19-Doğadaki kendi kendine organize edişi görmek gerek. Yoksa bu organizeye sondan bakış, bize amaçlılık mı geliyor?
Oysa şimdiki tanımlama yapmalarımız; en sondan, bu günkü düzlemden, tarihselliğe bakışla; tarihsel olguları bilinç edinen, bir çıkarsamasıdırlar! Oysa bu günkü akılsal çıkarmaların düzenlettirdiği girişme, başlangıcın koşulları içinde yoktur.
Eğer sosyaldi komün oluşmalara bu günün öznel kazanımlarıyla bakarsak, söz gelimi o günlerin duvar işçiliğinde; su terazisi de buluruz. Hatta su terazisi, çekül olmadan duvar yapılmaz da diyebiliriz! Oysa o günün koşullarında duvarın en az düzgün olmasını duvarın kendilik otomatik kontrolü sağlıyordu.
20-Bütüncül algıların parça algılara ve parça yüklemlere dönüşmesi
Mülkiyetçi yapıyı parçalar işlevliği ile devindirecek süreç, üretim ilişkileri süreciydi. Bu süreç te, henüz bu zaman aşaması içinde ortada yoktu.
Sadece bir doğuran vardı. Ürün, yapının ortak ürünüydü. Üründe, o aitlikteki tüm herkes sorumluydu. Ürünü doyurmak, ürünü korumak, ürünü barındırmak, sosyo komün yapının asli göreviydi. Ha keza ürünün eğitimi yine yapının yükümündeydi. Ürün yapının kendisi ve devamıydı. Yapı parçasına bu benim demeyi bilmiyordu. Ki demesi de o aşamada hiç bir işine yaramazdı.
27-]Aslında alanın eğimi zorunludur. Siz, öyle anladığınız için o alan eğimi öyle devinmez. Siz var olan bir devinme ve ilişki girişmesine; rast gele anlam ifade ediyorsunuz.
Var olan devinmeye sizlerin yanlış anlamla eşlemeniz, ilinek olacakla bu eğim üzerine biner. Siz sanırsınız ki o anlam, o inanç şekliniz o alan eğiminin bir zorunluluğudur!
Yani kuşlar, siz kuş dediğiniz için uçmazlar. Kuşlar zaten uçmakta. Ama sizin uçmayı yerde yürümekten ayıran bir tanımlamaya ihtiyacınız varsa, tüm uçuculara kuş demeniz veya yılan demenizin o uçma ile hiçbir etki sel ilgi bağıntısı yoktur.
Kara bahtım demiyorum
Kara düşüncem
Yalnızı durumlarladır hüzün
Say ki baharı bekleyen
Yaprak dökümü içindeki güzün
Bıkma, bezme; boş boşuna gezme
Saçını mı boyadın,
Neden Dünya sarı?
Al başımda gamı kasaveti
Gündüzse, neden bu kaygı?
Gözlerin midir süzen,
Şimdi, sivri akıllı biri çıkıp, efendim terörle bu, bir mi der! Bu da tartışılır. Ama diyelim ki değil. Bahse konu olan ikisinin eşdeğer olup olmaması değil. Yanlış olan halkın finanse ettiği oluşumlara; toplumsal meşruiyetlikle mazeret ve olumlama verilir olmasıdır. Toplumda finansmanı toplumun bütçesi yapar. Onu da toplumsal olanın finansmanına yönlendirir. İnançlar (halksal kültürdür) toplumsal kültür olmadığından, toplumsal finansmanı da olmaz. İş bu kadar basittir. Toplumsal fikir olmayacak denli fikirsizlikler fikir olmaktadır. Halk bir ibadet hanesini yapar gibi, kendi alanı içinde bunu sürdürür.
Bunu toplumsal olanın neresine koyacaksınız. Halkın finansı, ya da özlemi, kişisel grupsal etnik egoizmlidir. Toplumsal değildir. Halk, toplumun üretim tabanı değildir. Toplumlar, yasalarla ve toplumsal olanın, yasallaşması ile işlerler.
Toplumsal olanda toplumsal nesnel ilişkilikte güncel girişmeli, üreten değişkenlikli, aidiyet ilişkisidir. Bunun içinde halkın istemi ya da halkın inançsal özlemleri yoktur. Çünkü inançlar toplumsal üretimle ilişkilenemezler. Toplumsal sistemler, kapitalizm skalasını ne kadar serbestlikle en doruğa çıkardılarsa kar için toplumsal olandan çok, halksal olanı üretir oldu.
Buralar da egemenci dildi, şu bu tür tartışma, verimsizlikten başka bir şey doğurmaz. Sümer dili uygarlık yaratabildiği sürece yaşamış, kültür ve tekniğini sıfat ve isim ad olarak, diğer kültürlere aktarmış. Kendisi tarih sahnesinde çekildiği halde diğer diller içinde egemenliğini hala sürdürür olmuştur.
Dil egemenliği böyle olur. Tarih içinde üretememiş, toplumlar arası girişimlere maruz kalmamış dil, elbette egemenci olamayacaktır. Elbette toplumsal ittifak içinde ortak kullanım dili olarak, paylaşılmayacaktır. Kimseler size bunu lütfen olarak ve insan hakkı diye sağlayamaz. Sağlasa bile; atıl, cılız, kalıp; bir zaman sonra tümden terk edilmeğe mahkûm olurlar.
Bir Arap dili bile, sırf bir dini kültür ortaya koyduğu için, 60 kadar toplumun dili içinde kendisini egemenci kılmış, bir yayılmayı göstermiştir. Yani dillerin işlerliğini, sizin tarih içindeki bilim teknik edebiyat olarak oluşmalarınızla var kılınırlardır. Taşıma, kopya kültürlerle, diller, tercih edilen bir sahne alışı veremezler. Toplumlarda zorunlu olarak sanatını, bilimini, teknolojisini uluslar arası ilişkiler dilini, ortak toplum dili ile yaparlar. Ve hep birlikte o dili geliştirirler.
Mutlaka her toplumun dili bir zamanlar etnikti. Ama yüzyıllar içinde toplumsal bir evrimle toplumların dili oldular. Toplumların dili de giderek en gelişmiş, diğer dillerin kullanımına en çok sirayet etmiş sözcüklerden, insanların yatkınlaştığı sözcüklerden bir dil belki de giderek dünyanın dili olacaktır. Siz toplum olarak buraya bilim sanat teknoloji olarak ne kadar yansırsanız o kadar payidar olursunuz.
6-]Başlangıcın ittifakı toplumunda, halkın bireyleri eli ile topluma katılımıyla çok güçlü bir sirkülasyon alanı yaratılmıştı. Bu aşamada, üretim alanı sadece üretim alanı kalırken; halk, tüketim alanı cazibesi olmuştu. Böylece halkın var oluşu ve devam etmesini süreç etmişti. Artık kimi toplumsal girişmelerin içinde, halkın müdahilliği de, sağlanmıştı. Ancak zihin devinmesinin Güneş sistemli birlik ekseni uzay zaman düzlemi içinde; üretim ve tüketim alanları aynı yer olacağından bahisle; burada halk yoktur.
Halk, ya dünya ölçeğinde kendi kaderi ile baş başa bırakılacaktı. Ya da seçme ayıklama kriterlerince içselleşen zaman zemin boyutlu işlev kuant paketlere dönüşüp, kişi içtenlikçe organizasyonlarla da süreçlere katılacaktı. İkisi de olası, ikisi de mümkün ve yürür de olabilecek durumdur. Eğer dünya da yaşamı uygun olursa, Dünyada kalma olasılıkları vardır. Çünkü gelecekteki o günkü şimdiki zamandaki Dünya da; artık eski insanlık Dünyası değildir.
Bu yüzden halk, karmaşık olandan daima geri düzlemlerin meftunu ruh taşıyan, ilişki düzen tikelcisi olanın kolaycılığına kaçar. Yani organize olup, işlev eşip, gelişip olgunlaşıp, şebeke ağ ilişkisini taşımak istemezler. Yeni sorunlarla, yeni sorumluluklar almak yerine; kendi kararlı, istikrarlı, yalın düzenlerini bozmaktan hep kaçınırlar. Bunun için halk hep, ilkteki aşamalar içinde kalan düzlem pozisyonlarına çekilmeli oluşla, gel git eğilimli olmuşturlar.
Tabu, fetişti duyguların dışta size haz ve elem duyguları olurla nedense bir algı gibi yansıması duygusudur. Şeylerin öyle olurlusu, tabunun kaynağıdır. Totem tabu algılardan kaynaklı ortaklaşan aitti çekim algısı olacakla; somutlaşışla, kurallaşışla, kaidelersen kimlikti klan kardeşliği ilkeleridirler. Totem düzenleyen ilkedir. Tapınaktan öncedir. Tapınma daha sonradır. Totemin kaide ve kuralları tabulardır.
Tabu ve totem toplum öncesi sosyal hayatın bir gerçekliğidirler. Toplumsal yapılar içinde bin bir kılığa bürünmüştürler.
Tabu ve totem o aitti grubun ya da klanın ata soy totem kardeşliklerini belirler. İlk kardeşlik sosyal bağ dokusu, totem kardeşliğidir. Ortada henüz sütkardeşliği, ilanen kardeşlik, cinsel yolla kardeşlik, evlilik yolu ile kardeşlik, biyolojik kardeşlik gibi anlama ve tanımlar hiç yoktur.
Tabu bir içlemin öyle olurluğunun yaptırım içlemi iken, totem bir tabular zarfıdır. Sosyal birlikler, girişen bu çoklu duyguların, insanı tedirgin eden algılarını, yalınlaştırarak, sadeleştirerek minnet ve mihnet üzerinden dolaşacakla cevap yapıp, biyolojik bireyin, işini kolaylarlardı. Sosyal birlikler biyolojik bireyin bu algılarını tabu ve totem eksenli aidiyeti ilişkinin mesajıyla giriştirirler.
İnsanın mana algıları üzerinde yalınlaştırma ve sadeleştirmeye dek dönüştürmeleri yapan totem, insan öznesinin temel yansıması olan çoklu bilinç mantığı edinmedi yeteneğini olanca ağırlığı ile üzerine almıştı. Böylece yansımaların girişmesi, ata totem tekilliğin kayrası ve gözetmesi biçimine toplanmıştı.
Bu tabu alan desteği, tekrar edilir deneyci davranışları; buraya koyan nesillerce, somut ve anlaşılır iken, sonraki neslin bu destekten (tabudan) yararlanması, soyuttu bir değişmezliğin anlanmasıydı. Sosyal birlik üyesi bir manevelayı kullanıyor, bu manevelaya bağlı giriştirmeler kimi kez art arda devinimlere dönüşüyordu.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...