Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Kafanı hangi dağa yaslasan
Ağrın dağı da aşar.
Kahrolur suallerle
Deprenirken yer
Ne şimalin haberci olmuştur
Muştu veren sürprizlerle...

Devamını Oku
Bayram Kaya

Her hangi bir yazar, çevresindeki güncelliği okumadan; çağın geldiği düzey ve düzlemi bilen bağıntı ve bağlamlar düzeyinde girişir olmadan, yazı yazmamalıdır bence. Bu gibi konuyu bir makale konusunun ele alınışını eleştiri, konulu yazımda işledim.

Şimdiki zaman zemininde olmayan, iki bin üç bin yıl öncesinin, başka başka yaşamların düzey ve düzlemlerine değin, o ilişkilerin içinde olmuş, anlatımları; güncelin bağıntısı olan bir bilgiymiş, bir fikirmiş gibi oluşlarıyla, anlatılmamalıdırlar. Bu yazarın bilmezliği ve yazarın okuru aldatması olur.

Tarihsellik denen olgu, süreç sentezini yaparak bu güne gelir. Bu günkü bina inşaatı yapım bilgisi içinde kulübe inşasının kural, kaide ve amacı olan; kulübeye değin oluşun bilgi ön unsurları şimdiki bina inşa bilgilerimizin içinde hıfz edilmiştir. Ama bugünkü bina inşa bilgimiz, kulübe bilgisini içerir olmasından ötürü de, asla kulübe bilgi düzey düzlem ve kullanımı olan ahlak ve bilgi değildirler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

O özlemi çekilen eski dönemlerin böyle bir ahlaki kullanım ve tecrübeleri yoktu. Oysa siz cep telefonu, bilgisayar kullanımıyla da ahlaki olmak zorundasınız. Eskiyle şimdinin düzey düzlem bağıntı girişmesi çok farklıdır. Ayrıca, eğer siz geçmiş zamanı şimdiye kıyas koyarsanız(!) kimin kime örnek ahlak olduğu da çok tartışılır.

Yazarlar şehveti bir toplum sorunu görerek en büyük hatayı işlerler. Eğer şehvet bir sorunsa (!) şehvet toplumun sorunu değildir. İnsanın ve insan biyolojisinin sorunudur. Sosyal yapının bu konuya olan engelcinin, kişilerdeki eğilim sapması engeline dönüşmesiyle şehvetin fetişleşmesidir. Siz, şehveti toplum sorunu olarak ortaya koyarsanız, bu cümleden sonraki yazdıklarınız da zaten tüm güme gider.

Yazılarımda keslerce belirttim. Toplumların ahlakı olmaz. Toplumların yasası olur. Bu yüzden mülk(!) adalet (yasa) üstüne ekseni oluşla döner. Bir kere toplum; kişi anlayışlı ahlak oluşla ne bikini giyer, ne kapanır. Bunu iyice bilelim. İnsan bikini giyer ya da kapanır. Sosyal yapı davranışı bikini giyer veya kapanır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ne gam elinde pinhanım ben
Ne sam yele savrulurum ben
Bir atıflı öze takılmışım
Çiğ içre güne hasret kavrulurum ben

Biz Dünyaya geldiğimizde

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yüzü, yüz
Esti mi, güzü güz
Yolundayken düzü düz
Adam bir deha
Fikriyle, güven verişiyle
Yanında bulunuluş, bir reha

Devamını Oku
Bayram Kaya

2-] Parlamenter sistem örgütlü yapılanmanın, sınıflı toplumdan bu yanaki süreci içinde, kendi evrimiyle ortaya konulan bir tabu süreçtir. Değilse doğa üstü güçler ikameli, ezotik kutsaldı olan sosyal seçilimdi basınç olmuş olmanın, süreççe meşrulaştırması değildir.

Ne kadarını alır bilinmez ama parlamenter sistem gücünü, referansını ve oto kontrolünü, kendi düzeltmesini; halkın durumlara bakışı doğrultusunda alır. Aslında bu oluşmanın kökü, yatırımcıları dışlar gibidir. Çünkü teşebbüsçü nezaketen halktanım derse de; yatırımcı kendisini pek halk (köle) olarak görmez. Bu nedenle yönetimler ilk başlarda, ezoterik kutsal kılınışın istikametinde idi. Çok sonraki gelişmeleriyle; sınıfsal mücadele tarihinin işi olmaktan da hiç kurtulmamıştırlar.

Bu yüzdendir ki tarih boyunca ezen ezilen ikiliği yönetimlerde de ayrı ayrı baş oynamışlardır. Çünkü ezen ve ezilenler uzlaşmaz bir karşıtlık oluştururlar. Oysa üretim hayatı içinde, yatırımcı ve emek gücü ayrışması bağlamı, şu haliyle birlikte girişir olduklarında. İki durumun girişmesi çağdaş gönenci ortaya koyarlar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ayrılığın tez mi olur ki,
Kavuşulması dört gözle olsun?
Yaşanılanlar pinhan mıydı da,
Anımsanmalar, neşe bulsun?

Yel üfürmüş, sel kapmıştı

Devamını Oku
Bayram Kaya

Baktığınız zaman büyü, birisine istemeyeceği bir kötülüğü uzaktan etki ile yapmaktır. Ya da büyü; görünmeyen etkiler yolu ile birisine veya birilerine tesir etmektir. Birisine ecza gibi karışımlarla veya okunmuş üfürülmüş yiyecek, içecek gibi şeylerle, yine birisine ya da birilerine nüfuz etme işi büyüdür. Bunu yapan kişiye de büyücü denir.

Yine kimi kez baktığınız zaman da isteyerek yapılan bir tesir ettirme, bir yitik aratma; bir geleceğe baktırma; bir geçmişte olmuş bitmiş şeyleri açıklığa kavuşturma vs. gibi şeyleri yine uzaktan etkilerle, haber ve bilgisini alıp bunları bildiren, bunları gösteren etkilerle, bunları ortaya koydurma işidir büyü.

Acaba büyü ve büyücülük te, baştan beri bu böyle mi ortaya konmuştu? İnsanlar erken dönem içinde de, birisine kötülük yapmak için mi tasarlayarak büyücülüğü ihdas etmişlerdi? Ya da söz gelimi birinin başını bağlatıp, onunla evlenmek; yine ona şirinlik büyüsüyle gözbağı yaptırıp, evlenmek saikleri ile mi bu insanlar büyücülerini uğraştırıyorlardı?

Devamını Oku
Bayram Kaya

Şimdinin insanları çelişik duygular içindeyse de pek çok çelişkileri tarihsellik içinde sınıflanıp, kurallaşıp; bilinir, kullanılır iradeye dönüşmüştür. Erken dönem insan çelişkilerinin pek çoğu şimdiki insanlar için bilinir, nesnel kurallardır. Eski insan ataları, eski insan için hem kendileri dışında bir mana güçtü. Hem de kendisiyle bir bütünmüş, kendileriymiş gibi sanmanın toptan davranışı içindeydiler.

Yani erken dönem insanları, duygularıyla devinen duygularına kapılan insanlardı. İnsanların edindiği tutumlar nesnel nedensellikler olmayıp; daha çok kendi hislerini tutum edinmiştiler. Duyguca etkisi altında oldukları yaygın mana güçlerini, bu duygularıyla bağıntıladılar. Bu gibi bağıntılımalar erken dönem insanlarımızın mantıkilikleri ve akılcılıkları olmuştu.

Animizm mantıklı insan, bu duygu ve duygudaşlıklarını, atalara bağ etmenin alan zeminiyle tutumlaştılar. Günün içinde yeni yeni yaşantılaştığı diğer şeyleri de bu animizdi olan alanın içine ilişkilediler. Erken dönem insanlarımız, yamyamlıklarını da animizm içinde kullandılar. Animizmdi anlamalar; insanlarımızın duygularıyla, deneyimleri ve yamyamlıklarıyla yaşantılı kılınmanın üçlü kesişen bileşkesi olan her bir durumlarıyla da zenginleştiriliyordu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Torunlar bu gibi bağ ve bağıntının büyüsel anlanmasıyla, vefa duygularını içselleştirmişlerdi. Bu içselleştirme torunlardan atalara doğru mana algılı yepyeni vefayi duyguya dönüşüyordu. Bu yüzden totem torun, atalarından; geleceğin bilgisini de büyücüleri eliyle istiyordular.

Burada kutsallık ve geleceği bilme konusuna izninizle bir parantez açayım. Kutsal olan, atalar yaşantılımı oluşla, atalara dek deneyim, bilgi, kural olmuş tüm koruyuculukların; totemdik toruna geçmesidir. Doğa karşısındaki yalnızlıklar içindeki torunlar bu yol haritasına can simidi gibi sığındılar. Güvenli olan bu sığınmacı izleklerin torunda uyandırdığı duygular vardı. Hissin ve hissin büyüsel etkilerle totemi torunda oluşan minnetler toplamı, kişilerimizin kutsallık algılarıydı.

Sosyal yapı ölüm- doğum ve doğanların büyümeleri olacakla bir nehrin kesikli sürekliliği gibi bir akışlar devamlılığı arz eder. Kişi kendi kesikli sürekli bulunmasın duygu ve egosunu kendi öznelliği içinde büyütür. Kişi bu ego büyütmesiyle sosyal devamlılık içindeki kendi dışındaki sürekliliğin algısı olan akışı, kimi kez kendi duygusu içinde es geçer ve göremez olur.

Devamını Oku