Ölümü görsek
Bir mezar kazılır hazinden
Sessizlik açılır içimizde
Derin azabın yakıcılığıyla
Düşlerimiz solar
Tüm geğirtiler yutkunulur
Ne çok memnunum dersin, maksat hâsıl olur girip çıkanla
Yenicami kapısına mı dilenirsin ki, cemaate bereket olanla
Acep ben tırsam için mi, höt eder dura vura?
Ki korkup da alkış edeyim, hoşla dönsün yüzü nura
Demokrasi bizim gibi ülkelerde, bir sürecin gelişmesi içinde olgunlaşışla bir öznel kemali yet değildir. Bizim gibi aileden inançlarından ve siyasi yönetimlerinden gelen itaati kültür zaten demokrasiyi kullanamazdı. Demokrasiye kavuşmakla insanımız adeta ne yapacağını bilemez oluşla, baş başaydı!
Bu nedenle insanlarımız saltanat ve hilafetle bir iyi uyumlaşmıştı. Kendisini zahmete sokmuyordu, birileri kendisi adına düşünüyor ve kendisi için en iyi olduğunu sandığı kararları alıyorlardı. Bunun murakabesini de Yüce Tanrı’ya havale etmiştiler.
Yöneticilerin değil kendileri için uykularının kaçmaması, eğer; “Fırat’ta kaybolan kuzudan sorumluluk duymazlarsa” öte dünyada hesabını çatır çatır yanmakla verecektiler! Bütün öğreti ve dinamik buydu.
Demokrasi adına gibi bir tanımlama, belirsizliği koruyan bir tanımlamadır. Örneğin; 'Ayşe ve Ali adına, kamu alacaklarından doğan haklar nedeni ile'; bir talep girişmesi başlatılsa; bunun bir anlamı olurdu.
Çünkü, Ayşe ve Ali’nin bilinen bir som varlıkları vardır. Ve Ali ile Ayşe’nin kendi somut olan toplumlarıyla da somut bir ilişkisi vardır. Demokrasi bu anlamda somut bağıntılı toplumsal olacaktan talep eşilir, bir hak arayışın, yol ve yöntemidirler.
Oksimoron, zıtlıklar olan hukuk, demokrasi, laiklik gibi kavramların çelişmeler entegresiyle, sistem dinamiğini bir arada işlev ve denge unsuru kılınmasıdırlar. Hukuk; sistem tutumlarını belirleyip, sınırlarken; demokratik tutumlarınız; hukuka değin olan bu sınırlanmaları ve hukukun belirlemelerini; hukuk ve laikliği yok saymazla, az az kemirir ve yumuşatır.
Bir yazıda iki parça aldım. Eğer yazı güncele olan düşüncelerini belirtmekle yetinseydi, hiçbir demem olmayacaktı. Ama az aşağıda tırnak içinde verdiğim cümleler gibi tarihe uzanıp tarihi süreç olaylarının kimi durumlarına sapıklık, iğrençlik deyince durum değişti.
“Tarihin ilk Çağlarından itibaren, yapılan kazılarda, çözülen yazılarda bunun yaygın örnekleri, Tarih ders kitaplarımıza girmemiş olsa da, bilinen bir gerçek olarak hep, tohumlanmıştır (!) " Neye tohumlanmıştı, söyleyelim; ensest ilişkilere ve sapıklıklara!
Böyle bir önyargıyı, “tarih kitaplarımıza girmese bile" diye devam ettirmesiyle; yani haberimiz olmasa, bilmesek bile; diye başlayan girizgâhı tarihsel olmadan ortaya koydunuz mu, her şey güme gider. Siz insanların kovuk, oyuk, mağara yaşam izlenimlerini; daha sonranın sazdan kulübe yapmasıyla, oradan da balta yapan insanın, balta olanaklarıyla kazandığı beceriyi; ağaç kesme ve düzenlemeden kaynaklı ağaç kulübeler yapmağa başlayışla aşama aşama düzelenim ve yaşantılımlar geçirdiğini görmezsiniz.
Erken dönem totem düşünceleri; mirası, mülkiyeti, zinayı bilmez. Kendi içindeki totemdeşi olan herkes onun cinsel legal ve tabusal partneridirler.
Bu nedenle erken dönem totemilerin grup içindeki herkesle cinselliğinin zina olarak görülmesi olanaksızdır. Cinsel olarak, ne özel kılacağı kişisi; ne miras bırakacağı kişisi ne mirası vardır. Ne de özel evlilikleri vardır.
Olsa olsa totem dışı insanlarla cinsellikleri, zina olurdu. Bu da kaçınılan bir tabudur. İki ayrı totemi kişinin bırakın zinasını, temasları bile yasaktan tabudur. Yani iki totemi grup arasının, ne zinası vardır; ne de böyle bir ihtiyacın ve bilinmenin seleksiyonu içinde hiç değildirler.
Yılan sizi sokarsa, totem anlayış size; kullanılan bir korunmanın garantisi olacaktır. Eğer yılan sizi sokmazsa; panzehir totem koruyuculuk olacakla sürekli kullanıma hazır ama kullanılmayan bir potansiyel olacaktır.
İşte iç cinsel ilişki içinde çocuk yaşta münasebet kuruluyor; ya da buluğ olmayanlarla ilişkiye giriliyordu demeniz bir saçmalama olmaktan başka bir şey değildir. Çocukla ilişki durumu; sizin yanınızda olan ama hiç kullanmadığınız bir panzehrin yarattığı potansiyel durum gibidir.
Bir kişinin bırakınız beşikte olmasını, ömür boyu dahi hiç cinsel ilişkisi olmasa bile, o kişi o grup aidetliğinde “ kendisiyle cinsel ilişki kurulur olma meşruiyet ligini “ taşıyor olmasının; potansiyel durumlu, aidiyetlik vizesini alabilmektedirler.
Üretim ilişkileri de toplumsal yapıları ortaya koymuştu. İttifakın karşı grup kişisi, bu taraftaki kişilerin POTANSİYEL OLARAK hem karısı, hem kocası oluyordular. İster beşikte, ister ölümüm eşiğinde olsunlardı. Ama beşikteki ile cinsel ilişki var mıydı derseniz; uygulanmasa dahi, bu durumda potansiyel olarak, bu böyleydi.
Kişilerin cinsel ilişkileri kendi totemi yapı içlerinde haram (yasak) kılınıp; karşı totemle cinsel ilişkisi de helal yapılıyordu (vize veriliyordu) . Karşı totemi düşmanlar, ittifakla düşman kardeşlere dönüşüyordu. Her bir totemi gruplar cinsel ilişki üzerinden; cinsel totemi düzenlemeler üzerinden; girişen akraba evlilikleri yapan yapılar oluyordular.
İttifakın yeni totemi (ilahı) cinsel birleşme üzerinde kardeş olmalarını ilan etmişti. Cinsellik o dönem içinde önünüze ne gelirse gelsin kabili katıksız bir cinsellik olmayıp; potansiyel somutluk olurla kardeş ve akraba olmanın bir temas eden yapılarını ortaya çıkarmasıydı.
“(Zamanımızdaki sınıfsal dağılımlar ve gelir bozukluğu dağılımları yüzünden) , ailenin küçük veya yetişme safhasındaki kız (erkek) çocukları, bazen yıllarca süren iğrençlikle ezilerek, sağlıksız ve ruhu bozulmuş birer fert haline gelmektedirler" demenin yargısı günümüz, düzey anlam ve anlatımı içinde doğrudur. Ama “ buluntuları olsa, tarihin kayıtları olup da, kitaplara geçmese bile" o dönem içindeki bu uygulamalarını; zaman zaman sapıklıktı dediniz mi, iş zıvanadan çıkar.
Kendi güncel zamane algılama ve algılatmanızı, geçmiş günlerdeki tarihsel sürecin sanki de bir anlama ve anlatımıymış gibi algılarınızı geriye doğru genellerseniz; sapla saman tümden karıştırırsınız. Söz gelimi çağımızdaki erken yaş evliliklerinden mağdurun (!) bugün bu evliliklerde tiksinçlik, duyduğu doğrudur. Tiksinçlik, iğrençlik; sosyal yapının size algılattığı ve dayattığı ekseni bir sübjektivitedirler.
Küçük yaştakilerle evlilik süreci içinde aitti olmayı alınca yapı yeni yansıması olan cinsellik çırılçıplak durumuna göre içi doldurulacaktı. Bu da bilimin, ahlakın ve sosyo toplumsa yapının gelişmesiyle orantılı bilmeleri kural ve yaşantılım edişlere yeniden doldurulacaktı. Söz gelimi ruh yapısı işin içine girecekti, kuşak düzenlemesi işin içine girecekti, buluğ çağı işin içine girecekti, eğitim durumu, işgücü durumu vs. işin içine girecekti.
Toplum içindeki kurumlar arası işleyişler, kendi özelliği ile işleşen, yükümlüleşmelerdir. Bunlar kendi içinde ve kendi dışında bir sorumluluklar bağıntısıdırlar da. Buradaki işleyişler, bunlara özgü düzenleşme ve işleşişler ve insan girişmeli sorumlulaşmanın adalet ilkelerini ortaya koyarlar. Buraların kendisine özgü kuralları vardır. Bu kurumlara özgü kurallar, toplumun uyacağı adalet ilkeleri, ya da demokratikleşmeler gibi anlayışlar içinde olamazlar. Söz gelimi askeri ilişkilerimiz, askeri adalet ilkesini ve askeri hukukiliği oluşturur iken, demokrasinin hemen hemen hiçbir uygulaması, askeri ilişkileşmelerde geçerli olmayabilmektedir. Yani hukuki ve adil olan bir durum demokratik olmayabilir.
Bu nedenle Adalet, demokrasiden daha kapsamlı düzenleşmeyi sağlarken, demokrasi böylesi kimi alanlarda hiç olmaya bilmektedir. Demokrasi: kurumların kendi iç işleyişinden çok üretimin dağılımı ve hizmetlerin sağlanılması bazında vardır. Otoriteye karşı bireylerin hak ve sorumluluklarının söz konusu edilir olmasının talepleş ilmesidir.
Üretimin dağıtılışını talepleşen süreçlerinin bir yurttaşlık hakkı kılınmasıdır. Bireylerin toplumsal amaçlı olanakları talep etmesi ve talebinin toplum tarafından dikkate alınır olması ve otoritenin talepçiyi muhatap kılar olmasıdır. Bu işleyişler içindeki aksamaları ve haksızlıkları, sizlerin 'düzeltilme olaraktan ' talep eder oluşunuzdur.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...