Yine halkın kişileri, toplumun insan öznelliği olan bireyleri yanından gelir. Bireyler, toplumdaki kendi payı olan ürünlerini, halkın içinde tüketirler. Halk, toplumun bir dış oluşması olduğu için halk; daima toplumun insan öznellikli öğesi tarafından; özelleşen (kişi yaşamı) girişmelerden bağıntılı, toplum yansımalı, toplumumsu zorunlulukla davranır olma birliğidirler. Bu yönü ile halk toplumdan ayrılan bir sistem özelliğidir. Halk; teknolojileri, bilgileri yaratıp, kullanamaz.
Cazibe yaratamayan geniş halk kesimleri, NEYİ NEYE GÖRE CAZİBE MERKEZİ YAPACAKLARINDAN, pek emin değillerdir. Böyle bir çekimleşecekleri somut çekim nesneleri yoktur. Bu yüzden kendi gelenek sanıları (inançları) onlar için bu tür davranışların zorunlu en makulüdür. Kendi inançlarındaki motiflerden ve idesel yatkınlıklardan alıntı ve hitaplar taşıyan yansıyışlar, davranışları olacaktır. Halkın birbiri ile ittifak edemeyen genel etnik yığınları, sanal olan ve eften püften yaratılan, cazibelerle çekimlenirler.
Bu yüzden halkın kesim kesim aynı tip bakış açılarıyla, geçmişte oluşlardan, ama şimdisi olmayan oluşmalarla, bir nostaljileri vardır. Bu türden halk sahiplenişli inanışlar; eski toplumların üretim ilişkileri içinde daima yaşam bulmuşturlar. Ama bu tutumların, toplumun şimdiki yaşamları içinde kalkmış olmaları, iyi bilinmelidir. Şimdiki yaşamın içinde olmadıklarından ötürü bu tutumlar, hali ile saçma sapan ve hurafe ve mitoloji olaraktan algılanır!
Cazibe ya da çekim; var oluşun ve varlığın, temel hareketidir. Olayların bir duruş, bir beliriş, biçimidir. Halkın cazibe alanları, kendi sosyal birlikçi düzenleri içindeki alanlarında, üyelerini kendisi gibi bir kılınışa aitleştirilmektir. Halkın çekim alanındaki üyeler de, kendilerini; halk içinde, birbiri ile iletişmenin, aitlik oluşlarını gerçeklerler. Gelişen aklın, tek tek kişi aklı olmaması gerçeklenmesini sağlar.
Çekim alanı, sadece bir mekanikçi cazibe, hali ile de kalınış da değildir. Çekenle, çekilenin arasında bir girişmesidir de. Çekenle, çekilen arasında bir seçme ayıklama tutumlaşılmasıdır da. Cazibeci alan; çekenle çekilen arasında bir ait kılınma bağıntı organizesidir. Halkın aitleştirme cazibesi, üyelerine bir örnekleştirilmelerini sağlar; üyelerin kimlik birliğini sağlar ve üyelerin duygusal birliklerini sağlar.
Bu sağlayışlar; üyelerin, halk içinde oluşan aidilik tanımlaşmasıdırlar. Aitlik, üyelerinin girişebilme şifresidirler. Aynı zamanda da, birbirini tanıyabilme damgasıdır. Üyelerin çevreye yaydıkları, bu aitlik enformasyon salışımları; çekim alanı içinde kısa süreli ve geçici, sosyal grup birliklerini ve küçük kalabalıkları sağlaştırır. Yine çekim alanı bir düşünce içinde yer alan akımlar biçiminde, moda belirişlerlen de sağlayışçı olabilirler. Çekimleyişler, geçmişten günümüze değin, gelenekçi yaşayış benzerlikleri (mimirikiler) *içinde ola gelen tutumlaşışlar da olmaktadırlar. Ve bir önemlisi de, o cazibe içi yatkınlıkların sizlere; güvenlik telkin eden, bir enformasyon işaretlerini taşır, olmalarıdır.
Korkuyla korkutuluruz
Sanırız abadı şandayız gibi
Yapışmaz canımıza ya
Canımız çıkar kıpır kıpır gibi
Ben seçmedim sizi
Ölümü görsek
Bir mezar kazılır hazinden
Sessizlik açılır içimizde
Derin azabın yakıcılığıyla
Düşlerimiz solar
Tüm geğirtiler yutkunulur
Ne çok memnunum dersin, maksat hâsıl olur girip çıkanla
Yenicami kapısına mı dilenirsin ki, cemaate bereket olanla
Acep ben tırsam için mi, höt eder dura vura?
Ki korkup da alkış edeyim, hoşla dönsün yüzü nura
Demokrasi bizim gibi ülkelerde, bir sürecin gelişmesi içinde olgunlaşışla bir öznel kemali yet değildir. Bizim gibi aileden inançlarından ve siyasi yönetimlerinden gelen itaati kültür zaten demokrasiyi kullanamazdı. Demokrasiye kavuşmakla insanımız adeta ne yapacağını bilemez oluşla, baş başaydı!
Bu nedenle insanlarımız saltanat ve hilafetle bir iyi uyumlaşmıştı. Kendisini zahmete sokmuyordu, birileri kendisi adına düşünüyor ve kendisi için en iyi olduğunu sandığı kararları alıyorlardı. Bunun murakabesini de Yüce Tanrı’ya havale etmiştiler.
Yöneticilerin değil kendileri için uykularının kaçmaması, eğer; “Fırat’ta kaybolan kuzudan sorumluluk duymazlarsa” öte dünyada hesabını çatır çatır yanmakla verecektiler! Bütün öğreti ve dinamik buydu.
Demokrasi adına gibi bir tanımlama, belirsizliği koruyan bir tanımlamadır. Örneğin; 'Ayşe ve Ali adına, kamu alacaklarından doğan haklar nedeni ile'; bir talep girişmesi başlatılsa; bunun bir anlamı olurdu.
Çünkü, Ayşe ve Ali’nin bilinen bir som varlıkları vardır. Ve Ali ile Ayşe’nin kendi somut olan toplumlarıyla da somut bir ilişkisi vardır. Demokrasi bu anlamda somut bağıntılı toplumsal olacaktan talep eşilir, bir hak arayışın, yol ve yöntemidirler.
Oksimoron, zıtlıklar olan hukuk, demokrasi, laiklik gibi kavramların çelişmeler entegresiyle, sistem dinamiğini bir arada işlev ve denge unsuru kılınmasıdırlar. Hukuk; sistem tutumlarını belirleyip, sınırlarken; demokratik tutumlarınız; hukuka değin olan bu sınırlanmaları ve hukukun belirlemelerini; hukuk ve laikliği yok saymazla, az az kemirir ve yumuşatır.
Bir yazıda iki parça aldım. Eğer yazı güncele olan düşüncelerini belirtmekle yetinseydi, hiçbir demem olmayacaktı. Ama az aşağıda tırnak içinde verdiğim cümleler gibi tarihe uzanıp tarihi süreç olaylarının kimi durumlarına sapıklık, iğrençlik deyince durum değişti.
“Tarihin ilk Çağlarından itibaren, yapılan kazılarda, çözülen yazılarda bunun yaygın örnekleri, Tarih ders kitaplarımıza girmemiş olsa da, bilinen bir gerçek olarak hep, tohumlanmıştır (!) " Neye tohumlanmıştı, söyleyelim; ensest ilişkilere ve sapıklıklara!
Böyle bir önyargıyı, “tarih kitaplarımıza girmese bile" diye devam ettirmesiyle; yani haberimiz olmasa, bilmesek bile; diye başlayan girizgâhı tarihsel olmadan ortaya koydunuz mu, her şey güme gider. Siz insanların kovuk, oyuk, mağara yaşam izlenimlerini; daha sonranın sazdan kulübe yapmasıyla, oradan da balta yapan insanın, balta olanaklarıyla kazandığı beceriyi; ağaç kesme ve düzenlemeden kaynaklı ağaç kulübeler yapmağa başlayışla aşama aşama düzelenim ve yaşantılımlar geçirdiğini görmezsiniz.
Erken dönem totem düşünceleri; mirası, mülkiyeti, zinayı bilmez. Kendi içindeki totemdeşi olan herkes onun cinsel legal ve tabusal partneridirler.
Bu nedenle erken dönem totemilerin grup içindeki herkesle cinselliğinin zina olarak görülmesi olanaksızdır. Cinsel olarak, ne özel kılacağı kişisi; ne miras bırakacağı kişisi ne mirası vardır. Ne de özel evlilikleri vardır.
Olsa olsa totem dışı insanlarla cinsellikleri, zina olurdu. Bu da kaçınılan bir tabudur. İki ayrı totemi kişinin bırakın zinasını, temasları bile yasaktan tabudur. Yani iki totemi grup arasının, ne zinası vardır; ne de böyle bir ihtiyacın ve bilinmenin seleksiyonu içinde hiç değildirler.
Yılan sizi sokarsa, totem anlayış size; kullanılan bir korunmanın garantisi olacaktır. Eğer yılan sizi sokmazsa; panzehir totem koruyuculuk olacakla sürekli kullanıma hazır ama kullanılmayan bir potansiyel olacaktır.
İşte iç cinsel ilişki içinde çocuk yaşta münasebet kuruluyor; ya da buluğ olmayanlarla ilişkiye giriliyordu demeniz bir saçmalama olmaktan başka bir şey değildir. Çocukla ilişki durumu; sizin yanınızda olan ama hiç kullanmadığınız bir panzehrin yarattığı potansiyel durum gibidir.
Bir kişinin bırakınız beşikte olmasını, ömür boyu dahi hiç cinsel ilişkisi olmasa bile, o kişi o grup aidetliğinde “ kendisiyle cinsel ilişki kurulur olma meşruiyet ligini “ taşıyor olmasının; potansiyel durumlu, aidiyetlik vizesini alabilmektedirler.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...