35-Bilmece çözsen yol düşer
Akıl koysan kol küser
Bir düş ne kadar zor olursa olsun
Yol ihanetinden sızlıyordu
Çare dumandan mı
Duman çareden mi
Düşünmede görmüşte abiye
Der ola ki bende olayım tabiye
Ne duyarak yazıyorsunuz?
Diyorlar bizlere.
A canım duymadan yazılır mı?
Ne zaman sarılıp öpsem
Duygulardan taşarım
Dökülürüm, tepeden tırnağa
Sanki sonbahar kasveti gitmiş
Baharın al yeşil coşmalarıdır
Baştan aşağı giyilen
Yüreğinin sesini dinleyemeyen
Korkularını dinleyecekti
Ve öylece işkilli
Ağır bürokrat
Bir döndü durdu
İniltiler ahlarla eklemli
Sen uykularımı kaçıran
Her dem beklediğim
Umur açkını.
Zamanca üşüşme dolup
Hüsran ile yol olup,
Gönlümün saçkını.
Dünyayı dalgalanması oldurur
Gönül bu dünyayı gül için soldurur
Azgın zamanda sular durulur
Gel cancağızım, bahtımızı bilelim
Azgınlık fonksiyonun titreyişidir.
“”Kimlerle onur duymadık ki!
Verirler di topluma bir şeylerini...
Mustafa Kemal, Nazım, Akif, Necip Fazıl
Cahit Arf, Mumcu, Üçok, Dursunlar...dan gayri! ..
Topraklarda sürgünler yaratanlar
Sanki, bütün göğü yutmuştuda
Ondan geliyordu, gökgürültüsü
Hazımsızlık işte
Saman onun değildi
Alışmıştı da, hoyratlığa
Şimdi şu tespiti bir yineleyelim: Toplum emek yoğun araçlaşmanın ve araç yoğun üretimin ilişkilenmesi ile süreç içinde, kaideleşen, kurumlaşan üretim gücü ve üretim ilişkilerinin entegrasyonudur. Yani toplumu ve toplumda etkin egemenliği üretim güçleri sağlamıştır. Toplumun işleyişi halkı belirlemiştir.
Başlangıçtaki halk bir toplumun ilişkilisi imiş gibi yaşantılaşsa da, toplumun oluşturucusu değildir. Yani toplumun egemeni değildir. Bu bağlamda toplumun bireyinden dolayı, yine toplumun egemeni gibidir. Halk Kendisinin bile egemeni değildir. Oysa toplum bir plan ve program dahilinde kendisinin egemenidir.
Geçmişten günümüze egemenliğin kullanımı İ.Ö. 5. yüzyılda Yunanda doğrudan bir egemenlik anlayışı uygulanmıştır. Ancak halk egemenliğin içinde değildir. Kadın ve köleler yurttaş sayılmadığından, bu egemenliğin icrasında da yokturlar. Ha keza Roma'da da durum benzerdir. Yurttaş olmayan sınıfların egemenliği seçme hakkı yoktur. Senatörleri lâtifundia (toprak sahipliği) egemenleri seçerlerdi. Ama bununda müthiş bir ilerleme olduğu açıktır.
Sanatın çok genel ve panoramik, iki bölümlük anlatımından sonra, şimdi de, biraz daha özele yaklaşan, tarihselliğini içeren bir devam yazı ile çalışmayı bitireceğim.
İnsanın nesnelle, doğa ile bir ilişkisi vardır. İşte insanın doğa ile nesnelite ile kurduğu bu ilişki, sanattır bu da üretimdir.
Estetik oluş bu ilişkinin gereğidir. Yani insanın, özneden bağımsız olan, usla nesnel gerçeklikler arasındaki etkileme ve etkilenme estetiksel ilişkiye, sanat diyebiliriz.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...