A-Öyle durumlar içinde oluruz ki, çıkarlarımız için, konumumuzun rahatlığından, akılları şaşırtan, aklı uzak kılıcı, akılları hedeften saptıran iki yüzlülükler var eden hileler oluştururuz. Hayatın böyle inşaları yok mu? (Eyyamı çıkarsamada; Riya rahatlıkken. Yılansıma gafleti; Bahanesi ile şahane)
B-“Kandırmanın, ikiyüzlü olmaların, vereceği rahatlıkla günü gün etmek kurnazlığımız; algıların korku olarak harekete geçirilmesi ile bir krallık süren yaşam olmaktadır.” Buradaki, Yılansıma gafleti: “”Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”” ya da “” Denize düşen yılana sarılır “” algısal sözüne bir göndermedir. Çünkü bu tür söylemler, sırasında ve yerine göre, çıkar üretmenin eyyamcılığına çok uygundurlar. Şahane, şahlara krallara layık oluştur.
C-Demokratik sorunlarda kaçınmalarımızın ekseninde; ” Bana dokunulmasında, gerisi önemli değil”” zihniyetinin var olduğu, toplumdaki olaylara yabancı kalıcı bir gafletlik bahanesi gibi bir cahil rahatlığı içinde oluruz. Bu sanki genelin görkemli yaşamı gibi, addedilir denmekte.”
Atalarımızın mağarada, kovuklarda sığınma olarak yaşadıkları dönemlerin tümünü mağara adamlığı (mağara dönemi insanlığı) olan yaşama olarak söylemek, bizlerdeki yanılgıyı oluşur.
Bunu böyle bilmek; Erik Van Daniken paradoksu (çelişkisi) içinde olmaktan öte gitmez. Neydi bu paradoks; “atalarımız yüz binlerce yıl hiçbir şey bilmeden mağarada yaşadı. Sonra 5000 yıl kadar önce birden ateşi buldular, mağaralara duvarlarına, kayalara, resim çizdiler; mağarada çıkıp yerleşik hayata geçtiler vs.” Yani hemcinsimiz birden akıllandılar demenin itirazını yapıyordu.
Beş bin değilse de 12 bin yıl kadar önce böylesi süreç çoktan başlamıştı. Bunun böyle oluşundaki izahı yapamayan Daniken, bu süreci uzayda gelenlerin, atalarımıza suni bir ilhak yapmalarıyla bu durumun ancak böyle birden bire olabileceğini söyler.
İnsan; kontrollü deneyi laboratuvara sokmadan önce de, deneyseldi. En temel deneysellik; özgün ve özel olmasıyla da, yaşamın kendisidir. Depo edilen deneyci bilgiler, sizle ve sizin dışınızdaki ilişkisel zekâyı ortaya koymakla, sizde sosyal olucu; organize edici, yardımlaşmacı aitlikle ortak olma bilincini de ortaya koymaktadır.
Sizin av yapma özel ve öznel süreciniz de, kendi kesikli sürekli özel bağıntısı içinde bir gücün beliren yönelimi olmaktadır. Sizin bu yöneliminiz sonunda sizin eylemseli olduğunuz kadarla süreç entropi biriktirir. Bir sosyal aitlikte beliren bu güç te, gücün entropiye dönüşmüş hali de; gücün ortaklığı ve paylaşımı oluşla (nimet külfet oluşla) bütünsel okunur.
Ortaklaşa eylemler, kendisini duyuran güce karşı birlikte savunma-sağlaşma amaçlı olup bu türünden inşa ve organize oluşla kendisini dışa vurur.
Toplum fikri günümüze değin, toplumcu düşünürler dışında öyle pek bir pekin düşünme ve ayırt etme olacakla, tanınmamıştır. Hala da geniş yığınlar elinde toplum kavramı, kendi anlamının erginliğince tanınmamaktadır.
Bu gibi bilmesinlerciliği sözlerinin bilimsel olmasıyla dem vuran, kimi aydın ve akademisyen çevreleri içinde de görmek; durumun en yıkıcısıdır. Toplum; halkla, ulusla, milletle, karıştırılıp; her biri birbiri ile eşitleniyor, ya da kem küm edişlerle, birbirinin yerine kullanılıyordu.
Ki bu sözcükleri kullanılışlar, bilinçli bir seçilim olmayıp; ağza ilk yakın gelen kavramın söylenmesi, şeklinde beliriyordu.
Çeksem de hali cefayı
Gün ile gülden
Bir hatıran konuşulur
Bir demi muhtacı senden
Gülü düşürsen
Şu bir gerçek ki; zengin ülkeler ve diğer ülkelerin ekonomi ve kültürce gelişmiş kesimleri bir nüfus artışına gitmez iken, hiç gelişmemiş ve kültür seviyesi düşük ülkeler de nüfus artışı bir patlama biçimindedir. Bu yaşam düzeyi bir balığın ortama milyonlarca yumurta bırakıp, ancak birazının yaşama şansı bulması gibi, doğaya sınırsız bir karışma (müdahale) yapmaksızın, kısmi doğal insan güdülme baskısı gibi belirmektedir.
Ham insan düzlemi ile baktığınızda, tüm evreni insanın doldurması aliyul aladır! Oysa bir öküz, konuşturulabilse idi aynı hakkı; öküzler için savunur olacaktı. Sizin üretişiniz iş alanının üretilmesindeki gerekli sayıdır. Bu alanın yaygınlığı ihtiyaç talebi nüfusun alt ve üstündeki değerler etrafında dönmelidir. İnsan yaşam alanı, dünya habitat yaşam yüzdelik alanının alt ve üst değerler etrafında gelişmeli. Bu bir istatistikî yoğunluk etrafında şekilleniştir. Azalan artan dengelemelerle süreçleşir bir kesinlik olmayandır.
Yani insanın yaşamaya hakkı olması ilkesi yerine, üretmeye hakkı olması ve tarlada izi olanın harmanda yüzü olması ilkesinin egemen olduğu yaşam tarzına kayılacaktır. Kapitalist kar hırsının tükettirdiği ve Dünya ölçeğine aynı tür ürettirişin yaygınlaştığı bir türden kirleten bir üretim ilişkilenişinin ortamdan kalkmağa yüz tuttuğu zamandır. Üretim üretenlerin ihtiyacıyla sınırlanan ve çeşitlenen üniter entegrelere dönüşecektir.
Görülmektedir ki, örnek yüz sayımızın sayı doğrusu üzerindeki, iki boyutlu bir zaman akışında, yüz sayısının, soldaki yakın değerleri size cennet algısını yaşatırken, sağındaki sayı değerleri cenneti tekrardan elde etmenin düşünsel, düzenliliklerini, ya da kıyametini yaşatmaktadır.
Esasen bu bir transistor emiter kolektör akım kazancını beyz kontrolü ile belli değerler etrafında çalıştırmasına pek benzemekte. Burada beyz kontrolü, sosyal ve toplumsal ve evrensel bilinç kültür aidiyetleşmesi olmaktadır. İstenirse transistor akımları sırf anoda (diyelim ki sayı skalasının yanal sağına) ya da transistor ü katot zamana (sayı skalasında sola) götürürsünüz. Dalgalanmalar mini mumuma ineceği için, zaman yavaşlar ve zaman akmaz gibi olur. Süreçleriniz artık durmuş gibidir ki yaşam ortadan kalkar.
Ya da tristörler gibi bilinçli girişmeler ortaya koyabilirsiniz, dalgalanmanın çevrimleri iniş çıkış süre boyunca, geyt kapısını; belli bir polarma düzeyinde sürekli tutarsınız. Bunlar sosyalin toplumsal gücün özgürlük alanıdır hem de sınırlılıklarıdır. Yani sınırsız hak özgürlük olamayacağının bilincidir.
Demokrasi ve egemenlik kavramı, halkın ekonomik yaşantılı oluşunun yanı sıra, seçme işini de, siyasetin ideolojisel oluşunu da, telkin eder. Oysa halk genelde ve sayısal çokluk olarak feodal davranır. Yani aşiret, tarikat, aile baskıları gibi tutumlarla belirleyici olur. Konjonktür halkta tam olarak içselleştirilememiştir. Halkın davranımı sosyal öğrenmelidir. Buda deney ve bilgi kullanmayı pek pek gerektirmez. Bu bile göstermektedir ki, ekonomik statüsü; halkın yaşamı gibi düşünmesini de kısıtlar. Bu durum, daha çokta halkın, ideolojik zayıflığının açık göstergesidir. Yine halkın yaşantısı, halkın feodal davranımını ön görmektedir.
Böylesine bir seçmen oluşla egemenlik, yurttaşlıktan çok, kendi içinde bulunduğu halka ait durumsalının bilgisidir. Elbette ki, ilke olarak halkın iradi seçimi saygındır. Ama bu keyfi oluş seçilenlerin istediğini istediği gibi yapacağı anlamında değildir. Hatta siz Âdem baba gibi yaşamayı halka vaat ederek oy alıp iktidara gelseniz dahi yapamazsınız. Çünkü toplumun yasası, toplumun iradesi buna engeldir.
Toplumun ilke, yasa ve egemen, müesses nizamı nesnel deneyim süreçli gerçeklikler ilişki ağ yapısındadır. Örneğin toplumsal yaşayış ve biriktiriş; toplumun sağlığını korum kavramını ve çevre sağlığı bilincini ortaya koymuştur. Periyodik olarak aşı kampanyaları uygulaması da bu nedensel gerekçedendir.
Gelişmemiş ülkelerde halk egemenliğinin gerçekleşememesinin birçok kültürel nedeni vardır. Bu nedenlerinden birisi halkın, gerçekleşen ya da; gerçekleşecek görev ve tutumların takibi olacak sürekliliği gösterememesidir. Yani demokrasi mekanizmalarını kullanmıyor olmasıdır. Ya da demokrasi mekanizmalarını kullanamıyor olmasıdır. Bir başkası halkın inanç alanına ait olan kavramları, toplumun kavramları gibi algılar tartışır olması ile meseleleri içinden çıkılmaz yapmalarıdır. Böyle olunca da gerektiği gibi yurttaşlaşamama ortaya çıkmaktadır.
Örneğin; bir inanç kavramı olan ve halk yapılarda kullanım alanı bulan tarikat yapılanmasını sanki toplumun iletişen diliymiş gibi, sanki toplumun ortaya koyduğu bir demokratik tutum kavrammış gibi görüp tartışmaktır. Örneğin bu müdriksizliğin bir yanlışlığı da tarikatları sivil toplum örgüt hareketi olarak görmektir! İşte egemenliğin kavranmasını bilmeyen toplumlar demirin tanımı ile cıvayı tartışarak egemen olmayı bilemezler. En basiti ile en gelişmemiş toplumlarda halkın tarikat yapıları vardır da, sivil toplum örgütlenmesi yoktur. Üstelik sivil toplum örgütlenmeleri toplumlarda yokken, bir inanç unsuru olan tarikatlar en azından bizde 1250 senedir vardır. Detaylara, başka bir yazı dizisinde gireceğim.
Böyleliklerle, gelişmemiş ülkelerin kaderinde halk iradesi iki şekilde gerçekleşe bilmektedir. Birinci olarak, böyle ülkelerde halkın iradesi ehliyetliyi ve liyakatliyi seçmiyordur. İnanç temel unsuru ile topluma bakılıyordur. İkinci olaraktan da halk, haklı olaraktan kendinin konjonktür dışı olmasıyla ve literatür bilmemesinden dolayı, sayısal çokluğu olan kesimlere; uzun vadeli ve toplumcu politikalar yerine, seçimi: bir seçememeye dönüştürmektedirler. Yani amiyane deyimle cehalete, palyatif tutumlu seçilmeyi daha da öne çıkarttırmaktadır. Yani seçim bir kazanç olmaktan çıkıp, yer yer bir kaybettirişe dönüşmektedir.
Esasen halk zorunlulukları örfleştirerek tutumlaştırdığınız yapılardır. Çok büyük bir kısmı üretim dışıdır. Acı da olsa gerçek budur, evrensel bağlamda bir çeşit asalak yaşamdır. Nüfus artışı, kapitalizminde dahli olan bir göz yumuştur. Amerika'nın bu günkü krizinde, bu bağlamda üretemeyen üçüncü dünya ülkelerine ve üçüncü dünya ülkelerinin aşırı nüfus yapılarına bir gidişin, tekrardan geleceği planlayan, ayak sesleri de duyulmaktadır. Planlama hakkı da; evrensel bağımlılığa uygun biliminizden, bilgi ve teknolojinizden gelen, evrensel bağımlılığınızdır. Hak üretim yapmak ve yükümleşmekle olmakta.
Halk bir kişilik değildir. Tüzel ve genelleşir tanımlılıkların tümünün, bir kişide değil de, tek tek bazı birçok kişiliklerde olması özelliğidir. Ama her halükarda da, bazı birçok kişilerin toplam özelliği de halkı verir. Siz tifolu olmasanız da, halkta tifo vardır. Ya da halkta tifonun olması sizinde tifo olduğunuzu göstermez. Halk, tikel sıfat olarak temsili kişi ait oluşlarıyla var olan sıfatsal birliklerdir, hem yeteneklidirler, hem de, yeteneksizlerdir. Ya da halk; olumlulukları da içerir, olumsuzlukları da içerir alanıdır.
Bu denizin sizi taşır, besler, sizi sörf yaptırır olmasının yanında, sizi boğan, kirlilik taşıyan vs. olan birçok içermeleri aynı anda taşır olması gibidir. Bakış açısına göre de görmek olasıdır.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...