Yüzü, yüz
Esti mi, güzü güz
Yolundayken düzü düz
Adam bir deha
Fikriyle, güven verişiyle
Yanında bulunuluş, bir reha
Kafanı hangi dağa yaslasan
Ağrın dağı da aşar.
Kahrolur suallerle
Deprenirken yer
Ne şimalin haberci olmuştur
Muştu veren sürprizlerle...
Her hangi bir yazar, çevresindeki güncelliği okumadan; çağın geldiği düzey ve düzlemi bilen bağıntı ve bağlamlar düzeyinde girişir olmadan, yazı yazmamalıdır bence. Bu gibi konuyu bir makale konusunun ele alınışını eleştiri, konulu yazımda işledim.
Şimdiki zaman zemininde olmayan, iki bin üç bin yıl öncesinin, başka başka yaşamların düzey ve düzlemlerine değin, o ilişkilerin içinde olmuş, anlatımları; güncelin bağıntısı olan bir bilgiymiş, bir fikirmiş gibi oluşlarıyla, anlatılmamalıdırlar. Bu yazarın bilmezliği ve yazarın okuru aldatması olur.
Tarihsellik denen olgu, süreç sentezini yaparak bu güne gelir. Bu günkü bina inşaatı yapım bilgisi içinde kulübe inşasının kural, kaide ve amacı olan; kulübeye değin oluşun bilgi ön unsurları şimdiki bina inşa bilgilerimizin içinde hıfz edilmiştir. Ama bugünkü bina inşa bilgimiz, kulübe bilgisini içerir olmasından ötürü de, asla kulübe bilgi düzey düzlem ve kullanımı olan ahlak ve bilgi değildirler.
O özlemi çekilen eski dönemlerin böyle bir ahlaki kullanım ve tecrübeleri yoktu. Oysa siz cep telefonu, bilgisayar kullanımıyla da ahlaki olmak zorundasınız. Eskiyle şimdinin düzey düzlem bağıntı girişmesi çok farklıdır. Ayrıca, eğer siz geçmiş zamanı şimdiye kıyas koyarsanız(!) kimin kime örnek ahlak olduğu da çok tartışılır.
Yazarlar şehveti bir toplum sorunu görerek en büyük hatayı işlerler. Eğer şehvet bir sorunsa (!) şehvet toplumun sorunu değildir. İnsanın ve insan biyolojisinin sorunudur. Sosyal yapının bu konuya olan engelcinin, kişilerdeki eğilim sapması engeline dönüşmesiyle şehvetin fetişleşmesidir. Siz, şehveti toplum sorunu olarak ortaya koyarsanız, bu cümleden sonraki yazdıklarınız da zaten tüm güme gider.
Yazılarımda keslerce belirttim. Toplumların ahlakı olmaz. Toplumların yasası olur. Bu yüzden mülk(!) adalet (yasa) üstüne ekseni oluşla döner. Bir kere toplum; kişi anlayışlı ahlak oluşla ne bikini giyer, ne kapanır. Bunu iyice bilelim. İnsan bikini giyer ya da kapanır. Sosyal yapı davranışı bikini giyer veya kapanır.
6-]İttifakın birliğini sağlamaya uğraşan etnik yapıların her biri, bir yönden gelişle, ittifaka düzen veren (totemi) ilahlar oluşla süreceklerdi. Çünkü her bir etnik yapı, kendi uzmanlık işini biliyordu. Ve kendi işinin düzenlenmesini biliyordu. İttifak içinde, kendilerine ait uzmanlıktı işlerin düzenlenmesi, karşı gruba, karşı etnik totemi (ilahi) oluşun öğretisi olacakla yansıyordu. Bunun için her bir ilahlar, ayrı ayrı işi düzenleyip öğretiyorlardı.
4-Totemi özne çevriminin, toplumsa eşitsizlik ilişkileriyle, dini duyguya doğru biçimlenmesi.
Bu ilahlar yapının köleci düzene kaymasındaki çalkantılarla birlikte, tanrıların yaratma görevine baş vuracaklardı. Artık yeni sistemdeki bozukluğun açıklaması ve anlatılması, yaradancı tanrının kaderleri öyle belirlemiş olmasıyla anlaşılacaktı. Yaratancı tanrılar yaratma görevinden sonra da yavaş yavaş tek tanrı olacaklardı.
7] Yeni toplumun ilerici güçleri, bu değişmezlik algısı veren gelenekti tutumlarla mücadele etmekti. İlerici güçler eski görenekti, inançtı aktarım taşınmalarına puttu anlayış, diyorlardı. Şekilsek olarak bu anlayışlar güncel işlerliği kalmayan donmuş işlev gelenekti.
Baksanıza köleci tavsamalardaki değişmeleri dahi görüp anlayamayan bir anlama ve anlatımlardı. Ebette bu inançlar temsili bir heykel, şekil ve simge ilen de temsil ediliyordu. Kişiler bu heykellerin aidiyettik muskalarını (amuletini de) da boyunlarında taşıyorlardı.
Tüm bu ve bu gibi nesnel toplumsal ve sosyal girişmelerin, inançla sarak geleceğe doğru aktarılan muhafazakârlığı aslında; güncelde toplumsal olanın, halk anlayışına tercümesi olan sembolik anlamalardı. Ama zamanla sembollerin toplumda yansıma yapacak olan işleyiş somutlukları kalmamıştı.
9-] Ne kadar seçme ayıklama yapılırsa yapılsındı; her yaşanan, kalıcı izleri bırakmak zorunda idi. Bunlar, yeni aksiyom erlerin bir önceki inşalar içindeki malzemelerin esnetilen, dallandırılıp budaklandırılan, kırıklı bifurgasyondu yapılarıydı. Yeni yapı içindeki kullanılan eski envanterler insanlığın sosyal yaşamı ile belirtilmiş olan, temel; sosyal özneldi, kültürün parmak izleridirler.
Söz gelimi insanlığa ait olduğu söylenen kutsal kitabın iddiaları içinde bir Hintlinin, ya da bir Moğol’un ya da farklı aitti toplumların yanlış gelenek, göreneklerinden hiç bahsedilmezken; bir Arap dışında kimsenin bilmediği, gelenek ve görenekten onlarca söylemlerin evrensellik iddiası vardır!
Yine insanlığa seslendiğini söyleyen kutsal kitapların iddiaları; tıpkı erken dönem eski totemdi söylemler gibi doğrudan kendi aitti etnik yapılarına seslenmektedirler.
Tabu ve totem birbirine bağıntılı iki kavramdırlar. Biri diğerini; diğeri de öbürünü, gölge ve eşlenir anlama olacakla yansıtırlar. Totemi, tabu ile anlarsınız. Tabuyu da, totemle kavrarsınız. İki sözcük birlikte ve birbirini tamamlayışla ancak bir vücudu mücessem (somut vücut bulma) olurlar.
Neredeyse bir sövgü sözcükleri olur denli kullanılan iki sözcüktürler. Oysa bu iki sözcük; bir yemek kadar besleyici bir şifa ve bir zehirli yemek kadar da öldürücü olabilen bir kullanımdırlar. İnsanlığın adını telaffuz etmeden ortaya koyup yararlandıkları, etrafında sosyal ve toplumsal sistemleri çevrimle dikleri çok etkili bir keşifti kullanımdırlar.
İnsanların bir yere, bir kümeye aitlik olan uyrukluğunu (tabiiyetini) , tabu ve totem olurlarla anlamıştırlar. Ve bu iki sözcükle insanlar tabiiyetlerini, edimsel tutumlarını ve zorunluluklarına dek kodlarını, tabu ve toteme dek öznel anlamanın diline çevirmişlerdir. Bu kodlar, özellikle de sosyal insanın, adeta bir eylemler dizgesi yazılımı olmuşturlar.
Çatının tarihi
Temelden
Duvarın yükselmesiyle başlar.
Duvarın tarihi emelden
Ev veya Çin Seddi oluşla
İnsanın diyalektiği ile başlar
29-]Cinselliğin özelleşmesi de evlilik dediğimiz seremoni akdini ortaya koyacaktı. Siz evlilik ilişkisini sosyo toplumsa olanın boşluklu ve tanecikli alanı içine nesnel ve zorunlu olarak atıyordunuz. Çünkü üretim ve tüketime dek paylaşım ilişkiniz sizi zorunlu olurla bu noktaya getirmişti. Evlilikler, biyolojik yolla çocuğun sizden olmasının, olabildiğince garantisini size vermekteydi.
Evliliğin nesnelliği yanında bir de öznelliği vardı. Bu öznellikler evlenilecek kişileri seçme aşkı, kişiye kavuşup kavuşamamaktan ötürü aşk duyma, mantık evliliği, para gücü ile parası olmayanları mal gibi sahiplenme, başlıkla satma ve satılma. Düğün, kına, vs. vs. gibi öznellikler, nesnelliğin yanında bir ilinek ve araz olmaktan öte bir şey değildirler.
Burada şunu iyice kavramalıyız. Miras edinme ve miras bırakma ve mal sahipliği üretim ilişkinizin bir yansıması olacakla size üretim yaptıran bir şevk ve girişme olacakla yansır. Bu tutumlar nesnel olan, rekabetçi olan, hırs olan bir üretim girişmesini başlatan, nesnel ve somut girişmedir. Evlilik, kurum ve kurumsallık ilişkisi olurla, üretim ilişkisi içinde düzenlenebilir gerçekliğe sahiptir.
22-Öznelliklerimizi, sosyo öznel bilince dek boşluk alanların içine nasıl aktarırız?




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...