Konma bülbül konma
Mizaç istemez.
Nasılsa manayı abit, düşünmeyi sabitle
Âlem felekten çekere gülmezde
Sen sürerken demi
Kıran girse de âleme onma istemez
Ne hükmü geçer, geçmişin; yeni varken sözüme
Ne ön değildir, geçmiş; salt görünmez gözüme
Yağan hava gibi; on beşimdir atmışım; özüme.
Bende ben olan yürekli; durur kesikli sürekli
Abadı umman sandık
Gayreti kürek çekişte demle
Irmak olduk sevdaya kapılıp
Denize kavuşumu hemle...
Gönül kadar uzak kıldık
Belekten bez bulundu
Elekten de toz
Şairliği oldu tebarek
Sarındı büründü
Mumya mısın be mübarek
90]ABD resmi ideolojili, Amerikan Aramko şirketi destekli bu süreçleşmeler, gelecekteki şeriatçı ve çıkışları olan Rabıta örgütünü, ülkenin gündemine getirecekti. 12 Eylül 1980'in yılmaz, gözünü budaktan esirgemez yönetici kadro Atatürkçülerinin! Sarıldığı din iman politikaları, bu gibiden, 'yeşil kuşakçı' ivmelerin üst doruğu olacaktılar!
Bu hal, milenyum tabir edilen, 2000'li yıllarımızda doğacak olan, 'ılımlı İslamcımızın' en güncel konu olmasına giden yol olacaktı. Şunun şurasın da bu günlere 20 yıl gibi sayılı günler kalmıştı! 'Yeşil kuşak', ılımlı ıslama giden; güzide yolun da başlangıç ve temel tuğlası idi! Ok yaydan çıkmıştı. İslamın ılımlısının, ılımsızının olurmusu olmazmısı da, din bilirlerin geniş ufku enginliğince tartıştırılacaktı!
Bu tartışmalarda dişe dokunur bir gıdımcık bir fikir bile çıkmayacaktı. ABD kültüründe 'ILIMLI' demenin anlamı bir var. Geleneklerinden gelen bir konjonktürsel yorumlamadır. Bir ABD'li beyaz adam, yıllarca zenci kölelerine değin öldürme dahil, her tür işkence ve zulümü uygulamıştır. Dünya kamu oyunun ve ABD'nin kendi içindeki bu duruma olan infialleri ile ABD'lerinin, etkili yetkili uygulayımcıları, bu tepkiye karşı güncel bir cevap oluşturdular. Artık zencilere yapılacak işgence ve zulümü 'beyazlar değil de', 'siyahi adamlar üslenecekti'! Böylece işgence, işgence olmaktan çıkacaktı! Çünkü işgence, bir beyaz adamın siyahiye bir uygulaması idi! Siyahın siyaha ırk ve ırk bağlamında, şiddet uygulaması olamazdı!
91]Oysa, 24 Eylül 1946 tarihli Türkiye'ye verilen notaya karşı bu duruma müdahil olan ABD ve İngilterenin bu bağlamda, o günün Sovyetlerine boğazlara ilişkin; 'Potsdam kararlarına göre, tarafların Türk Hükümetine ancak birer nota vererek görüşlerini bildireceklerini, yoksa cevaplaşma suretiyle meselenin tartışılmasına girişilemiyeceğini' bildiren desteği vermişlerdi. Elbette çok buhranlı ve çalkantılı günlerdi.
Eller Ay'a, biz yaya olacakmışız; ne gam! Kuran kursları açılmalıydı. Arapçılık ve Arap alfabesi ve de Arapçanın telaffuzu iyi öğrenilmeliydi. Arab'ın gelenek ve göreneği öğrenilip, dinleştirilip bizlere bir iyi benimsetilip inançlaştırılmalı idi. Sıkı sıkı, öğrenilmeli idi! Atatürk, 'hayatta en hakiki mürşit ilimdir', demişse de: Mürşit Arab'ın gelenek ve göreneklerinden gelip, yol un yönü Arabistan'a çevrilmişti. 1980'lerde imam maaşlarını Rabıta örgütü verecekti. Söylemler akıl karı olmayıp, dezenforme edişti. Kendi kendimize sormalıyız; bir ülke nasıl ele geçirilir? 'Fiili işgalle', diyorsanız; çok beklersiniz.
Bu halk dini ile buluşup barışmalı idi! Kur'an da her şey yazıyordu da, biz iyi okumuyorduk! Esasen Ay'a da gidilmezdi! Hoparlörde ezan okunmazdı, hem günah, hem de gâvur icadı idi. Tartışılan ve gündem olanlar bunlardı. 1960'lı yılların bilgisi bu idi. Halk bunlarla meşgul ve memnun olmalıydı! Siyasetin gündemi, bunların arasında, har güre, gidiyordu.
92] 1950'de gereği gibi üretip refahı dağıtamayan siyaset, önce el değiştirecek, sonrada halktı sosyal söylemlerle toplumsa olmaz biçimde, laiklikler aleyhine, eksen değiştirecekti. Bu uğurda kendisinden önce açılan yolun kapılarını, sonuna kadar açacaktı. Türk siyasi tarihinde tek partili döneme son verişle önemli bir yere sahip iken, değerli politikaları olmamamakla, kendisinden önceki partinin 1946’dan beri başlayan, sosyal bocalamaların ekseninde, netlikler sağlayışla kendisinden önceki eksen kaymalarına başlamış güncel gidişatından liberal olmanın dışında pek bir farkı olmayacaktı.
Serbest irade ile geleceklerse de içte ve dışta serbest irade ve politikalar oluşturamayacaktı. Elbette kimi küçük nazımları başlatacaklardı. Karma ekonomiden dönüş bu dönemin özel yatırımcı teşvik ve liberal politikaları ile başlayan yerleşimler, bu günkü yapının temelleri olacaktı. Hem aşırı dışa bağlı borçlanacaktı, hem bunalıma girecekti.
Hem de özgürlükçü olduğunu söyleyerekten, iktidar olacaktılar. Hem de, özgürlükleri kısacaktılar. Üniversiteler kaynayacak, gazeteciler aydınlar, öğretim görevlileri içeri tıkılacaktı. Halk cephelere bölünecek, radyolarda vatan cephesi üye kayıtları ve duyuruları okutulacaktı. Zulüm inşa olurken, kendisini böyle; gövde gösterileri ile gelişirdiler.
85]Ki çeşitliliği temsil eder olacak düşünme ve örgütlenmelerinin çok partili hayat içinde olabilmesi için henüz şartlar erkendi. 1925 ve 1930'lu yıllar için henüz şafağı atmamış gün sancılarının, rahim içi hareketleri yaşadığı; ya da toplumsal yapılaşmanın oksijen çadırı düzeyinde oluşlarının günüdür. Gerek alt yapı, gerek ise üst yapı ve de sosyal yapılar bağlamında, ortam hiç uygun gibi gözükmemektedir. Konjonktüre değin Dünya ekonomik krizi de, işin tuzu biberi olacak olan bir cabasıydı.
Çok partili hayatın başlayabilmesi için hemen önündeki, gereken toplumsal şartları yoktu. Çok partili hayatın nesnel ve öznel şartları henüz mevcut değildi. Çok partili sürecin işleşeceği ve taban tutacağı bir zemin alanı yoktu. Ne sanayiniz, ne burjuvaziniz, ne sınıf bilinci oluşmuş emekçi kesimleri dayanışması yoktu. Hatta büyük ekseriyet pazar için üretim yapmıyor. Ortama, kendi kendisine yeten bir üretim tüketim ilişkisi hakimdi.
İkinci üçüncü bir partilerin kökleşmesi için için dar ve kısır bir sosyal şart olan dini temel ve hamasetçi siyaset yapılabilir bir zemin vardı. Bu da, olası yeni partilileşme içinde bulunacak olanların, kimi mümkün yetersizliklerin ve muhterislerin, karanlık yobaz güçlerle, dirsek teması içinde olunabileceğinin, akılla bilinmesidir. Bu bilinme, akıllara ziyan olmasa, gerektir.
86]Yeni olan ulvi düşünce, tekçi ve inanççı olan mantıkla taşınamaz olacaktı. Bu yüzden bu toplumun düşünemez kılınmış yurttaşlarına bu inanççı tekçi mantığın yanında çoklu düşünmenin mantık ve felsefesi hiç bir zaman öğretilmedi. Bu geçmişten günümüze toplum hayatına vurulmuş en büyük darbe idi. Ve hala da geçerlidir. Bu yüzden 'en büyük halk' diye naralar atılır!
Genç cumhuriyet bağrındaki gelişen olumsuzca ve yetersizce olan uyumsuzlukları ve çelişmeleri, genç sistemle kendiliğinden elemeye başlayacaktı. Bir yol alış, hep aynı kumaşın dokusu ile biçimlenemezdi. Bunlar devrim koşullarının kendilik elemeleri idi. Böylesi sürecin uyumsuzluklarına düşen kimi özverili ve yetenekli kişilere değin, çok basit öznel ve sübjektif öyküleri dahi örnek denişlerle öne çıkarıldı.
Elbet: İkinci adam olmanın hırs ve siyasi tamahları bile bu tür işlerin içinde alenen ve açık açık vardı. Bu oluşmalar içindeki eylemler, günün konjoktürsel gelişmesi dahilinde olan halin icabından türemiş serbest düşünceli girişmelerden olmayıp, en alt düzeydeki ortak duygular birikmesini paylaşan, sıfır hareketlerdi. Açıkçası, bu tutumlar yeni ile girişememe idiler. Var olan konjonktürselliğin, emperyalist destekli gerici güçleriyle el ele, kol kola işbirlikçi dayanışmalarını da, asla istemeseler dahi (ki öyledirler de) , rakibimin rakibi benim dostumdur gibisinden, bu gücün, yanlarında bulunacakları kuşkusunu da ele veriyordu.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...