Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Demokrasi ve egemenlik kavramı, halkın ekonomik yaşantılı oluşunun yanı sıra, seçme işini de, siyasetin ideolojisel oluşunu da, telkin eder. Oysa halk genelde ve sayısal çokluk olarak feodal davranır. Yani aşiret, tarikat, aile baskıları gibi tutumlarla belirleyici olur. Konjonktür halkta tam olarak içselleştirilememiştir. Halkın davranımı sosyal öğrenmelidir. Buda deney ve bilgi kullanmayı pek pek gerektirmez. Bu bile göstermektedir ki, ekonomik statüsü; halkın yaşamı gibi düşünmesini de kısıtlar. Bu durum, daha çokta halkın, ideolojik zayıflığının açık göstergesidir. Yine halkın yaşantısı, halkın feodal davranımını ön görmektedir.

Böylesine bir seçmen oluşla egemenlik, yurttaşlıktan çok, kendi içinde bulunduğu halka ait durumsalının bilgisidir. Elbette ki, ilke olarak halkın iradi seçimi saygındır. Ama bu keyfi oluş seçilenlerin istediğini istediği gibi yapacağı anlamında değildir. Hatta siz Âdem baba gibi yaşamayı halka vaat ederek oy alıp iktidara gelseniz dahi yapamazsınız. Çünkü toplumun yasası, toplumun iradesi buna engeldir.

Toplumun ilke, yasa ve egemen, müesses nizamı nesnel deneyim süreçli gerçeklikler ilişki ağ yapısındadır. Örneğin toplumsal yaşayış ve biriktiriş; toplumun sağlığını korum kavramını ve çevre sağlığı bilincini ortaya koymuştur. Periyodik olarak aşı kampanyaları uygulaması da bu nedensel gerekçedendir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Gelişmemiş ülkelerde halk egemenliğinin gerçekleşememesinin birçok kültürel nedeni vardır. Bu nedenlerinden birisi halkın, gerçekleşen ya da; gerçekleşecek görev ve tutumların takibi olacak sürekliliği gösterememesidir. Yani demokrasi mekanizmalarını kullanmıyor olmasıdır. Ya da demokrasi mekanizmalarını kullanamıyor olmasıdır. Bir başkası halkın inanç alanına ait olan kavramları, toplumun kavramları gibi algılar tartışır olması ile meseleleri içinden çıkılmaz yapmalarıdır. Böyle olunca da gerektiği gibi yurttaşlaşamama ortaya çıkmaktadır.

Örneğin; bir inanç kavramı olan ve halk yapılarda kullanım alanı bulan tarikat yapılanmasını sanki toplumun iletişen diliymiş gibi, sanki toplumun ortaya koyduğu bir demokratik tutum kavrammış gibi görüp tartışmaktır. Örneğin bu müdriksizliğin bir yanlışlığı da tarikatları sivil toplum örgüt hareketi olarak görmektir! İşte egemenliğin kavranmasını bilmeyen toplumlar demirin tanımı ile cıvayı tartışarak egemen olmayı bilemezler. En basiti ile en gelişmemiş toplumlarda halkın tarikat yapıları vardır da, sivil toplum örgütlenmesi yoktur. Üstelik sivil toplum örgütlenmeleri toplumlarda yokken, bir inanç unsuru olan tarikatlar en azından bizde 1250 senedir vardır. Detaylara, başka bir yazı dizisinde gireceğim.

Böyleliklerle, gelişmemiş ülkelerin kaderinde halk iradesi iki şekilde gerçekleşe bilmektedir. Birinci olarak, böyle ülkelerde halkın iradesi ehliyetliyi ve liyakatliyi seçmiyordur. İnanç temel unsuru ile topluma bakılıyordur. İkinci olaraktan da halk, haklı olaraktan kendinin konjonktür dışı olmasıyla ve literatür bilmemesinden dolayı, sayısal çokluğu olan kesimlere; uzun vadeli ve toplumcu politikalar yerine, seçimi: bir seçememeye dönüştürmektedirler. Yani amiyane deyimle cehalete, palyatif tutumlu seçilmeyi daha da öne çıkarttırmaktadır. Yani seçim bir kazanç olmaktan çıkıp, yer yer bir kaybettirişe dönüşmektedir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Esasen halk zorunlulukları örfleştirerek tutumlaştırdığınız yapılardır. Çok büyük bir kısmı üretim dışıdır. Acı da olsa gerçek budur, evrensel bağlamda bir çeşit asalak yaşamdır. Nüfus artışı, kapitalizminde dahli olan bir göz yumuştur. Amerika'nın bu günkü krizinde, bu bağlamda üretemeyen üçüncü dünya ülkelerine ve üçüncü dünya ülkelerinin aşırı nüfus yapılarına bir gidişin, tekrardan geleceği planlayan, ayak sesleri de duyulmaktadır. Planlama hakkı da; evrensel bağımlılığa uygun biliminizden, bilgi ve teknolojinizden gelen, evrensel bağımlılığınızdır. Hak üretim yapmak ve yükümleşmekle olmakta.

Halk bir kişilik değildir. Tüzel ve genelleşir tanımlılıkların tümünün, bir kişide değil de, tek tek bazı birçok kişiliklerde olması özelliğidir. Ama her halükarda da, bazı birçok kişilerin toplam özelliği de halkı verir. Siz tifolu olmasanız da, halkta tifo vardır. Ya da halkta tifonun olması sizinde tifo olduğunuzu göstermez. Halk, tikel sıfat olarak temsili kişi ait oluşlarıyla var olan sıfatsal birliklerdir, hem yeteneklidirler, hem de, yeteneksizlerdir. Ya da halk; olumlulukları da içerir, olumsuzlukları da içerir alanıdır.

Bu denizin sizi taşır, besler, sizi sörf yaptırır olmasının yanında, sizi boğan, kirlilik taşıyan vs. olan birçok içermeleri aynı anda taşır olması gibidir. Bakış açısına göre de görmek olasıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Toplumsal olan tartışılır. Her hangi bir inancın konusu, halksal alandan çıkarılıp, toplusal alanın işleyişine getiriliyorsa; o zaman o inanın konusu, otomatikman herkesin etkileşen tepkisi ile tartışılır olma ilgiselliği konusuna girer ve konuşulur. İnançların tartışılması istenmiyorsa, inanç sizin kişi hakkınız ise, toplumun sosyo ekonomik işlerlik alanına getirilmemelidir. Tartışma alanında tartışma vardır, cehalet bunu saygısızlık ve hakaret algılar.

İnanç demokratik bir hak ve halk iradesi değildir. İnançlılık halkın bir beliriş biçimidir. Çünkü halkın boş zamanı, bağ girişim tutumudur. Demokratiklik halk kavramı olmayıp, bir toplum kavramıdır. Zaman zemin ilişkisi ile değişen bir tutum alıştır. Bir yanıyla, bir üretim ilişki paylaşımını sağlayan, ilişkileniş meşruiyet gerçeklenmesi istemidir. Toplumda yapılan üretim gerçeklenmesini hiç bir inancın rehberlik ve zorunluluğu ile asla sağlayamazsınız. Bu yüzden inanç toplumsal değildir.

Toplumsal olmadığından ne bir haktır; ne de demokratik taleptir. Sadece kavram kargaşası ile demokratik bir tercih ve demokratik bir hak gören zannı görüş ve sanı yanılmasıdır. İnanç halk içinde vardır. Siz talep etmeden ve size diğer inançlar tanıtılmadan, hep diğer inançların olumsuzlukları kötülenerek kendinizin doğru inançlı olduğunuz algılatılmıştır. İnançlarımız; diğerleri bize gösterilmeden, kendiliğinden adeta yapışan bir kabullenmedir. Seçme tercihiniz olmadan, size sorulmadan, kendiliğinden etkisel benimseyip öğrendiğiniz, içinde şekillenip hayranlık bulduğumuz bir sosyal çevre öğrenmesidir. Halk, inancına bile egemen değildir. Çünkü egemenlik, üretim gücünden gelir. Halk, inancını üretemediğinden egemeni de olamaz.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Özgürlük ve hak, toplumda üretim ilişkileri ile belirlenen, üreten ve ürettiren süreçlerdir. Özgürlükler ve haklar halktan talep edilmez. Örnek; halk size hiçbir zaman bir transatlantik üreterek sizi özgür kılıp, hak sahibi yapamaz. Toplum olmakla insanlar, artık zaman yarattılar. Bu artık zaman, halkın kendini öznel üretmesine ve öznel gelişmesine, öznel tüketmesine yönlendirmede etkili olmuştur. Ancak bu etkinliğin ne olacağı, nasıl olacağı halkın tasarrufudur. Bu yöneliş, halkın ideoloji ve sanatıdır. Alabildiğine soyut somut yetkinleşmesidir. Toplumun buraya nizami ve güvenlikli olmak dışında fazla etkisi olmaz
Bunlar öznel özgürlüktür, toplumsal özgürlükle karıştırılmamalı. Öznelliklerimizi toplumdan isteyemeyiz. Tıpkı toplumun kendi zorunlu işleyişlerini halktan istememesi gibi.

Halkın egemenliği parçalı olduğundan ilişkilerde parçalı ve halkın alanı zorunlu hoşgörüler alanıdır. Bu hoşgörüler sizin halk içinde ferdi egemenlik sel belirmenizin koşuludur. Toplum hoş görmez. Toplum mazeretlerinizi belli sınırlılıkla kabul eder. Kurumlara göre mazeretinizin neler olacağının tadat’ını (sıra sayımını- dökümünü) kurumlar size söyler. Toplumda hoşgörü, toplum egemenliğini ve toplum özgürlüklerinin kullanımını ortadan kaldırır.

Halkın egemenliği, seçme yetkilenesi ile gerçeklendikten sonra halkın seçme gücü; toplumun yönetim gücüne dönüşür. Yani halkın egemenliği toplumun gücüne rücu etmek zorundadır. Süreç içinde uygulamalarla doğan aksamalar, yetki paylaşımı olarak ve sivil örgütlerin denetimi olarak, basının dördüncü kuvvet olarak işleyişe dâhil edilmesi hukukileştirildi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Demokrasinin bir anlamı da toplumun size tanıdığı hakların ödevlerin, Özgürlüklerin istem gerçekleştiriliş biçimindeki uygulamalardır. Uygulamalar bu gerçeklenmeleri sağlamada ne kadar uygunsa, sorunlarda çözümsel ise o kadar demokratik açılım var edersiniz. Diğer bir anlamı da, vatandaşların siyasi örgütlenmeler yaparak, yasal ölçüler içinde sivil toplum örgütleri eli ile istem, dilek, düşüncelerini etraflıca sisteme ilettirir olmasıdır. Sistemi bu örgütlülük aracılığı ile denetler olması tutum ve tavrı bunun uygulanışı, yani yasal olarak yönetime katılma usullerinizdir. Yani sistem yönetiminin bu alanlardaki cevazlı yapılanışıdır.

Çoğunlukçu ya da çoğulcu bir yönetim olabilmektedir. Çoğulcu yönetimde, azınlıkların hakkının gözetilmesi esaslılıktır. Fırsat eşitliği sağlayabilen sosyal adaletçi ve kamusal alanın yönetiminde olabildiğince halkın katılımını sağlayarak oluşturulan yönetim şeklidir. Toplum demokratik adımlarla halkla buluşur.

Danışma; meşveret kendi zamanına göre olgun bir davranış bütünüdür. Ancak günümüze göre çok hamdır. Fakat bugünkü olgunlaşmanın, geçmişte atılması gereken adımlarıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu yapı, altmışın üzerinde çete hareketi ile ve yirmi yedi tane meydan savaşı ile kurulacak. Daha Medine döneminde, geleneksel kervan vuruşları yöntemi ile olmayan ekonomik tabanın da oluşumunu sağlıyordu. 10 yıllık bir sürede 90 kadar gazve ve seriyye hareketi yapılmıştır.* Gazve Arab'ın meydan savaşıdır. Seriyye ise Arab'ın gece ve sabaha karşı düzenlediği baskınlar, genel çapul hareketidir. Daha bir seriyyenin Ya da gazve savaşının insanlar üzerlerindeki psikolojik etkileri, korkuları toplumda silinmemişken, ortalama her 40 güne bir çatışma, yaralanma yaralama, öldürme ölme, talan etme, talan olma, korku endişesi ve korkutma ortamının var tutulduğu tedirginlikle yaşayış, baskın, savaş gibi çatışmacı yapı ve var oluş, daha işin başında ortaya konur olmuştur.

Siz bu stratejileri önemle düşünmemiş olabilirsiniz. Hele hele hicretin daha 6. ayında ordu kurmayı, tasavvur etmemiş olabilirsiniz. Ama girişilen yol, çetin ve nesnel ve somuttur. Yol, isteseniz de istemeseniz de, İŞLEVİ belirleyecektir. Yol, sizi böyle düşündürüp, böyle bir zorunlulukla davranmaya zorlayacaktır. Yüce Tanrı, müminlerin; ''...kendilerini ve mallarını cennet karşılığı satın almıştır'' 9/111 İşte bu, böylesine bir ihtiyacın duyulmasındandır.

Yaptırımın daha somutu olan günlük yaşamı da düzenlemeler, yaşama müdahale ederlik, müşahhas ayetlerle bu yapı berkitildi. Tüm bunlar, İlahi olmaktan çok, yercil (coğrafyasal) ve somut koşulların biçimlenmesi idi. İslamlıktan önce, hiç sorunsuz var bulunan, Yahudi yerleşim ve yaşam yerleşkelerinde, peygamberin öldüğü zamandan önce, hiç Yahudi kalmamıştı. Bunu sırf Yahudi geçimsizliği ile açıklamak, hiç inandırıcı olmaz ve akla ziyandır. Malsız mülksüz Medine' ye göçen işsizler ordusunun artık hem bir mülkleri hem de imanları vardır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Özgür insan, özgür birey, toplumun ve doğanın nesnel yasalarını bilip, ona egemen olan, insan, birey demektir. Bu gücü, anacak ve anacak, toplum içinde elde ederiz. Ve ancak ve ancak, toplum içinde iken bu güce kavuşuruz. Yani toplum dışında insan özgür değildir. Toplum dışında insan doğaca güdülür. Oysa Toplum içinde, insanın doğaya bağımlı oluş nedenselliğin bilincini egemenleşmeye dönüştüren doğayı üretiş vardır. Özgürleşme burada bağımlılığın zorunluluğun bilincini edinmekten kaynaklanan, üreten engelleyen geciktiren, Ya da istediği anda varlaştıran tutum üretiştir.

Kendi iradesi ile davranan tutumlar özgür müdür? Özgürlük, yasaların verdiği her şeyi yapabilme midir? Yoksa özgürlükler her istediğini yapmak mıdır? Bunların cevapları yazı boyunca kişinin çıkarsama zenginliği ile yapacağı ansal anlamalar olacaktır. İradilik oluşa şu örneği sunayım. Kişi olarak alkol almak istersiniz, her istediğinizi yapıyor oluş babında. Bu sizin iradi tavrınız, tercihiniz, hakkınız özgürlüğünüz olacaktır! Ama yeterli mi?

1-Siz içmek istersiniz de, vücudunuz kaldırmıyor müsaade etmiyorsa; sağlık el vermiyorsa ne yaparsınız? Bu bünyesel iç neden, zorunluluk, iç çelişkinizdir. Yani öznel iradenizle, dilediğiniz gibi keyfilikle at oynatamayacağınızdır. Üstelik bu at oynatırlık iradesi, doğada olmayan bir tutumun, insan beyninde, ne anlama geldiği belli olmayan akılsal kontrol dışı üretimidir. 2-Diyelim bünyeniz fevkalade, alkol almaya uygun. Soyut olarak irade de, ettiniz. Her şey tamam mı? Hayır! Bu kez de, paranızın yokluğu dış koşulu, dış çelişmesi, dış zorunluluğu, hatta sosyal bir ortamda, hayati bir görev yapıyor oluşunuz, içme özgürlüğünüzü engelleyecektir. 3-İçeceğiniz nesne daha önceden siz tarafından ya da toplumsal hizmet tarafından bir emek ürünü olarak üretilmiş olmalı. 4- Serbestçe irade konusu yapacağınız tutum nesnel varlaşma bilinir ve uygulanır olmalı. O zaman ancak irade edebilirsiniz.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sizin halk içinde, kimse ile ilişkilenmeyen, gel geç serbest oluş olumsal tutumlarınız hak ve özgürlük değildir. Halkı halk yapan, halkın onsuz olamayacağı bir tutumlar argümanları tanımlayamazsınız. Oysa toplumu toplum yapan tutumlar vardır. Toplum onlarsız olmaz bunlardan birside özgürlükler ve haklardır. Halk içi serbestlikleriniz, giyinmeleriniz, oyunlar örtünmeniz, inançlarınız, ibadet yerinde oluşunuz, okumanız, okumamanız, Şopen'i sevmeniz Ya da sevmemeniz, oruçlu olmanız olmamanız gibi yığınlarca subjektifler, hak özgürlük deyip anlamalarınız, halkla simetrik ilişkilenmediği için, zarar ve yararı ortaya her an konamadığı sürece, nötr, ilgisiz, özendik moda tutumlar olup sürecektir. Bunlar, öznel sübjektiflikler olup topluma taşınmamalıdır. Üretim gerektirmesi ve dayanışması içermezdir.

Diyelim ki, her gün; bize göre göğe çıkmayı simgeleyen, muayyen Aralıkla, 20 kez direğe tırmanma tutumumuz veya inancımız, inanmamız var olsun. Biz ne kadar buna, bir hak ve özgürlüğümüzdür desek de, bu; asla bir hak ve özgürlük değildir. Özgürlüğün bir zorunluluklar alanındaki toplumsal emek olduğu, haklarımızın da yasalarla belirlenen karşılıklı yüküm, yasak Ya da yapabilirlikler alanı olduğudur. Topluma vergi vermek bir hak karşılığında da sizin yol talebiniz bir haktır. Oysa inanmalar toplumsal bir hak olmadığı gibi, yasalarla belirlenemezde. O sizden hak talep eder ama siz hak talep edemezsiniz. Bu da inançların toplumsal anlamda bir hak olmayıp, öznel soyut bir anlamadır. Halka ait alanın hakkıdır.

Ve o boyutlu, sembolik; göğe tırmandırır aracınız, toplumsal talep aldığımız her yere, mobilize olurlukla taşıyarak, gerçekleme direnci ve dramatikliğini, sırf inat oluşla kavram kargaşası yapmak akıllıca değildir. İşte bu gibi inanma eğilimli öznel itelerimizi de, topluma dayatamayız. Çünkü topluma göre normal tutum olmadığı açık. Normal olmayışı, toplumsal işleyiş ve üretimin yasallık unsuru olmadığı halde, toplumsal işleyişe katmak isteyiştir. Toplumları toplum yapan değer değildir. Yeri ve gerçekleşme alanı kişidir, kişi davranışı özel alanıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bunun bir saçmalık oluşu (ne doğru, ne yanlış olmayan durumlar, felsefede saçma olarak bilinir) da, “”efendim herkes bir değildir! ”” denmesindeki takiyye oluştur. Şu unutulmamalı; “”efendim herkes bir değildir”” deme zannı ile sübjektifliği ile nasılsa herkes hırsızlık yapmaz! Nasılsa herkes cinayet işlemez! Mantığı ile ceza yasası, yapılmamalık edilir mi Allah aşkına? Bir iyi kural, elbet diğer yüzünü de, beraberinde zorunlu olarak belirtecektir. Bu, zorunluluğun bize göre, bir beliriş biçimi olduğu yukarıda işlendi. Olamların gerçek olması başka, sizin olamların somut olasılığına karşı tedbir almanız başkadır.

Böyle soyutçu mantık: “”efendim herkes bir değildir! ”” mantığını kullanacağı gibi aşağıda olduğu gibi de tam tersi mantıkla da tutumlaşır. Amaç için bunlara her yol mubahtır.

Zaten, bu tür soyut sübjektiflik alışların, bir sonrası toplu kıtale çok rahat dönüşür. Tarihte, öznelliğe, subjektif ve kâhinliğe inanan firavun mantığın, cinayet işlemek için gerekçesi de budur. Burada takiyye tersten çalışır. Tevrat'ın beyanına göre,”” Mısır'da doğacak Yahudi bir erkek çocuğun, firavunu öldüreceği”” kehaneti ile tüm doğacak Yahudi erkek bebeler kendi subjektif mantığı ile potansiyel suçlu görülüp; varsanımla katletme mantığıdır.

Devamını Oku