Oysa bir ibadet olduğunu söylediğiniz, idareciliğin; kuralını, kaidesini, toplumsal ittifaklarını, belirme sınırlarını koyamadan, sırf bir öznelci ibadet hissini duyarak, nasıl devindireceksiniz? Efendim sizin belirlediğiniz, 8 -17 saat aralığına göre denebilir. Bu saatler aralığında görevini yapmış olan biri ibadet etmiş gibidir dene bilir! İyi de bu 8-17 Aralığı ibadetin belirlediği bir devinme düzenleşmesi değil ki bu devinişi ibadet sağlıyor olsun. Ya da bu devinmede ibadet, kendisine bir yaptırım payı çıkarıyor olsun. Denebilir ki efendim sayın ki bu mesai aralıklarını da ibadetler söylemiş olsun!
Bu kes de, insanlar yükümlüleşemediği, bir sağlayış içine giremediği, ilişkileşmeyi nasıl inanç konusu edebilecekler? Hiç kimse traktöre biner iken ya da uçak kaptanlığı yapar iken veya ülkeyi yönetir iken ibadet ilkesi böyle söylüyor diye; ne tarlaya giderler, ne uçağa binerler, ne de devleti yönetirler. Hepsi de maddi bir yaşamın sağlanması için zaruretçi bir davranıştır. Sizlerin koyduğu ilkelerdir. Oysa bu mesai aralığı karşılığında bireyler, toplumdan ücret alıp yaşamını sürdürürler. Hâlbuki ibadetlerin gerek toplum içinde, gerek sosyal yaşam içinde, hiçbir karşılığı yoktur. Kimse size namaz kıldınız diye iaşe ya da maaş vermez.
Ve hiç kimse ibadet ederek, sırf ibadetçi devinmeleriyle, gerçekleşerek söz gelimi buhar gücünü uygulama alanına sokamaz. Rutin ibadetleri olan bir insan, bu türden söz gelimi radyoyu da bulmayı başarmış olabilir. Ancak bu başardığı iş, ibadetine göre değil, nesnel ilişkilerine göre sağlanmıştır. Yiyeceği, giyeceği, güvenliği, ekipmanları, teknik bilgileri gibi her şey ibadet ilişkileri ile sağlanmış değildir. Aksine toplumsal yükümlüleşmenin değiş tokuşu ile gerçeklenmiştir. Bunlar aslı astarı olmayan boş demagojilerdir. İbadetin alanı kişilerin özelidir. Kişi özeli bir üretim ilişkisi olmayıp, birçok tüketimleri sonrasında, kişilerin yaşantılaşmalarında, öznelce, insanca ve huzur içinde oluşun duyum ilişkisidir.
Buralarda asıl olan ve temel olan, zorunlulukların sağlanışlarıdır. Ve bu sağlanışların esnasında da adalet ya da paylaşım duygularınızı geliştirmek, yepyeni bir kazancınız olacaktır. Bu kazanççı sağlayışların toplumsal ittifakları ve toplumsal deneyimleri, biriktirile biriktirile sosyal toplumsal çevreniz oluşturulacaktır. Ve siz; bu düzenli çevrelerin içine doğduğunuzda var bulunan bir düzen girişmeleri yumağı olaraktan bunları karşınızda bulacaksınız. Bu içine doğulan düzen algısı sizdeki saltıkçı olma düşünmesinin kaynağıdır. Ve ortam ilişkilenmesi bu yüzden size çok karmaşık gibi gelir.
Bu karmaşıklıktan ötürü, sizin de adalet anlayışınızı karmaşıklaştıkça, adalet, mülk temeli üzerinde ki devinişleriyle, bambaşka hukuk gibi kulvarlarında adaletçi olmasına süreçleşecektir. İnsanoğlunun zorunluluklarına olan sahibiyetçi yaklaşımları, mülkiyetçi ilişkilerini doğurmuştur.
Yine zorunlulukların sağlanışındaki toplumsal ve sosyal girişmelerinden ötürü, keyfice bir kişiselci ya da kişisel yetkili, egemenlikçi özgürlük olmayacağını, belirtelim. Zorunluluklarımızı (temel ihtiyaçlarımızı) sağlayışlarımız, zorunlu bir ilişkileşmedir. Her ilişkileşmenin girişmesi de, kişisel serbestliklerdeki gibi olmayan davranışların, bir kırpılması ile girişim yaparlar. İşte girişenli kırpılmış, birbirine göre uygunlaştırılmış veya senkronize edilmiş, sağlayışçı davranışlar toplumsal girişmeli davranışlarımızdır.
Bir âdemi meşrut, kendi dışı şartlarınca
Düşünmek bir engerek sinsiliğince
İcabı hal gereği derinden ve etkin
Bir kurtların sessizliğince akıllı
Beyhude olura kalbi bozmaz denli
Bu ülkede diniyle imanıyla, düşüncesiyle, yurttaşlığıyla olup ta; kafanızın tasının atmaması olası değildir. Kavram ve anlatım kargaşası, cahilin işi olmaktan çıkıp; çoğu akademik çevrelerin ve konu uzmanı olmayan kişilerin bir şiarı olmuştur.
Bunun aksi olan durumda; akademisyen veya konu uzmanı olurla kanaat önderi dahi olamayan bu kişilerin bilme şiarı da; cahiller içinde her şeyi yerli yerinde kullanmakla yer değişen düşünce ve yetiler olsalardı; aslında bu hal, toplumun büyük bir kazancı olurdu hani.
Heyhat böyle olmayınca; kimi kariyerli kişilerimiz, cehaleti olanların elindeki tek oyuncakları olan cehaletliği almaları yüzünden, cehaletiler; oyuncağı ehillere kaptırmaları nedeniyledir ki bu bilmezlikler; işsiz ve sukut kaldılar.
6-] Söz gelimi bir devlet memuru, meyak kesintisini talep ediyorsa, bu bir özgürlük değil, bir yasal hakkın kullanımıdır. Birde toplumun, toplumsa güçle sağladığı her kullanım, toplum açısından bir özgürlük sunumudur. Ancak bireyin bunu kullanması özgürlük, ya da özgürleşme değildir. Söz gelimi toplumun ayakkabı sunması ile sizin bu ayakkabıyı giymeniz, nasıl sizin (özgür olmanız) anlamına ayakkabı yapar olmanız değdir. Yine bir bilgi sayar kullanmanız da, o bilgisayarı yapar olmanızın veya bilgisayarı programlamanızın, bilgi birikimi olacakla iradeniz değildir. Yani toplum sal olan, kişisel bazda, özgürlük değildir. Bir kullanımdırlar.
Feodal zeminlerde, feodal üretimin belli bir aşamasındaki zamanın, az bir kısmını, köle kendisi için çalışıp, az bir ürünün üretimini efendisi için değil de, kendisi için üretimini yapıyor oluşudur. Bu fark çok önemlidir. Buradaki sistemin üretim ilişkisindeki değişen az bir fark, toplumsa gücün özgürlüğüne olabildiğince bir girdi verisi sağlamıştır. Sistemin tüm gelişmesi bu minicik farkın nicelendirilmesi ile olgunlaşan bir toplumsa özgür eşilme belirleyicisidir. Bundan beri üretim ve birikim hayli artmıştır.
Sosyal ilişkilerimiz, bu yeni oluşan feodal üretimce zeminine dayalı, ama itaati de içeren, gelenekçi, muhafazakâr, etnik biçimci de, olmak zorundadır. Başlangıçtan o güne beri oluşla, neydi sosyal yapılar? Birinci evre içinde; ata totem soy oluştu kutsallıkladırlar. Ve tabumsa zanlarla, kısmen nesnel anlayışlı, etnitise ilişkisidirler. Artı ikinci olaraktan da, toplumsal ittifaklarla girişen, ittifakın üretim ilişkilenişine dayalı, nesnel yansımalı, halk denilen olgu, o topluma özgü etnik yapı uzlaşılmasıdırlar.
Günahlarım kadardan
Birazcık fazlası sevabım
Ya Rab, bir anına yandım
Faz ile geçmişe cevabım
Ne eşekler var ki
Başlangıcın temasçı ittifakı sosyal yapı oluşması, çevreden merkeze doğru bir çekimdi. Sonraki süreç yine çevreden merkeze doğru çekilişlerle sürdü ise de; bu kez de, merkezden çevreye doğru milleti, devleti ve imparatorluktu ve ulusal yapılarıyla salınım veren yöneten bir süreçti.
Bu nedenle çevreden merkeze doğru olan süreçle yapı içine ve yapı temas ilişkileri içine, her biri ayrı etnik yapının, birbiri ile çelişen, çatışan, totemi anlayış ve inanışlar da gelmişti. Böylece çoğul bir politeisttik bir totemi görünüş oluşmuştu.
Yani insanlar sapıklıkla şuna buna tapmamıştı. Tekil etnik yapılar. Kendi bakışımlı bir salınımdı. Yani temasçı olmayan gruplar olduklarından, anlayışları birbirine göre aykırı olan; olaylara kendi düzlemleri içinden bakan yapılardır.
Mihnetimi aman bilmedim felek
Harama boyun edip yalvarışla
Tutmadım kılıcı haramzade ile
İşimi bildim diye
Yanmam müşkülatımı
Sarsalarda gama.
12-[Merak etmeyin kıyamet oyuncağınızdan vaz geçmiş değiliz! ] GELECEK KIYAMETLER: Eğer Dünya, 21 Aralık''ta da yok olmazsa yedekte tutulan tarihlerimiz de bulunuyordu. Örneğin Amerikalı astrolog Jeane Dixon, İsa''nın 2020''de geri gelerek kötülüğe karşı savaş açacağını ve bu savaşın 2037''de sona ereceğini, daha sonra da dünyanın yok olacağını ileri sürdü
[Bu zavallı saftirik çılgın] Dixon, daha önce kıyametin 4 Şubat 1962'de kopacağını da iddia etmişti. [ Eh ne yapsın, birisi tutmadıysa bir yenisini ilgililerinin dikkatine sunuyordu. Ne yani takipçileri boyun egip inanırları varsa, insanlar kahinlik yapmasa mıydı? B:K]
[Yenilen somun pehlivanı güreşe doyar mı? Af edersiniz yanılan kâhin yanılgıya doyar mı? Diyecektim. Şimdi yıl 24 Aralık 2012’dir. Yalancılar mı? Asla! Olura, insanlık hali; insanlar yanılamazlar mı? Yanılırlardı elbette(!) Dixon da yanılgısının farkına varıp, yeni yanılgının, pardon; yeni bir kıyameti kehanetlerin, tarihini verecekti. Hayırlı olsundu, hayırlara vesile olsundu! B.K]
Durmuş anla gecenin biri
Olay, olgu, nicelimce
gündüzün onüçünü, görmez.
Amansız bir kalıştır bu
filimin koptuğu, zamanın akmadığı durak...




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...