersizleştiğini” söyleyemediler. Zaman henüz bunları anlamaya müsait zaman değildiler. Bu nedenle inançlar, “değişme esastır ve zamanla gelişemeyen ölür” diyemezdi. Diyemediği için de “söz baştan söylenmiştir” diyerekten,otoritelerini sarsmamak için şeriattan sapıldığını söyler oldular! Her yeni gelişmelere tersdüşen söylemlerini,”eksi şeriatın unutulduğunu” söyleyen takiyye iddialarla, yeni dinleri; ya da eski dinlerin (şeriatların, tutulan yolların) güya “düzeltilmişlerini” reforme edilmişlerini, o günün sosyal ilişkilerine göre ortaya koydular.
Hoyrat yemiş bağırlar
Okunup üfürülmüş dua gibi
Unutulmasından kifayetsiz
Aklımın mahpusluğu volta atar
Şiddetini bangır bangır bağırır
Şiir biraz tutarsız
Biraz da yutar sız olmalı
Besmeleyle seleye
Esnemeyle belleğe dolmalı
Dünü bugüne atık
Esasen tabu kılmak demek, bir hareketliliğin, bir geçmiş toplumsal ilişki kurumlaşmasının bir geçmiş zamane aktüalitesinin, sosyal ve toplumsalda genel ortalamayla yaşanmış tecrübelerin, saklanarak saygılaşıp, güvence dokunulmazlaşmasıdır. Siz bir erimle, bu tabuyu, bu saklayışı, açarak havayı fişek patlaması yaratarak düşün evrenini hareketlendirirsiniz.
Burada zaman düzlem sıkışmalarının, ilişki düzey sıkışmaları, açılımınızla düşünsel patlamalarının amili olacaktır. Güncel bakış bunu, ya komik ya çocuksu bulacak, Ya da bir evrimin yasallık basamak dizilerini an be an görecektir. Genelin eğiliminin, komikliği ve hurafeyi bulacağı da, açıktır.
Saklanan şey bir zamanların zamane olan olumlanmasının sonraya kendisinin unutulmuş ilişkilerini mesaj eden bir göndermeleridir. Bu göndermeler bugünle yanlışları veren, ama anlayana, araştırana bir oluşturma piksel şifreleri paradigmasıdır. Yani bir zamanların parametreleridir.
Esasen tabu kılmak demek, bir hareketliliğin, bir geçmiş toplumsal ilişki kurumlaşmasının, bir geçmiş zamane aktüalitesinin, sosyal ve toplumsalda, genel ortalamayla yaşanmış tecrübelerin, saklanarak saygılanıp, güvencelik dokunulmazlaşmasıdır. Siz bir erimle ve başka düzlemde, bu tabuyu, bu saklayışı, açarak havayı fişek patlaması yaratarak düşün evrenini hareketlendirirsiniz.
Burada zaman düzlem sıkışmalarının, ilişki düzey sıkışmaları, açılımla düşün patlamalarının amili olacaktır. Güncel bakış bunu, ya komik ya da çocuksu bulacak. Veya bir evrimin yasallıklı basamak dizilerini an be an görecektir. Genel eğilimin de bunlarda, komikliği ve hurafeyi bulacağı da, açıktır!
Saklanan şey bir zamanların zamane olan olumlanmasının sonraya iletilen kendisinin unutulmuş değişen ilişkilerini mesaj eden bir göndermeleridir. Bu göndermeler bugüne yanlışları veren, ama anlayana, araştırana; bir oluşturma piksel şifreleri paradigmasıdır. Yani bir zamanların yürürdeki parametreleridir.
Aidileştirmenin, sistemleşen, kurum ve kurallaştırılan araç yöntemi olan totem ve tabu kılarlık; insanlığın uygarlaşmasının temellenmesinde, çetin, acı deneyimlerin, olması gereken olumlu olumsuz rollerini oynamayı üslenmiş, ileri sosyal akış sağlayan, sosyal devindirici çekicilerdir. Sosyal yaşamın; kısmen de toplumun; ana kart ilişkilenmesi giriş (input) , çıkış (output) temel bios faaliyetlenmesidir. Her birinin kendi iç programları farklıdır. Birbiri üzerine yazılım dönüşmesi çalıştırılır.
Totem tabu imleç ana aidiyetleştirme formülasyonudur. Nesnel süreçler bu anakart bioslaşma ilişkilenmesine bilinçli bir biçimde dahil edilene dek bu böyle oluştu. Ve bu sanal aidiyet biçimlemenin toplumdaki etkisini önce zayıflatılıp, sonra halk alana devredilecek, uyumlaşmalara dönüşene değin bu böyle sürecekti.
Bir iç işlemci olan kişi öznelliği ve entegrasyonu ile sosyal özne entegrasyonu; burada zamanın akışını ve zamanın ileri akışını düzenler. Nesnel yasallığın bilincinde olup, öznel değerlerle bilinç geliştirip, etkince mümkün değişmeyi ve dönüştürmeyi yapar.
Her durumun bir akış eğilim gücü ve potansiyeli vardır. Bunu sağa, sola ve oturduğu zemine doğru bir basınç özelliği gibi de yansırlar. Böyle durum, bir durumla karşılaştı mı, karşılaşan durumların birbirine olan olası engellerinden ötürü ve kendilerindeki güç farklarından ötürü, aralarında bir gerilim alanı oluşurlar. Oluşan bu gerilim, durumlardan birinin tek yanında oluşa bileceği gibi karşılıklı da olabilir.
Avı ile karşılaşan aslan; kendi üzerinde hem bir haz heyecan gerilimini, hem de avı elinde kaçıracak olmanın gerilimini oluşturur. Av konumunda olan durumumuz da; korku, can kaygısı ve kurtulmanın stresti (gerilim) süreçlerini yaşayacaktır.
Aslan üzerindeki birleşke stres eğilimi ava doğru seğirtmenin eylemselliğini başlatacaktır. Ava dek av üzerindeki stres gerilimi de, avın aslandan uzaklaşma davranışını sergileyecektir. Alanın yönü her iki stresi oluşumu süreçleyecek niteliktedir.
Burası geleceğin izin verdiği bir memba olan, ilkel bir yaşam tarzı olarak, sürüp gidecektir. Buradaki acı son, halkın kaderi ile baş başa bırakılmasıdır. Hem de özgürlükle, hem de tam bir demokratik hak kavramı içinde... Toplumsuz demokrasi ve özgürlüğün olamayacağı açıktır eğer demokratik ve özgür olunacaksa, yapı toplumlaşmak zorundadır. Halkın içinde toplumu ve güçlerini çekerseniz hemen hemen halkın işi bitiktir. Halkı toplumdan çekerseniz, toplum devam eder.
Halk; bir zamanların zaman geriliğini, toplumunda bir hak ve demokrasi talebi gibi isteyip, özgürlük talebi olarak dillenip, mutlulukla dem sürdüğü halk alanlarını oluşturup yaratırken, kendisini cahil kılışın ilmiğini boynuna geçirdiğini ne bilsindi?
Toplumun teknoloji üreten, toplumsal beyinli soyut emeği ile laboratuar üretim alanına döndürdüğü yaşamının dışında kalan halk; mevcuttaki toplumsal yaşamının da, zamansal geriliğinden ötürü, kendi toplumunun işleyişini de tam bilir olamayacağı için, can haviliyle sarılacağı toplum yaşamına da, tam egemen olamayacaktır. Çünkü halkın toplum bilinci sınırlıdır. Hem toplumu gözlemi ile sınırlı, hem bilgisi ile sınırlıdır. Halk toplum yaşamında olamayacağı için, Böyle halkın toplum yaşamı da, daha çok yavaş akacaktır. Ve süreçleri geleneksel yapıya kayan, bir egemenlik sellikle sürüyor olabilecektir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...