Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

4-]Yukarıdaki söyleme göre, ‘eyleme geçmeden söyleş ilme bir özgürlük müdür, yoksa deli saçmalığı mıdır? İcraatı olmayan laf kalabalığı mıdır? İçsel düşünmeler, oluştuğu kaynakta kalabilen garip mutasyonlar olabilirler. Ama bir düşünce söylendiği zaman da, bir anlamı olmalı. Söylem, anlamaya ve düşünceye de hitap etse, devinmesi ile ve bir eylem oluşturması ile ancak bir bütündür. Yoksa iletiş meniz olamaz. Sırf siz, bir düşünce söylemi eyleme geçmedi diye; bu bir fikir özgürlüğüdür diye; anış ve anlatışla, bir söylemin, iletilme sağladığını veya iletiş meye açık olmadığını, anlayamazsınız!

Şöyle bir örnek vereyim. Size, bir istek olarak acıktım diyen birine, yiyecek vermediğiniz zaman, yani sözün iletimine değin oluşla eylemi sağlama oluşmadığı zaman dahi; düşünce veya fikrinizi veya söyleminizi gerçekleme özgürlüğü oluşmuş olacak, ama kişi acıkmamış mı olacak?

Sırf söyleminiz karşılık bulmadı, ya da karşılığı bulmak için eyleme geçmedi diye açlığın sağlanış biçimi, üretim biçimi, yok bir özgürlük mü olacak? Sözler eğer birilerine söylenme ihtiyacında ise eylem ve pratik için vardır. Düşünmeyi söyletmeme ve düşünceyi gereksinmeler durumunda serbestlikle giriştirir sınırlı sorumlu bir çığlama yaptırmayı özgürlükle karıştırmamalıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Böyle olunca da, etnik yapı, sınırlı çevre kazanımlı birikimdir. Henüz tamda yöre çevre ile çelişen etkileşen girişime girmemiş yapılardır. Etnik yapı; yazının bulunuşundan önceki dönemlerin, başlangıcın toplumlarında, toplumsal deneyim ve kazanımları aktaran sıkı korunumlu sosyolojik gen yapılardır. Bunları, gelecek kuşaklara; sözlü edebiyat, sanat yapıtı ifadelerle uygulamalı gelenek, görenek, töre biçim aktarımlı olaraktan iletişmelerdi.

İkinci olaraktan da, toplumun düzen ve ilişkilerini, halka benimseten işleyiş kılan bir araçtır. Şu da karıştırılmamalı, gelenek görenek somutun ilişkisel çözümüdür. Ancak öznelleşen ve yürürlükten kalkmış, şimdi anlamsızlaşan, anlamalarla da ifadelenmekten kurtulamaz.
Etnik yapı, ata totem aidiyeti sizin elinize verilen güvenli meşruti kılınan yol haritasıdır.

Etnik yapılar kendi içinde özelleşerek, kendi içinin tutarlığı olaraktan, halkın sosyolojisi olur Halk, toplumsal bölüşümün etrafında çevrelenen oluşumdur. Etnik yapılar bu oluşumun kapsamında, su içinde yağ adacık damlaları davranışındadır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Biraz biyoloji hatırlayanlar bunun örneklerini düşünmekten geçikmeyeceklerdir. Üstünlükler biyolojik genetik özelleşmeler olabileceği gibi, pratik yetkinlik ve yatkınlıkları süreçleyen, alışma bulaşmaları da, olacaktır. Sineklerin sokma ve ısırıklarına karşı, ölseler bile bağışıklık sağlayan ekvatoral insanın bu özelliği, çevre koşulsal özelliğidir. Bu özellik belki hiç, Ya da çok az sinek bulunan kutuba yakın veya kutup dairesindeki insanlarının elbette zaafları olacaktır. Kutup insanının soğukta yaşama beceri ve dayanıklılığı özelliği de, ekvatoral insanın, ani bir çevresel iklim soğuması karşısında, kolayca ve çoğunlukça ölmekle baş başa olacağı bir zafiyeti olacaktır. Bu doğal evrimsel çelişmedir.

İşte bunlar, kişinin Ya da kapalı topluluk dönemlerinin, sosyolojik ve biyolojik, geçişen genom ve genomsal denebilir aktarımlarıdır. Bunlar ileride toplulukların ilişki kırılmalarında ve toplulukların karşılaşma ilişki kırılımlarındaki, ayrışan ortaya çıkma, öznellik yansımaları olacaktır. Dolaysı ile, her ayrışma birleşme ittifakı ve tolere eden yaşam biçiminide ortaya koyacaktır. Bu hal toplumsal üreti zorunluluğu ile halk öznelleşmesinin sürtüşmesidir.

Böylece oluşturacakları ittifaksal karışma, katışama, akrabalaşma, yeniden üretme ittifak düzenlenmesindeki tutumlar halksal hazım edilirlik sorunsalıdır. Çünkü toplumsal üretiş, bir bozuk transistörü değişmenizde size, çeçen sineğine bağışıklığınızın olup olmadığı üstün özelliğinizi sorgulamaz. Ancak, sağlık sorgular. Buda topluma aidiyet oluşun özelliği değil, toplumun yeniden üretimini özgür kılan tetiklemedir. Alışkanlıklara yatkın olan halk ve etnik yapı, bunlardan kurtulamama Ya da zor kurtulma zaaf travmasını yaşar. Ancak yeni değişmeleri, yeninin kendi öncesinin tutumlarını, yeni tutuma eklemlerler. Etnik yapı ve halk bunları; ritüelleştitren, sembolize, seramonize edilen, bayaramlaşan, gelenek görenek yapılarla anlar ve sidirir. Genelde KÜLTÜRLEŞEN diyeceğimiz yapıların sürdürülmesini ortaya koyar. İşte bu, zamanla bir halksal tanımlılık, bir topluluk grup aidiyetliği olarak, etnitise tanımlılığını, zaman içinde alacaktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Halk, sosyolojik değişmeleri, sembolik somutlamalarla, ritüelleştirip ayin ve ibadet hali, biçimine dönüştüremeden anlayıp hazım edemiyordu. Bu, olayın kökeninde, İki farklı etnik yapının birleşip; toplumlaşmanın gereği vardır. Geçiş ritüelleri, ya da geçişme sebolleri üzerinden yeni birlikler kurallaştırılıp kurumlaştırılıyordu. Yani ittifaklar düzeni sıklıkla geçiş ritüelleri düzenlenen bir sosyal toplumsal yapı idi. Birkaç totem aidiyetli etnik yaplar karışıp etnik ata totem, sosyal yapılanışlar enteğre edilip halklaştırılıyordu. Halk yeni kurallarını, toplumsal yansımadan icbarla, riayet ve ağırdan sindirimle, ancak benimsiyordu.

İki gereklilik, yapıları ittifaka zorlayacaktı.Toplumsal ekonomik biçimlenişlerin diğer grup yapılarla girişip, gelişir, büyür, organize olur olmanın takas ve işbölüşümü yapmaları. Ve tarımcı çoban toplumların, kısmen savunmada pasif kalmasıyla, bu tür yapıların savunma güç birliği içinde bir araya geleceklerdi. İki farklı totemist etnik kültür. Kendi içindeki meşru evliliği yasaklayıp, karşı toplumdaki kız ve oğlanlarla evlenmeyi yüküm etmişti. İlk meşruti kurumsallaşma kararlarından birisi budur. İki ayrı ata totem, etnik aidiyet; belkide ilk kez sosyolojik gen karışma zenginliğini ve kültürler etkileşimini gerçekleştiriyor olmalıydılar. Hem birbirini benimseyip kabulleneceklerdi (hiç kolay olmuyordu) , hemde yeni kırma bir etnik yapılar karışması, halk feno tipi doğuyordu. Şimdi olası ilk ittifaki kural kararlarına biraz daha yakında bakalım.

Yani bu tarafın üyesi kız ve oğlanları karşı tarafa, karşı tarafın üyesi kız ve oğlanları bu tarafa kaderdi. Kutsal kılma söyle idi: meşru olmayan, yasaklanan ve lanet olan, kendi topluluğunun içinde evlenme tutumuydu. Bu bir ittifaklık anlaşması ve toplumsal ilişkileniş sözleşme düzenlenmesidir. Böylece karşı tarafla evlenerek, kardeşleşme kuralı getirilmişti.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Toplumlar ittifaklaşan yapılarla, teknoloji ve bilgi üreten toplumlara doğru adım adım gelişiyorlardı. Dünya'nın çeşitli yerlerinde, çeşitli seçeneklerin uygulanışı ile farklı gelişme yolları ile ama hepsi de mutlak toplumsal üretim ve tüketimi belirliyordu. Bu yollar onların yavaş veya hızlı, gelişmesini belirliyordu. Bu belirlenme gittikçe sönümleyen bir yol olabiliyordu. Ya da, o toplumu bir düzeyde tekerrürü salınırda bırakabiliyordu. Yaşam düzeyi tekerrürü olan gruplar, çok az ve yavaş olarak üst yapı kült evirilişi içinde oluyorlardı.

Bunların etkileşme, çatışma, karşılaşmaları genelde etnik savaş düzeyinde olup, çok az eviriliyorlardı. Teknolojik üretimli toplumlarla, bu tür daha çok da, sosyolojik baskı ile üretimi tüketimi belirleyen tekerrüriü topluluk kültleri arasında, uçurum vardı. Ama her ikisinin uygarlık alanları da çok farklı idi.

Bu, farklılık en çokta, daha çokta; sosyolojik halk yapının, toplum yapıyı düzenler oluşu ile yapılaşmalarıdır. Bu toplumlar ilk anların saman alevi parlaması dışında hemen hemen aynı düzey ve düzlemle kalıyorlardı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Oysa eski atalar, merdivenin daha ilk basamağını oluşturmakta olan becerikli varlıklar; o aşamadan ilk basamaktan bakıp, bugünü, yani merdivenin uzayan yapısını ne görüp bilmeleri, ne akıl ve hayalinde geçirmeleri olanaksızdır. Üstelik dizgenin gelişmesi bir türden de olmayacaktı.

Farklı sosyolojik edimsel başlangıçlar, aynı sonuçlara da evrilebildiği gibi, çoğu zaman çok farklı yapılarda sosyolojik birimleri ortaya koyacaktı. Ha keza, benzeşen, aynı örgülü yapılarda, benzeşmeyen sosyolojik toplulukların belirginliği eğemen oluyordu.

Şu bir gerçektir sosyal evrimin, gelişmenin, yol alışın, gözü kördür, cahildir. Gelişme, hele de sosyal gelişme; yol açacağı, sebebi olacağı dizgeleri, yol tutuşu bilemez. Zaten öyle olmasa idi toplumlar sürekli değişen gelenek, görenek, tutumları edinmezlerdi. Üstelik bilim ve bilgide sürekli olamazdı. Her şey belli nokta ve aşamalarda tıkanırdı, yani evren ölürdü.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kaç zaman yandım seni
Transferlerle, boyca.
Ne neşet ettim, gammı hüznünü
Ne firarım oldu kam, düşünceyi soyca.

Tutuşturursun uzletine yanmam

Devamını Oku
Bayram Kaya

Akıl yormayınca
Gölge pusulasını çağırır
Perişanlık ödül aldırır
Lakin vurulur bin yerden
Habis nodül saldırır

Devamını Oku
Bayram Kaya

İnançların bırakın, toplumsal bir uygulama olup olmayacağını; birleştirici bir harç, dahi olmadığı görüldü. Osmanlı'nın çöküşündeki pay düşmandan çok, bu aynı inançlı ve bir arada hem hal olduğumuz Arap ülkelerinden darbe yemekle olmuştur denebilir. Üstelik başka inanç ve dindeki insanlarla birlik kılarak bu arkadan vurmayı yapmışlardır! Demek ki yapının temeli “”İnanç”” değildir. İslam imparatorluğunda, Selçuklularda, hele Osmanlı İmparatorluğu’nda 300 sene bu inanç çatışmaları sürmüş ve kanlı bastırmalarla geçmiştir. Temeli ekonomik paylaşımdı. Ekonomik köreliş ve eşitsizliğidir, inanç örgütlenmesi adı altında isyan ve çatışmalara sebep oluyordu. Temele inanç ilişkileri konmuş görülmesi nedeninden toplumsal bölüşümdeki huzursuzluklarda inanç bazlı gibi oluyordu. Nitekim öylede oluyordu.

İnançlar ırası gereği küçük zümrelilik oluşumlarla var olup, çatışma kılarlık ortaya koyduğu, çok acı tecrübedir. Burada nesnellikteki düşün özgürlüğü farklılaşması ile inançlardaki özneline ayrışması aynı kılınıp karıştırılmamalıdır. Birinde ispat yapılabilir bir temel vardır. Bu temel ekonomik yaşamdır. Üretim gücü ve ilişkileridir. Ve üretimin paylaşımı vardır. Ve bunların somut uygulaması vardır. Ve zamanın değişmesi ile de zaten değişecek bir düşünme vardır. Hâlbuki karşınızda hiçbir zaman değişmeyecek ve somut temeli olmayan; neye göre neyin, haklılaşması yapılamayacak bir öznellik vardır. Bu somutluk doğma ile aynı sayılmamalı. Örneğin, kadın dokunması ile ya da köpeğe değ ilmesi ile abdestin bozulup bozulmayacağı inançlarda vardır. Bundan inanca dair ayrılık mezhep ve grupları çıkmıştır. Bu inanmanın ve gruplaşmanın toplumsal talep ile ne ilişki ve somutluğu olur ki. Yapının temeli olan ekonomik bozulma bunların bahanesi ile çatıştırılarak, pek ala ortaya serilebilirdi.

Birde şu konu çok önemli. Toplumu inanç talepli kılmak isteyenler halka; kişilerin alışkanlık yatkınlığı olan, öyle bir çırpıda düşünmenize gerek bırakmayacak alışmalarınızı, inanç mı, değil mi? gibi tereddüt kıldırmayan, iç içe yaşadığınız durumların kabul edilebilirlik hal algısından tüm enjeksiyonu hedeflerler. Ya da ne zararı olur gibisine pek ayrımsama yaptıramayacak yönlerden dokundurmalarla değinme yapmaktadırlar. Sizin direncinizi yumuşatıp akıl perdelemesi ile gündem yaptığının zararsızlık algısını yaratıp, poşet içi sunacaklardır. İnançlar sadece bu masum gördüğünüzle endam etmeyecek bütün çıplaklık ve hücceti ile belirecektir. Sizin eleyip ayıklama yapamayacaklarınızla beraber, başınızda bitmiş olacaklardır. Çünkü inançalar sadece tesettürle yoktur. Tesettür de içinde, tüm anlama ve anlayışla sizi mümin yapmaya zorlar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

İnanma ve sevme gibi tutumlar kişisel özelliklidir. Şunu da söyleyebiliriz, inanma ve sevme
Toplumdan önce vardır. Bunların toplumdaki işleyişlerde, yeniden ve çokça yansıtılır oluşu, bu duygulara ivme ve yoğunluk kazandırdı. Bu da zaten inancın toplumsal temelli olmayışı
Kanıtıdır. Bu şu demek; inanç ve sevme toplumun, çokça da halkın yaşam biçimi ve tarzına göre şekil alır. Nasıl rengin görselde her hangi bir şekli yoktur, bir kedide kedi biçimlidir, bir kazakta, insan gövdesi biçimlidir ise, inançlar da; toplumsal üretim ve refahın tüketilişine uygun sosyal düzeyle biçimli, halka ait yaşamla ilintili bir ilinekselliktir.

Örneğin Hinduizm de Brehmene bir inek vermek, mutlulukların en yücesidir ve nirvanaya giden yolun kendisidir. İnançlarda bir sınıf maddi olarak verir iken, bir sınıfta alır. Ve de nasipler eşitsiz dağıtılmıştır. Yoksulluk sabredilmesi gereken bir sınama olgusudur! Eğer sabır sınavını başarırsa cennete gideceği hüküm olunur.

Devamını Oku