2-] Sağ, sol akımlar üretim araçları mülkiyeti sahipliğinin nasıl olacağı ve yapılan üretimin, bölüşülmesi sahipliği üzerinden işlerler. Yatırımın özel sektör ile mi, yoksa kamu paylı tahsisi üzerinde mi olacağı gibi çok çok farklı çözümleri ifade eden akımdırlar. Sağ akımlar, özel sektörün payını toplum işleyişinde genel tanımlama olarak ele alırlar ve toplumsal sistemi özel teşebbüsle ekseni kılarlar.
Oysa Türkiye’de sağ dinamizmler, özellikle yakın geçmişte bir düşünme akımı olmaktan çıkarılmış, düzenin her tür sığ kirliliği içinde bir jandarma bekçilik düzeyine geriletilmekle yazık edilmiştir. Ve inançtı konumlanma içine de itilerek sağcılık, düşünce akımı olmaktan öteye, düşünmemeye mahkûm ve pasif ize edilmiş bir toplumsal kaybımızdır.
Sol da, düşünce pratiği yapmanın haklılığına kapılışla, sağ düşünce gibi çatışmacı eylem selliğin tuzağına düşmenin, hep debelenmesini yaşamıştır. Ve genelde sol; geçmişte toplumsal siyaset ve yaşam içişnde, büyük oranda kamu kurum ve kuruluşlarından, üniversitelerde mağdurluğun, simgesi haline gelmiştirler.
7-Bu yarılmadan sonradır ki her iki alan birbirine etkiyen değişen değiştiren süreç girişimlerini daima görünmez bir tanımlılıklar bütünü olan koruma avatar kalıplarıyla, temastı ilişkileri sürdürecektiler. Bu avatar kalıp sosyal toplumsal yapıta geçişlerin dönüştüren seçme ayıklama kriterleridirler. Söz gelimi toplumun demokratik bir ilişkileniş biçimi halka aynı şiddet veya yeğinlikte geçemezdi. Çünkü halkta üretim ilişkileri gibi bir nedense belirleyen değil, konusu özne ve özel olan öznel belirlenimli kişiler sağlyıştılarıyla (gelir gruplarıyla) girişen bir belirlenimleri vardı. Bu yüzden buranın korunan yapısı da bu seçiciliği ile hoşgörücü olacaktı.
Sosyal yapılarda öznel ve nesnel belirlenimdirler. Ancak sosyal yapılar iki boyutlu değerlendirilirse anaot katot bazında anot poztif (nesnelci) bir tanımlama, katod daha bir öznelci tanımlanma olursa, katot girişmesi ve etkimesi daha fazla olan, anodu da büyük oranda katoda götüren bir özne, özel oluşla, öznellikti yapıdırlar. Toplum da anod zaman süreci daha fazla olan, katodu da büyük oranda anod zamana götüren süreç olmakla daha belirgindir.
Oysa millet, ulus, toplum adiyetliği gibi genel avatar belirlenimler, bu iki boyutlu zamanı en az üç boyutlu düzlem olacakla işlev eştirirler. Dıştan avatar kalıp iki boyutlu zamana bir üçüncü boyut değiştireni gibi eklemlenir. İstenildiği gibi iki boyutun gerlim değişmesini anaot katod durumlara götürür veya ortalama bir referansla bu alanların düzenli gerilim akım çalışmasını sağlar.
İnsanlığın, ittifaklar girişmesiyle ortaklaşa olanın paylaşım bağcı olan tutumları; ortaklaşa olanın ilişkin düzenlenmesi de, yavaş yavaş ortadan kalkıyordu. Bu ortaklaşa paylaşım şekli, herkes için (o sosyal birliğin üyelerine dek) : hayatın idamesi içindi. Şimdiki (ittifaklar dönemi ve sonrası) paylaşımlarsa, ortaklaşa olanın paylaşımına hiç benzemiyordu.
Araya zaman mekân süreci girmiş, ilişkiler değişmişti. Değişen ilişkiler ortaklaşa olanın paylaşımını da zorunlu değiştirmişti. Değişen ilişkinin zorunlu yansıması da yine bir paylaşımdı. Şimdiki paylaşım: eski paylaşım gibi sırf aitti üye olmanın paylaşımı değildi. Yine tüm klanın, bir totem kardeşler olmasının da paylaşımı değildi. Ha keza, tüm sosyal birliğin tek bir aile olmasının da paylaşımı değildi. Böylece sosyal birlikti ortak güç olmanın da bir paylaşımı olmayıp, aksine; “muhtaçlığın yardım almasıydı”.
Şimdiki paylaşım, tek yanlı bir yardım belirmesi içindeydi. Şimdiki paylaşım yardım alanlar hayatını sürdürsün diye değil de, muhtaçlığın boyun eğişiyle; hırs olacak eğimin kontrol edilen bir paylaşımdı.
Sen en ağır ülkü
Sen atılan şamar iken dünkü
Ve gözümüze ufuk olan bugünkü
Bir bilsen
Sen bizim yürekten
5]Oysa, toplumsal işleyişlerin yapılaşılmasına dek düşünücü, demokrasi içinde hak arayıcı olmanın, katilliği olmazdı. Bir taraf mesai, saat başı ücret, kreş hakkı gibi toplumsal yaşamasal olanın yasal talebi içinde idi. Diğer taraf, toplumsal ilişkileşme argümanı olmayan, halk öznel yaşamı içinde olan geleneklerimiz, göreneklerimiz, büyüğe saygı, ulul emre itaat, din iman deyip, acayip bir vatan millet türü soyut kavramlarla, nereye çeksen oraya gider olan argümansızlığın içinde idiler. İç ve dış işbirlikçiler bu güzelim uyanışın iki kanadını da, o iki kanadın kendi mantıklarının değer anlayışları ölçüsünde, terör ize edeceklerdi. Sömürü gibi şerrin uyanışçı, bilinç edinici hayrından, tekrardan bir şer, terörizmi çıkmıştı.
Egemen öznelce güç, halkı ve onun bilmezliğini iyi yönlendiriyordu! Artık olaylar toplumsal bir demokratik hakların kullanımı olmayıp; okullar, sendikalar, iş yerleri, şehirler, kasaba ve köyler sendendi bendendi gibi ayrışmalara kaymış, süreç; içinde çıkılmaz bir kan davasının kör dövüşüne dönmüştü. Kurtarılmış bölgeler rezaletine dönüşmüştü. Daha doğrusu toplumsal hareketliliğin uyanışına, bu çatıştımacı süreçler baskın olup; toplumsal uyanış sürecini sindirip yıldırıyordu.
Ne vatan işgaldeydi, ne din iman elden gitmişti. Ne de din, iman ve vatan kurtarılmış oluyordu. Ne de sömürülen kesimlerin ve emekçilerin beklediği devrimler ve hak edişler, genel yansıma ile ele geçiriliyordu. Emekler sömürülüyor, vatanın asıl kurtarıcıları olan, toplum yapılaşması olan, silahlı güç; resmi jandarma polis gibi kolluk silahlı güç ve sivil sılahlı güç, orada öylece durup duruyorlardı. Çünkü vatanın işgali söz konusu değildi. Bu bir sanrı idi. Merkezi otorite taraflara ayrılmış, provakasyonlar içine girmişti. Toplumsal yapının, kendi çelişkisini aşabilmesine; yapının meşruiyeti içinde yapının kendi olacaklarıyla dahi, izin vermiyordu. Ortam tam bir kaosun hercü merci idi.
6]Karşı argümanı olmayan, toplumsal argümanı olmayanlar işi, inançlar bazına çekerek, iş iyice bir düşünce özgürlüğü ve toplumsal alaka olmaktan, çıkartılmıştı! Düşünce özgürlüğü çağın üretim tarzına ve günün üretim biçim ilişkisine denk düşen yapılaşma ve paylaşmanın sağlayıştı olacak eylem ve sözleri idi. Toplumsal ideolojileri tartışır olmaktan tamamen sapılmıştır. Halk alnının, bir inanç argümanını olan güzel dini söylemleri, sanki toplumun argümanı gibi tartışır olmanın, beyhude yanılgı ve yanlışlıklarına, diz boyu düşülmüştür. Halbuki güzel dinin ifası, bir düşünce özgürlüğü değildi.
Karşı taraf, argüman üretemiyordu. Üretemezdi de. Çünkü rakibi olan tarafın toplumsal ideolojik seslendikleri hitap merci muhatabı ve uygulayıcıları, kendileri değildiler ki! Ama karşı taraf bilmezliği ile kendilerini sözün ve düzenin muhataplarıymış gibi davrandılar! Ve durumdan olmadık vazifeler çıkarıyorlardı! Bir ülke ittifakının en tehlikeli satrancını, bilmeden; samimi olduğunu düşünerek, oynuyorlardı. Her iki taraflar kendi eylemleriyle, bu egemen güçlerin açık desteği ile kendilerine göre, kollanıp gözetiliyorlardı!
Bu yüzden, elbette bir cevap üretemeyeceklerdi! Üretemedikleri içinde tamamen fikir dışı alanın labirentlerinde, kendini haklı kılan anlamaların yanılgısı ile taraflar iyice bir keskinleşecektiler. Bir diğer taraf, sanki istekleri muhatap bulmuşçasına, sözleri gereken yerlere ulaşmışçasına, gibi onlarca fraksiyonlara ayrılıp bölünerek, kendi içinde ikinci bir cephe savaşları başlatmanın gaflet ve dalaleti içindeydiler. Sonuçta bu olanlar iç ve dış işbirlikçi egemenlerin, oyunu ve el ovuşturdukları durumdu. Bu güzide halk, bir birine kırdırılmıştı. 'Özgür Dünya' söyleminin emperyalist çıkarları uğruna her uyanış o ülkelerde iç karışıklıklarıyla öngörülmüştü! Figuranlar geniş kitlelere başat geliyordu.
7-]Ancak, toplumların mümini olmaz. Toplumun bireyi vardır. Toplumdaki bireyin içinde taşıdığı inancı vardır. Ama inancı toplumda aktif olamaz. İnanç toplumda bireyler içti dünyasının düşünmesidirler. Söz gelimi toplumsa üretim alanı içinde bireyler; hiç bir inanca dek olan soyut anlamaları, toplum içinde kullanamaz. İnancı anlamalarıyla kişiler toplum içinde inançlarını; ne bir vida sıkma işinde yararlanabilir; ne bir radyo devrelerini tamir ederken yararlanırlar. Ne de makinanın dişlilerini yağlarken inançları kişilerin, kullanacağı teknik bir donanımıdırlar. Kişi inançları, ne bile bir kundura üretmenin bilgisidir.
İnançlar, ne de bir eğitim öğretim alanının, eğitim öğretime hazır oluş ön koşul ilişkisidir. Ne eğitim öğretimin deneyse ve edimse, bilimsel plan, projeye dek olanla, anlama öğrenme metot ve ilkeleri içinde bir yol ve yöntemin kullanımıdırlar. Bu yüzden bir inanca dek bireyin öznel içti taşımaları, sadece toplum içinde etkin olamayacaktır. Toplum içinde inançlar, herkesçe paylaşılabilir, zorunlu bir karşılıklı yüküm edilmenin koşulu olan toplum üretimi değildirler. İnançlar, toplumsal gücün zorunluluğunu içermezler.
Oysa toplumsal olan, toplumsal gücün organizelerini zorunlu kılar. Toplumsal olan; toplumsa olanın dışında sağlanamaz olandır. Bir uçağın üretimi, bir bilimsel yasaların keşfi gibi girişmeler toplum dışı zamanların, üretebileceği bir gelişme değildirler. Bu sağlanışların kendisini direktif edenin, sizin isteminiz dışınızda olan, bir icbarı vardır. Toplumsal yüküm aksadı mı, giderek zincirleme bozulmalarla toplumunuz biter. Oysa bir inançlar özelinde, sizin türban takmanız ya da takınmamanız, toplumsal sağlayışların, bir umuru ve gereksinmesi değildirler.
Ne hükmü geçer, geçmişin; yeni varken sözüme
Ne ön değildir, geçmiş; salt görünmez gözüme
Yağan hava gibi; on beşimdir atmışım; özüme.
Bende ben olan yürekli; durur kesikli sürekli
Konma bülbül konma
Mizaç istemez.
Nasılsa manayı abit, düşünmeyi sabitle
Âlem felekten çekere gülmezde
Sen sürerken demi
Kıran girse de âleme onma istemez
Belekten bez bulundu
Elekten de toz
Şairliği oldu tebarek
Sarındı büründü
Mumya mısın be mübarek




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...