100]Aslında dinsel otoriteci tema iki bakımdan gerekli idi. Bir ümmetçi yapılanma içinde gelen yapının, duyup anlayacağı en temel harekete geçirici sembolizmdi bu. Bir durum karşısında birden ortak amaçlı birlikler oluştururdu. İkinci neden de, haldeki toplumsal otorite, teokratik yönetimli yapısı nedeniyle; bir toplumsal otoriteden bir de inançsal (şeriatçı) otoriteden, yani; iki ayrı otoriteden oluşuyordu. Biri dini otorite, diğeri de günlük somut olan deneyimsel nesnel otorite idi. Bu yüzden halka dini teme üzerinde seslenilmesi bir zorunluluktu. Gazi hazretleri, Rauf Orbay, Rafet Bele, Raif Dinç gibi birçok isimler bu bilinç ve bu gayretin içinde idiler.
Bu ve buna benzer birçok öncelikle, yerel kurtuluşları öne alan ve sonra da, aşama aşama mümkün oldukça genel kurtuluşları sağlamayı amaçlayan bu dernekler, Müdafaayı Hukuk derneği adı altında birleştirildiler. Böylece direnişçi, nokta örgütlenmeleri bir üst çatı koordinesinde hukuki, meşruiyetçe zeminleri sağlanmıştı.
Artık bu üst yapı, en küçük birimlere değin bir ağ bağı ilen iletişken örgütlenme idi. Bunların temel felsefesini, Gazi ortaya koyacaktı: 'hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh ki tüm vatandır' diyerekten çekim alanını ortaya koyacaktı. Özel amaçlı direnç eşilmeleri, genel amaçlı dirençlere dönüştürdü. Geleceğin plânını bir çırpıda ortaya koyup, bu örgüt; umutsuzluğun umudu yapılmıştı.
103]Ve bu saygın kişilerin bu som gerçeklikleri nedeniyledir ki, devrim koşulları, ortam işleklik sürekliliği; bunların, bu koşullar içinde, hani neredeyse bu alanda, tümden işlevsiz kalışlarını kendiliğinden ortaya koyuyordu. Bu nokta alan devinmesini hakkı ile başarır olan saygın kişiler; birçok alanda; sorunların ve atılımcı girişimlerin, engellenmesinin de, girişmelerin geciktirilmesinin de, nedeni olacaklardı. Kendi mazilerinin ve konum sal sıfat ve saygınlıklarının gereği bilerekten, bu kıymetler, böylesi üstesi olamayacakları olumsuzluklara dahil olmayı, kendilerinde, gizli ve açıktan, bir hak gibi görebiliyorlardı.
Barış ve huzurlu dönemlerin yöneticileri vardır. Bu da zorunlu bir kaidedir. Yöneticiler has bel olağan insanlardır. Ama zor ve çalkantılı günlerin ise liderleri vardır, lider bir nevi insanüstü olan insanlardır.
Liderlikte, genel ilkelerin yanında, özel edinilmiş, donanımsal kendinizi yetiştirmekten kaynaklı ideoloji sel şartları da, bu liderlerin kendi uhdesinde biriktirmiş olması gereklidir. Ki bunlar sizin politikalarınızı oluşturacak demektir. Diğer, sözde Atatürk olabileceklerin açık politikaları ve akıllarını yetirir oldukları politikaları, padişahlığın ve hilafetin selameti idi! Hatta mandayı, İngiliz mandasını savunacaklardı.
104]Halkın her zor durumlarında, idealinde yarattığı, anlamalarını liderine izafe etmeye başlar. Liderleri o anlamaları taşısın taşımasın, halkın bu tasavvurlarını giymek zorundadır. Ki o zaman lider; aşırı sevgiye bürünür. Ve sevgi sel teveccühün ilgisi de tam bir anlama olmayacak olan dokunulmazlıkla, kutsanma mevki seviyesine çıkarılır. Bu tür toplumsal duygusallıklar, refahın topluma yansımasındaki her tür çarpıklıklardan kaynaklanır. Bu tür yaklaşımlar, halkın liderlerine, sanal severlikle, saygınlaşarak değer vermesi olayıdır.
Böylesi kutsanmalı anlamalar, aciz yöneticilerin marifetidirler! Yaptıkları biriktirdikleri kusurları, halkın gözündeki yapay, çarpıklar, eleştirel yansıyıp; yöneticilerin her silik durumları, liderlerine; afaki bir olumluluk ifadesi olaraktan giydirilir ki bu yöneticilerini bir iyice ezer. Böyle olunca da hali ilen de aciz yöneticiler, dolaylı yollarla da olsa, liderleri halk gözünde daha bir sanal kutsan anmasının tercihlerini istemeyerekten de olsa yaratırlar. Böylelikle, vasıfsız yöneticilerin kendilerini; halka yeğlettikleri öznel nedence sanal algılatır oluş durumları da vardır. Yani buradaki olumsuzluk, lidere olumluluk olaraktan yansır.
Artık idealize edilmiş bir liderle, giydirilmiş, bir sevgi saygı yumağı olan bir liderle karşı karşıyasınızdır. Yeteneksiz idarecilerin buradaki her başarısızlıkları, o değerin külliyesine efsane olaraktan eklemlenir olacaktır. Geçmiş zamanlar içinde o liderin var etmiş olduğu dinamikleri, haldeki her başarısızlıkların oluştuğu yerde, yeni zaman ve zemin dilimlerinin de, umudu olacaktır. Ekonomi mi çöktü, onun; o liderin tutumu örnek gösterilir.
60]Osmanlı siyaseti bunalıma girmiş, ağır bir hezimet duygusunun teşvik ve tahriki salim düşünmeyi alt üst ediyordu. Emperyalizmin sürmekte olan Osmanlı içindeki eli; karıştırmaları, kışkırtmaları alabildiğine kullanıyorlardı. Her biri, önceden beri süren Osmanlı'ya değin olan miras bölüşüm hesabının içindeydiler.
Ortam bu ve bunlar gibi sayılmayan birçok durumun baskısındaydı. Bu baskının kullanacağı seçip ayıklayacağı birçok sunumlar da vardı. Bu sunumlar içindeki sadece üç arzı (sunumu) belirtmekle yetineceğim. Diğer arzları okur kendileri araştırabilirler. Ben bir sistemin işleyiş dinamiklerini vermeğe gayret ediyorum. Yoksa ayrıntılı tarih anlatmıyorum. O günler içinde:
1-Musatafa Kemal gibi serinkanlı, olayları kökten değerlendiren, geleceği planlayan, makul ve itidalli, temkinli olan gelişmeci gruplar vardı. 2-Osmanlı'nın hezimet duygularına cevap olacak türden, maceracı olan milliyetçi devrimci İttihat ve Terakki Cemiyeti vardı. Bunlara göre birinciler pısırıktılar. Ve birinciler öznel sosyal ve nesnel toplumsal ortamın seçmesine denk düşmeyen bir hilkat garibesi görünümlüydüler.
62]Bu mebbus, tüm mal varlığı ile Yunanistan'a kaçacaktı. Osmanlı'nın epey mahremlerini biliyordu. Bu gafil hain. Bu türden mahrem bilgileri düşmana sızdırmaların kolaycılığını, ihanetleriyle yaşayacaktı.
Bir diğer ihanet içinde olan şahısta, Mekke Mebusu, Şerif Abdullah, adlı haindi. Mısır'da bulunan İngilizlere her tür gizli istihbarı ve hayati bilgileri verir olacak bir ihanetçi garabetti.
Patrik hanelerin çalışması da bu tür hainlikler bağlamında, kişilerden geri kalmıyorlardı. Bu patrik haneler Rum ve Ermeni patrikhaneleri idi. Özel çabaların gerektirdiği parasal kaynakların harcamaları ile Meclisi mebusuna, hem de İttihat ve Terakki içine dahi sızmanın, zeminini bulduklarından, rahatlıkla dişini gösteren hainlerini, ajanlarını, buralara sokar olacaklardı. Böylece İttihat ve Terakkiciler, beklide Masonik işbirlikçi katılımların kuşatmasıyla da, çoktan kuşatılmış olacaktılar.
64]Kimi travmanız dahi sizin eski alışmalarınızın, değişen yararcı çevre etkilerine karşı olabilen bir gerici savunma tepkisidir. Ancak öznel olaraktan bu tepkinin yararlı mı yada zararlı mı olduğunun seçici bilincini de, dış propağandalara karşın iyi ayırt etmeliyiz. Değilse travma, yanıltıcı duygu algısı olaraktan, bizi ve toplumumuzu köreltir de olabilimektedir. Travmanın hem bizi koruyucu olan etkisi, hem gelişmeye karşı da olumsuz bir direnç olabileceği girişmesi de her zaman için görülmelidir.
Tüm bunlara rağmen; canlı organizmalar, bireysel usumuz ve toplumsal hareketler, çevre değişmelerine cevaplar üretmekten de geri kalamazlar. Çünkü bu hayattır. Üretilen her olumlama cevap, var oluştur. Canlılığı sürdürüştür. Aslında travma yaratan durumların çoğu, sizin rahatlığınız olarak gözü kapalı yapar olduğunuz alışmaların kaybedilişine karşı duyulan tepkidir.
Her travma yaratacak tutumlamalar bizlerin bir kararlılık düzeyi olmaktadır. Diğer yandan da, travmalar çok geri de kalmış tutumlar da olsalar, bu kararlılık düzeyine göre travma etkilerini sürdürecektir. Çünkü bu bir savunma şeklidir.
65]İkincisi de, artık bir ülkeyi işgal ederek, o ülkede güç kullanarak orada ordu bulundurarak, bayrak dalgalandırıp, tahrik unsuru olmak, devamlı başa gaileler örmekti. Sürekli büyük giderlerle bu durumu sürdürür olmak da akılcı olmuyordu. Fiili sömürgeleştirmek; saçma, anlamsız ve rantabl değildi. İyi de ne olacaktı? Emperyalizm pes mi ediyordu? Kanlı emperyalizm, kendi kendine çekiliyor, korkularının esiri mi oluyordu
Hayır, hiç de pes diyen yoktu.İşgalin fili olmayan ikinci yolunu tutan sömürgen emperyalistler sadece sömürgeci taktiğin yönünü değiştirmiştilerdi o kadar. Şimdi bu sömürüyü daha az masrafla, daha rantabl (getirili) usullerle, yerli 'işbirlikçiler' eliyle, eskiye göre daha bir yoğunlaşarak, beş on binlerle ifade edilen işbirlikçi yetiştirmelerıyle sağlayacaktı. Bu işbirlikçiler öyle sıradan olmamalı. Örneğin işbirlikçi olarak bir çiftçi meslekten kişi, hemen hemen ve aktüel olarak emperyalistlerin her an hiç işine yaramazdı.
Her gün kitlelerin temasını sağlayan, yazı ve görüntü ile kitlelerin karşısında olan kişilerin, durumsal güçleri olanların potansiyeli, bu iştaha en cazip olan alanlardan biriydi. Emperyalizmin ikinci iştah alanıysa, siyasette bulunan kimi kişileri bir şekilde tuzakla ele geçirebilmektir. Bu tür güçler sayesinde, dezenformelerle, emperyalizm hem etkili yetkili hem de, kışkırtıcı olacaktır. Böylesi sosyal durumlar ve kanaat önderliği, akıl hocalığı gibi etkimelerle, kitleleri etkilerler. Böylece kitlelere rahatça ulaşırlar. Dezenforme bilgilendirmelerini duyurabilirlerdi.
66]Irak bunun en bilinen, en acı olan, binlerce işbirlikçisi ile en açık örneğidir. Bir zamanlar Saddam'ın bir ters hareketi ile ABD, Irak'taki göz önü olan tüm ajan provakatörlerinden 7000 işbirlikçisini, apar topar yurt dışına kaçıran bir tahliye girişimini yapmıştı. Bugün Irak'a oy kullanma, seçme, seçilme, demokrasiyi en aculundan tartışma gibisinden en sözde özgürlükler geldi! Ama Irak demokrasinin geldiği oranda mutlu değil ve güvenlik içinde değildir!
Gelişmeler, Dünya'yı küçültmüştü. Dünya'nın denetimi avuç içi kadar açık ve yakın olmuştu. Ama bir o kadarı güçlükleri ve problemleri de bağrında taşır olmuştu. Yeni emperyalizmin yüzü; sömürge kıldığı ülkelere, sömürge olduğunu değil de, uluslararası işbirlikleri ile ilişkide olduklarını, duyurtmaktı.
O ülkeler içindeki, kendi çıkarlarını sağlayacak yapılaşmaları, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük diye sufle edecektiler. Bu sayede de emperyalistler, o sömürülen ülkelere, emperyalizmin iradelerine uygun kararları almalarını isterlerken, 'ülkelerin kendi kararlarını kendileri alıyormuş' gibi olmalarını da, sağlamaktadırlar!
67]Dış istilacılara karşı verilen çetin savaşım içteki siyasi savaşımlarınızla da sürecekti. Saltanat ve hilafete karşı başlatılan yönetim alanındaki mücadeleniz, ekonomik, sosyal, eğitim ve sağlık alanlarıyla birlikte, dış uluslar arası ilişkiler süreciyle de, bağıntılanarak sürecekti.
'Bağımsızlığın felsefesi', bağımsızlığın partisini de oluşturmuştu. Bağımsızlığın partisi sürecin ileri yön yol taşıyıcısı olacaktı. Üstelik de her yeni oluşumun kırılma, tutuculaşma çelişkisi de bu yolla ortaya atılmış olacaktı. Bu süreç, her yeni oluşumun kaçınılmaz ve zorunlu yansımasıdır. Hele nesnel şartları ve kültürel şartları olmayan toplumların; siyasal kültürlerinin zemin oluşturması bağlamında, bu gerekli bir vesayetçi yasa gibi olmaktadır. Rejimim bebeklik dönemi, sosyal girişmeli koplikasyonlarına karşı, sosyal olanın fiziksel eğitimidir.
Her oluşma, olumlulukları yanında olumsuzlukları da olacak bir beliriştir. Evrende hiçbir olgu bundan kurtulamaz. Tıpkı sağaltım için ilaç almanızın, vücudumuza diğer yandan zarar veriri oluşları gibidir. Önemli olan, bu başlangıç bağımsızlıkçı ve demokratik cumhuriyet kararlarının icabı olan tutum alışlarını sürdürüşle yapıp yapmadığınızdır. Söz gelimi, bağımsızlık kazanılır kazanılmaz, yurdun esenliği tekrardan saraya, saltanata teslim edilse idi, gelişmeci ivme büyük bir olasılıkla akamete uğrar olacaktı.
29]Halkın öz hareketi, artık bir tanımlılık olmuştur ve konvansiyonel olmuştur. Bu tanımlılık ve konvansiyon olmadan, inançlarınız, vaazlarınız, finans durumlarınız, geçici bir çoşku durumu yapmaktan öte, etkin olamazdı. Konvansiyon sonrasıdır ki bunların (inançların vaazların ve finansmanın) girişen, işlevleşen hareketleri başarılı ve sürekli kılacaktır. İnançlar bundan sonradır ki öz hareketi daha etkin bir yapıya ve yapı organizasyona kişilerini şevkle götürür.
Artık bu öz hareketin doğuşu da; gelişmesi de; kendisini, kullandıkça tüketen kaynakların tükenir oluşu gibi bir doğru orantı içinde, kendisini sınırlayacaktır. Hareketin sınırlanmasına giden süreçler finansmanın olmamasıdır. Harekete dek propagandacı vaaz eden motiflerinin olmayışı hareketi sınırlar. Yine, işgalcilerin artık fiilen ortada olmayışı gibi tükenir olan bu kaynaklar nedeni ile özhareketin sınırlanması sağlanır, olacaktır.
Bu yapılar (inanç ve vaazlar) hareketin oluşması için temel neden değildirler. İnanç ve vaazların yerine başka şeyler de konabilirdir. Ama böylesi bir öz hareket içindeki halkın, kendi kurtuluşuna dek oluşmaları konusunda, kendi kararının olması, temel ve esas tartışılmaz bir nedendir. Yani dış çevrenin finansman sağlaması ve propaganda yapar olması, dışa değin çevrenin şartlarıdırlar, Ama bu dış şartlar, halka değin içte olmayan, kendi öz kararı olmayan eylemleri de, tetikleyemezdi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...