Gönderen: aryaaa/nurten-aktaş
Alan: (grup üzerinden) Ey Nazende
Tarih: 20.11.2007 21:47:00
Konu: Yn: [su-gibi] ŞİİR TADINDA SÖYLEŞİ...BAYRAM KAYA
-
güzel dost
Aks etmiş salınımlarla
Hayal, dolanır sularda
Güne vuranda bedbaht mı?
Güzel perişan edersin
Sanki kavilde, bir aht, mı?
Görürüm gönlün rezerve
Sevda! yüreğin sindiremediğini
Duygusal nakil sindirecektir.
Nice sürüncemeler
Ortak aklın değil
Yaratılan heyecanlarda
3-]Tabu sak mana algısı totemden önce ise de, totem mananın iz düşüm, yansımasıdır. Totemin okunup kurallaşması, sosyal birlik içinde mümkün olmuştur. Oysa tabu, kişinin sürü yaşamından beri vardı. Sosyal birliğin ortak sağlayıştı düzenleri olmazdan önce de vardı. Sanı ve kanılar; kişi insanın dünyayı yaşantı aştırdığı bir okumanın sonucuydu. Sanı algıları, özetlenmiş, simge sel, sembol sel ve davranış sal, anlamalı, çıkarımsak tutumu idi.
Tekildi yaşamın, otoriteye ihtiyacı yoktur. Tabu, kişiler üzerinde sanki denetim ve gözetiminde olduğunuz, bir otoritenin işlevi gibidir de. Tabu, kişi davranışına dek, kişiler buluncunun (vicdanının) oturması sürecini de başlatmıştır. Otoriterdi. Grup birlikleri ilişki eşmesinin sonucudur. Zaten grup içindeki tek tek bireyler de tikelce ve sürü yaşamından beri sanı kanıcı yansımaları vardı. İzlenimsek yansımalı, kişilerdeki ayrı ayrı tabuları sizler; sosyal birlikler içinde, ortaklaşa olan tabuya eğilim noktasıyla birleştirerek, grup totemini paylaşılan tabular şekline sokuyordunuz.
Kişisel anlamalı ve doğayı yaşantı aştırmalı olan öznel ortak devinim kaynağı, sosyal birlikler eliyle sizden alınıp, dışınızdaki bir noktaya; sosyal birlikti güce yöneltiliyordu. Dışınızdaki bu yer grup ya da sosyal yaşamın özeğidir (merkezidir) . Sizdeki bu öznelce tınışımlar, sosyal gücün üzerine sosyal güç patentli olacakla grup dönüşmeleri olan tınışımlar da birleşince, grup; tın ışımalarınızı gerisin geri size gönderiyordu.
4-]Toplumsal yapının temeli, sosyal birlikti (komün) yapı gibi tek bazlı bir yapının, ikili yapı olacakla iki koldan; serpilip gelişmesi ile topluma yansıması olaraktan görülebilir. Yani teknikti üretim toplumun içine ana unsurdu sağlayış olarak yansırken, sosyal birlikti totem ve tabu kişilerin özel yaşamı içinde, halksak yapının nüveleri olacakla kaldı.
Yani, dalgalanan sosyal birlikti sistem, hünerli emeğin girişen tayflarına ayrıldı. Bu tayflardan biri halk, diğeri de toplumsal yapı idi. Toplum ve halkın karşılaştığı, düzenli girişme alanlarına, yani, halkın toplum eşiğine geldiği, birbirinin eşiğine adım attıkları yere de; KAMU diyoruz. Yani toplum ve halk bütününe ait düzen eşilen girişme alanı, kamu alanıdır. Bu alan ne tam halk gibi ne tam toplum gibidir. Kamu, halktan ve toplumdan özellikler taşır. Toplum nosyonu biraz fazladır. Bu yüzden kamu da toplum komutludur.
Halk alan, genelde kendisini tarif edebilmesinin bir yaşantı aşma kılınış alanıdır. Ancak bu kendisini tanımlayıp tarif etme ve biçimlenen özel yaşantı aşma alanı da ilanihaye sürer bir oluşma değildir. Her iç ve dış girişme gibi bu girişme de kendi girişmesinden ötürü; kırpılıp, frenlenip, sınırlanırdır. Üstelik halkın toplumsala değin bağımlı sağlayıştı oluşumlundan ötürü de ve halkın topluma katılır olmasından ötürü de; halkın bu kendisini öznelce, inancı ve etnikti tarif edişti tavrı, sınırlanmak; frenlenmek ve gerilemek zorundadır.
Servetleri, hırsı, ihtirası dağıtan Mamon’un tekil tevhitçi olması; Mamon’un tek olup olmamasındaki tartışma ve tartışma tanımazlığında duyulan endişe; Mamon’un bizatihi tek oluşuna duyulan endişe oluşun kendisi değildi.
Serveti gönlüne göre dağıtmanın ve malın mülkün, köleliğin tek takdir kaynağının Mamon, olmasına duyulan kaygının yok olacağı endişesi Mamon’un bizatihi tekliğine duyulan endişe gibi yansıtılıyordu. Mamon iki tane olursa ve biri diğerinin takdirini sevmezse kıyamet o zaman kopacaktı.
Köleci ittifak öncesindeki; ön ittifaklı ve totem dönemli insanların totem ve ilahlar üzerinde tek, çift olma; ya da birinin verdiği kararı, diğer birinin beğenmez olması gibi böylesi bir kaygıları hiç olmadı.
Yüce Tanrı kavramı, bizim çözdüğümüz, anladığımız bir mümkünlükte değildir. Her çağ ve zaman zemininde bilgi ile anladıklarımızla yetineceğimiz düşünsel bir hal mutluluktur. Şunu belirtebilirim, bilmek isteyişte; asla bilemeyeceğimiz Tanrı bilinmezini, farz edelim ki tümden bildik! Tüm bilme anındaki duyacağımız mutluluk hazzımız: şimdiki yalan yanlış ve eksik bildiğimiz, Tanrı anlayışıyla duyduğumuz coşkusal mutluluktan, hiçte; daha fazla olmayacak.
Bunu Erasmus'un bir mutluluk tanımlaması örneği ile paralelleyim: Mücevher takma isteğinin özelliklede kadınlar dünyasında, tartışılmaz bir heyecan yarattığı muhakkaktır. Aynı imrenmeyi taşıyan bir başka kadına kocası, ilkinin benzeri ve sahtesi ama her bakımdan son derece ikizi gibi olan beş para etmez kopyayı, hakiki mücevher diye taktırsa. Sahtelik de, kuyumcunun anlayamayacağı denli usta taklit işi olsun. Sahte takıyı taşıyan kadınla, sahte olmayanı taşıyan kadının mutluluk sevinci arasında ne fark vardır?
Bu anlatım bir ufuk açması bağlamında doğrudur. Ama iş böyledir demek, kesinlikle böyle değildir. Her bilgi yeni bir aşama yeni bir bakış tarzı ve yeni bir bağıntılı biliniş olacaktır.
Tanrı'nın egemenliği; bizim güç yetirip, bilip, anlayıp asal müdahale edemeyeceğimiz bir hal değildir. Müdahaleyi etmeyi bile düşünemeyeceğimiz bir aciziyetimiz, bir had bilirliğimiz olacaktır. İnsanın kendisini, Tanrı ile kıyasına gitmek dahi, bir patolojik durum olarak görüp değerlenmelidir. Yani Tanrı egemenliği bambaşka ve kıyaslamasız, bir olay; insan egemenliği bir güç birliğine dayalı olan aczi yetin ortaya konmasıdır. İkisi birbirine benzemez bile. Sadece Yüce Tanı’yı anlayışımız ve kendiişlerimizi insan sözcükleri ile anlar ve anlatır oluşumuz; bu kıyas tutma çelişkisini bize düşündüren bir cahil oluşumuzdur.
Bu halde halk bireyi, kapsar ama toplumu kapsamaz. Çünkü toplumda; 1-üretim güçleri vardır. Kurumlar ve bireyin bunlarla etkileşmesi, üretim yapması, üretimin refah olarak halka dağılışı alt yapısı vardır. Örneğin toplumda olan bir fabrika, halk değildir. 2-Toplumun, halka; asayiş güvenlik huzur sağlayan, bireylere istihdam sağlayan, halka sağlık, eğitim sunan, konut gibi ihtiyacını sağlayan, halkın ve toplumun hukukunu belirleyen üst yapı siyasi ideolojik oluşumu vardır. Toplum da hukuk vardır, hukuk halk demek değildir. 3- Halk, toplumun; sadece birey yapısı ile kesişip, onu içerir. Birey kişiler halka karışır. 4-Halk topluma, hammadde sağlar. Öğrenci, sanatçı, yazar, ideolojiler folklor, inanç önderleri, vs. bu bağlamda yetenek havuzudur. 5-Halk yetkili kılınarak yürütme erkini seçer. 6-Halk, toplumdan sağladığı faydayı yararları geliştirmeyen, dış ilişkilerle tutumlaşmaların, uyuşup uyuşmamasına tepkilerini, çeşitli biçimde hak ve eylem olarak ortaya korlar. 7-Üst yapıya ilişkin halk tutumları, çok çok, alabildiğine gevşek ve çeşitlidir, gelenekçilik ve inançsal düşünme ve davranışlar çok daha belirgin ve baskındır. Bazı halk tutumu toplum tutumla iç içe geçer, kurumların spor folklor faaliyeti gibi. Ama bunlar birbirini aynılaştırmaz. Sadece bazı ortak yaşamı tutumlarla, kesişim kümelerinde ortak tutum değerlerler.
Daha birçok konu halk kavramında sayılabilir. Halktan kişiler, üretim gücünü, eline alıp üretim yaparsa artık halksal değil, toplumsal davranır. Halk, bir özel yaşam biçimi sürer iken, kişisel tekbenci refahın tüketildiği, modanın, toplulukların etkinleştiği, kişi sevgi nefreti, heva ve heveslerinin sarmalandığı insansal yapı tanımlılıktır. Toplum, nesnellikle, bireyin kılgın etkileştiği, üretme ve ürettirme ilişkisidir.
Sevgili eleştirmen devamla diyor ki;
8-] Siyasetlerin ve aydınların anlamak istemediği şudur. Bir kişi topluma gittiği zaman, ya bir birey oluşla (üretim için) topluma gider. Ya da bir yükümlü mükelleftir. Veya bir hizmet sunumu talep eden yurttaştır. Bu gibi oluşla topluma gidilir. Söz gelimi kendinizi öznel ifade etmek için topuma gidilmez. Öğrenci olacakla topluma gidilir. Halk alan meydan okuma yeridir.
Bireyler adeta toplumuna, bir bütünün uyumlaşan parçası gibi, her bir parça başı ayrı işlev veya benzer işlevlerini sağlayışla gidilir. insan toplumda, organel işlev gibi iken halk yaşamında bu özelliği gider. İşte topluma bu işlevin aidiyetliği bilinci ile gidilir. Söz gelimi öğretmen birey olacaktan; ya da bir pilot gibi veya başka tür özel statülü, yükümlü, üretim yapacak, hizmet alacak, mükellefliğini yerine getirecekten gidilir.
Aynı birey öğretmenimiz, toplumun bireyi olacakla işlev eşemeyeceği bir toplum alanına gittiğinde; artık öğretmen gibi olmanın, vatandaşlık ve insanlık hakkı olan taşımalarını isteyemez. Sözgelimi öğretmenimiz, toplumun bir vergi dairesine alanına gitmişse; öğretmenimiz, burada öğretmenliğini taşır oluşla aktif olmanın kolaylıkları ve ayrıcalıkları olan saygınlaşmaları taşıyıp, bekleyemez. Sadece bir görevce yasal bir mükellef olan yükümlü sade vatandaştır. Sade vatandaş hakkı statüsünü ve aktifliğini taşımak zorundadır.
Sen âdem ol ki
Yeşil ve sert kabuklu
Zarı ve içiyle
Bademe yürüyüş anlam olsun
Şimdiler hep nakise




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...