Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Tilkinin biri; bir defa, iki defa, beş defa; ya da her defa. Tavuğu yemek için; “Öyle güzel sesin var ki! Ne olur deruni bir hal içinde gözlerinizi kapayıp, bir şarkı söyleyin. Mesti mahmur hayranınız olan ben, sizi dinleme mutluluğuna ereyim” diyorsa. Tavuklar da, hala; bin yıllarca tilki önünde gözleri kapalı bir biçimle olup ta, türkü söylemeğe devam ediyorsa! Bu genel geçer bönce eylemde, tilkilerin hiç suçu olmasa gerektir.

İnsan, hem tilki gibi (kurnaz ve akıllı) olmak zorundadır. Hem de tavuk (aptal) gibi görüngün olacakla yaşamsal deneyleri akıl edilmezinden aptal olurla, sürekli olmamak zorundadırlar. İnsana dek yaşantı öğrenmelerimiz; kesikli, sürekli, akıllı olmanın temellerini ortaya koyarken; aynı deneyse konulara ilişkin, kesikli olmayan sürekli bönlüğü ortaya koyamazlardı. Yani insanlar, hep aynı şeyi yaparak (gözlerini kapatarak) , aynı şeyden farklı sonuçlar almayı (tilkiden yenmemeyi) bekleyemezdi. Oysa insanlar gözlerini açarak cennetten çıkmışlardı!

Peki, tilkinin (kurnazlığın, akıllılığının) , bu olayda (suçta) hiç mi kabahati yok? Tilkinin olayda kati dahli vardır. Ama kabahati yok. Eğer tilki (karnını doyuruyor diye) suçlu ilan edilirse, böyle olursa; akıllılığı mahkûm etmiş oluruz.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Başarılmamış hayatlar
Arsız hoyratlığın bağrında.
Yer çeker, çeker
Gök baskılar
Nemrut olurda bu askılar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Tırsanın bed halini ıslıklaması
Bu ne sevinç, şenlik tutar şamata
Kardeş, al düşmüş yüzüne
Kan damlarına görünür gözüne
El bakarım, kanmam sözüne
Bak aklıkla, belli ki zaman; güzüne

Devamını Oku
Bayram Kaya

Tabu; bir mana gözü olma ve gözetimi yaptırımı ilkesidir. Gizlidekini bilip gören murakabe imleçtir. Bir de, somut halk alanın ve insan yaşamının her alanında, siyasetin kimi kulvar kısımlarında, teamül olan icrada; genelleşen ve özelleşen tabular vardır. Somut cezalarla aleni işlevli, ibretlik yaptırımlı bir sosyal yasal güçtür.

Totem; insan yaşamsallarının, sosyal ve toplumsal ilişkilerin, düşünce fikir ve bilgi olarak, biriktirilen kazanımlarıyla, insanın bireylik ego algısı olan kanı ve sanı birikimlerinin karışan bir yansımasıdır. Bu edimsel çekiciler giderek somutlanan cisimleşen suret totem algıların izafesine konumlanacaktı. Totem aidiyet adı, kimliği taşımalarında, totemlerin temsili biçim şekil ve suretleri, aidi insanın üzerinde amulet (muska) denen taşımalardı ki koruyuculuğu umulurdu. İlk isim ve belirlenim biçimi; totem tabu aidiyet ilişki, biçimleniş tanımlılıklarıdır.

Köleci düzende, daha da siyasileşen, biçimcileşen ve totemin artık ilah, ilahe, tanrılar vs. anlamına dönüşmüş biçiminde bu amuletleri taşımak; saçın başın belli kısımlarını ya da tümden tıraşı alametti. Yine alamet olarak elin, kolun, yüzün, alının damgalanması (alın yazısı) biçimindeki amulet taşımalara dönüşecekti. Yine aidiyet oluş yükümlülüğü sürmekle birlikte, sosyal aidiyet oluşlar, sınıfsal aidiyet oluşlara dönüşecekti. Totem aidileştirmesinin yerini, yepyeni yerelden bölgesele, sonrada genele egemenci, biçimci ilahlar yer alacaktı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu yalpalamalar zekânın ruhsallaşan soyutlamaları ile sanı kanı oldurmalarından tutun da; toplumumsu ilişkilenmelerin sık sık ve sürekli, yenden ve yeniden düzenlenmesi nedeni ile oluyordu. Bu üretim ilişkilerinin değişmesinin dayattığı bir zorunlu girişim düzenlemesi idi.

Nesnel, akli düzenlenme ve soyut çıkarımların, eylemlerini ve nesneyi etkileme girişimleri (bilimselliği) öyle birden ortaya çıkmış değildir. Ama akli olanın, çekey alanına konulduğu; sosyal kabulü sağlayan çekiciler ve sosyal yetkinlikler var edildi. Sosyal düzenleniş ve sosyal düşünce geliştirme çekicileri, bir akli düzenleme ve bir akıl koyuş olarak; her daim, çekim alanında kutupsal polarma, birim alanlarını var ediyordular.

Bu polarma birim alanlara gidiş, hep düz gidişin yapılaşması değildir. Esasen düz gidişler olanaklıda değildir. Bu kurumlaşma ve kurallaşmalar, yalpaların salvo ve falso atışlarından,
Kavileşiyordu. Yani deneyim; hem aklın, hem sosyal aklın bir çeşit sınama yanılma metodu oluyordu. İşte bu metotlar, başlangıcın büyü, sihir, tılsımı idiler. Bu tılsım, aynı zamanda sıradan insan yaşantılarının kanıksamaları da oluyordu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ne zaman bir gözyaşı saklansa bende
Mutluluklar ızdırapla düğümlenir
Yaman çarpılırım
Hüzünlü anlamalar şevke varmıştır
Ziyan koyarım kendimi
Derin düşünürüm derin

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bir yansıtılma ya da yansılama, bir benzetileme, bir örnekseme olan, bilinçli bilinçsiz taklit, adeta batı taklidi olarak, aşağılama ve küfür haline getirilerek; vurun abalıya dercesine bir değersizleştirme sorumsuz duyarsızlığı yaratılmıştır. Elinde hiçbir akıl koyuş ve üretiş gelmeyen kesimlerin, güya zeka pırıltısı ortaya koyuşlarının, bir meydan okuyuşu gibi olup çıkmıştır! Ya da, şu da bizim insanlığa armağan örnek kıldığımız taklit edilirliklerdir, diyecek bir çağdaş somutluğu örnek koyamamış oluşumuzun, ezikliğinin, dile vurum şeklidir. Ki ben bu çizgide olmaya bile eyvallah derim. Çünkü bu bir eleştirel süzen var oluş bilinç halidir. Bir kendi kendini dinleyiştir.

Batılılaşma, önde olanla geride olanın, var olanla yeni doğanın, şeriatla neşriyatın, nasla deneysel felsefenin, gözleme, araştırma ve incelemeye dayalı, çözümleyici ve bireşimsel metotların kıyasıya giriştiği bir kavgaydı. Yani aydınlıkla karanlığın savaşıydı. 1450'lerde matbaa ile Avrupa’da bilimsel bilgilerin ve felsefi gelişmelerin, ucuz ve hızla kitap basımlarıyla bilgilerin ülkelerden ülkelere ve çok sayıda kişilere ulaşır olmasının yarattığı toplumsal etki ve depremlerle, ışıyan batı; aydınlanma sürecine girerken Dünya, Avrupa’nın bir çok halk hareketlerine imza atışına tanıklık ediyordu. Bu teknolojinin ahlakı ve zaferi idi.

Oligarşi, monarşi, monark yönetimler, kutsal krallıklar ve derebeylikler yerle bir olurken, kilise kabuğuna çekilmeyi yeğler olacaktı. Tabiî ki yüzyıl sürecek kanlı dinsel savaşlar sonunda. Bu uyanışla yerinde oynayan taşlar, bu uğur alınmış yollar, Avrupa’da yerli yerine neden sonra oturacaktı. Astronomik gelişmeler, dinsel saltanatların taç ve tahtını yerle bir edecekti. Artık Dünya’nın düzeni, yeni düzendi. Endüstri devrimi de denen, buğu gücünün sanayide kullanıldığı, yepyeni bir üretim ve paylaşım tarzının belirdiği, tarım serf ve köleliğinden sanayi işçiliğine (yeni ve biçim değişmiş köleliğe) geçilmişti. Dünya grevlerle tanışmış, tarım alanlarının dokuma sanayisine yapağı üretimi sağlayan koyun otlak alanlarına dönüşmesi gibi, çok farklı sorun, olay ve gündemleri tartışır yaşar olmuştu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Batı taklitçiliği söylemi aslen, akıla ve akıl koyuşa karşı çıkış olup, yerine doğmaları (nasları) ikame etme yanıltmacısıdır. Kitleler analitik düşünme yerine açık konuşulanın, kendi dil anlama anlatım becerilerinin sınırlılıkları ile söylenenin biçimsel anlamını anlamayı ve bunu sürüp gitmeyi yeğlerler. Bu halksal işleyiş yaşantılaştırmasına, yani “”Arşimet paradoksuna”” uygundur (bu tamlama bana ait ve yukarıda görüngü olan suyun kaldırma kuvvetini insanların; vakayı adi yeden, vakayı olağandan sayıp, akıl etmeyişleridir) . İşte kurnaz ve opurtunist kişiler halkın bu özelliklerine seslenirler. Halkın bu temel özelliğini her şeyin üstüne sayarlar. Bunu da halka saygı, halkla uzlaşı diye yaparlar. Burada iki yalancılık ve sahtekarlık ortaya çıkar.

Birincisi hiç bir şart ve zorlama yokken ve hiçbir toplumsal oluş bunu gerektirmez iken, bir olayı ilişkisel bütünlüğünden çekip abartarak; o olayı bütün ilişkilerin üzerine çıkaran, aslı ve gerçekçiliği olmayan, halk her şeydir deme şarlatanlık yalancılığıdır. Ne halk her şeydir, ne halk hiç bir şeydir. Kendi ilişkiliği içinde devinen anlamlar yüklenen bir kavramdır. Yani ne Ali her şeyin ölçüsüdür; nede Ali her şeye göredir; ne de her şey Ali’ye göredir. Böyle bir şey olabilir mi? Bu tam aptallık, tam bir hile, tam bir baştankara bodoslama ve bilgisiz kılıştır. Alabildiğine içi boş ve aslı olmayan bir çıkarsal siyasi abartıdır.

Siz bir bütünlükte gözü koparıp, göz her şeydir derseniz böbreğin görevini ne yaparsınız, kalbin işlevine ne dersiniz? Esasen bütünlükten koparılan ilişki, artık o ilk işlevselliğini de sürdüremez. Vücutta alınan kıymetli göz, artık göz değildir. Bütünsel ilişkiden kopmuş bir et yığınıdır. İşte halkı da tüm kurum ve kurallarında koparıp, halk her şeydir dediğiniz an, her şey biter. Kurumlar, kurallar, ilişkileniş, üretiş, huzur, insan oluş, ideolojiler biriktiriş her şey biter ve tahrip başlar. Halk, her şey olmadığı için bu kurum ve kurallarla ilişkilenerek ancak üreterek varlık kazanıp bir şey olan, bir sosyolojik durumdur. Halk her şeydir denerek cehalet, sefalet, bilmezlikler vs. nin halkta taban tutması revaç edilmektedir. Oysa Ali'nin elinde bilgisini araç gerecini aldınız mı Ali bitiktir! Bitki yeşermedi mi Ali'ler bitiktir. Demek ki Ali ve Ali'ler ilişkileri ile bir bütün ve işleyiştir. Bunların karşılıklı etkinliği ile varlık bulmakta bunların zorunluluklarını gerçeklemekle onlar üzerinde egemenlik kurmaktadır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yine bu türden, halksal devinme alanlı, bir inanç ve geleneğin, bir birine ters ve alabildiğine bir birini görmeyen, mantık işletilmesine bir örnek vereyim. Bir cenaze törenin, acılı, ağıtlı hatta daha ilerisi saç baş yolmalı, dövünmeli, çığlıklar, ağıtlar tutuşmalı, olmasından doğal ve mantıklı ne var değil mi? Bundan kuşku edilir mi? Elbette ki bu tür öznellikler bizim mantık işletmemizin bir anlayış ve doğruluk süzgecidir.

Oysa Ganalılar bir ölüm olayında, insanlara davet gönderirler ve cenazeye oldukça kalabalık katılımı sağlarlar. Kalabalık cenaze sahibine para hediyesi verir. Katılımcılar ziller, defler eşliğinde şarkılar söyleyip, alkışlar ve tempolar eşliğinde, oyunlar oynar, danslar eder, halay çekerler. Cenaze tabut içinde ve omuzlar üzerinde, taşıyıcıların raks hareketleri ile omuzlarda bu raksa eşlik ettirilir ve sonra neşe içinde, gülüş ve normal konuşmalarla defnedilir.*

İki dinsel ve inançsal öznel mantık ne kadar farklı değil mi? Her iki insan topluluklarının müsamaha ediş ve olayları, olguları, algılamaları, kafadan olay ve olguları biçimden biçime sokmaları, aynı olabilir mi? Yani halkın demokratik! Mantığı, toplumun işleyişsel ve eğitimsel anlayış mantığı olamaz.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yani 20 ekmeğin=bir ayakkabı olmasındaki ayrı karakterler, sürecin eşitlenmesi olmayıp karşı gelenleri olacaklardır. Süreç bir ucuyla bir belirsizliğin ardında homojen olurken, diğer uçtan aynı belirsizliğin ardında heterojen olacaktır.

A fazlı homojenliğin içinde A’ya göre B fazlı heterojenlik azlık olacaktır. B fazlı zıtlığın heterojenliği içinde de A fazlı homojenliklerin azlık olacağı unutulmamalıdır. Hoşluğu duyulan sentez budur. Kendi faz geçiş süreleri boyunca diğerlerine göre ayrı türden olmakla duyulan güzellik ve kötülüktürler. Ve farklı fazlı ideolojilerden girişmeli sentezdirler. Kendisinde bulunmayanın eksikliğini bağdaşık oluşla ortam girişmesi içinde karşılık gelmekle sağlamanın denkliğidirler.

Uyum neydi; ayrı ayrı gidenlerin bir arada lığıydı (harmoniydi) . Sosyo toplumlar bu harmoni içine mana ve öğreti edilmekle, mana üretimin her birine bir durumlar geçişi olmasıyla özneli yararlı durumlar ortaya konmalıdır.

Devamını Oku