Ne çok memnunum dersin, maksat hâsıl olur girip çıkanla
Yenicami kapısına mı dilenirsin ki, cemaate bereket olanla
Acep ben tırsam için mi, höt eder dura vura?
Ki korkup da alkış edeyim, hoşla dönsün yüzü nura
Ölümü görsek
Bir mezar kazılır hazinden
Sessizlik açılır içimizde
Derin azabın yakıcılığıyla
Düşlerimiz solar
Tüm geğirtiler yutkunulur
Korkuyla korkutuluruz
Sanırız abadı şandayız gibi
Yapışmaz canımıza ya
Canımız çıkar kıpır kıpır gibi
Ben seçmedim sizi
Demokrasi bizim gibi ülkelerde, bir sürecin gelişmesi içinde olgunlaşışla bir öznel kemali yet değildir. Bizim gibi aileden inançlarından ve siyasi yönetimlerinden gelen itaati kültür zaten demokrasiyi kullanamazdı. Demokrasiye kavuşmakla insanımız adeta ne yapacağını bilemez oluşla, baş başaydı!
Bu nedenle insanlarımız saltanat ve hilafetle bir iyi uyumlaşmıştı. Kendisini zahmete sokmuyordu, birileri kendisi adına düşünüyor ve kendisi için en iyi olduğunu sandığı kararları alıyorlardı. Bunun murakabesini de Yüce Tanrı’ya havale etmiştiler.
Yöneticilerin değil kendileri için uykularının kaçmaması, eğer; “Fırat’ta kaybolan kuzudan sorumluluk duymazlarsa” öte dünyada hesabını çatır çatır yanmakla verecektiler! Bütün öğreti ve dinamik buydu.
Kuşkusuz sosyal birlikler (halk) gücü, büyük güçtü. İlk sosyal birlikler olan etnik düzlemi, tekildi bir ilk totemi sosyal birliğin gücü olacakla ele alırsak dahi, bu çoklu güç, kişisel güçten; tahmin edilemeyecek kadar fazlaydı. İki kişinin zihni gücünü (yeterliliklerini) topladığınız zaman, bir kişiye göre fazlalık olan ve bir kişide olmayabilecek yetkinlik, iki kişiye dek, zihni yetkinlik olmayacaktı. Ama bu iki toplam da, bir kişide olmayacak kadarla da, birden fazla olan bir durumun anlatımı olacaktı.
İlkti ata soy totem tasımla sosyal birliklerin, yaklaşık hepsi; sosyal birlik birleştiriciliğiyle ve sosyal birlik denetçilik bağları buyurması olan, sosyal gücün hitap edişiyle; o birliğe dek üyelerin de hepsinin aynı şekilde, o hitabı bilip ezber ettiği bir tutumdu. Bir anlamda bunlar, kişilerin dıştan (sosyal) öğrenme ile edindikleri hayatta kalma ilkeleriydi.
Bu durumdu öğrenme mülkiyetçi ilişkilerin yapılaşan, çeşitlenen, girişmeleriyle giderekten halkın her bilmeyi bilememe, bilememenin sembolik fantezi ve fetişlerle bilinmesi şekliyle çeşitlenen; her biri bir farklı toplumsa bilgilerin de yavaş yavaş doğrudan bir ilgi alanları olamama gibi bir süreci başlattı.
10-]Bizler bu bilgileri, bu tarihi toplumsal nesnelliğin süreçlerini, bilmezden, görmezden gelişlerle; inanca değin olanı sanki topluma değin olanlar gibi oluşla göstererekten; inançları da, bir toplumsal hak gibi bir toplumsal özgürlük gibi sandırışlarla ajite edip, değerli inançlarımızı bu konuya değin kendi savunmaları içinde oluşturuşlarla bulundurmamızla, bizleri biz; terörizme etmekteyiz.
Nasıl toplumun bir özgür eşme olayı olan, arabasına, uçağına içinizde taşıdığınız inanmalarınıza rağmen binişle; araba ve uçağa; inançlarınızın değil de, araba ve uçağın uzay zamana bağlı kendi devinmeleri egemense; bu koşullarda inanç taşımanızın ve inancı özgürlüğünüzün bir kıymeti harbiye si de yoktur. Burada tamamen fiziki, aero dinamikti, uzay zamana bağlı, nesnelce tutumların bilgisi ve ona değin olan hava yastıklı, paraşütlü vs. giyinmelerin hükmü devranı sürer.
İşte toplumda da okula, öğrenci olunmayla gidilir. Eğer, öğrenci olmanın uzay zamana özgü kuralında örtünme varsa örtünürsünüz. Bu bir hak ve özgürlük olmayıp, o işin gereği oluşla, gerekli bir şarttı bir zorunluluktandır da ondan. Bir sağlanış toplumsal talebi içeriyorsa, o hakkınızdır. Bir topumsa alanda çeşitli nedenle bulunuşla, kurallara uymanız, hak değil bir zorunluluktur. Bunun özgürlüğü hiç olmaz!
2-] Sağ, sol akımlar üretim araçları mülkiyeti sahipliğinin nasıl olacağı ve yapılan üretimin, bölüşülmesi sahipliği üzerinden işlerler. Yatırımın özel sektör ile mi, yoksa kamu paylı tahsisi üzerinde mi olacağı gibi çok çok farklı çözümleri ifade eden akımdırlar. Sağ akımlar, özel sektörün payını toplum işleyişinde genel tanımlama olarak ele alırlar ve toplumsal sistemi özel teşebbüsle ekseni kılarlar.
Oysa Türkiye’de sağ dinamizmler, özellikle yakın geçmişte bir düşünme akımı olmaktan çıkarılmış, düzenin her tür sığ kirliliği içinde bir jandarma bekçilik düzeyine geriletilmekle yazık edilmiştir. Ve inançtı konumlanma içine de itilerek sağcılık, düşünce akımı olmaktan öteye, düşünmemeye mahkûm ve pasif ize edilmiş bir toplumsal kaybımızdır.
Sol da, düşünce pratiği yapmanın haklılığına kapılışla, sağ düşünce gibi çatışmacı eylem selliğin tuzağına düşmenin, hep debelenmesini yaşamıştır. Ve genelde sol; geçmişte toplumsal siyaset ve yaşam içişnde, büyük oranda kamu kurum ve kuruluşlarından, üniversitelerde mağdurluğun, simgesi haline gelmiştirler.
7-Bu yarılmadan sonradır ki her iki alan birbirine etkiyen değişen değiştiren süreç girişimlerini daima görünmez bir tanımlılıklar bütünü olan koruma avatar kalıplarıyla, temastı ilişkileri sürdürecektiler. Bu avatar kalıp sosyal toplumsal yapıta geçişlerin dönüştüren seçme ayıklama kriterleridirler. Söz gelimi toplumun demokratik bir ilişkileniş biçimi halka aynı şiddet veya yeğinlikte geçemezdi. Çünkü halkta üretim ilişkileri gibi bir nedense belirleyen değil, konusu özne ve özel olan öznel belirlenimli kişiler sağlyıştılarıyla (gelir gruplarıyla) girişen bir belirlenimleri vardı. Bu yüzden buranın korunan yapısı da bu seçiciliği ile hoşgörücü olacaktı.
Sosyal yapılarda öznel ve nesnel belirlenimdirler. Ancak sosyal yapılar iki boyutlu değerlendirilirse anaot katot bazında anot poztif (nesnelci) bir tanımlama, katod daha bir öznelci tanımlanma olursa, katot girişmesi ve etkimesi daha fazla olan, anodu da büyük oranda katoda götüren bir özne, özel oluşla, öznellikti yapıdırlar. Toplum da anod zaman süreci daha fazla olan, katodu da büyük oranda anod zamana götüren süreç olmakla daha belirgindir.
Oysa millet, ulus, toplum adiyetliği gibi genel avatar belirlenimler, bu iki boyutlu zamanı en az üç boyutlu düzlem olacakla işlev eştirirler. Dıştan avatar kalıp iki boyutlu zamana bir üçüncü boyut değiştireni gibi eklemlenir. İstenildiği gibi iki boyutun gerlim değişmesini anaot katod durumlara götürür veya ortalama bir referansla bu alanların düzenli gerilim akım çalışmasını sağlar.
İnsanlığın, ittifaklar girişmesiyle ortaklaşa olanın paylaşım bağcı olan tutumları; ortaklaşa olanın ilişkin düzenlenmesi de, yavaş yavaş ortadan kalkıyordu. Bu ortaklaşa paylaşım şekli, herkes için (o sosyal birliğin üyelerine dek) : hayatın idamesi içindi. Şimdiki (ittifaklar dönemi ve sonrası) paylaşımlarsa, ortaklaşa olanın paylaşımına hiç benzemiyordu.
Araya zaman mekân süreci girmiş, ilişkiler değişmişti. Değişen ilişkiler ortaklaşa olanın paylaşımını da zorunlu değiştirmişti. Değişen ilişkinin zorunlu yansıması da yine bir paylaşımdı. Şimdiki paylaşım: eski paylaşım gibi sırf aitti üye olmanın paylaşımı değildi. Yine tüm klanın, bir totem kardeşler olmasının da paylaşımı değildi. Ha keza, tüm sosyal birliğin tek bir aile olmasının da paylaşımı değildi. Böylece sosyal birlikti ortak güç olmanın da bir paylaşımı olmayıp, aksine; “muhtaçlığın yardım almasıydı”.
Şimdiki paylaşım, tek yanlı bir yardım belirmesi içindeydi. Şimdiki paylaşım yardım alanlar hayatını sürdürsün diye değil de, muhtaçlığın boyun eğişiyle; hırs olacak eğimin kontrol edilen bir paylaşımdı.
Sen en ağır ülkü
Sen atılan şamar iken dünkü
Ve gözümüze ufuk olan bugünkü
Bir bilsen
Sen bizim yürekten




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...