Siz bir dinamiği doğmalaştırırsanız, her doğma olan gibi onun da bir tek olacağı şey vardır. O da pranganız olmasıdır. Ne var ki doğmalar doğal olarak tek başına ihtiyacı karşılamaya yetmiyordu. Bu yüzden önce Osman döneminde, başka kaynaklara doğru yönelindi.
Çünkü yukarıda belirtilen 30 yılık sürede islamın hızla ve çok farklı coğrafyalara yayılışı, yeni devletin kurumsal yapılarının tecrübe ile gelenekleşmesine, hiç izin vermeyecek şekilde hızlı akıyordu. Ve zaman, bu tür oluşmaya zaman tanımamıştı.
Devletin bir fetihçi devlet ve fetih gelirlerine dayalı devleti oluşu da, sizin dogmatik yönetme ilkelerinizi yerli feodal ilişkilerden kopyalamanızı, alıntı yapmanızı; zorunlu kılmaktadır. Tarihi beliriş gerçeklik budur. Yavaş yavaş süreçle yapılaşan İslami gelenek, sonradan özelliklede Selçuklular'da, Osmanlı gibi yapılara aktarılan bir zenginlik olacaktı.
10Şu halde, hangi inanç sisteminin yolu dalaletti, hangi inanç sisteminin yolu kurtuluşçudur? Bunu nasıl bilirdik? Tarihte bunun karşılığı savaş, katliam ve çatışmalardır. Ne yazık ki insanlık tarihi böyle gelişiyor ve böyle gelişmişti.
Bir kere toplumların (halkın demiyorum) temelinde dini inançlar olmamalıdır. Halkın bünyesinde de halkın kendi öznelliğinin, geliştiği çap ve boyutta; başkalarını da bağlayıcı yapmayan, başkaları ile de tam da tıpa tıp aynı olmayan görüş ve dünya yorumlayış anlayış birlikleri inançları mutlak olmalıdır. Bunlar kişi öznellik ufkunca güncellenir ve formatlanır bağımsızlıkta olmalıdır. Kurallaştırılan genel geçer temelleri, bizim halk ya da kişi- kişi iletişme araçlarımız olmalı. Değilse bu alanda ne o yolun doğruluğu, ne bu yolun eğriliği söylenebilirdir. İnançlar ne tamamen doğrulardan, ne de tam yanlışlardan oluşmamaktadırlar. Bunların ikisini de içeririler.
İnançların farklılığı, farklı dünya görüş, gelenek ve görenekleri ve yaşantılaşmaları gerçeklenmiş olmasındandır. Biri diğerine saçma gelirken, diğeri de birine, ilham kaynağı olmaktan hiç geri durmamıştır. Çünkü inansal olanın hepsi yaşamsal bir gerçekten temellenen, yaşamı okuyuşlar deneyim aktarımıdırlar. Süren tutumlaşmaların güncellikle bağları kalmadıkça soyut anlamaların bir esbabı mucibesi düşünülmüş, burası inançlaşmanın kritik değer noktasını oluşturmuşturlar. Sadece zamanları geri olduğu için, yani geçmiş zaman durum ilişkilerinin bir deneyimini taşıdıkları için, günceleşemeden günümüzde toplumda işleyememektedirler. Ve dolaysı ile de bugün pranga olmaktadırlar. Bunu toplum ve inanç konulu deneme yazılarımda inceledim.
Siz, yazılımı daima günceller ve kullanım zafiyetlerini hep formatlarsınız. Bu bağlamla, özel inanç anlayışları, bu; araçsal formatlanır olma somut belirteçi yerine; tek doğru olmasını söyleyerekten formatlanmasını reddedecektir. Böylece kendi maksadını ve kendisini aitleştirme sistemi içine; ajan kışkırtıcı olarak monte edecektir. Böylesi inançsal anlayışlar, güncelleştirmeyi ve formatlanmayı kabul etmeyerek, egemenlikçi olurlar. Ve bunlar inanç olmaktan öte çıkar çevreleri marifetli, bağnaz tutumlar olaraktan belirmektedirler.
Emeviler, bu avantajı en iyi kullanıp, oligarşik sömürücü bir siyasi dönemi yaşadılar. Bir elinde moral değerleri olarak Kuran'ın dinsel önderliği vardı. Diğer yandan konjonktürün nesnel ilişkileniş siyasi önderliği vardı. Konjonktürü, minik minik okuyan yeteneklerin meyvelerini, Abbasiler toplayacaktı. Abbasiler bu minik türbülansları doğru okuyacaktı. Bu türbülanslar, Abbasi döneminin ‘bilinci’ olarak okunup, başarılarının süreçleşmesine yardımcı olacaklardı.
Aslında Emeviler, Arap fatihlerin savaş gücünü iyi biçimde kullanırken, kendi yıkımının da en ufakça adımını da atmış oluyordular. Bu ufacık salınım türbülanslı adım, zaman içinde büyüyüp, faylaşmasını yapacaktı. Bu faylaşmanın faz hareketi depremini ise Eba Müslim Horasani hareketini yaratarak gerçeğe dönüştürecekti. Bu ufacık çelişki, yeni dönemin yapısı olacak, Abbasileri ortaya koyacaktı.
Dirlik uygulaması İslami anlayışın bilip inançlaştırdığı bir durum değildir! Ama bin yıldan fazladır kendi kültür unsuruymuş gibi teokratik yönetimin içinde inançlaştırarak uygulamışlardır. Bey tül malın en büyük geliri o günün koşulunda çapul geliridir. Yani savaş geliri, yani daha yumuşatılmışı fetih geliri, ganimettir.
Bunlar uygar bir toplumun, düzenli bir gelir kaynağı değildi. Daha öncede değinildiği gibi çapul göçer Arap aşiretlerinin düzenli olmasa da sürekli bir gelir kaynağıdır. Devletin başlangıç aşamasındaki bu çapul (ganimet) gelirleri böyle düzenlenmişti. Bu çapulu baki sanma yanılgısıdır. Bu yüzdende yapıların, fetih geliriyle büyümesi ve gelişmesi, saman alevi gibi olup, kalıcı olamıyordu.
Emevilerde başlayan, Abbasi'lerle iyice tutumlaştırılan bu akılcı, dinsel önderliğin dışına kayan, çağcıl konjonktürsel ve düzenli nesnel yapılanış İslam uygarlığının sürmesini, yani ömrünü uzatmıştır. Buna, siyasi önderlikte Arap ırkı gücünün kırılmasını da, ekleyiniz. Arabın ufaktan ufaktan yönetimde uzaklaştırılması, belli ki başka ulustan; İranlı, Türk gibi unsurlardan, yeni yönetimin gücünün oluşacağı bir koalisyon ittifaktı.
İnsanlar somut olan toplumunu akılca konjonktürsel ilişkilerle okuyup yönetemiyorlarsa. İnsanlar en çokta mutsuz oldukları dönemleri, hikâye edip, bazı öznellikleri keyfe bedel böylesine umut içinde, hayalen, ruhani biçimde bir özlemlerle, allayıp pullayarak, yönetilemez miydi? Gibisinden sübjektif kişi öznellikli bir masal.
Bu akıl dışı anlatımın, mübalağasının nereye vardığının, insanları ahlaklı kılacağım derken öğütçü mantığını insanı düşünmekten men eden ve insan bilincini kuşatan, pranga kılan öğütçü söylemli bir mantıkta şu tip hikâyedir: Mus'ab b. A anlatır. ‘Ömer b. Abdülaziz halife iken Kirman'da koyun güderdim. Koyunlar ile kurtlar birlikte dolaşırdı. Bir gece ansızın kurtlar koyunlara saldırdı. İçimden, Şu adil halife ölmüş olmalı dedim. Araştırdım. Ömer b. Abdülaziz'in o gece vefat ettiğini öğrendim.’ Fırat'ta kayıp olan kuzunun hesabını veren mantığın zihniyetinin temeli bu.
‘Halifeliği döneminde yaptığı bütün işlerinde Kıyamet gününü, hep gözünün önüne getirip, kalbinde hissederek, devamlı bir vicdan muhasebesi içindeydi. Halkının haklarını layığı veçhile yerine getirememekten, çok endişe ederdi. Hulefa-i raşidinin izinden yürüdüğü için kendisine 'Beşinci Halife' unvanı verildi. ‘
14Yani aitleştirilen yapı, birleşme gibi görülürken, dini mezhepsel çatışma alanları ile ayrışma alanlarına neden olmuştur. İnançlar ancak aynı ekolde ise, halkı grup içinde bırakıp cemaat yapısında küçük küçük tutabilmiştir. Kendi içindeki birlik, dışarıya karşı bir ihraç ve çatışan ayrışan sorunsal olarak daima yansımıştır. Bunlar işin teknik boyutudur.
Devletlerin inanç eksenli yapılaşamayacağını, daha fazla detaya gir ipte belirtmeyeceğim. İnançlar bir üretim gücü değildirler. Oysa imparatorluk toplum üretim alanı ile vardır. Dine değin siyasetler halka değin siyasetlerdir. Halk parçalı bir yapıdır. İnançlar halkın malıdır. Oysa bu değerli kişiliklerin topluma değin siyasetleri pek bilinmemektedir. Ya da toplum değin halka değin siyasetleri, birbirine karışmıştır.
İnsanlık toplumsal başlangıçtan beri, yaşamlarını üretmenin bir yolu olaraktan da, başkasının emek gaspını tüketen çapulcu bir harami paylaşım şeklini de, benimsediler. Bu kendi içlerinde kul (köle) emeğini iç etmek ile olduğu gibi, karşı toplumlara da savaş gücü olarak yönelip, galiplerin savaş gelir payı diye adlandırılan, bir gelirin, tüketim kaynağı da olmuştur.
Sadece konjonktürün görünen güncelleşmesi, eskiden dinlerin kullandığı saklamayı bu kez; ekonomik bağlamda, sözcük oyunları ile anlam kargaşası yaratacaktı. Dış fetih geliri olan çapul gelirleri de şimdinin vaz geçilemezidir. Çapul yapacak devlet, çapul yaptığı devleti, şimdi kalkındırmak için finanse ederler.
Talan, veya çapul, emperyalizmin bu kalkındırma şirin yüzünün içine spyware, ya da malware ya da adware olaraktan virusleşen bir şifrelenme olmuştur. Zorda olana yardım etme, adı altındaki finansmanlarla, akıl almaz çarpıtılmalar yapılmakta ve alicengiz oyunlarını oynamayla durum sürer gider.
Yine iç sömürü, kapitalist mantıkla teşebbüsün hakkı olan; 'bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' diyerekten konjonktürün gelişmiş yüzü olaraktan gösterilir. Toplumunun ulaştığı akıl almaz verim gücünden hareketle, eski kölelere göre, şimdinin yeni işçilerine epeyce bir pay vererekten ve daha çoğunu da çalaraktan, ücret, maaş, teşebbüs karı, adı altında şimdilik oyun sürdürülür durur.
İdeolojilerin inançla araçlaşmış olan politik kısmı, halkın yapılanışını çok çok etkilemektedir. Ha keza toplum yapısını da seçme seçilme siyasetleriyle değiştirip etkilemektedirler. Ne de olsa toplumun üst yapı oluşturma envanteridirler. İdeolojiler, biz ve öteki ayrıştırmasının da, müsamaha edileceğini de, öngörürler.
Bizleşmek olumlu bir kavram iken, ötekileştirmeyi de karşısına koyan bir süreç olacağından ideolojinin bu ikili karekterine de hükmeder olacak, iyi planlamanızı da, ortaya koydurur.İdeolojilerin en temel, olumlu ya da olumsuz yanlarından biri de, sizi; yönletir oluşudur. Yön hedefi vardır. Amacı gösterir olan, pusulaya göre, sizi davrandırır olmasıdır.
Görüldüğü gibi ideoloji, çok etkili, olumlu olumsuz bir varlaştırandır. Mayalayan, bir somutluk kazandıran, aitleştiren, biz ve öteki kılan, yönelten, sorgulama yaptıran ve şüphe etmeyi yasaklayan ama bir yönelişe gider olmanın başarıdan başarıya götürüşüdür de. İdeolojisiz Hiçbir şey olmaz. Çapanoğlu ve mafya gibisinden yapılanıcıda bir ideoloji ve inançlaşmanın olumsuz ürünüdürler. İslam imparatorluğu da, Osmanlı da, Türkiye Cumhuriyeti de, bir inançlaşma ideolojisinin iyi ürünüdürler. İdeoloji- inançlar; insanların, halkın, toplumun, trafik düzenini ve yapabilirliklerini güvenli kılan, bir tür yazılım davranış yönelticilerinin etkin bir kısmını sağlarlar.
Sevda ne akmayı bilmiştir
Ne de olup bitene bakmayı
Deresi ırmak, ırmağı dere olmuştur
Günü kerahat bilmiş, dağ ardına düşerken
Daveti bilmez, artık kapı omuzlanmıştır
Mahremi haneye girilir
Ama öznel saçma tutumlar toplumsal talep değildir. Bunların imajını toplumda taşır olmak, talep kılmak saçmadır. Hiçbir doğrulama ve yanlışlaşmayı ortaya koyamazsınız. Ancak inancı dolandırarak ve tersten, toplumun konularını ve nesnel ilişkilerini, inancın bir konusu gibisine, emri yaparak nesnelliğe oturtmaya, nesnelliği yönetip yönlendirmeye başlarsınız.
Bu da nesnel ilişkilerin değil, inancın; güya nesnel ilişkilere, beyhude oturtulması olacaktır. Nesnel işleyişle üretim sürdürülürken, inançsal baskı ile sömürülür oluştur. İnsanın gelişmesi toplumda ortaya koyacağı özgürleşmesi, bağımsızlaşması, rölantiye biner. Haksızlıkları cehaletin razılığını alan uzlaşı ile demokratik tavırlarınızı tüme yakın olaraktan ortadan kaldırmanın, ortaya konuşu olacaktır. Gizli tezgâhların amacı budur. Bireylik ise, maksatlı tavırları bilmeden, inanma mutluluklarının erimiyle, davranışlarını oligarşik yapıların güdümünü kolaylayan birleşmelerle, işbirlikçi bir duruma düşerler.
Örneğin, şöyle bir halksal inanmanın; hem bir hak ve hem bir özgürlük olduğunu bir an varsayalım. Dense ki; Toplumsal faaliyetten önce, haftada bir, bardakçı baba türbesi ziyaret olunacak. Buna imkânı olamayanlar, anma duasına duracak. İmkânı olanlar, sandukasına yüzünü ve dudağını sürecek. 300 kez falan duayı okunacak...




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...