Halk, sosyolojik değişmeleri, sembolik somutlamalarla, ritüelleştirip ayin ve ibadet hali, biçimine dönüştüremeden anlayıp hazım edemiyordu. Bu, olayın kökeninde, İki farklı etnik yapının birleşip; toplumlaşmanın gereği vardır. Geçiş ritüelleri, ya da geçişme sebolleri üzerinden yeni birlikler kurallaştırılıp kurumlaştırılıyordu. Yani ittifaklar düzeni sıklıkla geçiş ritüelleri düzenlenen bir sosyal toplumsal yapı idi. Birkaç totem aidiyetli etnik yaplar karışıp etnik ata totem, sosyal yapılanışlar enteğre edilip halklaştırılıyordu. Halk yeni kurallarını, toplumsal yansımadan icbarla, riayet ve ağırdan sindirimle, ancak benimsiyordu.
İki gereklilik, yapıları ittifaka zorlayacaktı.Toplumsal ekonomik biçimlenişlerin diğer grup yapılarla girişip, gelişir, büyür, organize olur olmanın takas ve işbölüşümü yapmaları. Ve tarımcı çoban toplumların, kısmen savunmada pasif kalmasıyla, bu tür yapıların savunma güç birliği içinde bir araya geleceklerdi. İki farklı totemist etnik kültür. Kendi içindeki meşru evliliği yasaklayıp, karşı toplumdaki kız ve oğlanlarla evlenmeyi yüküm etmişti. İlk meşruti kurumsallaşma kararlarından birisi budur. İki ayrı ata totem, etnik aidiyet; belkide ilk kez sosyolojik gen karışma zenginliğini ve kültürler etkileşimini gerçekleştiriyor olmalıydılar. Hem birbirini benimseyip kabulleneceklerdi (hiç kolay olmuyordu) , hemde yeni kırma bir etnik yapılar karışması, halk feno tipi doğuyordu. Şimdi olası ilk ittifaki kural kararlarına biraz daha yakında bakalım.
Yani bu tarafın üyesi kız ve oğlanları karşı tarafa, karşı tarafın üyesi kız ve oğlanları bu tarafa kaderdi. Kutsal kılma söyle idi: meşru olmayan, yasaklanan ve lanet olan, kendi topluluğunun içinde evlenme tutumuydu. Bu bir ittifaklık anlaşması ve toplumsal ilişkileniş sözleşme düzenlenmesidir. Böylece karşı tarafla evlenerek, kardeşleşme kuralı getirilmişti.
4-]Yukarıdaki söyleme göre, ‘eyleme geçmeden söyleş ilme bir özgürlük müdür, yoksa deli saçmalığı mıdır? İcraatı olmayan laf kalabalığı mıdır? İçsel düşünmeler, oluştuğu kaynakta kalabilen garip mutasyonlar olabilirler. Ama bir düşünce söylendiği zaman da, bir anlamı olmalı. Söylem, anlamaya ve düşünceye de hitap etse, devinmesi ile ve bir eylem oluşturması ile ancak bir bütündür. Yoksa iletiş meniz olamaz. Sırf siz, bir düşünce söylemi eyleme geçmedi diye; bu bir fikir özgürlüğüdür diye; anış ve anlatışla, bir söylemin, iletilme sağladığını veya iletiş meye açık olmadığını, anlayamazsınız!
Şöyle bir örnek vereyim. Size, bir istek olarak acıktım diyen birine, yiyecek vermediğiniz zaman, yani sözün iletimine değin oluşla eylemi sağlama oluşmadığı zaman dahi; düşünce veya fikrinizi veya söyleminizi gerçekleme özgürlüğü oluşmuş olacak, ama kişi acıkmamış mı olacak?
Sırf söyleminiz karşılık bulmadı, ya da karşılığı bulmak için eyleme geçmedi diye açlığın sağlanış biçimi, üretim biçimi, yok bir özgürlük mü olacak? Sözler eğer birilerine söylenme ihtiyacında ise eylem ve pratik için vardır. Düşünmeyi söyletmeme ve düşünceyi gereksinmeler durumunda serbestlikle giriştirir sınırlı sorumlu bir çığlama yaptırmayı özgürlükle karıştırmamalıdır.
Toplumlar ittifaklaşan yapılarla, teknoloji ve bilgi üreten toplumlara doğru adım adım gelişiyorlardı. Dünya'nın çeşitli yerlerinde, çeşitli seçeneklerin uygulanışı ile farklı gelişme yolları ile ama hepsi de mutlak toplumsal üretim ve tüketimi belirliyordu. Bu yollar onların yavaş veya hızlı, gelişmesini belirliyordu. Bu belirlenme gittikçe sönümleyen bir yol olabiliyordu. Ya da, o toplumu bir düzeyde tekerrürü salınırda bırakabiliyordu. Yaşam düzeyi tekerrürü olan gruplar, çok az ve yavaş olarak üst yapı kült evirilişi içinde oluyorlardı.
Bunların etkileşme, çatışma, karşılaşmaları genelde etnik savaş düzeyinde olup, çok az eviriliyorlardı. Teknolojik üretimli toplumlarla, bu tür daha çok da, sosyolojik baskı ile üretimi tüketimi belirleyen tekerrüriü topluluk kültleri arasında, uçurum vardı. Ama her ikisinin uygarlık alanları da çok farklı idi.
Bu, farklılık en çokta, daha çokta; sosyolojik halk yapının, toplum yapıyı düzenler oluşu ile yapılaşmalarıdır. Bu toplumlar ilk anların saman alevi parlaması dışında hemen hemen aynı düzey ve düzlemle kalıyorlardı.
Kaç zaman yandım seni
Transferlerle, boyca.
Ne neşet ettim, gammı hüznünü
Ne firarım oldu kam, düşünceyi soyca.
Tutuşturursun uzletine yanmam
Akıl yormayınca
Gölge pusulasını çağırır
Perişanlık ödül aldırır
Lakin vurulur bin yerden
Habis nodül saldırır
İçimizdeki zaman, bizden önceki zamandırlar. Yani bir çeşit bizim yazılımımızdırlar. Nasıl davranıp, ne işi, ne sıra ve ne zamanda, ne malzeme ile yapılacağını hıfz etmiştirler. Birike birike hıfz etmiştirler. Bu yüzden, bilirler, kavrarlar, tahmin ederler, hayal ederler, kurgularlar, kontrolsüzlüklerin ve la şuur durumlarının, birden bire bilmelerin ve ilhamların; yansımalı zemin alanlarıdırlar.
Yeni zamanlar, geçmişlere eklenir. Yeni geçmiş üzerine referansla devinir. Yeni olan geçmiş zamana değin işçi menlik davranışlarını bilir. Yeni geçmişe dek bilir oluş tecrübelerini, yeni zamanın ve yeni olgunun yeni olayları olaraktan, süreçler üzerine koyarlar. Geçmiş, bizim içimizdeki metabolizmanın, organların, hücrenin vs nin, bazal düzlemidir. Organ ve organ ellerin geçmişin birikimleridir. Otomatik ve işlev gen inşadırlar.
İkinci olaraktan da geçmişler; öznelliklerin, bazal süreçlerden ayrılmasıyla, organiklerde temelleşerek örülmenin fosilidir. Duygu ve hayallerimizin fantezileşmesidirler. Bu örülme ilen; bazal metabolizma değerimiz belli bir seviyede vücut sıcaklığı olaraktan korunmuştur. Ve bu korunmanın bilgi beceri ve donanım devinmesi hala sürmektedir. Bizdeki daha biz doğmadan dış dünyayı biliyormuş gibi donanımlardan doğar olmamızı, bizden önceki zamanlara denk inşaların bizdeki devam eder oluşları, atalarla geçmiş zamanların bize aktarılan imgeleşmesidir.
Uzun bir sosyal birlikler dönemi sonunda, komünsel süreçler gelip mülkiyet ilişkilerine dayandı. Ve bu süreçler kendi içinde de, toplumları; eşdeyişle mülk ilişkilerini ve sınıf ilişkilerini ortaya çıkardı. Toplum mücadelelerinin büyük kısmı, sınıf ilişkilerinin savunuluşlarını oluşturur. Başlarda, sırf sosyal etik işleyişin bir yetkesi olan otoriteler, artık bundan böyle de, sınıf ilişkilerini, sınıflar etiğini de, düzenleyen mekanizmalar da olacaklardı. İşte sosyal birlikler döneminde, öznelci inançsal oluşmaların içinde, meşrulaşan YETKE–OTORİTEler kendisinden sonraki sınıflı toplumların da, sınıflar arası ilişkilerini, sınıflar arası etiğini ve sınıflar arası nesnel ilişkilerini, düzenlemeye matuf, geçici bir süre yetke olmanın bir müktesebatı olmuşlardır.
İttifak toplumları içinde, sınıflı toplumların girişen, artan çelişiklileri karşısında, öznelci inançsal gelişmeler, giderek hem sistemleştiler (kendi toplum ve sosyal etik çelişme ilişkileriyle dinleştiler) hem de bu dinler değişmezliğin kuralı oldular. Çünkü dinler mevcut yapıyı koruyabilmek için ilkten beridir bu böyledir, bu böyle olmak zorundadır, demenin bir kuralı olmak için değişmezliği savunmak, yoluna girmiştiler. Böylece inançlar, evrimci gelişmenin, yolunu da tıkamıştırlar. Yol tıkanmıştı ama sınıfsal çelişkiler geliştikçe ve giriştikçe, kendi yolun da yeni etik ve nesnel kurallarla düzenleştirmesi gerekiyordu.
Dinler bu kez de, “şartlar değişince hüküm de değişir” diyemediklerinden. Yine dinler zaman içinde “şeriatlarının yeni şartlarla geçersizleştiğini” söyleyemediler. Zaman henüz bunları anlamaya müsait zaman değildiler. Bu nedenle inançlar, “değişme esastır ve zamanla gelişemeyen ölür” diyemezdi. Diyemediği için de “söz baştan söylenmiştir” diyerekten,otoritelerini sarsmamak için şeriattan sapıldığını söyler oldular! Her yeni gelişmelere tersdüşen söylemlerini,”eksi şeriatın unutulduğunu” söyleyen takiyye iddialarla, yeni dinleri; ya da eski dinlerin (şeriatların, tutulan yolların) güya “düzeltilmişlerini” reforme edilmişlerini, o günün sosyal ilişkilerine göre ortaya koydular.
Kara bulut
Kara bulut
Yün eğire
Gün büke bulut
Unutursam eğer
Uhden yüreğimle
Memleketim göz yorgunu
Diyarları firkat ve kelepçe
Hıyarları zam şampiyonu
Dört duvar arası sancılar
Kör kuyularda kurşunlaşır
Kimi konaklar, kimi de hancılar
Hava öyle ıslak
Ve öyle koku ki
Çekerim imbiği süzgeçten
Havama girer de
Meyhane toslanmalarına




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...