51]Kurtuluş savaşının dışsal ve tarihsel sürecinin işlendiği 1. bölümde belirtilenlerin yanı sıra, içsel mücbiri yet ve nedenlerine de, bir iki değinişle konuyu, açmanın yararlı olacağı kanısındayım. Birinci Dünya Savaşı'na sessiz kalınamazdı:
Etniki Eterya çalışmaları o kadar haddini aşıp, ileri boyutlara varmıştı ki İzmir ve yöresi adeta elden çıkar olmuştu. Bu yörelerimiz dışarıdan da ikame edilen, Rum nüfusla çoklaştırılmış, Rum nüfusla egemen kılınmıştı. Sisam, Midilli, Sakız gibi yerlerde Yunan kolorduları oluşturulmuştu. Yunan göçmenlerini buralarda iskân etme hazırlığıyla, buralar siyasi yerleşke alanına döndürülmüştü.
Hatta yerli Rum delikanlılar bir yolunu bulup, buralara da, Yunan birlikleri içinde, askerlik yapar olmuştular. Bu nüfus yoğunlaştırılması dümen işi, İstanbul'dan Muğla'ya değin kıyı boyunca yayılan bir yapılaşma idi.
52]Siz nerede ve ne zaman, ne arayacağınızı bilirseniz, buluş yaparsınız. Nerede ve ne zaman, ne arayacağınızı bilemez iseniz, bulacağınız bir şey yoktur. Ve bu yüzden de, travmaya düşersiniz. Arayacağınız yer sizin, yaşamınız, alışma ve tutumlarınız içindedir. Bu, birey bazlı, kişi yaşamı olduğu gibi, daha kitlesel ve genelci toplumsal yaşam ve halka ait yaşantı ve düzenlemelerde olacaktır.
Demokrasi ve özgürlük kendiliğinden ortada olan, görülüp uygulanacak olan bir rol model değildir. Her gün, belli şeylere, hatta dayağa bile, maruz bıraktığınız bir oluşma, zamanla yaşamındaki yararlı olanın transferini sağlayamıyorsa, seçme ve ayıklama becerileri oluşamamışsa, bir gün; her gün maruz kaldığı aynı tutumlardan mahrum kaldığında, o alışmanın travmasını, geriye dönük istemlerle yaşar olacaktır. Yani vuruk(travma) sosyal olaylarda, bir kusurun belirişidir. Bir tutucu ve batıl, cahil oluşun, alışmanın hoşlanılan berdevamından yananlıktır.
Yaşanılan durumların transferi için, yeni durumları içsinip özleştirilmesi lazımdır. Kimi durumların özleştirilebilmesi için, yaşantılaşmalar içindeki tekrar eden süreçlerin, kimi noktalarını, alan direnmeli, direnç noktası yapılmalıdır. Yani bir sıfır noktasının skalası yapılamadan; gelişilip dönüşülemez. Bu nedenle; eskiden ne tam bir kopuş, ne de eskinin tıpkısı olan, bir değişme, söz konusu değildir. Bunun aksi bir durumu, var oluş kuramına ve gerçekliğe aykırı olacak yanılsamadır.
58]Gerçekten de, sizde travma yaptığını söylediğiniz sistemle ve her türden oluşmaları siz, en iyi ve en üstün, maddi yaşam olarak kullanırsınız. Bundan hiçbir rahatsızlığınız yoktur da. Ama oy toplama siyasetiniz gereği, halkın bilmezlikleri, bu tür sakızlarla oy getirisi yapılır. Toplumlar hayatında köklü değişikliklerin halktaki yapacağı uyumsuzlukları, travma kılıfı söyleşilerek seçmen duygusuna hitapla, seçmene selam yapılır.
İktidara gelindiğinde de bu travmalara ilişkin, travmanın arzusu eğiliminde geri dönücü düzeltici en ufak bir tedbir dahi ele alır olmazlar! Ya da sözel olaraktan bunlara değinmeleri bile yoktur! Bilirler ki bu işler böyledir. Bu, hal hoca'nın sıcakta hoşafı kepçe ile içerken, keyfe gelip gelip; ikide bir: 'öf be öldüm! ' demesine benzer. Hoşafı kaşıkla içen adamın: 'Yav Hocam,şu kepçeyi ver de, biraz da biz ölelim! ' demesi de çok manidardır.
Halkın da, bu hin politikacıların, iktidara gelene değin söylediklerinin martaval olduğunu, bir anlayabilseler. 'Kurtuluş savaşı sonrasındaki yapılan devrimler, halkta travma oluşturdu', diyen siyasetçilerin; iktidara yapışmış gibi olan halleri karşısında bu; 'Bol kepçeli, hoşaf içmenin' söylem manidarlığını, bir sezebilseler.
60]Osmanlı siyaseti bunalıma girmiş, ağır bir hezimet duygusunun teşvik ve tahriki salim düşünmeyi alt üst ediyordu. Emperyalizmin sürmekte olan Osmanlı içindeki eli; karıştırmaları, kışkırtmaları alabildiğine kullanıyorlardı. Her biri, önceden beri süren Osmanlı'ya değin olan miras bölüşüm hesabının içindeydiler.
Ortam bu ve bunlar gibi sayılmayan birçok durumun baskısındaydı. Bu baskının kullanacağı seçip ayıklayacağı birçok sunumlar da vardı. Bu sunumlar içindeki sadece üç arzı (sunumu) belirtmekle yetineceğim. Diğer arzları okur kendileri araştırabilirler. Ben bir sistemin işleyiş dinamiklerini vermeğe gayret ediyorum. Yoksa ayrıntılı tarih anlatmıyorum. O günler içinde:
1-Musatafa Kemal gibi serinkanlı, olayları kökten değerlendiren, geleceği planlayan, makul ve itidalli, temkinli olan gelişmeci gruplar vardı. 2-Osmanlı'nın hezimet duygularına cevap olacak türden, maceracı olan milliyetçi devrimci İttihat ve Terakki Cemiyeti vardı. Bunlara göre birinciler pısırıktılar. Ve birinciler öznel sosyal ve nesnel toplumsal ortamın seçmesine denk düşmeyen bir hilkat garibesi görünümlüydüler.
62]Bu mebbus, tüm mal varlığı ile Yunanistan'a kaçacaktı. Osmanlı'nın epey mahremlerini biliyordu. Bu gafil hain. Bu türden mahrem bilgileri düşmana sızdırmaların kolaycılığını, ihanetleriyle yaşayacaktı.
Bir diğer ihanet içinde olan şahısta, Mekke Mebusu, Şerif Abdullah, adlı haindi. Mısır'da bulunan İngilizlere her tür gizli istihbarı ve hayati bilgileri verir olacak bir ihanetçi garabetti.
Patrik hanelerin çalışması da bu tür hainlikler bağlamında, kişilerden geri kalmıyorlardı. Bu patrik haneler Rum ve Ermeni patrikhaneleri idi. Özel çabaların gerektirdiği parasal kaynakların harcamaları ile Meclisi mebusuna, hem de İttihat ve Terakki içine dahi sızmanın, zeminini bulduklarından, rahatlıkla dişini gösteren hainlerini, ajanlarını, buralara sokar olacaklardı. Böylece İttihat ve Terakkiciler, beklide Masonik işbirlikçi katılımların kuşatmasıyla da, çoktan kuşatılmış olacaktılar.
64]Kimi travmanız dahi sizin eski alışmalarınızın, değişen yararcı çevre etkilerine karşı olabilen bir gerici savunma tepkisidir. Ancak öznel olaraktan bu tepkinin yararlı mı yada zararlı mı olduğunun seçici bilincini de, dış propağandalara karşın iyi ayırt etmeliyiz. Değilse travma, yanıltıcı duygu algısı olaraktan, bizi ve toplumumuzu köreltir de olabilimektedir. Travmanın hem bizi koruyucu olan etkisi, hem gelişmeye karşı da olumsuz bir direnç olabileceği girişmesi de her zaman için görülmelidir.
Tüm bunlara rağmen; canlı organizmalar, bireysel usumuz ve toplumsal hareketler, çevre değişmelerine cevaplar üretmekten de geri kalamazlar. Çünkü bu hayattır. Üretilen her olumlama cevap, var oluştur. Canlılığı sürdürüştür. Aslında travma yaratan durumların çoğu, sizin rahatlığınız olarak gözü kapalı yapar olduğunuz alışmaların kaybedilişine karşı duyulan tepkidir.
Her travma yaratacak tutumlamalar bizlerin bir kararlılık düzeyi olmaktadır. Diğer yandan da, travmalar çok geri de kalmış tutumlar da olsalar, bu kararlılık düzeyine göre travma etkilerini sürdürecektir. Çünkü bu bir savunma şeklidir.
65]İkincisi de, artık bir ülkeyi işgal ederek, o ülkede güç kullanarak orada ordu bulundurarak, bayrak dalgalandırıp, tahrik unsuru olmak, devamlı başa gaileler örmekti. Sürekli büyük giderlerle bu durumu sürdürür olmak da akılcı olmuyordu. Fiili sömürgeleştirmek; saçma, anlamsız ve rantabl değildi. İyi de ne olacaktı? Emperyalizm pes mi ediyordu? Kanlı emperyalizm, kendi kendine çekiliyor, korkularının esiri mi oluyordu
Hayır, hiç de pes diyen yoktu.İşgalin fili olmayan ikinci yolunu tutan sömürgen emperyalistler sadece sömürgeci taktiğin yönünü değiştirmiştilerdi o kadar. Şimdi bu sömürüyü daha az masrafla, daha rantabl (getirili) usullerle, yerli 'işbirlikçiler' eliyle, eskiye göre daha bir yoğunlaşarak, beş on binlerle ifade edilen işbirlikçi yetiştirmelerıyle sağlayacaktı. Bu işbirlikçiler öyle sıradan olmamalı. Örneğin işbirlikçi olarak bir çiftçi meslekten kişi, hemen hemen ve aktüel olarak emperyalistlerin her an hiç işine yaramazdı.
Her gün kitlelerin temasını sağlayan, yazı ve görüntü ile kitlelerin karşısında olan kişilerin, durumsal güçleri olanların potansiyeli, bu iştaha en cazip olan alanlardan biriydi. Emperyalizmin ikinci iştah alanıysa, siyasette bulunan kimi kişileri bir şekilde tuzakla ele geçirebilmektir. Bu tür güçler sayesinde, dezenformelerle, emperyalizm hem etkili yetkili hem de, kışkırtıcı olacaktır. Böylesi sosyal durumlar ve kanaat önderliği, akıl hocalığı gibi etkimelerle, kitleleri etkilerler. Böylece kitlelere rahatça ulaşırlar. Dezenforme bilgilendirmelerini duyurabilirlerdi.
66]Irak bunun en bilinen, en acı olan, binlerce işbirlikçisi ile en açık örneğidir. Bir zamanlar Saddam'ın bir ters hareketi ile ABD, Irak'taki göz önü olan tüm ajan provakatörlerinden 7000 işbirlikçisini, apar topar yurt dışına kaçıran bir tahliye girişimini yapmıştı. Bugün Irak'a oy kullanma, seçme, seçilme, demokrasiyi en aculundan tartışma gibisinden en sözde özgürlükler geldi! Ama Irak demokrasinin geldiği oranda mutlu değil ve güvenlik içinde değildir!
Gelişmeler, Dünya'yı küçültmüştü. Dünya'nın denetimi avuç içi kadar açık ve yakın olmuştu. Ama bir o kadarı güçlükleri ve problemleri de bağrında taşır olmuştu. Yeni emperyalizmin yüzü; sömürge kıldığı ülkelere, sömürge olduğunu değil de, uluslararası işbirlikleri ile ilişkide olduklarını, duyurtmaktı.
O ülkeler içindeki, kendi çıkarlarını sağlayacak yapılaşmaları, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük diye sufle edecektiler. Bu sayede de emperyalistler, o sömürülen ülkelere, emperyalizmin iradelerine uygun kararları almalarını isterlerken, 'ülkelerin kendi kararlarını kendileri alıyormuş' gibi olmalarını da, sağlamaktadırlar!
67]Dış istilacılara karşı verilen çetin savaşım içteki siyasi savaşımlarınızla da sürecekti. Saltanat ve hilafete karşı başlatılan yönetim alanındaki mücadeleniz, ekonomik, sosyal, eğitim ve sağlık alanlarıyla birlikte, dış uluslar arası ilişkiler süreciyle de, bağıntılanarak sürecekti.
'Bağımsızlığın felsefesi', bağımsızlığın partisini de oluşturmuştu. Bağımsızlığın partisi sürecin ileri yön yol taşıyıcısı olacaktı. Üstelik de her yeni oluşumun kırılma, tutuculaşma çelişkisi de bu yolla ortaya atılmış olacaktı. Bu süreç, her yeni oluşumun kaçınılmaz ve zorunlu yansımasıdır. Hele nesnel şartları ve kültürel şartları olmayan toplumların; siyasal kültürlerinin zemin oluşturması bağlamında, bu gerekli bir vesayetçi yasa gibi olmaktadır. Rejimim bebeklik dönemi, sosyal girişmeli koplikasyonlarına karşı, sosyal olanın fiziksel eğitimidir.
Her oluşma, olumlulukları yanında olumsuzlukları da olacak bir beliriştir. Evrende hiçbir olgu bundan kurtulamaz. Tıpkı sağaltım için ilaç almanızın, vücudumuza diğer yandan zarar veriri oluşları gibidir. Önemli olan, bu başlangıç bağımsızlıkçı ve demokratik cumhuriyet kararlarının icabı olan tutum alışlarını sürdürüşle yapıp yapmadığınızdır. Söz gelimi, bağımsızlık kazanılır kazanılmaz, yurdun esenliği tekrardan saraya, saltanata teslim edilse idi, gelişmeci ivme büyük bir olasılıkla akamete uğrar olacaktı.
110] Kendini çağdaşlaştıramayıp, kendisini ürettiremeyip de teknolojiyi kullanamayan sistem ve politikalar, ne işe yarardı? Dinin farklı farklı, versiyonlarının nizala şan kullanımını istismara yararlardı. İstismarlar içindeki halk daha neyin ne olduğunu anlayamadan, bu siyasetler; bu kulvarlar içinde bulunan halkın bir takım ezberlere götürülmesine yarardı!
Bu ezberlere götürülüşün siyasi hasadı yapılamaz mıydı? Elbette yapılırdı. Hem de, vızır vızır yapardı! Tabii ki böyle güdük ve kısır politikaların varıp varacağı yer, olup olacağı durum orası olacaktı. Hem de özgürce! Hem de bir hak olarak! Hem de fikir özgürlüğü olarak! Hem de sefihçe sine, rezilliğin rüsvasını yüzlerine astar etmişçesine, 'Halk istiyor' diye, lanse edilip, endam edilircesine olacak idi.
Artık ülke çağın demode olmuş düzenlemeleriyle, demode yatırım teknoloji ve bilgileri ile bir yandan güya mamur yapılırken, parça gereksinimlerinden ötürü dışa teknoloji bağımlılıkları yaratılacaktı. Bir yandan da, hep sil baştan olacaktı. Eintein düşünlü dünya ekolünün karşısına Said'i Nursi çıkarılacaktı. Ülke tamamen satışlarla dış tesirlere açık bir kullanım alanı olacaktı. Korkacak ne vardı, ışık okulları dört bir yandan, teşebbüssü hayırsever katılımların legaliz eliği ile boy verecekti.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...