Burası geleceğin izin verdiği bir memba olan, ilkel bir yaşam tarzı olarak, sürüp gidecektir. Buradaki acı son, halkın kaderi ile baş başa bırakılmasıdır. Hem de özgürlükle, hem de tam bir demokratik hak kavramı içinde... Toplumsuz demokrasi ve özgürlüğün olamayacağı açıktır eğer demokratik ve özgür olunacaksa, yapı toplumlaşmak zorundadır. Halkın içinde toplumu ve güçlerini çekerseniz hemen hemen halkın işi bitiktir. Halkı toplumdan çekerseniz, toplum devam eder.
Halk; bir zamanların zaman geriliğini, toplumunda bir hak ve demokrasi talebi gibi isteyip, özgürlük talebi olarak dillenip, mutlulukla dem sürdüğü halk alanlarını oluşturup yaratırken, kendisini cahil kılışın ilmiğini boynuna geçirdiğini ne bilsindi?
Toplumun teknoloji üreten, toplumsal beyinli soyut emeği ile laboratuar üretim alanına döndürdüğü yaşamının dışında kalan halk; mevcuttaki toplumsal yaşamının da, zamansal geriliğinden ötürü, kendi toplumunun işleyişini de tam bilir olamayacağı için, can haviliyle sarılacağı toplum yaşamına da, tam egemen olamayacaktır. Çünkü halkın toplum bilinci sınırlıdır. Hem toplumu gözlemi ile sınırlı, hem bilgisi ile sınırlıdır. Halk toplum yaşamında olamayacağı için, Böyle halkın toplum yaşamı da, daha çok yavaş akacaktır. Ve süreçleri geleneksel yapıya kayan, bir egemenlik sellikle sürüyor olabilecektir.
Şurası bir gerçekti ki komün yaşamın sosyal birlik unsurları, atalar tecrübesini, kutsal kıldılar. Bu kutsal edilenlerin, somut simge halindeki belirtişlerini de totemleştirdiler. Totemin her yerde gözeten yaygın mana (atalar gücü ve ata ruhu) gücü, simge olarak gözle görülen, temas edilen bir somutluktu. Sosyal birlik üyeleriyle, totemin temaşa etmesiydi bu. Bu dokunulmaz olanın göze, kulağa beyne, bedensel rakslarla hitap edişin, yasa konması idi. Bir yasallaşma bir tüzenleşme idi. Bu, yasal olanın dokunulmaz olanın benimsetiliş gücüydü. Aynı şekilde bu, yasak olanı, yanlış olanı, günah olanı da yasak kılmaydı.
Yani soysal öğrenmeler sosyal yaşayışla benimsetilirdi. Bir yandan da özellikle de toplumsal yaşamdaki nesnel olanın dayatmaları vardı. Ama bu dayatılanların da bir, nesnel ilişkisellik olduğu yada yasal zorunluluktan ötürü olduğu, henüz bilnip anlaşılmış ve ortaya konmuş değildi. Sadece öyle olduğu hissedilen bir zorunluluk vardı. Ve bu zorunulukların benimsetilmesi gereken bir meşruiyetleştirilmesi vardı. Bu da kutsal ve anlayışsal olan sembollerin, totem giyinişleri üzerinden genel geçerli yapılması idi.
Bunda ötürüdürki bu nesnel yasallıklar, tabii ki daha sonraları da sınıfsal çelişki öznellikleri, artık totem (çok sonra tanrılar) buyruğu olarak, sosyal birlik üzerinde yaptırımlaşıyordu. Sosyal birlik üyeleri genelde isim almazdı. O totemin adı ile anılırdılar. Domuz totemli, deve totemli, it totemli, öküz totemli, mısır, buğday, fasulye totemli olmak, ayırt edici bir özellik ve tanımlılıktı.
Halk; bunu kavrayamadığı içindir ki kimi aksamaları kendi kafasında Taa, Musa, İsa, ya da İslami zamanların toplumsal ilişkileniş, üretiş ve paylaşım düzeyini tutumla tan anlayışlarla, ancak bunların düzeltileceğini tartışırlar. Teknik deyişle halkın köleci düzen dönemine ait ilişkileniş anlayışlarını, şimdinin kapitalist üretim düzenine çare diye sunarlar! Bu her iki alanın, düşünsel açıdan ne kadar farklı olabilecek bir ayak direyişinin, en belirgin dalgalanmasıdır.
Oysa bu tutum ve anlayışlar, toplumun ne gündemidir, ne alakalısıdır. Paylaşımınızın şekli yol ve yordamı üretiminizin gücü ile gerçeklenir. O dönemlerin üretim tarzı, bugün ile kıyaslanamaz ki o dönem gibi üretimi paylaştıralım. Üstelikte en adaletsiz bir beliriş olur. Bu bugünkü sosyal adalet ve sigorta sisteminin kalksın denmesiyle eşdeğerdir. Yani o günlerin bilmediği emeklilik sisteminin tarumar edilmesi demektir. Eğer o dönem gibi paylaşırsak asıl bu bir zulümdür. Şimdiki toplumlar geleceğini ve dış evreni planlayıp; hesaplamalarını ona göre gerçekleyen bir toplumun evrimini güne süreçleşmektedirler. Uçakla turluyorken, kervan düzeni ile yapılaşamazsınız.
İşte bu iki gerçek, toplum ve halk zamanlarının ne kadar apayrı olduğunu ve halk zamanının toplum zamanına göre ne kadar geride olduğunun akışıdır. Halk daima ve daima toplumların ve gelecek zamanların, sürüklenişi olmaktan asla kurtulamayacaktır. Sürüklenme sürtünmeyi artıran, hareketi durdurup, fren etkisi yapan bir akış olduğu da, unutulmamalıdır. Gelecekte toplumdaki faal bireylerinin de, teknolojik üretimlerle işsiz kalması ile halklaşmadaki nüfus yoğunluğunun büyük oranlara varacak bir artışı olacağı da açıktır!
Ne eşekler var ki
El verişle bile, kadamdırlar (felaketimdirler)
Zan ederler hep, diyarı eşeği terkle
Eşek olmadığı söyleyişle; eşektirler!
Öyle haddini bilişle insan var ki
3-]Artık insanların gelecekteki oluşuyla sadece buyuran ve yöneten, plânlayan, yaratan, akışları olacaktır. Gelecek; bu akışın, sıkı araştırması, geliştirmesi içinde tümden teknoloji bağımlılıkla bir yaşamı sürdürür olacaktır. Böylesi zaman kontrolleri ile geliştirdiği, öznel gücün kullanım yoğunluğu etkili bir yaşantı aşma gibi olacak biçimdedir.
Geleceğin durumu, Dünya noktalı eksen olma, enlem boylam paralelinde olmaktan çıkmıştır. Bu noktaların devinim ve düzen kontrolündeki beceriler, çocuk oyuncağı olma biçimine dönüşmüştür. Dünya referansından az biraz kayışlarla, Güneş sitemi eksen çekeninde, ilk örnekçe devinmelerin sıçramasına dek yalpalamaları düzen eşilecektir. Güneş sistemi koordinatlar boyutunda, bu sistemin damgasını taşıyan, yaşantı aşmalar oluşacaktır.
İnsanlığın toplumsal gücü, zamanın ruhunu böylesi baş döndüren bir hızla devindirebilip, kendi güç yetirme (muktedir olma) alanlarını, böylesine eğip bükmüştür. Bu eğip bükmeler, akış frekansları içinde kendi geçişen eşmelerini oluştururken, halk denen sosyal birlikti boyut, işin nesrinde olacaktır?
4-] Sosyal yaşamlar; genelde organiklerin başka organiklerle kurduğu bağıntılı; iş bölüşümle; temel gereksinimler eksenli; sağlayışlar organizesidir. Yani dıştan organizma-organizma düzeni içinde bir organizmalar organ elliğidirler. Özel anlamda da sosyal yaşam; insan-insan, ilişkisel bağıntısıdırlar.
Otorite, hem toplumun, hem sosyal yaşamın konusudur. Otoritesiz sosyal ve toplumsa sistemler çevrim eşemezler. Otorite, sosyal ve toplum sal sistem işleyişinin; yer, zaman, konum, gibi sıralamalı olan düzen akışını buyururlar.
Sosyal birlikti yapı ile otoritenin bir arada oluşması; sistemin dönmesini ve sistemin çevrim eşmesini ele verirler. Otoritenin olduğu yerde, ister bilinçli olsun; isterse bilinçsiz olsun; sözleş ilmeler vardır. Sözleşişle, sizin hak ve görevlerinizi ve sağlayışlarınızı tanımlar. Hak ve görevler, süreç içinde çevrim eşmeye girmesiyle aksamalar yapabilmektedirler.
1-]Eğer sürü yaşamları, çevreden bir yarar elde etme ve doğada bir yarar elde edişin grup davranışlarından biri olmasaydı, her halde sürü yaşamı doğada ne görülürdü, ne uygulanır olurdu. Sosyal birliklere ve toplum sal yapılara gidecek yolu kuşkusuz ki grup ve sürü yaşamına değin olan deneyimler ve çıkarımlar, belirlemişti. Burada edinilen tutumlar, sosyal birliğin deneyim ve soyutlama gücü ile geliştirilip, yeni olum lamalarla pek çok niceleyişleri de içine katmıştı.
Sürü yaşam, sosyal insan yaşamını ve insanın toplumsal yaşamını, ileri doğru eğim eştirmiştir. Bu eğimle sosyal yaşam ve toplumsa yaşam yoğunluk kazanmıştır. Grup ve sürü yaşamları, doğadaki dıştan örgütlenen sosyal yaşamın, dıştan işbirlikleriyle ilk organ elci yapı oluşuyla, bugünkü sosyal (halka değin) yapı ile toplumsa yapının ilk çorba durumudurlar.
Gerek grup yaşamı, gerekse sürü yaşamı; bir atom çekirdeğinin; bir hücre çekirdeğinin ve vücut birliğini sağlayan organizma yapıların düzenleniş biçimini; dışta yansıtmıştırlar. Sosyal ve toplumsa yapıların, ilke olacakla; organize olmanın benzerliklerini bir örnekçe gibi hücre ve atom çekirdeği düzenlenişini, takip edişleri vardır. Bu benzerliğin girişme varyasyonları da pek çoktur.
Kara bulut
Kara bulut
Yün eğire
Gün büke bulut
Unutursam eğer
Uhden yüreğimle
Memleketim göz yorgunu
Diyarları firkat ve kelepçe
Hıyarları zam şampiyonu
Dört duvar arası sancılar
Kör kuyularda kurşunlaşır
Kimi konaklar, kimi de hancılar
Hava öyle ıslak
Ve öyle koku ki
Çekerim imbiği süzgeçten
Havama girer de
Meyhane toslanmalarına




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...