Çevredeki şeyler her aynı etki karşısında aynı tepki yansıması göstermeyeceğini yukarıda söyledik. Yukarıdaki kâğıt ve kâğıda etkiyen kuvvet çevrenin bir parçasıdır. Yani kâğıt ve ona etkiyen kuvvet çevrenin parçası oluşla çevrenin kısmi özellikli kendisidirler.
Bu yüzden çevrenin, kendi etkisiyle; kendi üzerine, kendini yansıtması vardır. Kap suyun rengini yansıtıyorsa, su da; kabın şeklini ve rengini alır. Çevre, tekil olayları üzerlerine olan aynı etkiyi, aynı şekilde yansıtmazlar. Çevre tekil olayları, yansıyan o etkinin farklı özelliklerini de yansıtma eğilimine yatkın olmanın çekenlikti çeşitliliğine sahiptirler. Bir yansımanın farklı özelliklerini yansıtma, o şeyin atom yapı düzeniyle ilişkilidir.
Yansıma ve yansıtmanın “benlik” olma kuralı, çekendik oluşla seçme ayıklamalı duyarlığı (kendinizi) çevreden yalıtmaktır. Bu yalıtılma içinde yaptığınız tek şey dıştaki size doğru olan akı yönelce etkili enerjiyi düzenleyip, başka enerji biçimine dönüştürmektir (depolamak) .
Yine egonun doğan Güneş’le birlikte faaliyete geçen dış eylemi ve haz duygusuna bürünmesi de egonun korunmasını ve sürekliliğini sürdürmeye denk düşen biz haz duygusunu seçme işiydi. Ha keza enerji yokluğu (açlık) egonun ve yaşamın kaçınması gereken, elemi bir durum iken; beslenme (enerji elde etme) egonun ve yaşamın, sürdürülmesi yönünde olacakla hazdı bir durumdu.
Hayatın sürekliliği ego tarafından iki aşamalı kılınmıştı. Birincisi dıştan izole yaşam içine en az oluşla hayati enerji kaynağını içeri sokmak ve bunun özümlenmesi süreçleriydi. Diğeri de egomuz sistemin bu korunan modüle dizgelerini, eşlenişti bölünerek çoğaltma ve çeşitlenmeyle bu yolun yeni yansıması olan mutasyonlarla, egonun yaşama tutunmasını kendilik çeşitlenen bu yollan da garanti oluşun kendi belirmesiydi. Bu bir yolun sizi hep aynı yere götürmesi gibi bir şeydi. Elbette bu bir kazanç olduğu gibi (hep aynı yere gidiş güvenceli olmayabilecekti de. Yani bir pusu nedeni oluşla ziyandı da. Yansıma çift karakterli olmak zorundadır.
Yine cinsel dürtü egomuzu bölünme yoluyla yaşama bağlayan, çok ileri süreçler girişmeli oluşun bir belirmesidir. Cinsel dürtünün (ego modüle dizgenin) gerilim yaratması sizi motive edip, hazcı seçme ayıklamayla isteklendirecektir.
Ben seni unuttum da
Kendimle baş edemez oldum
Yüreğim hep göz göz
Anlamayı bilmedim de
Su içerim dere bile
Adın dilime hep söz söz
Ne gam elinde pinhanım ben
Ne sam yele savrulurum ben
Bir atıflı öze takılmışım
Çiğ içre güne hasret kavrulurum ben
Biz Dünyaya geldiğimizde
Kafanı hangi dağa yaslasan
Ağrın dağı da aşar.
Kahrolur suallerle
Deprenirken yer
Ne şimalin haberci olmuştur
Muştu veren sürprizlerle...
Her hangi bir yazar, çevresindeki güncelliği okumadan; çağın geldiği düzey ve düzlemi bilen bağıntı ve bağlamlar düzeyinde girişir olmadan, yazı yazmamalıdır bence. Bu gibi konuyu bir makale konusunun ele alınışını eleştiri, konulu yazımda işledim.
Şimdiki zaman zemininde olmayan, iki bin üç bin yıl öncesinin, başka başka yaşamların düzey ve düzlemlerine değin, o ilişkilerin içinde olmuş, anlatımları; güncelin bağıntısı olan bir bilgiymiş, bir fikirmiş gibi oluşlarıyla, anlatılmamalıdırlar. Bu yazarın bilmezliği ve yazarın okuru aldatması olur.
Tarihsellik denen olgu, süreç sentezini yaparak bu güne gelir. Bu günkü bina inşaatı yapım bilgisi içinde kulübe inşasının kural, kaide ve amacı olan; kulübeye değin oluşun bilgi ön unsurları şimdiki bina inşa bilgilerimizin içinde hıfz edilmiştir. Ama bugünkü bina inşa bilgimiz, kulübe bilgisini içerir olmasından ötürü de, asla kulübe bilgi düzey düzlem ve kullanımı olan ahlak ve bilgi değildirler.
O özlemi çekilen eski dönemlerin böyle bir ahlaki kullanım ve tecrübeleri yoktu. Oysa siz cep telefonu, bilgisayar kullanımıyla da ahlaki olmak zorundasınız. Eskiyle şimdinin düzey düzlem bağıntı girişmesi çok farklıdır. Ayrıca, eğer siz geçmiş zamanı şimdiye kıyas koyarsanız(!) kimin kime örnek ahlak olduğu da çok tartışılır.
Yazarlar şehveti bir toplum sorunu görerek en büyük hatayı işlerler. Eğer şehvet bir sorunsa (!) şehvet toplumun sorunu değildir. İnsanın ve insan biyolojisinin sorunudur. Sosyal yapının bu konuya olan engelcinin, kişilerdeki eğilim sapması engeline dönüşmesiyle şehvetin fetişleşmesidir. Siz, şehveti toplum sorunu olarak ortaya koyarsanız, bu cümleden sonraki yazdıklarınız da zaten tüm güme gider.
Yazılarımda keslerce belirttim. Toplumların ahlakı olmaz. Toplumların yasası olur. Bu yüzden mülk(!) adalet (yasa) üstüne ekseni oluşla döner. Bir kere toplum; kişi anlayışlı ahlak oluşla ne bikini giyer, ne kapanır. Bunu iyice bilelim. İnsan bikini giyer ya da kapanır. Sosyal yapı davranışı bikini giyer veya kapanır.
Ne, "sen"; dersin ele?
Zaten ağyarı agâh olur
Sen, "sen" desen de gene.
Sanışla uzak mı korsun ki?
Dağ ederle sızlarım seni
Sen yakın olursun bene.
Yüzü, yüz
Esti mi, güzü güz
Yolundayken düzü düz
Adam bir deha
Fikriyle, güven verişiyle
Yanında bulunuluş, bir reha
Ayrılığın tez mi olur ki,
Kavuşulması dört gözle olsun?
Yaşanılanlar pinhan mıydı da,
Anımsanmalar, neşe bulsun?
Yel üfürmüş, sel kapmıştı




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...