Animizm Türkçe belirtilişiyle canlıcılık; insanlığın ilk gerçeklenir inanç tipi gibidir. Animizm (canlıcılık) doğal aksedişin insan algılarıyla insan düşünmesi içinde yansıtılmasıydı. Nedensellik olmayan sanılarla ortaya konuştu. Sanılar da, algı uyarmalarıyla ortaya konduğu gibi; algıların çarpıtılmasıyla da ortaya konuyordu.
Animizm bir din değildir hiçbir zaman din olmamıştır. Zaten ittifak öncesi dönemlerde din yoktu. Animizm de totemizm gibi kendi davranışlarını ve çevreyi,gerçekleştirme başarı ve becerisidir. Eğer böyle bir gerçekleştirme yapamazsanız, her şey size saçma gelir. Böyle bir gerçekleştirme ile doğru olanı yaparsınız. Ve ilkeli davranır oluşla, saçma olmaktan kurtulursunuz.
Animizmin kaynağı algılardır. Başlangıçta sizin dışınızdaki algılar, bencillikte olduğu gibi haz ve elem düzlemli oluşla kategorize edilemiyordu. Totemi insanların, kendi dışlarındaki dünyada kendilerine doğru olan hazcı ve elemli duygudan kaynaklı karışık ikilemleri vardı. Bencilce ihtiyaç olan acıkmayla susamayı ayırt etmeleri gibi burada tam bir algıda seçicilik yapamıyorlardı.
6] Bir aczin, bir geri oluşun bir yetersizliğin, bir egemenliğin, insanları biat ettirerek üzerinin örtülmesidir de. Aynı zamanda da, biati kültür, hepten kötü olur bir araçça kullanılır da değildir. Örneğin; biat bir anlık doğru olan, deneyci olan uygulamanın çabuk, zaman yitirilmesine meydan bırakılmadan, uygulanmasına değin olan tecrübeler bilgisidir de.
Elbet bu tecrübelerden yararlanılır. Ancak Çinlilerin deyişi ile yine de; 'Bir musibet, bin nasihatten yeğdir.' Bunun içindir ki demokrasiler vardır. Bunun içindir ki çeşitli bilgi deney ve değer verişlerin; yani dengelerin bir arada gözetilerekten, denge edilmelerine değin, ilişkilenmesi söz konusudur.
Değilse; biatteki gibi dengelerin itaatçe bastırılışlarla kaynaklı, patlama şiddetlerine yol vermesi açmazı değildir. Biat sürekli doğru olsa idi, zaman akmazdı. Doğru olmadığı için zaman akar. Değilse biatle her şeyin durup, neredeyse sükûn bulması lazımdı. Biatin yaşamsallığı, anlık sosyal olaylarla, çeteci yapılanmalarla belirip kaybolan, bir grup çıkarcı aidiyetler birliğidir. Biat, toplumsal bir ilke ve toplumsal araç aşmalara dek olanın bir birliği değildirler.
Her yaşam, bir akşamdır
Ne gam elinde keder;
Ne keder elinde gamım.
Bir akşam, her yaşamdır
Yaşam
28] Böylece yeni yeni toplumsal aidiyetlikler var edilip, yok ediliyordu. Erken dönemlerde, ilk oğul baba toplumuna verildiğinde, miras hukuku çözülemiyordu. Bu nedenle ilk oğul hep dölsüz olurdu. İlk oğul kısırda kılınıyordu. Sünnet bu kısırlaştırmanın aşılması için yapılır bir uygulama gibi düşünülmektedir.
İlk ittifaklar için yapılan sözleşmeler daima akılda kalıcı, etkileyici, unutulmayan, bu yüzden de sadakati pekiştirilen şölen ve kutlamalardı. Bu törenler esnasında insan ve hayvan kurbanların kanı bir kaba akıtılır, bu kan (dem) karşılıklı olarak, kaplar içinde içilip, içmeler sonunda kaplar yere atılarak kırılırdı. Bu türcü şekilde ritüeller vardı. Bu tür sembolik ritüel törenler de bir kardeşleşme aidiyet ilişki bağıntısı sürdürülürken, giderekten, bu tür törenlerde, kan içilmemesinin, insan eti yenmemesinin de insan kurbanına son verilmesi içinde uygulamaların son kez ve çok şiddetli bir uygulaması yapılacaktı (Nuh tufanı gibi) .
Bu tür şölenlerde böylesi vaz geçişlerin, kutsal kitaplardaki bildirimi şöyledir: Tanrı Nuh'a tufandan sonra şöyle der: 'Kan içmeyeceksin' Böylesi bir emirle, insan kurbanının lav edilişi, yine bir başka rivayetle halk nazarında bu adetten vaz geçilmenin gerekçeli anlama sembolizmi var edilecekti. Nuh bağ yapacaktı. Artık insan kanı yerine Nuh, şarap içecekti. Aslında Nuh sürgün yemiş, vaat olunan topraklara gitmişti.
29] İnançlarımız da, aidiyetin en temel olduruş biçimidirler. Ve aynı zamanda da bu tür inancı aidiyet eştirmeler, sömürülüştürler de. Aidiyet noktası gidecekten toplumsal organik organizmaya dönüşmenin yol alışıdır. Ait eşme, mutlaka ve zorunlu bir çekimler alandırlar. Formel eşmesi sürekli olarak, zamana ve ilişki koşullarına bağlı olarak değişir olmak zorundadır. Çözüm üreten devletler bu alanı sürekli güncellerler. Sorunlu toplumun bu alanları korunmalı ve çok inancı bir anlayıştır. Oysa bu alan baştaki ittifaklar dönemi gibi bir toplumsal değişkenler yaratmanın dönüştürücüsü kılınmalıdır.
Aiti eşme, semboller üzerinden de iletiş ilerek, halde somutlaşan bir davranış gerçekleşmesidirler. Aiti eşme; meşruiyetini ve yaptırım gücünü, totem ata simge saygınlaşmasında (sosyal gücün baskısından) almaktadır. Aidiyeti işin esasına değin özü, temel düzlemce gereksinimlerin sağlanmasındaki girişmelerin bir başlatıcısıdır. Bir açar (anahtar) girişme devinmesi tipidirler.
Aidiyet, insan iç molekülerce devinim yasalarının sosyal organ el devinimlere yansıyışla ve nefis (ego) düzleminin dalgalanan ve istikrara yönelten duygusudur. Nesilden nesillere geçişen, girişen biriktirmedirler. Sosyolojik anlayışlarla, yaşamsal edimlerle, toplumsal ittifakların, sembolik formüllerin, atadan sonraki nesillere, yani torunlara geçişidir.
31] Alışkanlıklarımız, edim ve eylemleri gerçekleştirişte; bunları benimserken; bu eylem ve edimleri kanıksar iken; çok iyidirler. Ancak aynı alışmalarımız, bizim anlayışlarımız da ve davranışlarımız da, bizleri öyle fazla düşünmeye yöneltmeden, bu edimleri otomatikman yapar oluşumuzu da ortaya çıkartır. Otomatik oluş bir avantaj iken; mutlaka karşılanması gereken, bir dezavantajımızı da olurlar.
Otomatiklik; yapılan edim ve saygınlaşmalar kutsal oluşmacı edimleri de yok ederler. Yine otomatikçe oluşlar bizi, düşünsel fikri tembelliğe götürecektir. Bu bakımından, otomatiklik bizleri düşünüşte, dönüşemeyen, bir davranış kalıbının içine de, sokacaktır. Böylelikle otomatik alışmaların, bir diğer olumsuz yüzü olan bize rehavet vermesine dek bizler üzerindeki gevşemesini de, üzerimizde salındırtır durur. Otomatiklik, yeni gelişmelere karşı duruşta, bizim direncimizi de oluştururlar.
Bu tür aidiyeti şartlanmaların üzerimizde salınır oluşun en temel olumsuzluğundan birisi de alışmaların, bizleri o alanda bağnazlaştırır olmalarıdır. Hatta bu bağnazlığımızı ve değişemememizi; travmaya dek götürür oluşlarımız, bu alışmaların sebebiyetindendirler. Bu direnççi alışmaların yararı da vardır. Yararı, bilinmeyene karşı; her yeniye, her sürprizlere karşı, bizlerin balıklama dalmamızı önler oluşçudurlar. Yeni durumunuz cazibeli de olsa, alışmalarınız olaya temkinlice, biraz da kuşku ile ihtiyati yaklaşmanızı da size önerir. Ki bu da sağduyunuzdur.
36] Eğer kişi kendinizi öyle hissediyorsanız, kişi ve halk yaşamınız içinde kendinizi istediğiniz kadar öyle hissedebilirsiniz. Etnikçi hissedişle kişilerin topluma sağlayacakları ne bir sorumlulukları vardır, ne de bir işlevleri vardır. Ekmek pişiriyorsanız, doktorluk yapıyorsanız, gemi yüzdürüp, uçağı uçuruyorsanız, bir bilgiyi, nano teknolojiye çeviriyorsanız, vatan için toplumunuz için ölüyorsanız, başkasını sömürüp, sömürülüyorsanız, bunun etnik oluşunuzla, kendi hissinizle pek bir alakası yoktur.
Madem farklı aidiyetler özgürlüktür! Neden inançsal aidiyet eştirmeler, İnanırlarına farklılığı değil de, bir örneklemeyi güzel ahlak diye gösterirler? Çünkü olgu ve olaylarla hem geçici oluşla aynı kalmak, hem de değişmek zorundasınız. Ve inanç girişmesi toplumsak değildir. İnançların kendi doğası da, bir iç örnekliği gerektirir. Siz bir aidiyet içinde bulunur iken, başka bir aidiyet ilişkisi içinde olanların size, benim gibi düşün; dememesi adına, yani sizin dışınızdan olana diğer inançlara dek örneklenmemek adına da; kendi özgürlüğünüzü öne sürerek(iç kararlı durum) , farklı olanı savunur oluyorsunuz!
Aslında girişen davranışlar böyledir, hem tekleşmek isterler, hem ayrı ayrı yol alırlar. Bu işin doğasıdır. Toplumda üretim yapan bireyin kendisini öyle ya da böyle hissetmesinin hiçbir önemi yoktur. Bir elektriğin, bir otomobil motorunun davranışı, Dünya'nın her yerinde aynıdır. Dünya'nın her yerinde uzmanlar, benzer arızalara benzer yaklaşırlar. Sizin mesleğinize göre kendi, emek uzmanlığınız farklı olacaktır. Değilse aynı meslek uzmanlarının kendilerini halkçı anlamda, nasıl hissettiklerinin, inalca farklı oluşlarının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bunlar toplumun emek alanlarında istenir de değildir.
33] Yani insan yerine hayvanların kurban edildiği dönemlerin anlayışına göre sıpa kurbanına yorum yapıldığında bu fiil eşek sıpası kurbanına denk geliyordu. Geçmişin nesnel ya da öznel anlatımlı tavırları şimdimize göre hayat bulur olmadığından, yapılan eylemin şimdi ilende açık anlatımları yapılamaz olduğundan, söylencelerin anlamı adeta şifrelenir gibi olmuştu. İşte bu tür ittifakları anlatan bir Sümer şiiri:
'Adı yokken göğün daha
Yerin daha adı yokken
Tanrıların ondan var olacağı Apsu'nun
Her şeyi doğuracak olan ilk yaratıcı ana Tiamat'ın
34] Her ittifakı olan devrimsel çevrim, bir simgeci anlatımla sembolize eder olma, yani hakikati, avamın anlayacağı şekilde, basitçe irca edilmesi olaylarını yineler olmak, rutin olmaya başlamıştı. Her ittifak özelliklede büyük dönüşümsek ittifaklar birer hafıza silme, ahit eşilmesi, eski tutumlardan, eski alışmalardan ve daim sinilen rahatın deminden bir aracı kurumlan uzaklaşılma operasyonlarıdır.
İşte böyle bir sosyal belirimle durum (tufandan) sonrasında, Mezopotamya'da beş ayrı yerde kurulan, beş adet şehirlerin, birlikler ve ittifakını anlatan bir metin. Hâlbuki tufanda kurtulanlar, bırakın beş şehir kurmayı, bir köy bile olmaz denli birkaç aile birliği idi.
'Kutsanmış yerde beş kent kurdu,
Onlara ad verdi,
41] Böylece aiti eştirme, tarih boyunca çok iyi işlevler gerçekleyerek, başlangıçta halk alanı ve toplum alanını birbirinden ayırmaksızın insanlığı, uygarlaştırma, kültürleştirme akışına sokmuştur. Koyduğu temeller ne kadar gerçekçi ya da ne kadar eften püften olursa olsundu. İşleniş bu eften püften bile olabilen temellerin, zaman içindeki çatışması ile nüve olan aiti çekirdeği çatlatmıştır. Ve dallanan, çatallanan, fraktallerle sistemin burgaçlarını oluşturan bifurkasyonu, yapının temel büyük gövdesini oluşturmuştur.
Her bir dallanma ve çatallanmanın fraktalleştiği yerleri de, başlangıçtaki sosyal hayatı, tabulaş alan kılmışlardır. Sosyal birlikti yapı içindeki buyurmanın ve buyurulana boyun eğmenin makul ve meşruti oluşu böylece ortaya konabiliyordu. Yani dıştan kurallılığın zorunlu makul ve meşruti olan baskısı seziliyordu. Ama bunun anlanması ve anlatım aktarımdı somutlaması deneysel ve özneci analitik olamıyordu. Ancak algısal olacakla ata totem sembolü ile simgeliyorlardı. Ki bu dahi o gün için oldukça büyük bir başarıdır. İşte makulün ve meşrutiliğin kaynağını böyle sağlanmıştı.
Ata totemle iletişime geçilmişti. Bu iletişim aracı araç yöntemle (büyücü ile) oluyordu. Formasyonları kendi tabularına değin, kendi yaşamlarından kaynaklı, algı nesnelerinin çatıştırılmasıyla oluşuyordu. Bu gidiş, bugünkü bu ayrışan halksak ve toplumsak yapıyla, bilim ve bilgiye, teknolojiye; gelinmiştir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...