Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

62]Bu mebbus, tüm mal varlığı ile Yunanistan'a kaçacaktı. Osmanlı'nın epey mahremlerini biliyordu. Bu gafil hain. Bu türden mahrem bilgileri düşmana sızdırmaların kolaycılığını, ihanetleriyle yaşayacaktı.

Bir diğer ihanet içinde olan şahısta, Mekke Mebusu, Şerif Abdullah, adlı haindi. Mısır'da bulunan İngilizlere her tür gizli istihbarı ve hayati bilgileri verir olacak bir ihanetçi garabetti.

Patrik hanelerin çalışması da bu tür hainlikler bağlamında, kişilerden geri kalmıyorlardı. Bu patrik haneler Rum ve Ermeni patrikhaneleri idi. Özel çabaların gerektirdiği parasal kaynakların harcamaları ile Meclisi mebusuna, hem de İttihat ve Terakki içine dahi sızmanın, zeminini bulduklarından, rahatlıkla dişini gösteren hainlerini, ajanlarını, buralara sokar olacaklardı. Böylece İttihat ve Terakkiciler, beklide Masonik işbirlikçi katılımların kuşatmasıyla da, çoktan kuşatılmış olacaktılar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

64]Kimi travmanız dahi sizin eski alışmalarınızın, değişen yararcı çevre etkilerine karşı olabilen bir gerici savunma tepkisidir. Ancak öznel olaraktan bu tepkinin yararlı mı yada zararlı mı olduğunun seçici bilincini de, dış propağandalara karşın iyi ayırt etmeliyiz. Değilse travma, yanıltıcı duygu algısı olaraktan, bizi ve toplumumuzu köreltir de olabilimektedir. Travmanın hem bizi koruyucu olan etkisi, hem gelişmeye karşı da olumsuz bir direnç olabileceği girişmesi de her zaman için görülmelidir.

Tüm bunlara rağmen; canlı organizmalar, bireysel usumuz ve toplumsal hareketler, çevre değişmelerine cevaplar üretmekten de geri kalamazlar. Çünkü bu hayattır. Üretilen her olumlama cevap, var oluştur. Canlılığı sürdürüştür. Aslında travma yaratan durumların çoğu, sizin rahatlığınız olarak gözü kapalı yapar olduğunuz alışmaların kaybedilişine karşı duyulan tepkidir.

Her travma yaratacak tutumlamalar bizlerin bir kararlılık düzeyi olmaktadır. Diğer yandan da, travmalar çok geri de kalmış tutumlar da olsalar, bu kararlılık düzeyine göre travma etkilerini sürdürecektir. Çünkü bu bir savunma şeklidir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

65]İkincisi de, artık bir ülkeyi işgal ederek, o ülkede güç kullanarak orada ordu bulundurarak, bayrak dalgalandırıp, tahrik unsuru olmak, devamlı başa gaileler örmekti. Sürekli büyük giderlerle bu durumu sürdürür olmak da akılcı olmuyordu. Fiili sömürgeleştirmek; saçma, anlamsız ve rantabl değildi. İyi de ne olacaktı? Emperyalizm pes mi ediyordu? Kanlı emperyalizm, kendi kendine çekiliyor, korkularının esiri mi oluyordu

Hayır, hiç de pes diyen yoktu.İşgalin fili olmayan ikinci yolunu tutan sömürgen emperyalistler sadece sömürgeci taktiğin yönünü değiştirmiştilerdi o kadar. Şimdi bu sömürüyü daha az masrafla, daha rantabl (getirili) usullerle, yerli 'işbirlikçiler' eliyle, eskiye göre daha bir yoğunlaşarak, beş on binlerle ifade edilen işbirlikçi yetiştirmelerıyle sağlayacaktı. Bu işbirlikçiler öyle sıradan olmamalı. Örneğin işbirlikçi olarak bir çiftçi meslekten kişi, hemen hemen ve aktüel olarak emperyalistlerin her an hiç işine yaramazdı.

Her gün kitlelerin temasını sağlayan, yazı ve görüntü ile kitlelerin karşısında olan kişilerin, durumsal güçleri olanların potansiyeli, bu iştaha en cazip olan alanlardan biriydi. Emperyalizmin ikinci iştah alanıysa, siyasette bulunan kimi kişileri bir şekilde tuzakla ele geçirebilmektir. Bu tür güçler sayesinde, dezenformelerle, emperyalizm hem etkili yetkili hem de, kışkırtıcı olacaktır. Böylesi sosyal durumlar ve kanaat önderliği, akıl hocalığı gibi etkimelerle, kitleleri etkilerler. Böylece kitlelere rahatça ulaşırlar. Dezenforme bilgilendirmelerini duyurabilirlerdi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

66]Irak bunun en bilinen, en acı olan, binlerce işbirlikçisi ile en açık örneğidir. Bir zamanlar Saddam'ın bir ters hareketi ile ABD, Irak'taki göz önü olan tüm ajan provakatörlerinden 7000 işbirlikçisini, apar topar yurt dışına kaçıran bir tahliye girişimini yapmıştı. Bugün Irak'a oy kullanma, seçme, seçilme, demokrasiyi en aculundan tartışma gibisinden en sözde özgürlükler geldi! Ama Irak demokrasinin geldiği oranda mutlu değil ve güvenlik içinde değildir!

Gelişmeler, Dünya'yı küçültmüştü. Dünya'nın denetimi avuç içi kadar açık ve yakın olmuştu. Ama bir o kadarı güçlükleri ve problemleri de bağrında taşır olmuştu. Yeni emperyalizmin yüzü; sömürge kıldığı ülkelere, sömürge olduğunu değil de, uluslararası işbirlikleri ile ilişkide olduklarını, duyurtmaktı.

O ülkeler içindeki, kendi çıkarlarını sağlayacak yapılaşmaları, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük diye sufle edecektiler. Bu sayede de emperyalistler, o sömürülen ülkelere, emperyalizmin iradelerine uygun kararları almalarını isterlerken, 'ülkelerin kendi kararlarını kendileri alıyormuş' gibi olmalarını da, sağlamaktadırlar!

Devamını Oku
Bayram Kaya

67]Dış istilacılara karşı verilen çetin savaşım içteki siyasi savaşımlarınızla da sürecekti. Saltanat ve hilafete karşı başlatılan yönetim alanındaki mücadeleniz, ekonomik, sosyal, eğitim ve sağlık alanlarıyla birlikte, dış uluslar arası ilişkiler süreciyle de, bağıntılanarak sürecekti.

'Bağımsızlığın felsefesi', bağımsızlığın partisini de oluşturmuştu. Bağımsızlığın partisi sürecin ileri yön yol taşıyıcısı olacaktı. Üstelik de her yeni oluşumun kırılma, tutuculaşma çelişkisi de bu yolla ortaya atılmış olacaktı. Bu süreç, her yeni oluşumun kaçınılmaz ve zorunlu yansımasıdır. Hele nesnel şartları ve kültürel şartları olmayan toplumların; siyasal kültürlerinin zemin oluşturması bağlamında, bu gerekli bir vesayetçi yasa gibi olmaktadır. Rejimim bebeklik dönemi, sosyal girişmeli koplikasyonlarına karşı, sosyal olanın fiziksel eğitimidir.

Her oluşma, olumlulukları yanında olumsuzlukları da olacak bir beliriştir. Evrende hiçbir olgu bundan kurtulamaz. Tıpkı sağaltım için ilaç almanızın, vücudumuza diğer yandan zarar veriri oluşları gibidir. Önemli olan, bu başlangıç bağımsızlıkçı ve demokratik cumhuriyet kararlarının icabı olan tutum alışlarını sürdürüşle yapıp yapmadığınızdır. Söz gelimi, bağımsızlık kazanılır kazanılmaz, yurdun esenliği tekrardan saraya, saltanata teslim edilse idi, gelişmeci ivme büyük bir olasılıkla akamete uğrar olacaktı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

29]Halkın öz hareketi, artık bir tanımlılık olmuştur ve konvansiyonel olmuştur. Bu tanımlılık ve konvansiyon olmadan, inançlarınız, vaazlarınız, finans durumlarınız, geçici bir çoşku durumu yapmaktan öte, etkin olamazdı. Konvansiyon sonrasıdır ki bunların (inançların vaazların ve finansmanın) girişen, işlevleşen hareketleri başarılı ve sürekli kılacaktır. İnançlar bundan sonradır ki öz hareketi daha etkin bir yapıya ve yapı organizasyona kişilerini şevkle götürür.

Artık bu öz hareketin doğuşu da; gelişmesi de; kendisini, kullandıkça tüketen kaynakların tükenir oluşu gibi bir doğru orantı içinde, kendisini sınırlayacaktır. Hareketin sınırlanmasına giden süreçler finansmanın olmamasıdır. Harekete dek propagandacı vaaz eden motiflerinin olmayışı hareketi sınırlar. Yine, işgalcilerin artık fiilen ortada olmayışı gibi tükenir olan bu kaynaklar nedeni ile özhareketin sınırlanması sağlanır, olacaktır.

Bu yapılar (inanç ve vaazlar) hareketin oluşması için temel neden değildirler. İnanç ve vaazların yerine başka şeyler de konabilirdir. Ama böylesi bir öz hareket içindeki halkın, kendi kurtuluşuna dek oluşmaları konusunda, kendi kararının olması, temel ve esas tartışılmaz bir nedendir. Yani dış çevrenin finansman sağlaması ve propaganda yapar olması, dışa değin çevrenin şartlarıdırlar, Ama bu dış şartlar, halka değin içte olmayan, kendi öz kararı olmayan eylemleri de, tetikleyemezdi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

30]Oysa Mustafa Kemal başını koltuğuna alan bir lider iken Vahdettin, kimilerinin gösterdiği gibi her nasılsa(!) düşmanla işbirliği edişle, yurdu kurtaracak olan bir kellesi esende olan bir insandı. Onca yurttaşı ölüyor, darp olup işgenceye tabi olup tecavüz görüyor, yeri yurdu yakılıyor, mülkü müsadereye uğruyordu. Ama Vahdettin esen de oluşla, yurt kurtaracaktı!

4-Halkın elindeki ya da özel kişilerde olan silahlar, eski idi ve miadı dolmuştu. Yeni silahlar karşısında şansı olmayan silahlardı. Ordular dağıtılmış, silahları işgalcilere teslim edilmişti.

5- Dağlar ve meskûn mahaller, durumun otoriter boşluğundan yaralanan haydutlarca mesken edilmişti. Ve dağlar kimi halktan kişilerin, askere gitmiş olup fakat askerden kaçmış, ya da askere gitmemek için izini azdırmak isteyen, asker kaçakları ile dolu idi. Otorite yoktu ve otorite, hak getire idi!

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bana âşıksan
Cevabım büyük
Devrim geçişleri
Hep anlamlı olur
İçin heyecanından mı?
Kavuşulmasından mı, nedir?

Devamını Oku
Bayram Kaya

4- Yapısal uygarlığın temelleri bu ittifakı dönemin biraz sonrasındaki oluşumlar üzerine bina bir inşa ve girişme olduğuna göre, övme ve yermenin bir anlamı olamazdı. Süreç kendi paradokslarının, elim ve hazin ve taraflar kendi mutlu mücadelelerini yaşamıştır. Bize de; geçmişimizi bilmek ve anlamakla, şimdiye akıl erdirip, şimdiyi kavramak ve yakın geleceği de buna göre, bu gelişin bir gidişi olacağını planlamak düşüyordu.

Kölenin iki temel yapısı beliriyordu. Birincisi emek var ederek, toplumsal olayların çevrimine en temel kat kınlık koyacaktan bir emek gücü verimiydiler. Bu yönü ile emekçi köle, sanki toplumun bir bireyi imiş gibiydi. Birey olamaması üretim yapamaması manasına değil, toplumsa yönetimde hiç söz sahibi olamaması manasınadır. Değilse kölenin emek gücü olmuş olması, toplumsal olmanın kısmi yeterli neden ve kanıtıdır. Ama köleler sağlam bir toplum unsuru idi. Toplum yüzde doksan, doksan beş; köle emeği ve köle üretimi üzerinde dönüyordu.

İkinci nokta olacakla da köleler; topluma egemen olmanın geriye kalan yüzde on, ya da yüzde beşlik kısmında bilgi (bilimsel bilgi) sahibi olmamakla da, yöneten sınıftan, egemen sınıftan olamıyorlardı. Kölenin, üretimden gelen gücünü de o aşamada bilmesi ve kullanması da zordu. Bilecek şartları da yoktu. Bu nedenle köleler toplumun kişisi olmak yerine, “halktan kişi”, işlemi görüyordular. Böyle olunca da, yüzde onluk, yüzde beşlik toplumsa işleyiş de, toplumun tümü gibi bir sanal muktedirlikle görülüyordular.

Devamını Oku
Bayram Kaya

1-Halk, emeğin yapı üzerinde belirleyici olmasıyla beraber ortaya çıktı (bkz. Toplum Ve Halk) . Daha sonraları, sürecin niceleyişleri içinde, emeğin artık ürün vermesindeki tılsımı keşfedildi. Bir kısım emek ürünlerinin hemen tüketilmeyen bir ‘ayni’ birikmesi vardı. Zaten bu birikime yağma eğilimli grupların iştahı olmuştur. İkinci olaraktan da bu birikime dek iştah, kendi içinde parazit yaşam eğilimli kişilerini de, emek üzerinde egemen eştiren bir efendi-köle süreci içine sokmuştu.

Efendi, kölesine tam bir parazit yaşamı gibi sahip olamıyordu. Çünkü parazit yaşam paraziti olduğu çevreye zararından ötürü onun ölümüne sebep olmaktadır. Oysa efendi böylesi bir uyumsuzluğun ortaya konduğu durumlara dek sorunları sürdürülebilir bir düzeyde çözmesi gerekiyordu. Efendinin sorunlara eğilimi köleye değer verdiği, ya da köleye değer vermediği anlamına değildi elbette. İşin akışına yol vermenin gereği bir tutumdu. Bu tutum ve yol alışta, ahlaki dediğimiz ceberrut canavar aşmalar da ortaya çıkıyordu; merhamet te ortaya çıkıyordu.

Şunu peşinen ortaya koyalım. Köle efendilere razı olduğu için kölelik düzeni ortaya çıkmamıştı. Bu absürt ve ahmakça bir ortaya koyuştur. Bu daha sonra sosyal anlamayal öyledir. Sosyal anlama toplumsal olanın nedeni değildir. Köle; emeğin biriktirilebilir bir artık ürün vermesinin istismar (sömürü) edilmesinin bir yansıma anlayış biçimi tutum aşılmasıdır. Yine kölelik bu artık ürünün ele geçirilmesiyle, servet zenginliği yaratmasıyla ortaya çıkmıştır.

Devamını Oku