İnsanlar somut olan toplumunu akılca konjonktürsel ilişkilerle okuyup yönetemiyorlarsa. İnsanlar en çokta mutsuz oldukları dönemleri, hikâye edip, bazı öznellikleri keyfe bedel böylesine umut içinde, hayalen, ruhani biçimde bir özlemlerle, allayıp pullayarak, yönetilemez miydi? Gibisinden sübjektif kişi öznellikli bir masal.
Bu akıl dışı anlatımın, mübalağasının nereye vardığının, insanları ahlaklı kılacağım derken öğütçü mantığını insanı düşünmekten men eden ve insan bilincini kuşatan, pranga kılan öğütçü söylemli bir mantıkta şu tip hikâyedir: Mus'ab b. A anlatır. ‘Ömer b. Abdülaziz halife iken Kirman'da koyun güderdim. Koyunlar ile kurtlar birlikte dolaşırdı. Bir gece ansızın kurtlar koyunlara saldırdı. İçimden, Şu adil halife ölmüş olmalı dedim. Araştırdım. Ömer b. Abdülaziz'in o gece vefat ettiğini öğrendim.’ Fırat'ta kayıp olan kuzunun hesabını veren mantığın zihniyetinin temeli bu.
‘Halifeliği döneminde yaptığı bütün işlerinde Kıyamet gününü, hep gözünün önüne getirip, kalbinde hissederek, devamlı bir vicdan muhasebesi içindeydi. Halkının haklarını layığı veçhile yerine getirememekten, çok endişe ederdi. Hulefa-i raşidinin izinden yürüdüğü için kendisine 'Beşinci Halife' unvanı verildi. ‘
14Yani aitleştirilen yapı, birleşme gibi görülürken, dini mezhepsel çatışma alanları ile ayrışma alanlarına neden olmuştur. İnançlar ancak aynı ekolde ise, halkı grup içinde bırakıp cemaat yapısında küçük küçük tutabilmiştir. Kendi içindeki birlik, dışarıya karşı bir ihraç ve çatışan ayrışan sorunsal olarak daima yansımıştır. Bunlar işin teknik boyutudur.
Devletlerin inanç eksenli yapılaşamayacağını, daha fazla detaya gir ipte belirtmeyeceğim. İnançlar bir üretim gücü değildirler. Oysa imparatorluk toplum üretim alanı ile vardır. Dine değin siyasetler halka değin siyasetlerdir. Halk parçalı bir yapıdır. İnançlar halkın malıdır. Oysa bu değerli kişiliklerin topluma değin siyasetleri pek bilinmemektedir. Ya da toplum değin halka değin siyasetleri, birbirine karışmıştır.
İnsanlık toplumsal başlangıçtan beri, yaşamlarını üretmenin bir yolu olaraktan da, başkasının emek gaspını tüketen çapulcu bir harami paylaşım şeklini de, benimsediler. Bu kendi içlerinde kul (köle) emeğini iç etmek ile olduğu gibi, karşı toplumlara da savaş gücü olarak yönelip, galiplerin savaş gelir payı diye adlandırılan, bir gelirin, tüketim kaynağı da olmuştur.
Sadece konjonktürün görünen güncelleşmesi, eskiden dinlerin kullandığı saklamayı bu kez; ekonomik bağlamda, sözcük oyunları ile anlam kargaşası yaratacaktı. Dış fetih geliri olan çapul gelirleri de şimdinin vaz geçilemezidir. Çapul yapacak devlet, çapul yaptığı devleti, şimdi kalkındırmak için finanse ederler.
Talan, veya çapul, emperyalizmin bu kalkındırma şirin yüzünün içine spyware, ya da malware ya da adware olaraktan virusleşen bir şifrelenme olmuştur. Zorda olana yardım etme, adı altındaki finansmanlarla, akıl almaz çarpıtılmalar yapılmakta ve alicengiz oyunlarını oynamayla durum sürer gider.
Yine iç sömürü, kapitalist mantıkla teşebbüsün hakkı olan; 'bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' diyerekten konjonktürün gelişmiş yüzü olaraktan gösterilir. Toplumunun ulaştığı akıl almaz verim gücünden hareketle, eski kölelere göre, şimdinin yeni işçilerine epeyce bir pay vererekten ve daha çoğunu da çalaraktan, ücret, maaş, teşebbüs karı, adı altında şimdilik oyun sürdürülür durur.
İdeolojilerin inançla araçlaşmış olan politik kısmı, halkın yapılanışını çok çok etkilemektedir. Ha keza toplum yapısını da seçme seçilme siyasetleriyle değiştirip etkilemektedirler. Ne de olsa toplumun üst yapı oluşturma envanteridirler. İdeolojiler, biz ve öteki ayrıştırmasının da, müsamaha edileceğini de, öngörürler.
Bizleşmek olumlu bir kavram iken, ötekileştirmeyi de karşısına koyan bir süreç olacağından ideolojinin bu ikili karekterine de hükmeder olacak, iyi planlamanızı da, ortaya koydurur.İdeolojilerin en temel, olumlu ya da olumsuz yanlarından biri de, sizi; yönletir oluşudur. Yön hedefi vardır. Amacı gösterir olan, pusulaya göre, sizi davrandırır olmasıdır.
Görüldüğü gibi ideoloji, çok etkili, olumlu olumsuz bir varlaştırandır. Mayalayan, bir somutluk kazandıran, aitleştiren, biz ve öteki kılan, yönelten, sorgulama yaptıran ve şüphe etmeyi yasaklayan ama bir yönelişe gider olmanın başarıdan başarıya götürüşüdür de. İdeolojisiz Hiçbir şey olmaz. Çapanoğlu ve mafya gibisinden yapılanıcıda bir ideoloji ve inançlaşmanın olumsuz ürünüdürler. İslam imparatorluğu da, Osmanlı da, Türkiye Cumhuriyeti de, bir inançlaşma ideolojisinin iyi ürünüdürler. İdeoloji- inançlar; insanların, halkın, toplumun, trafik düzenini ve yapabilirliklerini güvenli kılan, bir tür yazılım davranış yönelticilerinin etkin bir kısmını sağlarlar.
Böylesi süreçler, iç zaman, paketçiklerinin (geçmişin) en az boyutla saklanmasıdır. Bunu işlev ve devinim olarak organizmalar üretir. Geçmişin, büyük boyutla saklanması, daha çok enerji tüketim harcanmasıdır. Bu tüketim, daha çok dışa bağımlılık demekti. Evrensel ilke, en az enerji ile en kısa yoldan, iş üretme ilkesine göre davranmaktır. Bu, işlevlilikle organeller, kendi zaman zeminiyle, yani geçmişiyle, fondan kopmuşlardır (ilkelerle ortamdan belirmek, kendisini ortamdan ayırt etmektir) .
Fondan kopuş demek, kendisi içinde bir kapalı devre düzenlenişle, dışarıdan enerji ve enformasyon (yansıma) transferleri yapan ve dışarıya da enformasyon, düzensizlik ihraç eden bir sınırlılıktır. Organikler, bir zar çevrenle, iç ve dış, ayrımını yapabilen süreçleşmeler zamanıdırlar. Olabildiğince az, dış dünya ilkesinin sonucu bireyleşebilmişlerdir.
Bu nedenle, küçük paketler içinde, olay, olgu geçmişlerini saklayacaklardı. Organizmanın büyümesi organeller işbirliğinin bir zorunluluğudur. Aynı zamanda büyüme, ekstra bir enerji harcanmasıdır.
Görülüyor ki ölüm de zamanın kendisidir. Ölüm bir varlıktır. Ölüm bir değişme ve gelişmedir. Siz bir zamanınızı öldürmese idiniz, doğuran zamanınızla yeni bir çocuk ortaya çıkar mıydı?
Doğmayanın (varlığın) ölümü olmadığı gibi, ölmeyenin (zamanın, varlığın devinmenin de) doğumu da olamazdı.
Zamanın (yani bir kısmı geçmiş olan dünkü sürçlerin, söz gelimi; devrilen araba ölümlerinin, maden de ölenlerin, terör baskınlarının, denize girmenin, acıkmanın, ağlamanın, vs nin) geçip gitmesi (ölümü) olmasa idi; yeni zaman olan bu gün olur muydu? Yani yeni zamanınız olan, Olgu ve olaylarınız olan bu günkü günde de; Ankara'dan İstanbul'a gitmeniz gibi, başbakanın liderlere görüşme mektubu göndermesi gibi, Türk savaş uçaklarının Kuzey Irak semalarında olması vs gibi yeni süreçlerle yeni doğumlar, yeni olgu ve olaylar olur muydu?
Ki bu özümleme faaliyetlerinin hızı, o organizmanın ömrü ile de ilişkilidir. Yani özümleme hızları varlığın ömrünü belirler ki, bu da ayrı bir konudur.
Oysa inorganik oluşumlar, geçmişlerini kah sırayla kah yan yana, kah yumak gibi üzerlerine sararlarsa da, bunları parçalara ayırıp birleştirememekle, bunları okuyamamakla, bunların çözümünü yansıtamayışlarıyla, inorganiğin; organiklerden ayrılan, belirgin özelliği olurlar.
Bu türden aktarımlı geçmişleri taşır olmak, organik varlıklarda, özellikle hayvan ve insanlar âleminde, yaşanılan özel bir coğrafyanın, topografya ve iklimsel özelliklerini taşımak gibidir. Bu hem en iyi uyum iken, değişen çevre karşısında da şaşkın olmanın, ne yapar olacağı bilememenin, ayak bağı olmasıdır. Dezavantaj olmasıdır. Bunlar, biyolojik kazanımlarınızı ve sosyolojik gensel geçişilmeleri de üslenirler.
20. bölüm örneğinde doluluk kavramının bir fikri uzanım açılımını yapmıştık. Dolu gibi olan uzayın, dolu olmadığını görmüştük. Uzay zamanın; boşluklu, tanecikli, kesikli sürekli (dalga) yapısı olduğunu sezmiştik. Bu boşluklu kısımlar başka uzay zaman referansları ile doluyordu. Yani zamanlar iç içe geçiyordu (organize oluş) . İç içe geçen zamanlar, dalga hareketi ile girişp, o olay ufkunun sürekli zaman boyutunu oluşturuyorlardı.
Kesikli olan kuant yapı, mekanik aktarımların, potansiyel kinetik dönüşmesini sağlıyordu. Bu iç içe zamanlar o ilişkin kuant uzayların içinde, farklı zaman akışının olduğunuda gösterir. Bunu fiziki olarak belirtirsek; her olayın çevreyle girişmesi, ana zamanın içinde, farklı aşamalarda, sürekli yapının devinmesi olurlar (yapı içi değiştiriciler, değişkenlikler. kontrol) . Ana zaman, çevrenin belli etkiyenine; diyelimki sıcaklık etkenine, henüz tepki vermiyor gibi göründüğünde, iç zamandaki kimi olaylar, tepkileri çoktan başlatmış olacaktır. Bu sistem rezistansıdır.
Yani her iç içe zamanın, fiziki dille söylersek; bir genleşme, bir büzüşme, bir boy uzaması, boy kısalması, kaynama, buhar olma, sistemden kaçma gibi bir çok farklı farklı devinme tepki zamanları vardır. Bunun kullanımını en iyi olaraktan, petrolü damıtma olaylarında görürüz. Petroldeki, her bir iç içe geçmiş zaman olay ve olgu, dizileri, kendi faz sıcaklıklarında kaynar ve buharlaşarak diğer olayların uzay zaman boyutu içinde çekilip alınır. Organize olan, entegrelerin çökmesi ya da girişmesidirler.
Sevda ne akmayı bilmiştir
Ne de olup bitene bakmayı
Deresi ırmak, ırmağı dere olmuştur
Günü kerahat bilmiş, dağ ardına düşerken
Daveti bilmez, artık kapı omuzlanmıştır
Mahremi haneye girilir
Söz var ağı ola
Söz var bağı ola
Söz var çağı ola
Söz var yaslanacak dağı ola
Söz var zamanda zeminde duyula




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...