10-Tüm bunlar belki bir toplumun yanlış paylaşımıdırlar. Ama bilincine de varılamayacak zorunluluklar da değildirler!
İnsanın ilk özgürlüğü, yine doğal koşullarla ama doğadaki zamana bağlı kalmadan, kendi üretimini ve kendi artık ürününü depolamasını yapabilen insanın, bu zorunluluğunun bilincine varmış olmasıyladır.
Ki özgürleşme süreçleri başladı. Özgürlüğün temeli, toplumsal güçtür. Toplumsal güçte, önce emeğin, sonrada nitelikli emeğin; karşılıklı yükümlenen bağıntı ve bağımlılığının toplumsa güç olacakla hesap edilemez akıl almaz denli sonuçları ortaya koymasıdır. Bu toplumsal güce değin sonuçlar, biraz kırpılmış olaraktan, tekrar toplumun; önce bireylerine, sonrada bireyler eliyle, halkına yansıtılmasıdır.
6- (Bk. Millet Ve Ulus Ek 5) Atatürk, yurdun kurtulması için halka hiç vaatte bulunmamıştı. Devrimler içinde vaatte bulunmamıştı. Yani, halka yalan söylememişti. Kelimenin tam anlamıyla, konumu gereği durumdan vazife çıkarışla, sevgili Gazi yolun yürünmesi ile kazanılan muktedirliklerden ötürü, aksayan bozuklukların halli için olan düşüncesi ve fikriyle, realite olmuştu.
Sevgili Gazi, yurdun kurtarılması gibi bir girişmeye, fevri yen ve arkadaş grubu ile kalkışmasından ötürü duyulan heyecanla, belki halk; Namık Kemalin: Düşman dayamış hançerini yurdun bağrına. Yok, mu kurtaracak, bahtı kara maderini diyen söylemine izafeten, Sevgili Kemal ve arkadaşlarının hareketini anlamaya hazır, kendisine vaat olunacak bir hissiyatlarına da tercüman oluştu.
6-Bu saptama çok çok önemlidir. Bunun içindir ki, halkın sağgörü eğilimi bu bağlamda Gazi hareketini duyunca, halk belli bir potansiyel güç ve belli sayıda bu çekim etrafına gelmeye birikmeye başladığı an, kurtuluşun felsefesi devrimi; çevrime girmişti. Düşman dayasın hançerini vatanın bağrına. Bulunur elbet kurtaracak bahtı kara maderini denecekti, meclis kürsüsünde.
Başa bela olurken her cehalet
Yalan ve hiddet ile bir dehalet
Gama batmış değildim
Günü hükmü ile yaşayıp eğildim
İşte, bilimsel mantık çok çok sonraları bu inanca değin temeller üzerinde ayrılaraktan, bağımsız bir anlama ve anlaşılmanın çoklu mantık kategorisi üzerinde gelişecekti. Oysa bilimsel mantık, inancı mantık gibi tekli ikna olma (olum lamalı) anlama mantığı olmayıp, şüphe üzerine mantıktır. Bilimsel mantık, kendisini değiştirecek olan, inanma eksenli; teorem (kanıtlanabilir) ve postulalar (öndeyiler aksiyomlar kadar çok değildirler) ve aksiyom (sonraki anlamaların kendisine dayandıkları veriler) gibi önermece söylenişlerin çelişmeleri ile giriştirilecek bir mantıktı.
Bu yüzden ilk ittifaklarda böyle bir şey bekler olmak, en hafif deyimle saf dilliliktir. İlk mantık biçimi olan inanç girişmeli tekçi mantık, ancak bugünkü çoklu mantık haline, evrimsel yolun gelişmesi ile ulaşabilmiştir. Yani ilk inançlaşma mantığı da, bir sanı kanı belitçiliği (aksiyom) üzerinde, nesneli yansıtan anlamaların, kendi gerçekleşenlerini öznece anlamaya bağlanma mantığıdır. İnançsal tekçi bakış mantığı; İnsanların aidiyet eşmesine değin, ilk temel aksiyoner mantığıdır.
İlk ittifakların girişmesi bu inançsal ön kabule değin inanç aksiyomları bu belitler-ispatı gerekmeden kabul edişler- üzerinde olacaktır. Bu gibiden ilk girişilecek belit, ’kandaş totem aidiyetliğidir’. Bir ittifak önce kandaş kardeş eşme üzerine kurulacaktır. Kardeşeş ilmenin birçok yolu geliştirilmişti. Bu yollar bugün saçma sapan gelse de, çok temel uygarlaşma adımları olup, nesnelde topluma değin kurumsal işlevi olan; geliştirici, değiştirici, dönüştürücü tutumlar ve aktarımlarıdır.
Kaçıncı dağ be!
Kaçıncı yıkılış bu
İstemin ışığı sönmüş
Latifenin defteri dürülmüş
Tükürsen tükürük beyaz kalır;
Ne insan müsveddeleri tarz ederde
Bre insan, bilinmez misin?
Hafızalarda silinmez misin?
Çıyanı nefretle ezersin de
Bülbülü hisle dinler gezersin
Saden soda, karmaşığın suya tirittir.
26-Yazılarda, yabancı terimlerin kullanılmasının, benim için en önemli olan bir tarafı vardır. Değilse entelektüel olmak, ya da yabancı dil hayranlığı veya dil kırmak biçimli kendisine yabancı, ukela egocu bir yaklaşım değildir.
Söz gelimi siz; günlük dilde “bir parça” sözcüğünü, çokça ve sıkça kullanırsınız. Bunun size öğrettiği çağrıştırıcılar sınırlıdır. Bunun ötesinde bir anlama ve anlatımlar size bu sözcüklerle söylense de uzun erimli bir anlama olmaz. Hatta anlatılan konu, bu sözcüğün genişliğine denk olan, daha ötesine geçer bir anlama da değildir.
Halbuki bu “bir parça” sözcüğünün geçmesi gereken yerde “monomer” sözcüğünü kullandığımızda monomer sözcüğü hemen dikkatinizi çekecektir. Hem monemer sözcüğünün, sizin günlük dilde karşılığı olan bir kullanımı da yoktur.
Tarihi bir gerçeği anlayamamak kusurumuzdan, insan muhayyilesinin dehası olan, masal doğmuştu. Bu ilkeye kusurdan doğan yarar ilkesi denir. İnsanlık anlayamadığı ama kendisine aktarılan söylence destan türü şeylerin kurgu gibi gelen büyüsüne öykündü. Günceldeki olup bitenleri, masaldaki gibi hoş gelen bir anlatım (kurgu) tarzıyla, insanlar hayal gücünü harekete geçirmişti. Kusurdaki güzellik buradaydı.
İnsanlar masal hayal edip masal yazmamıştır. Önceden oluşan bir üretim tüketim eksenli yaşam bağı vardır. Bu yaşam bağının tüm kurum ve kuralları günümüze gelişte kesintiye uğrar. Süreçler kesikli ve süreklidir. Kişiler hayatı da kesikli olmakla birlikte, kişiler hayatı ancak insanlık (tür) hayatıyla süreklidirler.
İlk yaşantı tipleri, günümüze gelene dek gelişmeler sonrasında ortadan kalkar. Bu gün bize anlatılan, o yaşamları bizler kavrayamayız. O eski yaşamlar ve ilişkin anlatımları; gerçekten de bize masal gelir. Olay ve olguları size anlatan, insanlığın bilincidir.
Adem, anlamı bildi
Anlam Adem’de
Seni ne dün tanıdım
Ne de bugün
Sen, evveli ahir




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...