9-] Ne kadar seçme ayıklama yapılırsa yapılsındı; her yaşanan, kalıcı izleri bırakmak zorunda idi. Bunlar, yeni aksiyom erlerin bir önceki inşalar içindeki malzemelerin esnetilen, dallandırılıp budaklandırılan, kırıklı bifurgasyondu yapılarıydı. Yeni yapı içindeki kullanılan eski envanterler insanlığın sosyal yaşamı ile belirtilmiş olan, temel; sosyal özneldi, kültürün parmak izleridirler.
Söz gelimi insanlığa ait olduğu söylenen kutsal kitabın iddiaları içinde bir Hintlinin, ya da bir Moğol’un ya da farklı aitti toplumların yanlış gelenek, göreneklerinden hiç bahsedilmezken; bir Arap dışında kimsenin bilmediği, gelenek ve görenekten onlarca söylemlerin evrensellik iddiası vardır!
Yine insanlığa seslendiğini söyleyen kutsal kitapların iddiaları; tıpkı erken dönem eski totemdi söylemler gibi doğrudan kendi aitti etnik yapılarına seslenmektedirler.
Tabu ve totem birbirine bağıntılı iki kavramdırlar. Biri diğerini; diğeri de öbürünü, gölge ve eşlenir anlama olacakla yansıtırlar. Totemi, tabu ile anlarsınız. Tabuyu da, totemle kavrarsınız. İki sözcük birlikte ve birbirini tamamlayışla ancak bir vücudu mücessem (somut vücut bulma) olurlar.
Neredeyse bir sövgü sözcükleri olur denli kullanılan iki sözcüktürler. Oysa bu iki sözcük; bir yemek kadar besleyici bir şifa ve bir zehirli yemek kadar da öldürücü olabilen bir kullanımdırlar. İnsanlığın adını telaffuz etmeden ortaya koyup yararlandıkları, etrafında sosyal ve toplumsal sistemleri çevrimle dikleri çok etkili bir keşifti kullanımdırlar.
İnsanların bir yere, bir kümeye aitlik olan uyrukluğunu (tabiiyetini) , tabu ve totem olurlarla anlamıştırlar. Ve bu iki sözcükle insanlar tabiiyetlerini, edimsel tutumlarını ve zorunluluklarına dek kodlarını, tabu ve toteme dek öznel anlamanın diline çevirmişlerdir. Bu kodlar, özellikle de sosyal insanın, adeta bir eylemler dizgesi yazılımı olmuşturlar.
6-]İttifakın birliğini sağlamaya uğraşan etnik yapıların her biri, bir yönden gelişle, ittifaka düzen veren (totemi) ilahlar oluşla süreceklerdi. Çünkü her bir etnik yapı, kendi uzmanlık işini biliyordu. Ve kendi işinin düzenlenmesini biliyordu. İttifak içinde, kendilerine ait uzmanlıktı işlerin düzenlenmesi, karşı gruba, karşı etnik totemi (ilahi) oluşun öğretisi olacakla yansıyordu. Bunun için her bir ilahlar, ayrı ayrı işi düzenleyip öğretiyorlardı.
4-Totemi özne çevriminin, toplumsa eşitsizlik ilişkileriyle, dini duyguya doğru biçimlenmesi.
Bu ilahlar yapının köleci düzene kaymasındaki çalkantılarla birlikte, tanrıların yaratma görevine baş vuracaklardı. Artık yeni sistemdeki bozukluğun açıklaması ve anlatılması, yaradancı tanrının kaderleri öyle belirlemiş olmasıyla anlaşılacaktı. Yaratancı tanrılar yaratma görevinden sonra da yavaş yavaş tek tanrı olacaklardı.
13-]Totem mi önce, tabu mu önce? diyen bir okurun, bağıntılı bilme, anlama ve çoklu mantığı bağıntılama bilinci henüz oturmamış demektir. Totem ve tabu bir tekliğin, anlamlandırdığınız yanına göre beliren, tek olanın iki ilişkindik yanıdırlar. Tabu kılınmadan totem olmaz. Totemi söylemeden de tabu olamaz. Totem o alanın nesnellik eğimiyken, tabu bu eğim üzerine binen kurallardır. Kuralların nesnel gerekçesi zamanla metafizikte olabilmektedir.
Totem böylesine bir atalar bilgisini, atalar seslenmesiyle beraber, yanında görmek istemenin yaptıran, meşrulaştıran bir sosyal anlamasıdırlar. Totemdeki ezotik izafi bilgi, sonraki dinleyen nesillere, izafesiz gelir. Böylece totem; bir konuşandır; bağıntıya gerek duymadan deneyden önce bilen ve söyleyenin bir kendi kendine bilmesidir artık.
İşte tarihsellik içinde ezoterik olmanın ve olunmanın kaynağı budur. Yol alışta bu kaynak elbette birçok eğilip bükülmelerle, dallanıp budaklanmalarla kendi varyasyolarına uğrayacaktılar.
14-]Aksine ürettiğiniz ekmek vardır. Ama ekmek başkalarınca ele geçirilmekle; ekmekten yoksun kalanca ekmek; çalınacak duruma gelmiştir. Ekmek yoksunu olanla, ekmek arasında; hırsızlık ilişki bağı yansır.
Yani üreten ve onu haksız bölüşen bir yapınız vardır. Genel olurla ve kaba deyişle; kimine ekmek verip (mal edindirtip) , kimine ekmek vermemeyle (çoğu kişileri mülkten, üretim araçlarından ya da üretim gücünden yoksun kılmayla) mülk yoksunu kişilerin, o malı (ekmeği) çalmaları vardır.
Yani müesses oluşla insanları ilk giriştiren, ilk toplumsal üretim tüketim girişmeleri hırsızlığı; hele de başka bir erdemsizlik olan cinsel ahlaksızlığı (zinayı) , ilk başlarda hiç ön görmemiştiler!
15-]İlk dönemin sözleşen (ittifak eden) toplumları, hızla bozulan ve yeniden ve yeniden düzenlenen yapboz tahtasına dönen, kendi ilişkilerinin nedenselliğini bilemiyordular. Sadece yolun eğimiyle; sanki ne yapacaklarını biliyorlarmış gibi o yolun sınama yanılma süreçlerini yaşayıp, pekiştiriyorlardı.
Yolun eğimiyledir ki, sık sık ve ani olan ilk başlardaki sosyo toplumsa değişmeleri insanların anlamaları da olanaksızdı. Nasıl bilginin kaynağı totemdi, bu şiddetli değişmelerin kaynağı da kutsallıktı (totemi) nedenlerden bir ceza, bir bela ve tufan gibi doğaüstü benzetmelerle tanımlama, anlatma ve anlamalı bir hazmettirme süreçleri oluyordular.
İnsanların geneli tüm olayları tabu sak totemin kutsallığı üzerinde anlıyor ve yorumluyorlardı. Böylece gelişmelerin ve ani olur ittifakı değişmelerin direncini kırmak ve değişmenin yenilir yutulur olmasını sağlamak için; yapılan ittifakları yaratan tanrı düşüncesi eşliğinde fısıldayacaktılar. Bu o an için müthiş bir soyutlama gücüydü. Çünkü “insanoğlu Tanrı’nın sözünü çiğnemişti” bu yüzden değişen yapı süreçleri içinde her yeni ittifakla, yeni bir ahit sözleşmesi vardı. Ve İsrail oğulları sık sık Tanrı ile ahitleşiyordular.
16-Tarihilik
Pişirilen bir tencere pilavın dahi bir tarihselliği vardır. Eğer pilav 20 dakika içinde pişmişse; pilav, 20 dakikalık girişen süreçler oldurmasıdır. Pilavı bu kesikli 20 dakikalık tarihselliği ile de açıklayamazsınız. Pilavın sadece bulgur kısmını ele alırsak, bulgurun da bir tarihselliği vardır. Bulgur kesikli tarihselliği içinde, buğdaydan yapılmıştır.
Buğday suda kaynatılmıştır. Kurutulmuş. Taş gibi atıklardan arıtılmıştır. “Sokuda tokmakla dövme” diye tabir edilen süreçle, kabuğu buğdaydan ayrılmıştır. Sonra değirmende kırılmış, paketlenmiş hizmet alanlarında tüketime sunulmuştur.
Bu bulgurun kesikli tarihselliğidir. Ama bu da bulguru açıklamaz. Bulgurun bulgur olmazdan önceki buğday olma kesikli tarihselliği vardır ki en az 6 ile on aylık bir ekim dikim bakımı ve hasat sürecini içerir. Buğday insanı ve insan emeğini, insanın emeğinin kesikli tarihselliğini de ortaya koyar…
Çatının tarihi
Temelden
Duvarın yükselmesiyle başlar.
Duvarın tarihi emelden
Ev veya Çin Seddi oluşla
İnsanın diyalektiği ile başlar
10-]Bugünkü anlamla, “insan” sözcüğü; ittifak öncesi sosyal yapıların, sırf kendi bencilliğinden ve kendi toteminden başlattığı bir anlama, olmaları kaçınılmazdı. Eğer o dönemlere bir insan olma kavramı atfedeceksek(!) böyle bir ortak tanımlı lığı, her bir sosyal komün birliğin kendi totemi, anlatıyordu.
Her bir sosyal birliğin kendi totemi, kendi insan olmasını tanımlıyordu diyebiliriz. Kendi totemi aitliği olanların dışındakiler, bugün bizim anladığımız manada bir insan oluş tanımı içinde değildiler.
O günlerde olmayan insanlık kavramı, her totemi aidiyetin kendisini ifade ediyordu. Veya biz bunu böyle anlamalıyız. Bizim bugünlerde “insanız” derken, tanımladığımız aitti oluşmanın ve bencilliğin, merkezinde; o günlerin insanı “kendi totemi aitliklerini” anılıyorlardı. İttifak içinde de bu anlayış bir süre böyle sürdü gitti.
11-]Böylece birbiri ile girişemeyen her bir etnik totemi aitlikler, girişmelerini “insan olma”; “insan olmanın tabu kültü” üzerinde meşrulaşmanın birleşilmesi; “insan olmayla aitleşen totem kültürüdür”. İnsan kavramı yaratılmasında; can kan gibi her biri bir totemi aitti tanımlatılmalar; insan birleşimi içinde ve her biri bir totemler sureti olmanın sembolik harmanlanışla, ilk insanın tasımsa varyasyonu, ortaya konacaktı.
Biyolojik insan dünyaya geleli yüz binlerce yıl olmuştu. Ne var ki sosyal insan; sosyal kültürlü girişen insan; tarihte ilk kez buluşup giriştiriliyordu.
Her bir grubun bir temsilcisi olan ilah ve ilahelerin özelliği; yaratılış kavramıyla, insan ruh ve suretinin üzerine konmuştu. Gayri, insanın bir özelliği ve güzelliği İnannadansa; insanın zekâ ve bilgeliği de Enkidendi. Ve dahi insanların görünüşleri de, Andandı, yani Anunnakilerdendi vs. Artık bir “insan” çok özellikli ve çoklu düşünmenin kültürüydü.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...