Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Hiç değilse sınıflı toplumsal yapıya dek, totemizm bir din değil, totem de bir tanrı değildir. Tabu ve totem ilkte kapsar bir ulam oluşla, hiç bir zaman bir din değildir. Neden? Birkaç tanesini hemen söyleyeyim. 1-İlahi bir söylem ve hitap olmamakla totemizm asla bir din olmadı. Evet ritüelleri oluştu saygılamaları oluştu ama imanı hiç oluşmadı. Zaten o yapı aitliği ile doğup, şehadeti istennezdi.

2-Tabu ve totem sanı kanılardan da oluşsa da, bu sanı ve kanıların kaynağı, insan ve insanın doğal çevresinden gelen nesnelliğin; insan düşüncesin içinde yansıtılmasıdırlar. Böylece dini sanı kanıdan ayrılırlar.

3-Sosyal birlikti etnik totemi dönemler, dinlerin vaaz edeceği hiç bir ortam ve zemin ideolojisini, içermezler. Bu neden ile dinlerin seslenebileceği bir alan değildirler. Yani dinlerin bu dönem içinde söz söyleyebileceği hiç bir argüman ve ideolojik tabanları bulunmamaktadırlar. Bu yüzden dinleşemezler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Eğitimin temel amaçlarından birisi de insandır. Bedensel geriliği olmayan insanın zorunlu bir eğitime tabi olması bunadır. Eğer eğitimin konusunu insan olarak alır isek, sosyal yaşam alanında inançsal eğitimin amacının da insan olacağı açıktır. Bunun dışında inançsal eğitim, pek pek bir şey, gerçekleyemez. Söz gelimi inançsal eğitimi bitiren birinin cam macunu dahi çekemez olması, bu eğitimin üretim amaçlı olmamasındandır.

Söz gelimi bizim dinimizin eğitimsel faaliyet yürütmesi ile imam hatip yetiştirir olması, bir üretim ilişkisi değildir. Buradan, imamın cenaze yıkar olması, namaz kıldırır olması vs. sosyal ve halksal alanın aidiyet ilişkisine denk düşerdir. Değilse toplumsal alanın bir emek değiş tokuşuna denk düşer yükümlüleşme değildir.

Eğitim, hem toplumun hem sosyal hayatın bir dilidir. Eğitimin somut ve soyut, şimdiki halde ve geleceğe yönelik pek çok amaçları ve planlaması olur. Toplum dili olarak eğitim, birçok amaçlarının yanı sıra, bir temel amacı da, toplumsal bir amaç için üretimin sağlanmasıdır. Yani toplumda eğitimin amacı üretimdir. Tekniktir. Toplumun teknik olma eğitimi ağır basar. Hatta teknik eğitim özelleşerek, mesleki eğitimlerine de dönüşür.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu nedenle, sanki bilmezlikle, toplumun tüm enerji sarfını ve zaman israfını, bu tür alan dışı, çağ dışı bir sahiplenişlerle, imam hatip okulları, bir meslek okuludur denerek, toplumsal meşruiyetlikler yaratılıp tartışılmaktadır! Bu bir tekçi mantığın bilgi düzey ve düzlemi sorunudur. Bu yüzden anlamsız yanlış kavgalara neden olmaktadır.” Ne var canım, halk dinini öğrenmesin mi! Ne var canım, dinsel eğitimli olanlar da bu vatanın evladı değiller mi, mimar mühendis de oluversinler! Savcı olsun! Doktor olsun” vs. vs. denmesi akıl perdelemektir. Ya da akılları perdelemeye matuftur. Bu tür söylemler hiç bir toplumsal haklılık sağlayamaz.

Mantığın işleyişini bilen herkes, buna güler. Azcık aklı olukta aklı işleyen herkes, bu söylemlere ve söylemlerin zavallılığına veya kitleler için, bunlar nasılsa anlamazlar diyen anlayışlarına, burun kıvırıp geçerler. Bilinir ki toplumsal eğitim de ki toplumsal kültür de ki amaç, sizin mantık koyuşunuzu şekilleşmektir. Sizin mantık işletişinizin ve olayları, olguları, yorumlayışınızın biçimlenişidir. Olayları analiz etmeniz için, size kalıpçı devindirme alanıdırlar. İnançlar bu yolu çok sistematik olarak kullanır.

Hani çok kere, dinsel eğitime,” demokratik hak” denir ya, işte bu söyleyiş hiç toplumsal demokratik hareket değildir. Çünkü halk ve toplum istemli olan demokratik hareketler, halk ve toplumsal alanda biri biri ile uyuşmazlar. Ve her biri, birinin diğer alanında devinemezler. Söz gelimi halkın istemini halk içinde bir demokrasi hareketi sayarsak. Böylesi bir inançsal eğitimde halk içinde demokratik anlayış olacaktır. Halk eğitimi koşulsuz bir inanmanın ve otorite koymanın ve itaat etmenin eğitimidir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kara bahtım demiyorum
Kara düşüncem
Yalnızı durumlarladır hüzün
Say ki baharı bekleyen
Yaprak dökümü içindeki güzün
Bıkma, bezme; boş boşuna gezme

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ağaç totemli insanlar, pire insanların grup yaşantısına göre, daha bir özelde yerleşik yaşantılaşmayı başarmış olabilirler. Yeni yerleşik düzen ilişkisine katılan pire adamların yaşantılaşmaları ve meslek edinmeleri, bu ittifakı ilişki düzeninin birlikteliği ile ortaya çıkar olabilecektir.

Pire grubun hepsi, pire gibi atik davranır olamayacağından, savaşçı olma ve ulak olma mesleklerine katılamazlar. Bir kısmı, şu veya bu biçimle zaman içinde, berberlik mesleğine yatkınlaşmışlardır. Ağaç insanların ittifaka katılmalarının tarihi şöyle böyle çıkarıla bilir. Sosyal öğrenme ağaç adamların ittifaka katılmalarını şöyle bir çağrışımla hafızadaki öğrenmeyi diri tutarlar. “ Pireler berber iken, ağaç adamlarla kardeş olduk” diyen bir halk söylemi, bize özel bir tarih sırası verir.

Pireler berber iken, diye başlayan masallar, genel bir tekerlemeye dönüştü ise de, o tür masallar yine pirelerin berberliği sırasında ya da sonrasında, üretilen masallara bir milat gibi olabileceği düşünülebilir. Bu milat bize hiçbir şey ifade etmiyor ama eski tarihte pirelerin berber oluşları, bir milat belirtir gibi masallar da anılır oluşu, kuvvetli ve travma tik bir bellek yapmış olmalıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Eğitim bilimlerinin mantığı, günlük yaşayışlarda ve günlük ilişkilenişlerde, yararcı mantık ilişkileri ile kullanılmalıdır. Alınan toplumsal eğitim sosyal yaşamda pratik enformel edilemediği sürece; kişi mantığı, asal olan inanç mantığı düzleminde devinir. Ve kişi kendisini rahat hisseder. Bu asal mantığa göre, farklı mantıklarınız, sizin iletişememe tedirginliğinizdir.

İnançsal mantık aslında yaşamı anlamak ve kişinin kendini bu anlamda konumlamak istemesidir. Bu istem insanın merakını sindiren bastıran, gerçeklenmenin belirmesidir. İnsanın, yaşama saygı duymak isteyişinin bir anlayışıdır. Yaşama saygı duymak, en temel anlayıştır. Ve bu yaşam saygı duyuş, ölümü de içeren sürmenin kesikli ve sürekli olan yapısına soyut bir analizdir. Yani ölüme de saygı duyuştur. Çevren belirimin gücünü duyuştur. Bu analiz, gerçeğin izlenimlerindeki tasavvurlardan aks eder.

Kişi kendi hayal gücünü, inançlar sayesinde olabildiğince geliştirir. Kişi kendi kendinin içte inançsal söyleşmesini yapar. Ve yine kişi, inanç olarak, anlayışları kendisinde başlatır, kendisinde bitirir. Bu insanca olmanın bir tinsel modifikasyonudur. Bu arada kişi yücelim duygularının hazzını ve etkileşmesini, baskı olarak yaşar. Umut etme, adaletli olma, gibi ahlaki erdemlerin sanal dönüşmesini yorumlar. Bunlar çoğu durumlar da yadsınamaz kazanımlardır. Yok oluş fikrinin, ürkütücü olmasından kurtulmak için yeni yaşamın, şu andaki tutumsal yatırımlarını sergilemenin coşkusunu ve anlam sindirmesini içsinirler. Sanı kanı olan inançlar ilkten beri insanın asal mantıklarıdır

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ama biyolojik uyum ve gelişme süreçleri, çevresi ile girişip değişen süredurumlardır. İçteki aktif olan, ya da olmayan depo süredurumlar, çevresi ile yeni öğrenme ve gelişme girişmeleri yapamayacaktır. Bu da o geçmiş depo zamanların, değişmiş yeni koşullar içeren çevrelere birden tepki ve yanıt verememesidir.

Ya da çevrenin ani değişmesi de gösterir ki, organik yapılar, mükemmel değildirler. Yani, değişen çevre şartlarında, girişerek değişeceklerdir. Bu da organiklerin çevre etkiyenlerini, önceden görüp bilemez oluşlarıdır. Doğal olanda, doğru olanda budur. Eş deyişle, yeni çevreye ilişkin girişme davranışları, deneyimci yani yol haritaları, geçmiş zaman belleklerinde olamayacaktır. Ve organizma bu yüzden ileriyi bilememekten ötürü, oluşturması gereken geçmişteki gibi zaman tepkilerini, biriktirip taşıyamamış olacaktırlar. Gelecekteki değişmeler karşısında akim (verimsiz) kalacaktırlar. Belki de, o organizma bu yüzden yok olacaktır. Söz gelimi dinozorlar gibi.

Varlığın ileriye ait bir gelecek olma ve gelecekte farklı olacak olma bilinci ve tahmini vardır. Ama bu çevrimli süreçler için bir bilgidir sadece. İnsanlar için de bu, söz gelimi yarında yağmur yağar olacaktır. Ve yağmur karşısında geçmiş zaman birikme tepkisini, yarın da tedbir olarak ortaya koyacaktır. Organiklerden, soyutlama gücü olanlar, geçmiş çevrimli olmayan bir süreçler akışının, neler olacağını hiç bilemez. Bu yüzdende bilinçli bir geçmiş zaman (tedbir ve tedarikini) sağlayamazlar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Başlangıçta bu günkü güncellikler yoktu. Olamazdı da. Onun içindir ki bu günkü bu olaylar, o zamanlar asla olamazdı. Ne de başlangıcın koşulları, bu günkü güncelde vardır. Olmadığı içindir ki, başlangıç koşullarının aynısı bu günkü günde mümkün değildir. Yani yeni bir koaservattan, hücreye; oradan da bir ortak atadan maymunu, insanlık düzeyine getiremezsiniz. Yani bu hayat bir kezliktir. Başlangıcın belli döneminde (güncelliğinde) , bir kez ortaya çıkmıştır. Ve yoluna bambaşka, başlangıcın koşulları içinde olmayan güncelliklerle (konjonktürle) devam etmektedir. Zaten başlangıç güncelliği şu an oluyor olsa idi; bugünkü gün hiç olmazdı. Bunu az önce söyledik.

Bu nedenledir ki, ilk oluşma dönemlerdeki, aktüel çevrenin olgu ve olay durumları, şimdi de yoktur. Ve mümkün de değildir. Ne de şimdiki güncel çevrenin belirlemeleri o ilkteki aktüel çevrenin içinde oluşabilirdi. Ne de biz, ilk aktüel çevrelerden beri olagelen, birikmelerin, iç zaman tersinmesi oluşma koşullarından ayrılabilmişizdir. Birikmeler varlıkta işlevleşmiştir. Ya da işlevin bir parçası olmuştur. Ya da birikmeler, tekrardan dış şart yokluğundan işlevsiz kalıp, varlığın alt düzlemi olan veya bastırılan bir var oluş olarak bulunurlar. Yani bu birikmeler moleküler düzeyde, varlıkça içisinilmektedir. Ve bizler böylece geçmişin imzasını taşımaktayız.

Başlangıcın güncelliği atom altı parçacıkları ön görüyordu. Bu dönemde protonu, nötronu düşünüyor olmanız; şöyle bir aklınızın kıvrımında, uzaktan yakından geçiriyor olmanız, tam bir anlamsızlıktır. Yine proton ve nötron olmayınca atom ve atom çekirdeğini tasarlamamız da tümden kafayı üşütmemizle denktir, olanaksızdır. Sıcaklık 100 trilyon kez trilyon dereceden 1 milyar dereceye düştüğü eşikte ancak proton ve nötronlar dediğimiz çekirdek parçaları, atom altı parçacıklardan oluşacaklardı. Daha bu aşamada, atom çekirdeğinin yerinde yeller esiyordu. Hayali bile olanaksızdı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Hasbel kader bir karınca
Hiç hesap olmazken
Hazırlanmış ihtişamla
Süklüm büklümden al
İki dirhem bir çekirdekten hal
Karıncalar ülkesine varınca

Devamını Oku
Bayram Kaya

4-Elbette organik bir olgu ve olay en az dış dünyayı kendi içine intikal ettirmekteler. Dıştan etkisi altında kaldığı süreçlere karşı gösterdiği kimi direnç tepkisi ile de dış dünyayı öğrenmektedirler. Ama bu öğrenmenin tepkileri hemen, birden ve toptan değildir. Adım adım seçme ayıklamalarıyla, bir süre sonra olgunlaşan tepki ve inşa ortaya koymanın öğrenilir olmasıdırlar. Böyle olunca, bu öğrenme bile zorunlu nedenlerle ve seçme ayıklamalardan ötürü çok kısıtlı olmakta. Teorik olaraktan bu kısıtlılık dahi sınırlı bir bilme ve eksik mantık ortaya koyuşun bir argümanıdır.

Birinci halde dış ortama göre o inşayı dizayn etmektir. Yani birisi akıllı ve yaratılışçı inşadır ki bu hem doğru değil; hem de dünyanın bu süreçti koşulları içinde ki her bir gidişatına göre bu doğru olamazdı.

Değişen çevre koşulları nedeniyle, belli bir duruma göre dizayn edilmiş kalıp organizeler; değişmeler karşısında şaşacaktı. Yukarıdan beri tartışıla gelen; “en az iş (enerji) ve en az dış dünya içerilmesi” ilkesine göre önceden dizayn ters olacaktır. Bu durumda dış dünyanın değişmezliği gerekecekti. Böyle bir durum da elan söz konusu değildir. Değişmeler karşısında da sizin dıştan sık sık müdahale etmeniz gerekli olacaktı. Ki böyle olan bir durum da, şu anda ortada yoktur.

Devamını Oku