Efkârı vurmuş suya
İçtim huyum bu ya
Darlaşırdım sızlanırken
Şimdi efkârım boydan boya.
Çıktım yücesine
Enki
Enki: Ea da denen Sümer, su ve bilgelik tanrısı. Yaratıcı 4 tanrıdan biri. İnsanı eli ile kilden yoğurmuştur.
Şimdi şu tespiti bir yineleyelim: Toplum emek yoğun araçlaşmanın ve araç yoğun üretimin ilişkilenmesi ile süreç içinde, kaideleşen, kurumlaşan üretim gücü ve üretim ilişkilerinin entegrasyonudur. Yani toplumu ve toplumda etkin egemenliği üretim güçleri sağlamıştır. Toplumun işleyişi halkı belirlemiştir.
Başlangıçtaki halk bir toplumun ilişkilisi imiş gibi yaşantılaşsa da, toplumun oluşturucusu değildir. Yani toplumun egemeni değildir. Bu bağlamda toplumun bireyinden dolayı, yine toplumun egemeni gibidir. Halk Kendisinin bile egemeni değildir. Oysa toplum bir plan ve program dahilinde kendisinin egemenidir.
Geçmişten günümüze egemenliğin kullanımı İ.Ö. 5. yüzyılda Yunanda doğrudan bir egemenlik anlayışı uygulanmıştır. Ancak halk egemenliğin içinde değildir. Kadın ve köleler yurttaş sayılmadığından, bu egemenliğin icrasında da yokturlar. Ha keza Roma'da da durum benzerdir. Yurttaş olmayan sınıfların egemenliği seçme hakkı yoktur. Senatörleri lâtifundia (toprak sahipliği) egemenleri seçerlerdi. Ama bununda müthiş bir ilerleme olduğu açıktır.
Sanatın çok genel ve panoramik, iki bölümlük anlatımından sonra, şimdi de, biraz daha özele yaklaşan, tarihselliğini içeren bir devam yazı ile çalışmayı bitireceğim.
İnsanın nesnelle, doğa ile bir ilişkisi vardır. İşte insanın doğa ile nesnelite ile kurduğu bu ilişki, sanattır bu da üretimdir.
Estetik oluş bu ilişkinin gereğidir. Yani insanın, özneden bağımsız olan, usla nesnel gerçeklikler arasındaki etkileme ve etkilenme estetiksel ilişkiye, sanat diyebiliriz.
Burada; “”Tanrı geleceği bilir”” diyerek; evrensel yasalardan, Tanrı'sal var edişleri, görece kendimizce anlayacağımız yerde, yalın, yanlış anlayışlarımızla, evreni, dolaysı ile Yüce Tanrı yaratışını, kendi düşüncemize uyduruyoruz. Dolaysı ile Tanrı'yı kendi sınırsızlığında yaratmasında, sınırlı insan merkezli, anlamanın odağında sınırlayıp, davranamaz kılıyoruz. Tanrısal alanı, insanın davranma alanına indirgeme saçmalığı yapmış oluruz. Aşırı yanlış bir anlamadır. Tanrı'nın olumsallıkla var ettiği evreni, tekçi yaklaşıma indirip, darlaşma ve Tanrı'sal var edişi kısıtlamış oluyoruz.
Bizim Tanrı'yı bilirdi bilmezdi gibi yargılama yetkimiz yok. Buralar bizim susarak içsinim anlamalara varacağımız kutsal içselliklerdir. Bu söylem bir öğretmenin, ''Ali matematiği bilir'' demesi gibidir. Öğretmen Ali'yi değerler, çünkü öğretmen Ali'den daha fazlasını bilmektedir. Onun için, Ali'ye biliyor ya da bilmiyor diyor. Bizde bu reye iltifat ediyoruz.
Şimdi bizde Tanrı geleceği bilir derken, Tanrı'dan daha fazla bir şey biliyor olmalıyız ki! Tanrı'nın bilip bilemediğini takdir ediyoruz gibi düşünmeler yapmak, bizlerin aklı kullanması açısından gelişmeci düşünceler oluşturacağını düşünebiliriz.
Bir yanda akıl devren.
Bir yanda varlarıyla,
Kalmayıp yoklarıyla;
Ha bire varlaşan evren.
Bir yanda somutundan önce
Duvar dibi yaşantılar
Kül rengi ansılar
İçsinilmemiş söylemler
Yüküm tutmamış edişler
Kavramlar sığınılmış tabu
Sana da ana baba diyorlar yaaa
Hayali bir uydurmadan, düşünceden mülhemdir.
Bir arı bir sinek
Bir narı bir binek
Bahçeye girdi dilek
Verimli ya biz onu bilek!
Sanki, bütün göğü yutmuştuda
Ondan geliyordu, gökgürültüsü
Hazımsızlık işte
Saman onun değildi
Alışmıştı da, hoyratlığa
Ne zaman sarılıp öpsem
Duygulardan taşarım
Dökülürüm, tepeden tırnağa
Sanki sonbahar kasveti gitmiş
Baharın al yeşil coşmalarıdır
Baştan aşağı giyilen




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...