35-Bilmece çözsen yol düşer
Akıl koysan kol küser
Bir düş ne kadar zor olursa olsun
Yol ihanetinden sızlıyordu
Çare dumandan mı
Duman çareden mi
Düşünmede görmüşte abiye
Der ola ki bende olayım tabiye
Ne duyarak yazıyorsunuz?
Diyorlar bizlere.
A canım duymadan yazılır mı?
Şimdi şu tespiti bir yineleyelim: Toplum emek yoğun araçlaşmanın ve araç yoğun üretimin ilişkilenmesi ile süreç içinde, kaideleşen, kurumlaşan üretim gücü ve üretim ilişkilerinin entegrasyonudur. Yani toplumu ve toplumda etkin egemenliği üretim güçleri sağlamıştır. Toplumun işleyişi halkı belirlemiştir.
Başlangıçtaki halk bir toplumun ilişkilisi imiş gibi yaşantılaşsa da, toplumun oluşturucusu değildir. Yani toplumun egemeni değildir. Bu bağlamda toplumun bireyinden dolayı, yine toplumun egemeni gibidir. Halk Kendisinin bile egemeni değildir. Oysa toplum bir plan ve program dahilinde kendisinin egemenidir.
Geçmişten günümüze egemenliğin kullanımı İ.Ö. 5. yüzyılda Yunanda doğrudan bir egemenlik anlayışı uygulanmıştır. Ancak halk egemenliğin içinde değildir. Kadın ve köleler yurttaş sayılmadığından, bu egemenliğin icrasında da yokturlar. Ha keza Roma'da da durum benzerdir. Yurttaş olmayan sınıfların egemenliği seçme hakkı yoktur. Senatörleri lâtifundia (toprak sahipliği) egemenleri seçerlerdi. Ama bununda müthiş bir ilerleme olduğu açıktır.
Sanatın çok genel ve panoramik, iki bölümlük anlatımından sonra, şimdi de, biraz daha özele yaklaşan, tarihselliğini içeren bir devam yazı ile çalışmayı bitireceğim.
İnsanın nesnelle, doğa ile bir ilişkisi vardır. İşte insanın doğa ile nesnelite ile kurduğu bu ilişki, sanattır bu da üretimdir.
Estetik oluş bu ilişkinin gereğidir. Yani insanın, özneden bağımsız olan, usla nesnel gerçeklikler arasındaki etkileme ve etkilenme estetiksel ilişkiye, sanat diyebiliriz.
Bilirim sebep olacaksın, tersin
Hoş gelir gülşen ezer gibi agahta
Pür melalim, hal mı korsun nagahta
Küt küt eder de düşerim; etersin.
Sen sanmayaki bir ana yetersin
Söz var ağı ola
Söz var bağı ola
Söz var çağı ola
Söz var yaslanacak dağı ola
Söz var zamanda zeminde duyula
30-Kaşında kıl aldırmayan
Kulak dikelten kırışma
Ai ai! demez, ainiz ainiz der
Şu da yaraşır mı? demez
Her naneyi yer
Ağresif ve nazik huylu
Efkârı vurmuş suya
İçtim huyum bu ya
Darlaşırdım sızlanırken
Şimdi efkârım boydan boya.
Çıktım yücesine
Romus ve Romulus'ların torunları, yani Roma; dinlerin çeşitliliğine evet diyordu. Sakınılan oluşla bir dinsizliğe de evet diyordular. Sadece dinsizliğin (dinlere saldıran inançların) başarı kazanıp, üste çıkıp, muaffak olmasına hayır diyordular. O çağda, dinsizlik anlayışı, dine inanmamak anlamına gelen sözler değildi. Başka dinlere; ister totemist olsun, ister pagan olsun, ister putperest olsun; ne olursa olsun; başka inançlara tehdit olup, başka inançlara putçu diye saldıranlara “dinsiz” diyordular.
Monoteist anlayışlar, o coğrafyaya egemen olunca, dinsizliğin tanımı, anlamı da değişime uğrayacaktı. Kendi dininde olmamak dinsizlikti! Ancak günümüzde bu vurgunun üzerine ciddiyetle gidilecekti. İlkin Musevi monoteizmi olan (Yahudilikte) kendi dışındakileri hep dinsiz sayıldı. Hıristiyanlıkta kendisi dışını; yıkılması, yakılması gereken bir dinsizlik, sapıklık olarak görüyordu.
Diğer tek tanrı anlayışı olan İslam da bundan müstesna değildi: İslam da aynı şekilde; “İslam’dan gayrı olanları sapıklıkla itham” ediyordu. Oysa ilk totemistler, ironi oluşla putperestler birbirine ve de yeni yeni oluşan din sahiplerine hiç te dinsiz demiyorlardı. Çünkü totemizm, ilk baştan toplumsa yapının epey bir zamanı buyunca, hiç bir zaman din olmadı ve din iddiasında da değildi. Din, sınıflı yapının bileşim ürünüydü.
İşte böylesine bir akılcı heyecanla, eğrilikle doğruluğun; erdemsizlikle erdemin, kıyaslandığı anlardan biridir, bu yemekli davet toplantımız.
Şu da unutulmasın ki, Aristo, Sokrates ve Eflatun(Platon) dönemi, bir köle düzeni ve köleci devletler dönemidir. Köle emeğinin, tükettiğinden fazlasını, artık değer olarak üretir olması, Atina Nüfusunun ¾ ünün köle nüfus olmasıyladır ki bu düşünürler, bozulan bu köleci düzeni düzeltmeye uğraşmakla meşguldürler. Bozuk köleci düzeni düzeltmek isteyen ahlakçılarıyla Sami, İbrani grupların monoteist anlayışları gibi uğraşçıdırlar. Ne var ki birinin kaynağı ilahilik iken, diğeri insan aklının müsademesidir.
Kocamış Kephalosun Daveti Sokrat'ın, o insanı kendinden geçiren efsuni anlatışı ile sürüp gidiyordu: “Toplumumuzu toplum yapan erdemlerimizdir” diyordu. Ve devamla; “toplumumuz olmasaydı ne yapardık” diyordu. Sokrat, kendisini dinleyenlerin içtenliğinden öylesine emin oluşçu söylemleriyle, önce sözü yanlışlıklara getiriyor. Sonra da ikinci konu olaraktan paranın ne işe yaradığını, ballandıra ballandıra anlatmaktadır. Ve konu tamda doğruluğun ne olduğunu anlatmaya gelmişti ki, Koca Sokrat az bir soluklanır oldu.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...