13-]Totem mi önce, tabu mu önce? diyen bir okurun, bağıntılı bilme, anlama ve çoklu mantığı bağıntılama bilinci henüz oturmamış demektir. Totem ve tabu bir tekliğin, anlamlandırdığınız yanına göre beliren, tek olanın iki ilişkindik yanıdırlar. Tabu kılınmadan totem olmaz. Totemi söylemeden de tabu olamaz. Totem o alanın nesnellik eğimiyken, tabu bu eğim üzerine binen kurallardır. Kuralların nesnel gerekçesi zamanla metafizikte olabilmektedir.
Totem böylesine bir atalar bilgisini, atalar seslenmesiyle beraber, yanında görmek istemenin yaptıran, meşrulaştıran bir sosyal anlamasıdırlar. Totemdeki ezotik izafi bilgi, sonraki dinleyen nesillere, izafesiz gelir. Böylece totem; bir konuşandır; bağıntıya gerek duymadan deneyden önce bilen ve söyleyenin bir kendi kendine bilmesidir artık.
İşte tarihsellik içinde ezoterik olmanın ve olunmanın kaynağı budur. Yol alışta bu kaynak elbette birçok eğilip bükülmelerle, dallanıp budaklanmalarla kendi varyasyolarına uğrayacaktılar.
14-]Aksine ürettiğiniz ekmek vardır. Ama ekmek başkalarınca ele geçirilmekle; ekmekten yoksun kalanca ekmek; çalınacak duruma gelmiştir. Ekmek yoksunu olanla, ekmek arasında; hırsızlık ilişki bağı yansır.
Yani üreten ve onu haksız bölüşen bir yapınız vardır. Genel olurla ve kaba deyişle; kimine ekmek verip (mal edindirtip) , kimine ekmek vermemeyle (çoğu kişileri mülkten, üretim araçlarından ya da üretim gücünden yoksun kılmayla) mülk yoksunu kişilerin, o malı (ekmeği) çalmaları vardır.
Yani müesses oluşla insanları ilk giriştiren, ilk toplumsal üretim tüketim girişmeleri hırsızlığı; hele de başka bir erdemsizlik olan cinsel ahlaksızlığı (zinayı) , ilk başlarda hiç ön görmemiştiler!
15-]İlk dönemin sözleşen (ittifak eden) toplumları, hızla bozulan ve yeniden ve yeniden düzenlenen yapboz tahtasına dönen, kendi ilişkilerinin nedenselliğini bilemiyordular. Sadece yolun eğimiyle; sanki ne yapacaklarını biliyorlarmış gibi o yolun sınama yanılma süreçlerini yaşayıp, pekiştiriyorlardı.
Yolun eğimiyledir ki, sık sık ve ani olan ilk başlardaki sosyo toplumsa değişmeleri insanların anlamaları da olanaksızdı. Nasıl bilginin kaynağı totemdi, bu şiddetli değişmelerin kaynağı da kutsallıktı (totemi) nedenlerden bir ceza, bir bela ve tufan gibi doğaüstü benzetmelerle tanımlama, anlatma ve anlamalı bir hazmettirme süreçleri oluyordular.
İnsanların geneli tüm olayları tabu sak totemin kutsallığı üzerinde anlıyor ve yorumluyorlardı. Böylece gelişmelerin ve ani olur ittifakı değişmelerin direncini kırmak ve değişmenin yenilir yutulur olmasını sağlamak için; yapılan ittifakları yaratan tanrı düşüncesi eşliğinde fısıldayacaktılar. Bu o an için müthiş bir soyutlama gücüydü. Çünkü “insanoğlu Tanrı’nın sözünü çiğnemişti” bu yüzden değişen yapı süreçleri içinde her yeni ittifakla, yeni bir ahit sözleşmesi vardı. Ve İsrail oğulları sık sık Tanrı ile ahitleşiyordular.
16-Tarihilik
Pişirilen bir tencere pilavın dahi bir tarihselliği vardır. Eğer pilav 20 dakika içinde pişmişse; pilav, 20 dakikalık girişen süreçler oldurmasıdır. Pilavı bu kesikli 20 dakikalık tarihselliği ile de açıklayamazsınız. Pilavın sadece bulgur kısmını ele alırsak, bulgurun da bir tarihselliği vardır. Bulgur kesikli tarihselliği içinde, buğdaydan yapılmıştır.
Buğday suda kaynatılmıştır. Kurutulmuş. Taş gibi atıklardan arıtılmıştır. “Sokuda tokmakla dövme” diye tabir edilen süreçle, kabuğu buğdaydan ayrılmıştır. Sonra değirmende kırılmış, paketlenmiş hizmet alanlarında tüketime sunulmuştur.
Bu bulgurun kesikli tarihselliğidir. Ama bu da bulguru açıklamaz. Bulgurun bulgur olmazdan önceki buğday olma kesikli tarihselliği vardır ki en az 6 ile on aylık bir ekim dikim bakımı ve hasat sürecini içerir. Buğday insanı ve insan emeğini, insanın emeğinin kesikli tarihselliğini de ortaya koyar…
18-İlinekti anlam ilişkileri de, belli şartlarda sistemi çevrimler. Ne var ki…
Olumlu ya da olumsuz gerçekleşen bir tabumsak edimlerinize, denk düşmeyen günler de olacaktır. Olumlu tabu davranışınıza denk gelen olumsuz hava koşulları olacağı gibi olumsuz davranışlarınıza denk gelen iyi hava koşulları da olacaktır.
Sizin anlayışınıza göre, ceza gerektiren bir tutuma, iyi hava gününün denk gelmesi olasıdır. Veyahut ta mükâfat gerektiren edim sonrasına da kötü hava günleri denk gelebilir.
19-Doğadaki kendi kendine organize edişi görmek gerek. Yoksa bu organizeye sondan bakış, bize amaçlılık mı geliyor?
Oysa şimdiki tanımlama yapmalarımız; en sondan, bu günkü düzlemden, tarihselliğe bakışla; tarihsel olguları bilinç edinen, bir çıkarsamasıdırlar! Oysa bu günkü akılsal çıkarmaların düzenlettirdiği girişme, başlangıcın koşulları içinde yoktur.
Eğer sosyaldi komün oluşmalara bu günün öznel kazanımlarıyla bakarsak, söz gelimi o günlerin duvar işçiliğinde; su terazisi de buluruz. Hatta su terazisi, çekül olmadan duvar yapılmaz da diyebiliriz! Oysa o günün koşullarında duvarın en az düzgün olmasını duvarın kendilik otomatik kontrolü sağlıyordu.
20-Bütüncül algıların parça algılara ve parça yüklemlere dönüşmesi
Mülkiyetçi yapıyı parçalar işlevliği ile devindirecek süreç, üretim ilişkileri süreciydi. Bu süreç te, henüz bu zaman aşaması içinde ortada yoktu.
Sadece bir doğuran vardı. Ürün, yapının ortak ürünüydü. Üründe, o aitlikteki tüm herkes sorumluydu. Ürünü doyurmak, ürünü korumak, ürünü barındırmak, sosyo komün yapının asli göreviydi. Ha keza ürünün eğitimi yine yapının yükümündeydi. Ürün yapının kendisi ve devamıydı. Yapı parçasına bu benim demeyi bilmiyordu. Ki demesi de o aşamada hiç bir işine yaramazdı.
27-]Aslında alanın eğimi zorunludur. Siz, öyle anladığınız için o alan eğimi öyle devinmez. Siz var olan bir devinme ve ilişki girişmesine; rast gele anlam ifade ediyorsunuz.
Var olan devinmeye sizlerin yanlış anlamla eşlemeniz, ilinek olacakla bu eğim üzerine biner. Siz sanırsınız ki o anlam, o inanç şekliniz o alan eğiminin bir zorunluluğudur!
Yani kuşlar, siz kuş dediğiniz için uçmazlar. Kuşlar zaten uçmakta. Ama sizin uçmayı yerde yürümekten ayıran bir tanımlamaya ihtiyacınız varsa, tüm uçuculara kuş demeniz veya yılan demenizin o uçma ile hiçbir etki sel ilgi bağıntısı yoktur.
Ben bağır, sen çağır
Olsa da anlaşılması ağır
Yasayı kadim
Ayrılıkla olmamalıdır nadim
Harfi anlam cümlededir.
Hiç değilse sınıflı toplumsal yapıya dek, totemizm bir din değil, totem de bir tanrı değildir. Tabu ve totem ilkte kapsar bir ulam oluşla, hiç bir zaman bir din değildir. Neden? Birkaç tanesini hemen söyleyeyim. 1-İlahi bir söylem ve hitap olmamakla totemizm asla bir din olmadı. Evet ritüelleri oluştu saygılamaları oluştu ama imanı hiç oluşmadı. Zaten o yapı aitliği ile doğup, şehadeti istennezdi.
2-Tabu ve totem sanı kanılardan da oluşsa da, bu sanı ve kanıların kaynağı, insan ve insanın doğal çevresinden gelen nesnelliğin; insan düşüncesin içinde yansıtılmasıdırlar. Böylece dini sanı kanıdan ayrılırlar.
3-Sosyal birlikti etnik totemi dönemler, dinlerin vaaz edeceği hiç bir ortam ve zemin ideolojisini, içermezler. Bu neden ile dinlerin seslenebileceği bir alan değildirler. Yani dinlerin bu dönem içinde söz söyleyebileceği hiç bir argüman ve ideolojik tabanları bulunmamaktadırlar. Bu yüzden dinleşemezler.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...