Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

97] Etkilerinin çoğu, kısa erimli, olumlu olmalarının dışında; birkaç tane kendilerinden sonraya da uzun erimli olacak olarak, diğerlerini sarsıp gölgede kılacak denli olan ve bir toplumdaki devamlılık esasına göre çok hayati olan değerliliklerini gösterebildiler mi? Söz gelimi, ikili anlaşmalar felaketi gibi ve devrimlerin sürdürülür olması gereken misyon taşıyıcılığı gibi. Güncelin gidişatıyla, toplumun yararına olan tutumlarınızla, bu devamlı olması gereken seyredişi sürdürebildiler mi?

Okumak ve bilgi edinmek evrensel bir tavırdır. Öğrenme, bilgi edinme ve kitap okunmasına dek karşı olunuşlar normalde düşünülemezdi bile. Hele hele, değerli olduğu lanse edilen kişilerin, bu türden kitaplara karşı olmaları ve kitapların okunmasına karşı olacak tavırları, kimlikleriyle bağdaşmazdı da. Hatta en hayati ve en basit bilmenin kendisi olan, aklın kan damarı yolu olan okuma edimini, bu değerlerin de teşvik edecekleri, beklenir olan bir tavırdır. Bu değerlerin, kitaba karşı ve okumaya karşı aksi bir hassaslık edeceklerine, istifam eder olmamız, düşünülemezdi!

Ya da okumaya karşı olabilir kişiler listesini sıralayın dendiğinde, olası kuşkularımızı, bu karizmalarla! Yan yana getirir olmak, bu değerli oluşların şanını yerle yeksan ederdir. Aslında sizin böylesi bir yerle yeksan ediş garabetinize de pek, gerek yoktur. Onlardan kimi kişiler, karizma olmanın ağırlığı ile bu türden zıt davranışların kotarışlarını, çok iyi başaracaklardır!

Devamını Oku
Bayram Kaya

98]Daha önceki bölümde belirtildiği üzere bu tehdit Potsdam kararları üzerine, daha bir güvenceli ve fütursuzca oldu. O günkü Sovyetler, önceden beri olan boğazlar üzerine olan egemenlik amaçlarını gerçekleştirmenin bir aracı olarak gördüler Postdam’daki değinilen görüşme taslaklarını. Rusya bu görüşmelerden cesaretle tehdit ve talep yaptı. Çünkü ABD ve Birleşik krallık bu görüşmelerde Rusya’nın boğazlarda serbest geçişini desteklemişlerdi. Bu konuda Türkiye’ye görüş bildirme kararı aldılar. ABD 2 Kasım 1945’de buna değin notasını verdi. Ve Britanya Krallığı da 21 Kasım 1945’de bu doğrultuda Türkiye’ye nota verdi, görüşünü bildirdi. Rusya ise 1 yıl sonra 7 ağustos 1946’da tehditkâr olmanın mağrurluğu ile güya bu bildiriyi yaptı.

İki tehdit durum ve iki durum karşısında geliştirilecek LİDERLİK tavrının anlaşılması bağlamında, Birincisi herkesçe biliniyor. Ama ikinci pek bilinir değildir. Bunun için burada Kurtuluş savaşı öncesinin tehdit ve fili işgali ile 1945-46’ların bana göre yüzeysel ama çok ciddi tehdidini karşılaştırabilmek için şu tespitleri belirtmekte yarar vardır.

1- Rusya’nın tehdidi, Potsdam görüşmesi olan ve sonra da Atom bombasını kullanmanın güncelliği ile dağılan, güya bir uluslararası görüşmenin meşruiyet ligi havasında, gibi başlamıştır. 2-Benzer tehdit aynı anlaşmanın meşruiyet ligi ile ABD ve İngiltere’den de gelmiştir. Ama bu kadar kaygı yaratmamıştı nedense(!) Bir alicengiz oyununu bana düşündürtmekte. 3-Bu durumun dallanıp çatallanan kaosuna karşın, ABD ve İngiltere bizden (sureti haktan görünüp) yana siyasi politika koymuşlardır(!) bu ABD ve Birleşik Krallığın taraftar girişmelerine değin bundan sonrası gelişmeleri, çok vahimdir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Her düşüş, mağduriyetti darlığa
Gelirsin, güç yetirende, varlığa
Yalnızlığımıza dayanaksın, yarlığa
Bilir ve inanırız mesti, karlığa

Bir teselli eyledik düşümden

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ne beklenen baharlar gelmiştir
Ne de özlemden sevgililer ölmüştür
İç evrenle ah edipte çeksen, tozmaz
Derim hep
Anın gerekmeli şiddeti var
Düşse de Nil'e şev

Devamını Oku
Bayram Kaya

4-]Hemen her askeri ihaleler şaibeli idi. Bunlardan bir tanesi olsun bırakın şaibeyi, basit bir usulsüzlük ya da basit bir ihale hatası taşımayacak denli mükemmel ihalelerdi! Hele askeri araç gereçlerin modernizasyonuna değin şeffaf olmayan ihalelerdeki, kötü kirli kokuların ve modernize olan araç gereçlerin, daha bir kusurlu şekilde orduya intikal ettirilen ayıplı ihale skandallarını açık eden gazete haberlerinin mürekkebi, daha kurumamıştır. Rivayetler, hala kulaklarda fısıltıdırlar.

Söz gelimi daha dünün M60 tanklarıyla çöpe giden milyon dolarlar. İkinci el Leopar tank alım skandalı, casa uçak alımındaki dümen ve dolapları, onca savunma fonu ve terör tehdidine rağmen, düne kadar karakol uçaklarının olmayışı, hemen tüm ihalelere teknik uzman ve mühendis karşı çıkışlarına rağmen, ihalelerin sürmesi.1993 yılından 2010a değin denizlerde güncel donanımlı keşif ve gözlem yapılamaması vs. uyuyan göz bebeklerimiz üzerinde, akla ziyan lakayt kuşkularınızın daha bir kaçıdır. (19 Mart 2010 Bugün gazetesi)

Kurumların toplumsal itibarilik paklığında, bu kirliliklere “ göz bebeklerimiz denerek” aklanıyordu. Değilse kurumlarımızın (göz bebeklerimizin savunmacı olacak her tür çağdaş donanım eksikliği o dönemler, hep ihmale gelmişti) hiç bir kusur ve kabahati yoktu. Bir Kıbrıs Çıkarması ile donanımca göz bebeklerimize: “göz bebeğimiz” deyişle, mangalda kül bırakmayan yetkililerin; ambargo ile kıpırdayamaz oluşlarından ötürü, göz bebeklerine ne kadar önem verdikleri ortaya çıkmıştı!

Devamını Oku
Bayram Kaya

Son 50 yıldır güvenlik kuvvetlerine ilişkin öne sürülen, belgeli zabıtlı oluşlarıyla ortaya konan kimi kişilere dek kurumsal olmayan ama kurum gücüne algılı öznel erdemsizlikleri ve yasaya kılıfla yapılan, yasa dışılıkları, bizlerin yasal olacak tepki içinde sorumlu yurttaş olma bilincimizi bileyeceği yerde; siyaset, kötü adamlar işbirliği oluşların söylemleriyle, özel ve öznel propağandalarıyla, toplumsa bilincimiz dumura uğratmaktadır.

Bunlar istatistiki olacakla, normal değerler içinde sapmalarla, ihmal edilir oranlarda da olsalar da gün gelir kendilerini bambaşka yapılanmalar içinde oluşla, görünürde yasal sınırlarda bir kurum ve kuruluş işleyişidirler. Tabii ki yönetimin her sessiz kalışında ve teamül olacakla ve yasal haklarını kullanır olacakla, siyasetin, sivil otoritenin üzerinde olma gibi görünüm ve işleyişle belirecektirler.

Şimdilere dek görüntülü oluşlarla, ne zaman antidemokratik bir konu gündeme gelse; ne zaman bir akçeli, hortumlu konu küpün dışına sızsa; ve ne zaman bir işkence tipi olaylar gündeme getirilse; ben 2000li yıllara değin, hep devlet büyüklerinden! Şu sözleri dinledim.

Devamını Oku
Bayram Kaya

2-]Günde trafikte on kişinin öldüğü, 70 milyon nüfuslu bir ülkede, her kurum ve kuruluş ve sivil halktan olmak kaydıyla günlük ölüm riski 7 milyon kişide bir kişidir. Bu şu demek, açık risk almış 5 bin, 50 bin, 100 bin, beş yüz bin gibi kurum nüfusu olan yerde, normal şartlarda ölme riski, toplum kurumları rutin ölüm riski, sivillerinin rutin ölüm riskinin içinde 7 milyonda 1 iken; bu risk kurum alanı içinde nüfus oranı 7 milyonu bulmaz olacağından, ölüm riski sıfır gibi olmaktadır.

Yine örnek: Millî Savunma Bakanlığı’nın hazırladığı verilere dayanan rakamlara göre 1984 yılında ilk PKK eylemlerinin başlamasından bu yana 4.828 sivil! 7.946 güvenlik görevlisi (bunlardan 5.821’i Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu, 775’i emniyet görevlisi, 1350’si korucudur) ve 28.000 civarında PKKlı yaşamını yitirdi.

Yine ikinci Dünya Savaşında; ölen asker sayısı 25.173.700. Ölen sivil sayısı 41.830.600. Ölü Yahudi sayısı 5.754.400. Ölen tüm SİVİL SAYISI 47 milyon 585 bindir. Nedense Yahudiler sivil insandan sayılmamışlar! Toplam ölü sayısı 72.758.900dür. O yıllarda Dünya nüfusu da 1.991.913.000dir. Tüm ölümler Dünya nüfusunun yüzde (%) 3,71dir ki, çok büyük bir sayıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

110] Kendini çağdaşlaştıramayıp, kendisini ürettiremeyip de teknolojiyi kullanamayan sistem ve politikalar, ne işe yarardı? Dinin farklı farklı, versiyonlarının nizala şan kullanımını istismara yararlardı. İstismarlar içindeki halk daha neyin ne olduğunu anlayamadan, bu siyasetler; bu kulvarlar içinde bulunan halkın bir takım ezberlere götürülmesine yarardı!

Bu ezberlere götürülüşün siyasi hasadı yapılamaz mıydı? Elbette yapılırdı. Hem de, vızır vızır yapardı! Tabii ki böyle güdük ve kısır politikaların varıp varacağı yer, olup olacağı durum orası olacaktı. Hem de özgürce! Hem de bir hak olarak! Hem de fikir özgürlüğü olarak! Hem de sefihçe sine, rezilliğin rüsvasını yüzlerine astar etmişçesine, 'Halk istiyor' diye, lanse edilip, endam edilircesine olacak idi.

Artık ülke çağın demode olmuş düzenlemeleriyle, demode yatırım teknoloji ve bilgileri ile bir yandan güya mamur yapılırken, parça gereksinimlerinden ötürü dışa teknoloji bağımlılıkları yaratılacaktı. Bir yandan da, hep sil baştan olacaktı. Eintein düşünlü dünya ekolünün karşısına Said'i Nursi çıkarılacaktı. Ülke tamamen satışlarla dış tesirlere açık bir kullanım alanı olacaktı. Korkacak ne vardı, ışık okulları dört bir yandan, teşebbüssü hayırsever katılımların legaliz eliği ile boy verecekti.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sevda ne akmayı bilmiştir
Ne de olup bitene bakmayı
Deresi ırmak, ırmağı dere olmuştur
Günü kerahat bilmiş, dağ ardına düşerken
Daveti bilmez, artık kapı omuzlanmıştır
Mahremi haneye girilir

Devamını Oku
Bayram Kaya

Romus ve Romulus'ların torunları, yani Roma; dinlerin çeşitliliğine evet diyordu. Sakınılan oluşla bir dinsizliğe de evet diyordular. Sadece dinsizliğin (dinlere saldıran inançların) başarı kazanıp, üste çıkıp, muaffak olmasına hayır diyordular. O çağda, dinsizlik anlayışı, dine inanmamak anlamına gelen sözler değildi. Başka dinlere; ister totemist olsun, ister pagan olsun, ister putperest olsun; ne olursa olsun; başka inançlara tehdit olup, başka inançlara putçu diye saldıranlara “dinsiz” diyordular.

Monoteist anlayışlar, o coğrafyaya egemen olunca, dinsizliğin tanımı, anlamı da değişime uğrayacaktı. Kendi dininde olmamak dinsizlikti! Ancak günümüzde bu vurgunun üzerine ciddiyetle gidilecekti. İlkin Musevi monoteizmi olan (Yahudilikte) kendi dışındakileri hep dinsiz sayıldı. Hıristiyanlıkta kendisi dışını; yıkılması, yakılması gereken bir dinsizlik, sapıklık olarak görüyordu.

Diğer tek tanrı anlayışı olan İslam da bundan müstesna değildi: İslam da aynı şekilde; “İslam’dan gayrı olanları sapıklıkla itham” ediyordu. Oysa ilk totemistler, ironi oluşla putperestler birbirine ve de yeni yeni oluşan din sahiplerine hiç te dinsiz demiyorlardı. Çünkü totemizm, ilk baştan toplumsa yapının epey bir zamanı buyunca, hiç bir zaman din olmadı ve din iddiasında da değildi. Din, sınıflı yapının bileşim ürünüydü.

Devamını Oku