4-Komün dönem de, ne sınıf ayrımı vardı, ne böyle bir sınıf ayrımı gibi durumu hayal edebilirdiler. Komün dönemin, açlar ve toklar ayrımı olmadığından: tok olanın da, aç olanın halinde anlaması diye bir düşüncesi de, zaten olanaksızdı.
Bu dönemlerde orucun böyle bir gerekçe ile ortaya konmasını değil aklın alması, komün dönemin sınırlı gerçeği içinde, tokun aç halinde anlaması gibi daha sonraki yapılar içinde görülecek bir sosyal gerekçeyi kullanamazdı. Hayale bile gelmezdi. Oruç önceden beri ola gelen olmayıp; o dönemlerin daha gerçekçi bir sosyal toplumsa kullanımı olan bir nesnel, nedense ilişkilerinden kaynaklanışlarla ortaya çıkma bir durum olsa gerekti.
Görülüyor ki günümüzün dahi sosyal avatar mantığı olan oruç; 12 000 yıl öncesinden beri insanlığın sınıflı olduğunu sanıp; o günlerinde bir açlar toklar sınıf çatışması yaptığını sanan kurgulayışlarıyla, komün dönemi, köleci dönem gibi; ya da bugünkü gibi kapitalist dönemler benzeri sanıyorlardı.
Bir Avatar Kalıptır Sosyal Ve Toplumsal Yaşam
Var oluş, çevre ile zorunlu bir bağ ilişki biçiminizi belirler. Bu ilişki biçiminiz, daha çok kendi organik hemcinslerinizle olan girişme ise insani bir sosyal ilişkidir. Bu bağlamda sosyal ilişki; organik-organik bağ ilişkisidirler. Hemen her canlının geçmişten geleceğe doğru akan koloniye ve simbiyotik olacaktan yukarı (ileri) doğru bir sosyal ilişkisi biçimi vardır.
Bu ilişki tipleri, daha çok aynı türler arasındadır. Bir hücre düzlemindeki ortaklaşa yaşam, organelci tip kavradığımız bir birlik ilişkisi vardır. Bu kabil birlik; farklı hücre tipleri birleşmesi iken, dışta daha çok aynı türün kişileri arasında, organ eldi (organize, kurum elci) birlik ortak yaşam işlev eşmesidirler.
Toplumsal gelişmeyi; toplumsal üretimi ve toplumsal yararın dinamizmine değin girişir olan manzumeleri içermeyen; ve yine toplumsal bölüşüm ve toplumsa refahı ve toplumsa kullanımdı yarar destekleri olmayan değişebilirlikler; toplumsal demokrasi kapsamında değildir.
Bu hali ile pulural olan toplumsa katılımlı düşünmelerin ortaya konmasıyla olan talepleri, anlayışla değerlendirmedirler. Demokrasi (güce, otoriteye karşı) , bir talep oluşturulması ile başlar. Ve talebin zorunlulukla kaale alınması (yasal kayıt) ile süreçleşir. Süreç diyalektik oluşla, taraflarının, ortalama çevresindeki bir noktalar kümesi uzlaşılarıyla; aşılmasıdır.
Çoğulcu uzlaşı olmayan kimi olgunlaşmamış konular da, gelecekte geçici anlarıyla sosyal yaşamın, öznel belleğidirler. Her iki yapı içinde kendilik gelişme ile nicelenişler, gelecek içindeki sosyal ve toplumsal çevrenin gereklerine denk düşer olacaktır.
Köle insan, eş deyişle üretim yapan insan; üretim yaptığı zaman, kölelerin her bir alandaki üretimleri olan kullanımdı özgürlük, toplumsal güce dönüşür. Toplumsal güç de özgürlüğe (zorunlulukların bilinci ile doğaya rağmen kullanım gücü; bağıntı olanın, doğa içinde oluşla, doğal yasallıktı oluşla, kullanım bağımsızlığına) dönüşür.
Bura da, köleyi köle yapan üretmesi değil, aksine ürettiğine sahip çıkamadığı paylaşım mülkiyet şeklidir. Haydi diyelim ki efendi bu sürecin düzenleyen beyni olsun. Ama bu beyin sürece bağıntılı olacakla sizi öyle kayıtlayan bir örganizedir. Değilse seçilmiş bir üstünlük değildir. Organize, toplumsal gücün ya da birlik oluşturma gücünün beliren bir (yöneten beyin) yaptırımıdır.
Fakat durum böyle olmamış yöneten beyin, tüm süreci kuşatan olacakla; bugünkü kimi devletlerin hukukun dışına çıkışla kendisini denetlenemez kılışla; kendisini cari şekle göre, kuralsız bir işleyiş şekline sokması gibi efendiler de toplumsal gücün de üstüne çıkmıştır. Tüm sorun köleleliğin (bağıl emeğin) , üretimin yapılmaması olan serbestleşme değil de; aksine toplumsa girişme ile bağılca bağıntılıca üretilmesidir (yükümle şilen- üstünlük kazanışla yapının dışına çıkan değil) .
Animizm Türkçe belirtilişiyle canlıcılık; insanlığın ilk gerçeklenir inanç tipi gibidir. Animizm (canlıcılık) doğal aksedişin insan algılarıyla insan düşünmesi içinde yansıtılmasıydı. Nedensellik olmayan sanılarla ortaya konuştu. Sanılar da, algı uyarmalarıyla ortaya konduğu gibi; algıların çarpıtılmasıyla da ortaya konuyordu.
Animizm bir din değildir hiçbir zaman din olmamıştır. Zaten ittifak öncesi dönemlerde din yoktu. Animizm de totemizm gibi kendi davranışlarını ve çevreyi,gerçekleştirme başarı ve becerisidir. Eğer böyle bir gerçekleştirme yapamazsanız, her şey size saçma gelir. Böyle bir gerçekleştirme ile doğru olanı yaparsınız. Ve ilkeli davranır oluşla, saçma olmaktan kurtulursunuz.
Animizmin kaynağı algılardır. Başlangıçta sizin dışınızdaki algılar, bencillikte olduğu gibi haz ve elem düzlemli oluşla kategorize edilemiyordu. Totemi insanların, kendi dışlarındaki dünyada kendilerine doğru olan hazcı ve elemli duygudan kaynaklı karışık ikilemleri vardı. Bencilce ihtiyaç olan acıkmayla susamayı ayırt etmeleri gibi burada tam bir algıda seçicilik yapamıyorlardı.
6] Bir aczin, bir geri oluşun bir yetersizliğin, bir egemenliğin, insanları biat ettirerek üzerinin örtülmesidir de. Aynı zamanda da, biati kültür, hepten kötü olur bir araçça kullanılır da değildir. Örneğin; biat bir anlık doğru olan, deneyci olan uygulamanın çabuk, zaman yitirilmesine meydan bırakılmadan, uygulanmasına değin olan tecrübeler bilgisidir de.
Elbet bu tecrübelerden yararlanılır. Ancak Çinlilerin deyişi ile yine de; 'Bir musibet, bin nasihatten yeğdir.' Bunun içindir ki demokrasiler vardır. Bunun içindir ki çeşitli bilgi deney ve değer verişlerin; yani dengelerin bir arada gözetilerekten, denge edilmelerine değin, ilişkilenmesi söz konusudur.
Değilse; biatteki gibi dengelerin itaatçe bastırılışlarla kaynaklı, patlama şiddetlerine yol vermesi açmazı değildir. Biat sürekli doğru olsa idi, zaman akmazdı. Doğru olmadığı için zaman akar. Değilse biatle her şeyin durup, neredeyse sükûn bulması lazımdı. Biatin yaşamsallığı, anlık sosyal olaylarla, çeteci yapılanmalarla belirip kaybolan, bir grup çıkarcı aidiyetler birliğidir. Biat, toplumsal bir ilke ve toplumsal araç aşmalara dek olanın bir birliği değildirler.
Her yaşam, bir akşamdır
Ne gam elinde keder;
Ne keder elinde gamım.
Bir akşam, her yaşamdır
Yaşam
28] Böylece yeni yeni toplumsal aidiyetlikler var edilip, yok ediliyordu. Erken dönemlerde, ilk oğul baba toplumuna verildiğinde, miras hukuku çözülemiyordu. Bu nedenle ilk oğul hep dölsüz olurdu. İlk oğul kısırda kılınıyordu. Sünnet bu kısırlaştırmanın aşılması için yapılır bir uygulama gibi düşünülmektedir.
İlk ittifaklar için yapılan sözleşmeler daima akılda kalıcı, etkileyici, unutulmayan, bu yüzden de sadakati pekiştirilen şölen ve kutlamalardı. Bu törenler esnasında insan ve hayvan kurbanların kanı bir kaba akıtılır, bu kan (dem) karşılıklı olarak, kaplar içinde içilip, içmeler sonunda kaplar yere atılarak kırılırdı. Bu türcü şekilde ritüeller vardı. Bu tür sembolik ritüel törenler de bir kardeşleşme aidiyet ilişki bağıntısı sürdürülürken, giderekten, bu tür törenlerde, kan içilmemesinin, insan eti yenmemesinin de insan kurbanına son verilmesi içinde uygulamaların son kez ve çok şiddetli bir uygulaması yapılacaktı (Nuh tufanı gibi) .
Bu tür şölenlerde böylesi vaz geçişlerin, kutsal kitaplardaki bildirimi şöyledir: Tanrı Nuh'a tufandan sonra şöyle der: 'Kan içmeyeceksin' Böylesi bir emirle, insan kurbanının lav edilişi, yine bir başka rivayetle halk nazarında bu adetten vaz geçilmenin gerekçeli anlama sembolizmi var edilecekti. Nuh bağ yapacaktı. Artık insan kanı yerine Nuh, şarap içecekti. Aslında Nuh sürgün yemiş, vaat olunan topraklara gitmişti.
29] İnançlarımız da, aidiyetin en temel olduruş biçimidirler. Ve aynı zamanda da bu tür inancı aidiyet eştirmeler, sömürülüştürler de. Aidiyet noktası gidecekten toplumsal organik organizmaya dönüşmenin yol alışıdır. Ait eşme, mutlaka ve zorunlu bir çekimler alandırlar. Formel eşmesi sürekli olarak, zamana ve ilişki koşullarına bağlı olarak değişir olmak zorundadır. Çözüm üreten devletler bu alanı sürekli güncellerler. Sorunlu toplumun bu alanları korunmalı ve çok inancı bir anlayıştır. Oysa bu alan baştaki ittifaklar dönemi gibi bir toplumsal değişkenler yaratmanın dönüştürücüsü kılınmalıdır.
Aiti eşme, semboller üzerinden de iletiş ilerek, halde somutlaşan bir davranış gerçekleşmesidirler. Aiti eşme; meşruiyetini ve yaptırım gücünü, totem ata simge saygınlaşmasında (sosyal gücün baskısından) almaktadır. Aidiyeti işin esasına değin özü, temel düzlemce gereksinimlerin sağlanmasındaki girişmelerin bir başlatıcısıdır. Bir açar (anahtar) girişme devinmesi tipidirler.
Aidiyet, insan iç molekülerce devinim yasalarının sosyal organ el devinimlere yansıyışla ve nefis (ego) düzleminin dalgalanan ve istikrara yönelten duygusudur. Nesilden nesillere geçişen, girişen biriktirmedirler. Sosyolojik anlayışlarla, yaşamsal edimlerle, toplumsal ittifakların, sembolik formüllerin, atadan sonraki nesillere, yani torunlara geçişidir.
31] Alışkanlıklarımız, edim ve eylemleri gerçekleştirişte; bunları benimserken; bu eylem ve edimleri kanıksar iken; çok iyidirler. Ancak aynı alışmalarımız, bizim anlayışlarımız da ve davranışlarımız da, bizleri öyle fazla düşünmeye yöneltmeden, bu edimleri otomatikman yapar oluşumuzu da ortaya çıkartır. Otomatik oluş bir avantaj iken; mutlaka karşılanması gereken, bir dezavantajımızı da olurlar.
Otomatiklik; yapılan edim ve saygınlaşmalar kutsal oluşmacı edimleri de yok ederler. Yine otomatikçe oluşlar bizi, düşünsel fikri tembelliğe götürecektir. Bu bakımından, otomatiklik bizleri düşünüşte, dönüşemeyen, bir davranış kalıbının içine de, sokacaktır. Böylelikle otomatik alışmaların, bir diğer olumsuz yüzü olan bize rehavet vermesine dek bizler üzerindeki gevşemesini de, üzerimizde salındırtır durur. Otomatiklik, yeni gelişmelere karşı duruşta, bizim direncimizi de oluştururlar.
Bu tür aidiyeti şartlanmaların üzerimizde salınır oluşun en temel olumsuzluğundan birisi de alışmaların, bizleri o alanda bağnazlaştırır olmalarıdır. Hatta bu bağnazlığımızı ve değişemememizi; travmaya dek götürür oluşlarımız, bu alışmaların sebebiyetindendirler. Bu direnççi alışmaların yararı da vardır. Yararı, bilinmeyene karşı; her yeniye, her sürprizlere karşı, bizlerin balıklama dalmamızı önler oluşçudurlar. Yeni durumunuz cazibeli de olsa, alışmalarınız olaya temkinlice, biraz da kuşku ile ihtiyati yaklaşmanızı da size önerir. Ki bu da sağduyunuzdur.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...