33] Yani insan yerine hayvanların kurban edildiği dönemlerin anlayışına göre sıpa kurbanına yorum yapıldığında bu fiil eşek sıpası kurbanına denk geliyordu. Geçmişin nesnel ya da öznel anlatımlı tavırları şimdimize göre hayat bulur olmadığından, yapılan eylemin şimdi ilende açık anlatımları yapılamaz olduğundan, söylencelerin anlamı adeta şifrelenir gibi olmuştu. İşte bu tür ittifakları anlatan bir Sümer şiiri:
'Adı yokken göğün daha
Yerin daha adı yokken
Tanrıların ondan var olacağı Apsu'nun
Her şeyi doğuracak olan ilk yaratıcı ana Tiamat'ın
34] Her ittifakı olan devrimsel çevrim, bir simgeci anlatımla sembolize eder olma, yani hakikati, avamın anlayacağı şekilde, basitçe irca edilmesi olaylarını yineler olmak, rutin olmaya başlamıştı. Her ittifak özelliklede büyük dönüşümsek ittifaklar birer hafıza silme, ahit eşilmesi, eski tutumlardan, eski alışmalardan ve daim sinilen rahatın deminden bir aracı kurumlan uzaklaşılma operasyonlarıdır.
İşte böyle bir sosyal belirimle durum (tufandan) sonrasında, Mezopotamya'da beş ayrı yerde kurulan, beş adet şehirlerin, birlikler ve ittifakını anlatan bir metin. Hâlbuki tufanda kurtulanlar, bırakın beş şehir kurmayı, bir köy bile olmaz denli birkaç aile birliği idi.
'Kutsanmış yerde beş kent kurdu,
Onlara ad verdi,
31] Alışkanlıklarımız, edim ve eylemleri gerçekleştirişte; bunları benimserken; bu eylem ve edimleri kanıksar iken; çok iyidirler. Ancak aynı alışmalarımız, bizim anlayışlarımız da ve davranışlarımız da, bizleri öyle fazla düşünmeye yöneltmeden, bu edimleri otomatikman yapar oluşumuzu da ortaya çıkartır. Otomatik oluş bir avantaj iken; mutlaka karşılanması gereken, bir dezavantajımızı da olurlar.
Otomatiklik; yapılan edim ve saygınlaşmalar kutsal oluşmacı edimleri de yok ederler. Yine otomatikçe oluşlar bizi, düşünsel fikri tembelliğe götürecektir. Bu bakımından, otomatiklik bizleri düşünüşte, dönüşemeyen, bir davranış kalıbının içine de, sokacaktır. Böylelikle otomatik alışmaların, bir diğer olumsuz yüzü olan bize rehavet vermesine dek bizler üzerindeki gevşemesini de, üzerimizde salındırtır durur. Otomatiklik, yeni gelişmelere karşı duruşta, bizim direncimizi de oluştururlar.
Bu tür aidiyeti şartlanmaların üzerimizde salınır oluşun en temel olumsuzluğundan birisi de alışmaların, bizleri o alanda bağnazlaştırır olmalarıdır. Hatta bu bağnazlığımızı ve değişemememizi; travmaya dek götürür oluşlarımız, bu alışmaların sebebiyetindendirler. Bu direnççi alışmaların yararı da vardır. Yararı, bilinmeyene karşı; her yeniye, her sürprizlere karşı, bizlerin balıklama dalmamızı önler oluşçudurlar. Yeni durumunuz cazibeli de olsa, alışmalarınız olaya temkinlice, biraz da kuşku ile ihtiyati yaklaşmanızı da size önerir. Ki bu da sağduyunuzdur.
47-] Toplumun üst yapısı, alanlar birleşmelidir. Yani sosyal yapılı halkçı alan öznelliği ile toplumsal alan objektif ve sübjektifliğini içerir. Bu bir süzme kırpma girişmeli oldukça verimli zengin bir girişmedir. Artık burada toplumsalı toplumsal olacakla, halksağı halksak olcakla bulamazsınız Toplum burada tam bir toplum kültürü laboratuvar etkinliği girişmesi çıkartır. Toplum burada, nesnelliğin pratikliğine denk düşecek, olan ve işlev olan, anlama ve anlayışça öznelliklerini sınar. Bu bilinç halkın felsefesi olmalıdır.
Pratikliği olanla, pratikliği olmayanın, seçme ve ayıklanması burada yapılır. Yeni biriktirmeleri depolar. Uygulamanın ayrımlarını yapar. Nesnelce olan öznel toplum gücü burada ortaya çıkar. Sosyal üst yapı tam bir toplumsal üst yapıyı içeremezken, toplumsal alan üst yapı, bir uzmanlık girişmesi yetkinliğini de ortaya koyar.
Yani bir etnikçi özellikli, dini inançlar, folklor gibi bir yığın öznel kültür değerleri burada yansımasını mutlaka bulur. Pratiklikle olumlu olumsuz işlev olan öznel girişmeleriniz, zaten talebini yapmış olur. Tedbirini de, çözümünü de, toplumda karşılaması olumlu bulunur.
48-] Etnik aitti kişiler toplumda; bireylik bazlarındaki, etnik başarı ve sınırlı doğal yetilerini toplumda kullanırlar. Kişisel duygu öznellikle kültürlerini de halkın içinde zaten kullanırlar. Bunları kişiden izole etmek olası değildir. Yanlış olan, subjektifliği bir toplumun özelliği gibiden, sanki toplumun bir tutumu gibisinden, demokratik hak gibisinden, toplumsal alan içinde dayatılmasıdır.
Etnik bir aidiyeti tutum belli sınırlar içinde halk alanda zaten yaşanır. Toplumsak siyasi işletim yapılan bir alanda sizler, söz gelimi etnik tutumları daha belirgin kalmış bir halk kişisi olabilirsiniz. Böyle bir kişi yine söz gelimi yakını bir mahkûmu ziyarette bulunabilir. Bu kişimiz toplumun yasal sınırları içinde kalmak kaydı ile kendi etnik aitti dili ile iletişebilmelidir. Bunlar tartışılmaz bile. Bunların yasak olması ilkel anlayıştı ayak diretiş olmaktan öte, bir şey değildir. O topluma hiçbir yarar sağlamaz.
Yine etnik bir dilin halk alanda kullanımı en doğal bir haldir. Bir sanat üretimi ihtiyaçsa ve isteniyorsa etnikti dille ifade edilebilir. Bunun kıstası bile olmaz. Ancak etnikti bir dilde bunlardan daha ileri götürülür de değildir. Carideki sürüşe göre, ne akılcıdırlar, ne de bilimseldirler, ne de gerçektirler. Bir dilin kendi kullanım işlerlik yöntemleri elbet bilimseldir.
49-] Bu tek tek özellikler bağımsız oluşla değil de girişmiş bir yapı olacakla hep denizde vardır. Ama denizin özelliği; kolektifti, bütünsel belirirdir. Unutulmaalı ki gerek toplumsal özgürlük, gerek uluslar arası toplumsal özgürlük; karşılıklı diyalektik yüküm eşilen (bağımlaşılan) zorunluluğun bilincidir.
Buna istinaden üretimseklerin ferdi eşen serbest özel ve kendi sınırları içinde ve kendi anlamalarınca özgürce tüketilmesidir. Toplum bir süreçtir. Ayrık duran süreçlerle, denizin (toplumun) gücünü ve deniz düzlemini sağlayamazsınız. Toplumsal özgürlük girişimsek bağıntılı bütünlüktür.
Ve bu ayrık duran süreçler bütünü, sistemi değil de ancak kendilerini işleşir ve tartışır olacaktırlar. Ayrışmalar tekil bir özellikle denizde yayılma, çökelme, yer tutunma gibi iç yarıştı olan çatışmaları başlatırlar. Oysa deniz sınırlıdır. Sınır içinde etnikti olmak (ırmak) gibi bir sınırsızlıkla davranılmaz. Kulübe işlev, olgu ve süreçleri ana hattı; bina olgu süreç ve işlevlerine yansıyacakla kendi süreç referanslarını tüketmiştir.
41] Böylece aiti eştirme, tarih boyunca çok iyi işlevler gerçekleyerek, başlangıçta halk alanı ve toplum alanını birbirinden ayırmaksızın insanlığı, uygarlaştırma, kültürleştirme akışına sokmuştur. Koyduğu temeller ne kadar gerçekçi ya da ne kadar eften püften olursa olsundu. İşleniş bu eften püften bile olabilen temellerin, zaman içindeki çatışması ile nüve olan aiti çekirdeği çatlatmıştır. Ve dallanan, çatallanan, fraktallerle sistemin burgaçlarını oluşturan bifurkasyonu, yapının temel büyük gövdesini oluşturmuştur.
Her bir dallanma ve çatallanmanın fraktalleştiği yerleri de, başlangıçtaki sosyal hayatı, tabulaş alan kılmışlardır. Sosyal birlikti yapı içindeki buyurmanın ve buyurulana boyun eğmenin makul ve meşruti oluşu böylece ortaya konabiliyordu. Yani dıştan kurallılığın zorunlu makul ve meşruti olan baskısı seziliyordu. Ama bunun anlanması ve anlatım aktarımdı somutlaması deneysel ve özneci analitik olamıyordu. Ancak algısal olacakla ata totem sembolü ile simgeliyorlardı. Ki bu dahi o gün için oldukça büyük bir başarıdır. İşte makulün ve meşrutiliğin kaynağını böyle sağlanmıştı.
Ata totemle iletişime geçilmişti. Bu iletişim aracı araç yöntemle (büyücü ile) oluyordu. Formasyonları kendi tabularına değin, kendi yaşamlarından kaynaklı, algı nesnelerinin çatıştırılmasıyla oluşuyordu. Bu gidiş, bugünkü bu ayrışan halksak ve toplumsak yapıyla, bilim ve bilgiye, teknolojiye; gelinmiştir.
42] Yani, kutsalın kutsal olma muktedirlik hakkını, yine kutsalların vekâleten iş yürüttüren bir acizliğe indirilemeyeceğini söylemiştir. Bunu Tiberyüs, bir yüksek mahkeme olacakla, yine bu davanın akabil kararıyla belirtmiştir.
Ama gelin görün ki 21 yüzyılda insanlık, hele, bizim toplumumuz bile; hala aydınlanmanın neresinde?
En kutsal, en kalbi öznel değerlerimizi; bazıları, kendilerine dayanak yaparlar. Kendilerine meşruiyet söylemi yapacak sözlerle, kutsallıklarımızı söylem ederler. Kendilerini böylesi bir rami kalple, farkında olmadan tasvip kılınır saymanın konumuna sokarlar.
28] Böylece yeni yeni toplumsal aidiyetlikler var edilip, yok ediliyordu. Erken dönemlerde, ilk oğul baba toplumuna verildiğinde, miras hukuku çözülemiyordu. Bu nedenle ilk oğul hep dölsüz olurdu. İlk oğul kısırda kılınıyordu. Sünnet bu kısırlaştırmanın aşılması için yapılır bir uygulama gibi düşünülmektedir.
İlk ittifaklar için yapılan sözleşmeler daima akılda kalıcı, etkileyici, unutulmayan, bu yüzden de sadakati pekiştirilen şölen ve kutlamalardı. Bu törenler esnasında insan ve hayvan kurbanların kanı bir kaba akıtılır, bu kan (dem) karşılıklı olarak, kaplar içinde içilip, içmeler sonunda kaplar yere atılarak kırılırdı. Bu türcü şekilde ritüeller vardı. Bu tür sembolik ritüel törenler de bir kardeşleşme aidiyet ilişki bağıntısı sürdürülürken, giderekten, bu tür törenlerde, kan içilmemesinin, insan eti yenmemesinin de insan kurbanına son verilmesi içinde uygulamaların son kez ve çok şiddetli bir uygulaması yapılacaktı (Nuh tufanı gibi) .
Bu tür şölenlerde böylesi vaz geçişlerin, kutsal kitaplardaki bildirimi şöyledir: Tanrı Nuh'a tufandan sonra şöyle der: 'Kan içmeyeceksin' Böylesi bir emirle, insan kurbanının lav edilişi, yine bir başka rivayetle halk nazarında bu adetten vaz geçilmenin gerekçeli anlama sembolizmi var edilecekti. Nuh bağ yapacaktı. Artık insan kanı yerine Nuh, şarap içecekti. Aslında Nuh sürgün yemiş, vaat olunan topraklara gitmişti.
29] İnançlarımız da, aidiyetin en temel olduruş biçimidirler. Ve aynı zamanda da bu tür inancı aidiyet eştirmeler, sömürülüştürler de. Aidiyet noktası gidecekten toplumsal organik organizmaya dönüşmenin yol alışıdır. Ait eşme, mutlaka ve zorunlu bir çekimler alandırlar. Formel eşmesi sürekli olarak, zamana ve ilişki koşullarına bağlı olarak değişir olmak zorundadır. Çözüm üreten devletler bu alanı sürekli güncellerler. Sorunlu toplumun bu alanları korunmalı ve çok inancı bir anlayıştır. Oysa bu alan baştaki ittifaklar dönemi gibi bir toplumsal değişkenler yaratmanın dönüştürücüsü kılınmalıdır.
Aiti eşme, semboller üzerinden de iletiş ilerek, halde somutlaşan bir davranış gerçekleşmesidirler. Aiti eşme; meşruiyetini ve yaptırım gücünü, totem ata simge saygınlaşmasında (sosyal gücün baskısından) almaktadır. Aidiyeti işin esasına değin özü, temel düzlemce gereksinimlerin sağlanmasındaki girişmelerin bir başlatıcısıdır. Bir açar (anahtar) girişme devinmesi tipidirler.
Aidiyet, insan iç molekülerce devinim yasalarının sosyal organ el devinimlere yansıyışla ve nefis (ego) düzleminin dalgalanan ve istikrara yönelten duygusudur. Nesilden nesillere geçişen, girişen biriktirmedirler. Sosyolojik anlayışlarla, yaşamsal edimlerle, toplumsal ittifakların, sembolik formüllerin, atadan sonraki nesillere, yani torunlara geçişidir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...