Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Bir dalga girişimi, uzandıkça girişir. Bu anlamda sınır tanımaz ve girişebildiği ortamların seçmesini yaparak süreklilik kazanır. Kesikli (topak, kuanta) yapı, kendi iç dalga devinmesi sürecini de taşımak, dış dalga hareketini takip edip, ona imlenmek de zorundadır. Değilse ölür. Bu nedenle dalga hareketi girişim ilişkilerini düğümleyerek kesikli yapıya bürünür. Yapı, ilişkilerini düğüm (topak) paketçiği içinde korumakla sürdürür. Bir dalga düğüm noktası (hareketin, dalganın; sıçraması) olan topaklanma, dalga hareketin kesikli ve sürekli olma birliğidir. Topak hareketi, ilişkilerin korunumudur (simetrisidir) . Yani kaosun, düzenli, istikrar vaha alanıdırlar. Dalga hareketi ise zamanın ileri akan yeni yeni ilişkiler (referans-aidiyet) girişmesidir. Dalga hareketi, o olayın ruhudur.

Yani zamanın ruhudur. Zamanın ruhu (enerji girişmesi) , girişebildikçe geçerli, canlı, dalga girişmesidir. Girişemedikçe olaylaşamaz ve bir içerenlik topağı olarak, ölür. Zamanın somut olan görünüz yüz yapısı da kesikli topaklı ilişkiler olan süreç boyut simetrisidir. Olgu, olay ve zamanın kesikli oluşu (durağan görünümlü sınırlı devinim, düzenlilik-somutluk anlaşılır) yapısıdır. Yine olgu, olay ve zamanın dalga girişimi de (sürekli olan, iler akan, taşıdığı mesajı bilip girişen, sınırsız bir görünümü imleyen) devamlı zamanı sarımlaşan çekiciliktir.

Kaos bunlardan ötürü vardır. Yani, varlığın, olayın; zaman, devinim, uzay, alan, elektrostatik gibi kesikli sürekli görünüşlerle ilişkileşmesi; bin bir yüzünün girişmesi nedeni ile vardır. Görünümlerin ilişki girişmelerinin çokluğu belirimlerin kaostuk olmasının da çokluğudur. Her kaostukluk kendi kesikli (düzenli) sürekli (dalga) yapısı itibarı ile girişmesini yapar genel bir ilişki uyumlaşması ortaya konarak düzenli sistemler ortaya çıkar. Düzenli sistemler yeni düzenin yepyeni girişmelere sahip yeni yüzünün kaoslarının türbülans ve pertürbülanslarından kurtulamayacaktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Böylesi süreçler, iç zaman, paketçiklerinin (geçmişin) en az boyutla saklanmasıdır. Bunu işlev ve devinim olarak organizmalar üretir. Geçmişin, büyük boyutla saklanması, daha çok enerji tüketim harcanmasıdır. Bu tüketim, daha çok dışa bağımlılık demekti. Evrensel ilke, en az enerji ile en kısa yoldan, iş üretme ilkesine göre davranmaktır. Bu, işlevlilikle organeller, kendi zaman zeminiyle, yani geçmişiyle, fondan kopmuşlardır (ilkelerle ortamdan belirmek, kendisini ortamdan ayırt etmektir) .

Fondan kopuş demek, kendisi içinde bir kapalı devre düzenlenişle, dışarıdan enerji ve enformasyon (yansıma) transferleri yapan ve dışarıya da enformasyon, düzensizlik ihraç eden bir sınırlılıktır. Organikler, bir zar çevrenle, iç ve dış, ayrımını yapabilen süreçleşmeler zamanıdırlar. Olabildiğince az, dış dünya ilkesinin sonucu bireyleşebilmişlerdir.

Bu nedenle, küçük paketler içinde, olay, olgu geçmişlerini saklayacaklardı. Organizmanın büyümesi organeller işbirliğinin bir zorunluluğudur. Aynı zamanda büyüme, ekstra bir enerji harcanmasıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Görülüyor ki ölüm de zamanın kendisidir. Ölüm bir varlıktır. Ölüm bir değişme ve gelişmedir. Siz bir zamanınızı öldürmese idiniz, doğuran zamanınızla yeni bir çocuk ortaya çıkar mıydı?

Doğmayanın (varlığın) ölümü olmadığı gibi, ölmeyenin (zamanın, varlığın devinmenin de) doğumu da olamazdı.

Zamanın (yani bir kısmı geçmiş olan dünkü sürçlerin, söz gelimi; devrilen araba ölümlerinin, maden de ölenlerin, terör baskınlarının, denize girmenin, acıkmanın, ağlamanın, vs nin) geçip gitmesi (ölümü) olmasa idi; yeni zaman olan bu gün olur muydu? Yani yeni zamanınız olan, Olgu ve olaylarınız olan bu günkü günde de; Ankara'dan İstanbul'a gitmeniz gibi, başbakanın liderlere görüşme mektubu göndermesi gibi, Türk savaş uçaklarının Kuzey Irak semalarında olması vs gibi yeni süreçlerle yeni doğumlar, yeni olgu ve olaylar olur muydu?

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ki bu özümleme faaliyetlerinin hızı, o organizmanın ömrü ile de ilişkilidir. Yani özümleme hızları varlığın ömrünü belirler ki, bu da ayrı bir konudur.

Oysa inorganik oluşumlar, geçmişlerini kah sırayla kah yan yana, kah yumak gibi üzerlerine sararlarsa da, bunları parçalara ayırıp birleştirememekle, bunları okuyamamakla, bunların çözümünü yansıtamayışlarıyla, inorganiğin; organiklerden ayrılan, belirgin özelliği olurlar.

Bu türden aktarımlı geçmişleri taşır olmak, organik varlıklarda, özellikle hayvan ve insanlar âleminde, yaşanılan özel bir coğrafyanın, topografya ve iklimsel özelliklerini taşımak gibidir. Bu hem en iyi uyum iken, değişen çevre karşısında da şaşkın olmanın, ne yapar olacağı bilememenin, ayak bağı olmasıdır. Dezavantaj olmasıdır. Bunlar, biyolojik kazanımlarınızı ve sosyolojik gensel geçişilmeleri de üslenirler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ama biyolojik uyum ve gelişme süreçleri, çevresi ile girişip değişen süredurumlardır. İçteki aktif olan, ya da olmayan depo süredurumlar, çevresi ile yeni öğrenme ve gelişme girişmeleri yapamayacaktır. Bu da o geçmiş depo zamanların, değişmiş yeni koşullar içeren çevrelere birden tepki ve yanıt verememesidir.

Ya da çevrenin ani değişmesi de gösterir ki, organik yapılar, mükemmel değildirler. Yani, değişen çevre şartlarında, girişerek değişeceklerdir. Bu da organiklerin çevre etkiyenlerini, önceden görüp bilemez oluşlarıdır. Doğal olanda, doğru olanda budur. Eş deyişle, yeni çevreye ilişkin girişme davranışları, deneyimci yani yol haritaları, geçmiş zaman belleklerinde olamayacaktır. Ve organizma bu yüzden ileriyi bilememekten ötürü, oluşturması gereken geçmişteki gibi zaman tepkilerini, biriktirip taşıyamamış olacaktırlar. Gelecekteki değişmeler karşısında akim (verimsiz) kalacaktırlar. Belki de, o organizma bu yüzden yok olacaktır. Söz gelimi dinozorlar gibi.

Varlığın ileriye ait bir gelecek olma ve gelecekte farklı olacak olma bilinci ve tahmini vardır. Ama bu çevrimli süreçler için bir bilgidir sadece. İnsanlar için de bu, söz gelimi yarında yağmur yağar olacaktır. Ve yağmur karşısında geçmiş zaman birikme tepkisini, yarın da tedbir olarak ortaya koyacaktır. Organiklerden, soyutlama gücü olanlar, geçmiş çevrimli olmayan bir süreçler akışının, neler olacağını hiç bilemez. Bu yüzdende bilinçli bir geçmiş zaman (tedbir ve tedarikini) sağlayamazlar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Başlangıçta bu günkü güncellikler yoktu. Olamazdı da. Onun içindir ki bu günkü bu olaylar, o zamanlar asla olamazdı. Ne de başlangıcın koşulları, bu günkü güncelde vardır. Olmadığı içindir ki, başlangıç koşullarının aynısı bu günkü günde mümkün değildir. Yani yeni bir koaservattan, hücreye; oradan da bir ortak atadan maymunu, insanlık düzeyine getiremezsiniz. Yani bu hayat bir kezliktir. Başlangıcın belli döneminde (güncelliğinde) , bir kez ortaya çıkmıştır. Ve yoluna bambaşka, başlangıcın koşulları içinde olmayan güncelliklerle (konjonktürle) devam etmektedir. Zaten başlangıç güncelliği şu an oluyor olsa idi; bugünkü gün hiç olmazdı. Bunu az önce söyledik.

Bu nedenledir ki, ilk oluşma dönemlerdeki, aktüel çevrenin olgu ve olay durumları, şimdi de yoktur. Ve mümkün de değildir. Ne de şimdiki güncel çevrenin belirlemeleri o ilkteki aktüel çevrenin içinde oluşabilirdi. Ne de biz, ilk aktüel çevrelerden beri olagelen, birikmelerin, iç zaman tersinmesi oluşma koşullarından ayrılabilmişizdir. Birikmeler varlıkta işlevleşmiştir. Ya da işlevin bir parçası olmuştur. Ya da birikmeler, tekrardan dış şart yokluğundan işlevsiz kalıp, varlığın alt düzlemi olan veya bastırılan bir var oluş olarak bulunurlar. Yani bu birikmeler moleküler düzeyde, varlıkça içisinilmektedir. Ve bizler böylece geçmişin imzasını taşımaktayız.

Başlangıcın güncelliği atom altı parçacıkları ön görüyordu. Bu dönemde protonu, nötronu düşünüyor olmanız; şöyle bir aklınızın kıvrımında, uzaktan yakından geçiriyor olmanız, tam bir anlamsızlıktır. Yine proton ve nötron olmayınca atom ve atom çekirdeğini tasarlamamız da tümden kafayı üşütmemizle denktir, olanaksızdır. Sıcaklık 100 trilyon kez trilyon dereceden 1 milyar dereceye düştüğü eşikte ancak proton ve nötronlar dediğimiz çekirdek parçaları, atom altı parçacıklardan oluşacaklardı. Daha bu aşamada, atom çekirdeğinin yerinde yeller esiyordu. Hayali bile olanaksızdı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Hasbel kader bir karınca
Hiç hesap olmazken
Hazırlanmış ihtişamla
Süklüm büklümden al
İki dirhem bir çekirdekten hal
Karıncalar ülkesine varınca

Devamını Oku
Bayram Kaya

2-]Canlı varlıklar, var olmazdan önce, dış dünyayı ve dış dünyanın çevrimini tam olurla bilir durumda değildirler. Orta beyinde arkaik ve aktarılan basit model kendisini idare edecek kadar bir kopya dünya modeli vardır. Ancak varlıklar da giderekten dışlarındaki benzer çevrimlerin tekrarı olan etkilerinin üzerlerinde olan yansımasını da ister pasif olsun ister etkince olsun yansıtırlardı (öğrenirlerdi) . Bir süreci tekrar ettiren yapılar, onu öğrenmiş yapılardır. Bu aşamadaki öğrenme tekrar edişin iz yapan alışılması olan yansıma ve yansımaya mukavemetti. Yansımayı en temel düzlemle yansıtma olacaktı.

Ama bu öğrenme, çevrim olanı bilmedir. Değilse çevrim olmayanı da bilip, çevrim olmayana göre de sanki biliyormuşçasına yedekte hazırda tutulanın, hemen o anda tepkilerini ortaya koyar bir durum da değildirler. Söz gelimi bizler az çok bir dış dünya bilgisi ile doğarız. Bu nedenle dış dünyaya uygun dış dünyayı önceden bilen bir referans lama ve düzenlemeyle, vücut ısıölçer ve ona göre vücut ısımızı ayarlayan orta beyin yapılarına sahibiz.

İnorganik var oluşlar sürece böyle başlamıştı ya da başlatılmıştı. Görece tarihsellikler içinde tüm evrensel olgu ve olaylar, başlangıç patlamasının izini (patlamanın bilinmesini) taşırlar. Zaten varlığın olgu ve olayların girişen ilişkilersen iç dış dünya etkileşmeleri bu izleği ve izleri taşımayı az çok yansıtabilmenin, bulundurabilmenin etkilerini alışma (bellek) edinecektir. Bunlar parça özellik belirişle, süredurum boyut konumlarıdırlar. Ancak parça bütünü kavrayamaz. Kendi etkilenmesi kadardır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

3-]İşin doğası gereği temel postülalarımız; evren ve Tanrı yaratısı diyeceğimiz ön envanterli tabudur. Burada önemli olan Yüce Tanrıyı bilmek ve Yüce Tanrı kavranışını mantıkla çıkarsamaktır. Haldeki anlama anlatım konuları bizlere ancak kendi zaman bilmelerimiz içindeki her bir kendi bilişti öznel durumlarımız oluşla; Tanrı muktedirliğini şöyle böyle anlamalarla, kendimizi bize sindirtir olacaktır.

Daha açığı bilişti zamanlar Yüce Tanrı'yı anlayamamamızın teferruatı olurken, sezmemizin de çok güçlü bir osilasyon kaynağı oluşun belirteci olacaktır. Tanrı anlayışımız, evren anlayışımızla; evrenin alt parçası olan olgu olay ve zamanın nasıl yaratılmış lığını özne bağıntısıyla az az yürümelerimizle anlayacağız. Olayların nesne bağıntısı, öznenin kendi özne bağıntısına dönüşüşle, gerçek olmayıp mantıki olacaktır.

Zamanınızın yetikliği kadar bilişti anlamalar; sizde bulunduğu kadarıyla, size göre oluruyla bizim sezgi gücümüz olacaktır. İnsanın yeryüzündeki varlığı boyunca; ama canlılığın (öznel etken oluşun) evreni anlamayı sürdürmesi sonsuza dek devam eden okumalarından hareketle de Tanrı anlayışı devamlı oluşturulacaktır. Yüce Tanrı, bitmemiş ve bitmeyecek olan bir anlamanın öznel diyalektiği olacaktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

4-Elbette organik bir olgu ve olay en az dış dünyayı kendi içine intikal ettirmekteler. Dıştan etkisi altında kaldığı süreçlere karşı gösterdiği kimi direnç tepkisi ile de dış dünyayı öğrenmektedirler. Ama bu öğrenmenin tepkileri hemen, birden ve toptan değildir. Adım adım seçme ayıklamalarıyla, bir süre sonra olgunlaşan tepki ve inşa ortaya koymanın öğrenilir olmasıdırlar. Böyle olunca, bu öğrenme bile zorunlu nedenlerle ve seçme ayıklamalardan ötürü çok kısıtlı olmakta. Teorik olaraktan bu kısıtlılık dahi sınırlı bir bilme ve eksik mantık ortaya koyuşun bir argümanıdır.

Birinci halde dış ortama göre o inşayı dizayn etmektir. Yani birisi akıllı ve yaratılışçı inşadır ki bu hem doğru değil; hem de dünyanın bu süreçti koşulları içinde ki her bir gidişatına göre bu doğru olamazdı.

Değişen çevre koşulları nedeniyle, belli bir duruma göre dizayn edilmiş kalıp organizeler; değişmeler karşısında şaşacaktı. Yukarıdan beri tartışıla gelen; “en az iş (enerji) ve en az dış dünya içerilmesi” ilkesine göre önceden dizayn ters olacaktır. Bu durumda dış dünyanın değişmezliği gerekecekti. Böyle bir durum da elan söz konusu değildir. Değişmeler karşısında da sizin dıştan sık sık müdahale etmeniz gerekli olacaktı. Ki böyle olan bir durum da, şu anda ortada yoktur.

Devamını Oku