Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Nesnel, sosyal ve toplumsal olaylarda; kendi iç düzlemlerin, kendisinden zorunlu nedenlerle, değişmeye eğilimli olmalarının, bir çekimi vardır. Yine olgu ve olayların da, yine bir iç zorunluluk nedeniyle, değişmemeye karşı da, isteksizliğinin itişini taşırlar. Değişmemelik gibi duran nokta ile değişmenin eğimleşmesi duran noktanın kendilik sürtüşmesidir bu. Bir değişme, ancak değişmemiş olana göre ve onun varlığı ile kıyaslanır bir bilinç halidir. Bu çekim ve itişim arasındaki süreçleşme alanı DİRENÇTİR (frendir) . Toplumsal süreçler bir ikinci halle de hızla değişirler. Ki en insan dinamikli, insan öznellikler katkılı değişmeyi de bunlar ortaya koyarlar. Bir teknik gelişme eş denişle bir üretim gücü ile bir üretim ilişkisi arasındaki sürtüşenlik değişmesi ne BAĞLI olaraktan, toplumsal düzenleşmelerdeki değişmeler de kaçınılmaz olurlar. Toplumsal gücün süreri ve varlığı da zaten budur.

Toplumsal süreçlerin yol almasıyla zorunlu bir; sosyal halkçıve öznelci tabu ile nesnel öznelci olan değişmeler, girişirler. Oluşan değişmeye karşı sürtüşen dirençler, giderek iki alanı durultup yoğunlaştırarak, konsantre etti. Aynı zamanda da yoğunlaşarak eğimleşen farklı konsantreler, güç toplayıp güç biriktirdiler. Bu kabil öznelci ve nesnelci otoriter anlayışlar içinden hem sosyal, halkçı yaşamı, ortaya çıkardılar. Hem de toplumsal yaşamı keskince ortaya koydular.

Çünkü öznel anlamalı tabu çekim alanı kendi içlerine toplumun pratik düzenleşmelerin güncel (aktüel) yasalarının konmasına şiddetle direniyordular. Öznelci inanmalı otorite, kendi üzerlerinde biriktirilecek her değişmeye ve her yeni olanın düzenleşmelerine, eski olanın yeni olanlarıyla uyuşamadıkları için razı olmuyordu. Yine aynı öznelci otorite, nesnelliğin çekim alanında, yeni yeni olan birikmelerin ağırlık merkezi oluşturması da, öznelci bakışın sarsılan otoriteleri oluyordu!

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yani öznelci otorite ile nesnelci otorite birlikte idiler. Halk, giderekten toplumsal yasayı anlayamaz olmaktan, bilmezleşerek koptukça; otoritenin öznelci gücü, nesnelci gücüne göre daha baskıncı ve daha egemen yaptırımlı oldu. Ve halkın inançsal öznelci otoriteye olan, tutumsal destekleri nedeniyle de, öznel otorite, nesnel otoriter güce karşın halkı, daha da kontrol ederek, totaliter oldular.

Yani otoritenin öznelci eğilimleşen yaptırım gücüne; günümüzden 250 sene öncesine değin, hem halk güçlerinin, hem toplum güçlerinin, desteği vardı. Oysa nesnelci soyut anlama, sadece toplum gücün desteği ile bilinir oluyordu. Bu nedenle egemenleşen öznel anlamalı inanççı otoriteler, değişmenin birikmesine ve uygulanmasına engel olaraktan, kendi tabu anlayışlı egemenliklerini ilan etti. Teokratik toplum yapıları ortaya çıktı. Başlangıcında, sosyal birlik otoritesi değişme anlayışı içinde yapılaşıp uygulanıyordu. Toplumun nesnel olanı biriktirime yapma gücü, nesnelliğini otoritenin içinde hızla biriktirir oldu.

İşte toplumların özdeğe ilişkin anlamalarını biriktirmelerindeki çelişmelerin dikkat çekiciliği, nesnel güçle, öznel güç alanlarını ayırmaya başlamalarına neden oldu. Nesnelci biriktirmelerinin, öznelci birikmişlere göre kendisini seçimleştirir olan yoğunlaştırması vardı. Bu neden ile oluşan gelişmelere karşı, öznelci otoritenin şiddetli ve fireni (fren yapar) bir dirençleşmesi de giderek, otorite içindeki yeni nesnelci zenginleştirilmeler yapılır olmasının, önünü tıkaçlamaya dönüştü. Bu fitnatçı (zihin açıklığı) fark ediliş, sosyal ve toplumsal olanların farklılığı bilincini, gün yüzüne çıkardı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yine bir insan hakları kapsamında olan mülkiyette elbette toplumsallaşmanın bir sonucudur. Önce emeğe sahip çıkmanın, sonra da emeği özelleştirmenin bir sonucu olaraktan özel mülkiyetle mülksüzleştirilme ortaya çıkmıştır. Yani mülkiyetin özelleştirmesi bir toplumsal sonuçtur. Ve mülkiyete değin bütün ilişkisel düzenleşmeler de, toplumsal otorite anlayışının yasallaşmasını ortaya koymuştur. Mülkiyete değin yapacağınız bir talep de, zorunlu bir toplumsal demokratik girişimin konusu olacaktır.

Yine bir insan hakları olan 2. Maddedeki; ırk, renk, etniklik dinsel inançsal anlayışların hiç birisi dahi toplumun konusu değildirler. Toplum, otoritesini ikiye ayırması ile ırk ve etniklik, dini inanç ve dinsel kanaatler ve kader; toplumun konusu olmaktan çıkartılmışlardır. Tüm bunlar, sosyal hayatın ya da halk alanın otoritesinde olan, sosyal bir yaptırımın konusu olan sosyal alanın öznellikleridirler. Toplumsal huzur söz konusu olmadıkça, sosyal hayatın otoriteleri bunları grup cemaat yapıları içinde düzenler. Ve giriştirirler.

Yani bu tür sosyal yaşantılaşmayı içeren insan haklarının, sosyal oluşumlar içerisinde bir tek otorite kaynakları yoktur. Sosyal hayatta, birçok farklı ve çatışan otorite kaynağının olması, birçok dini ve etnik yapıların olmasından kaynaklanır. Demem şudur ki, kimi insan hakları düzenlemesi olan hüküm ve yaptırımlar; toplumsal hayatı ve toplumsal otoriteyi direkt ilgilendirmezler. Ve yine toplumsal hayatın içinde uygulanması bağlamında, kişinin ırki, dini vs. oluşları toplumu ilgilendirmez. Bunlar demokratik hakmış gibi toplumsal otoriteden talep edilemezler. Daha açığı bunların kendisi bir sosyal halkçı otorite yaptırımıdırlar. Bunların yerleri ve talepleş ilme girişimleri de, her zaman halktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Üreten toplumların üretim dili, giderekten toplumların dili olmaktadır. Bu oluşma da, dili zorunlu bir Dünya toplumu dili yapılmaya doğru, adım adım gitmektedir. Evrensel oluşmayladır ki (uluslar arsı girişmeler, yeni kelime ve kavramlarla her toplumun dilini değiştirerek) artık o dile, yavaş yavaş, o dilin etniklik vasfını yitirtirler. Böylece Esperanto dil doğmaktadır. Esperanto dil sırf öznel düşünülmüş bir olgu olmayıp, toplumların dili gibi zorunlu bir belirişin, daha rahat akışlı gelişmeleri sağlar olmasının; doğal eğilimleşmesidir. Sosyal otorite içinde de, en az etnik kültürler bileşeni kadar dil olur. Her etnik kültür, kendi dilini kullanırsa da, zorunlu bir toplum dilini de kullanır olacaklardır. Toplumun dili kısmen sosyal hayatın da, dilidir. Sosyal hayat toplumla iletişime geçtiğinde zorunlu olaraktan bunu algılar. Sosyal hayatın dili genel iletişim için toplumun dilidir.

Bura da kültürler, toplumun dilini öğrenene kadar, toplumlar etnik kültürlerin dillerini bilsin, ya da tercüman aracılığı ile toplum halkı ile girişsin de, denebilir! Bu öneri sağlıklı ve demokratik talep gibi görülürse de yanlıştır. Böyle bir girişme, etniği kendi durağanlığı içinde bırakmak demektir. Bu insanın serbestlikle mağara devrinde kalmak istemesi gibi bir seçenektir. Siz gelişmeyi ve toplumsal sağlayışı istemiyor iseniz, bunu rahatlıkla seçebilirsiniz. O zaman da toplum içinde o etnik muvazaa olaraktan görülebilir. Çünkü toplum: her bir etnik sosyal çokluklar içinde aldığı, her bir bireylerine, toplum içinde üretim yaptırırken, toplum birliğini oluşturan, mesaili bir süreçler girişmesidir. Yani toplum birlik mesaisini ayrıştırır tutum içinde olamaz. Olursa, toplum giderek toplum olmaktan çıkar.

Toplumun işlev yüklenmesi demek, elbette toplumun yeni bir kurumsallaşmasıdır. Kurumsallaşma da yeni bir yük ve yeni bir enerji sarfı gibi görülse de, buradaki temel kazancınız, toplumun organize içinde olması ve toplumun işlevleşen gelişmeler içinde olmasıdır. Toplum eğer sosyal kültürlerin dilini öğrenerek topluma ve halka hizmet veriyorsa bu; etnik kültür için bir kazanç gibi görünür! Gurur verici gelir. Öznel ve hamasi sevinçleşme, anlaması olur! Hal bu ki etnik kültür en büyük kayıp edişi yaşadığını böylece göremeyecektir bile. İnsan ve toplumlar evrensel olana katıldıkça, kompleksleşip daha büyümüş ve gelişmiştir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ben minneti ve mihneti bilmem
Onlar bana dokunmayınca
Ben yarı selimi bilmem
Yar bana sokulmayınca

Vatan benim canım

Devamını Oku
Bayram Kaya

Demokratik açılımdan istediğinizi buldunuz mu? ' Bu tarz sorular genellik anlatımı içinde, kapalı bir özel anlatım ilişkisinin, tam bir tuzak ve cahillik bilmezliğini gizlemektedirler. Şöyle bir giriş ile konuyu açılımlıyayım.

Siz toplumda, işçi ve işvereni, bir masaya etrafında oturtursunuz. İşçi, üretim yapan, işveren ise bunun planlamasını, dizayn ve araştırmasını yapan, üretimin yatırımını yapan bir, ilişki düzen biçimidirler. Bunun ikisinin girişmesi, üretimi sağlarlardır. İşin bundan sonraki kısmı, üretimin paylaşılmasıdır.

Bütün kızılca kıyamette bu paylaşımda kopar. İşçi ve işverenlerin, bu paylaşım da, zıtlaşan bir paylaşım ilişkisi vardır. Yani birinin istemi, diğerinin zararına görülür. Kendi başlarına bırakılırsalar ya köleci ilişkileri ortaya koyarlar, ya da uzlaşılamaz bir çatışmaya doğru, süreci kaydırırlar. Her ikisi de toplumun arzu etmeyeceği bir huzursuzluktu çatışmaların sürecidirler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

3-] Bizden yana, hamasi bir söylem olan, ılımlı İslamcın da kofluğu ortaya çıkmıştı. Şimdiki süreç, sanki bir aslan terbiyecisinin (müstevlilerin) aslana (dinamik ama geri bıraktırılmış ülkelere) demokrasi (!) götürmesi gibi idi. Nasıl aslana verilecek tutumla amaç, aslanın üretim, tüketim hareket mantıklarının kendi olgunlaşışlarından yoksun kılınışlarıyla, aslanı şartlı refleksti güdümlemektir. İşte emperyalistin gayretleriyle; demokrasisi inşa olmayacaktı. Ve demokrasisinin üretim, tüketim gibi girişendi, hukuki dayanak ve paylaşımlar gibi düzen ilişkisi ayaklarından yoksunluğu olan bir demokrasinin, hak, hukuk ve özgürlükleri (!) götürülmekteydi!

Şimdilerin eperyalistçe demokrasisi ve emperyalistlerin demokrasi götürülmesi, bir fitne idi. Sosyal, öznel, halktı etnik kimlikti yapının üzerinde oynaşılıyordu. Oysa etnik yapı, tarihsel gelişim ve bileşim süreci olacakla sembol eşen tek başına ilkel bir yapıdır. Süreç içinde bileşen unsurun tarafları olan her biri, bin yılların yalın ve nicel süreç azınlıklarına yeniden kimlikler tanımanın halktı anlayışlı olan nifakı sokuluyordu. Bu etnikti gericilik güya, yükselen değer olmasıyla; neşvü nema buluyordu! Bunun diğer misyonlar gibi kendi içinde kapalı olmayan, açıktan bir uluslararası sıkıntısı da vardı. Bu garabetin töhmetini, her emperyalistler ve gelişmemişler gibi biz de taşıyorduk! Aktörlerde sıkıntı yoktu. Ve bu süreç bizde, tek yanlı, düşük yoğunluklu, kontrollü bir mekanizmayla sürüyordu.

Hâlbuki, toplumsal üretim ve toplumsa tüketimlerinin teknolojik araştırma geliştirmesini henüz tam olacakla düzenleyememiş ve bu iliş kinliğin bağıntılarını örüntü eşememiş toplumlara; hak, hukuk, demokrasi nasıl götürülür idi? Aç ve parasız pulsuz insanların; demokratik hakkı olan söz gelimi gezip görme gibi bir hakkı, gezip görme gibi bir hukuka denk düşer seyahat etme özgürlüğü nasıl oluşurdu?

Devamını Oku
Bayram Kaya

”Pireler berber, develer tellal iken” Eski yaşantı biçimlerinde çok hareketlilik vaz geçilmez bir yaşam biçimi idi. Zıplamak, atlamak, en enerjik olmanın ortaya konuş biçimidir. Özellikle haydut yaşamı, çoban yaşamı ve toplayıcılık, avcılık uğraşları meşguliyetleri zamanında, hayatta kalışın tek zorunlu bir beceriklilik ve koruyuculuk özelliğidir çeviklik.

Engeller atlamak, ağacın en yükseğine sıçrayıp meyve toplamak, dal eğmek, düşmanla kavga ederken zıplayarak hücum edip, vaki hücumu savuşturmak, kılıç, kargı hamlelerinde ardışık zıplamalar ortaya koymak, koşarken duvar, hendek, çit, gibi engel mesafeleri sıçrayarak geçmek, yüksekten zıplamak gibi hayatta kalma, özelliklerinin bir tutumlaması idi.

Her yaşam pire gibi zıplama işini az çok yapar ve başarır. Ama bazı toplumlar bunu diğerlerinden daha bir ustalıkla yapar. Örneğin, seyir halindeki bir ata, süratle zıplayarak biner. Yine ha keza, seyir halindeki atın, altına, üstüne dolanarak geçiş hareketliliklerini, pire gibi saklanma durumlarını ustalıkla ortaya koymakta idiler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Belki burada şu tespitte yararlı olur. 1- Hz Muhammed, bu devlet olacak ve ileri süreçleşecek yapının, en zor, en çetrefilli ve akılcı yanını günün şartları içinde, yapının, oluşmaları içindeki yeni sorunlarını, bir önceki kendi tutumundaki hataların kritize edilmesiyle, (yanlışlarını eleyerek) elimine ederek, yapılaştıracaktı. 2- Hiç devlet geleneği oluşa bilmemiş, pek ve uzun süredir devlet geleneği olmamış bir Arap kaviminden, toparlanan ve güçlü devletin ön birlik yapısını ortaya çıkarmakla, tüm ömrünü geçirmişti. Yani yapının geleceğe uzanır yaşamdan çıkarılır devlet temelini atmaya zamanı olmamıştı.

Bu saptama, gelecekteki devletin, maliye örgütlenmesi ve yönetimsel biçimlenmeler konusundaki zaaflarında oluşacak bocalamaları, kurucusundan kaynaklanmamaktadır. Arabın hiç olmayan devlet kavramı ve devlet yönetme bilinci ve işleyen bir devletin kurum, kural ve teamül zaaflarındaki kusurdur.

İlk yapıya değin, devlet olamamanın örgütlenmesine ilişkin başlangıç dönemi içindeki kusurlar devleti öngörür yapılaşmanın kusurları değildir. Aksine bir aidiyet etrafında sosyal cemaat olmayı ön görür biçimlenme, formatlanma, ya da güncellenmelerdir. Bu iş giderek bir güncel ahlaki sorumlulukları belletir olmaktan çıkacak, bir yapının organize ve dönüşmesi sorumluluğuna, dönüşeecektir. Bu durumu iki temelden açıklayarak durumu görebilir olmak olasıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Siz bir dinamiği doğmalaştırırsanız, her doğma olan gibi onun da bir tek olacağı şey vardır. O da pranganız olmasıdır. Ne var ki doğmalar doğal olarak tek başına ihtiyacı karşılamaya yetmiyordu. Bu yüzden önce Osman döneminde, başka kaynaklara doğru yönelindi.

Çünkü yukarıda belirtilen 30 yılık sürede islamın hızla ve çok farklı coğrafyalara yayılışı, yeni devletin kurumsal yapılarının tecrübe ile gelenekleşmesine, hiç izin vermeyecek şekilde hızlı akıyordu. Ve zaman, bu tür oluşmaya zaman tanımamıştı.

Devletin bir fetihçi devlet ve fetih gelirlerine dayalı devleti oluşu da, sizin dogmatik yönetme ilkelerinizi yerli feodal ilişkilerden kopyalamanızı, alıntı yapmanızı; zorunlu kılmaktadır. Tarihi beliriş gerçeklik budur. Yavaş yavaş süreçle yapılaşan İslami gelenek, sonradan özelliklede Selçuklular'da, Osmanlı gibi yapılara aktarılan bir zenginlik olacaktı.

Devamını Oku