Bin bir renk cümbüş eylese de
Bürünse de bin bir surat
Üşümüştüler her bir tıynetleriyle
Ayazlı gecelerin soğuğundan değil
Umudun suya düşmesinden zemle
Elleri ceplerine sığmıyordu
Değerli okur. Burada az ya da biraz okunan bütün yazılarımda belki de ilk kez duyacağınız çıkarım ve ortaya koyuşlar mevcut olup, bunlar yazarın kendi rezervidirler.
Çok ortaya koyuşlarım bilinenlerin aksine oluşla belki de bir şaşkınlık ya da kulak asmazlık olmaktadır. Bu nedenle okunup anlaşılması da güç olabilmektedir. Böyle olunca, bu tür yazılar pek okunup yeğlenmezler. Buna rağmen, insanlar yine de yazar. Yazmalı da. Bir düşünce yazısının sanırım mukadderatı da budur. Yazıyı kafanızdaki önyargılı, totem anlamasıyla okumayınız lütfen.
Totemi oluşturan; ateşi kullanım alanına sokan; tekerleği bulan; hayvanı evcilleştirip, postunu sırtına geçiren; bitki yetiştiren; kesici aletler yapan; resim çizen; bugünkü sosyo toplumsa yaşamları ortaya koyan insanlara, ilkel demek; güncel ilkelliğin aydın cehaleti olmasından başka bir şey değildir.
Hâlbuki radyo aktif süreçte ışınım ile ışımalar, parçacıklar düzlemine de inseler, bir kritik zaman eşiği taşır olmalarından ötürü, bu hallerini daha da geri götüremezler. Tıpkı yine eşikten ötürü bu tersinme hallerini daha da ileri götüremeyecekleri gibi. Bir türden geçmiş zaman bilgisini; geçmiş zaman entropi entalpi yokluğundan ötürü, kritik eşikten dolayı, aşamazlar. Ve bu tarafa (bigbengdeki) kritik eşikten bu tarafa, geçmişi; bulundukları noktadan, tekrar yeni ilişkilerin basıncından dolayı, adeta bir şemayı davranır gibi, ileri devineceklerdir.
Zaman, yaşayan canlılarda birikilen, kazanılmış, bir hayati fonksiyon, organ veya organeller olarak, bir işlev olarak tekrarlarlar. Üretilirler (yansıma) . Bu, zamanın evrensel özellikli olan, özel çevrimsel davranışıdır. Canlı ölse bile, bir inorganiksel çevrimini sürdürerek devinime katılacaktır. Bir de ölen canlılar tekrarlı zamanı, nüve, tohum gibi zaman boyut düzlemi ile ileri akıtırlar. Ya da virüsler gibi hiç ölmeyerek, zamanı devamlı tekrarlı ileri akıttıran bir var oluşla, zamanı hem taşıyıp içlerinde eskiyi oluşturacaklardır. Hem de yeni kazanımlarla zamanı, bir devinimle ileri akıtacaklar. Zamanın yeni çevresi varlığı yanı olgu ve olayları bir, değişmeye, ileriye bir sonraya zorlayan basınçtır. Bu bigbengin çevre değişmesi ile bu güne gelen sürecin atımının sürmesidir. (Atım giderekten ne olacaktır?)
Varlık dendiğin de, sevgili okurlar sırf somutu olan ağaç, kuş, evren gibi birim oluşları anlamasın lütfen. Varlık bir var oluştur. Varlığın, var oluşun; ortaya çıkabilmesi için bir zaman boyutu olan olay ve olguları da varlık kapsamının içinde kullandığımı, değerli okur bilmelidir. Varlık hep belli bir olay olgu süreçleriyle (zamanıyla) vardırlar.
Yine gamzelendi de
ciğer paresi.
Her bir yere
her bir saçılır haresi.
Aslımı Persya'da
Dünya'mız bu türden anlamalara varmamızın yolunu engeller. Mantığımızın Dünya patentli olması, düşünmeyi sınırlayan damgasını böylesi biçimde vurması, bizim anlama yeteneğimizi bu şekilde kılar. Bu damga, analiz sentez yapabilmemizin sınırlı ölçüde çözümleşici olmasının zorlanmasıdır. Dünya, kendi içinde olayları ile kapalı ve sınırlı olmasından ötürü ve kendi seçme ayıklama filtresinden ötürü, mantığımızın bu girişmelerle başka türlü düşünmesinin önünü, daha baştan tıkamıştır. Tıpkı platinin, altının tepkimeye zorlanan isteksiz oluşunun bir uzay zaman boyutu ile aşılıp geride kalmış olmasıyla tıkanması gibi. Bir özellik kazanmıştırlar. Dünya başlangıç koşulu ile yeterince sıkışmıştır. Enerjisini dönüştürmüş, bu günkü süren enerji devinim formlarına giriştirmiştir.
Bir TV. Ya da araba depo ortamında bu yüzden çevrimleşemez, hal değişi minede giremez Girse bile; başlangıç koşullarının tayin ediciliği, ona bu yolu, daha baştan aldığı, şimdiki süren süreçlerle, bu tür çevrimsel girişmenin yollarını kapatmıştır. Söz gelimi bir sacın erimesi için 180 derce çevre sıcaklığı, ya da bir demirin eriyip şekil alması için 1500- 2000 derece çevre sıcaklığı artık yoktur. Sadece olay bu erime sıcaklığı ile süreçleşmeyecek ama bu da sürecin bir girişenidir.
Anacak Dünya’nın evrimi, bu sıcaklık koşulunu yitirmiş olan durumlara da, bunu hiç girişmez de kılmamıştır. Sadece kendi kendine organize olabilmenin bir unsur elemanı olmayı yasaklamıştır. Siz, dıştan özel bir müdahale ve enerji cebri ile olayları, amaçlı ve güdümlü kullanım için rahatlıkla yatkınlaştırmaktasınız. Organikler de durum bunun tersidir. Organiklerde girişmeler başlangıcın ne türden bir olumsallığı ile belirlenmişlerse öyle yollarına devam etmişlerdir. İnsanın bin bir hesap kitaplarla, bir olaya dıştan sağlayacağı nedensel ortam olma etkime özellik şartlarını, organizmalar çeşitli yollardan kontrollü olaraktan, kendi iç işleyiş düzenleri ile başarmaktadırlar.
Şimdinin üzerinde zorunlu olarak devinen yapılar, açıktır ki ilkteki harç ve gereçlerden gelişerek bugünü yapılaştırdıkları besbeli. Hiç bir yapı ilkteki gibi kalamaz. Ama ilkteki gerçekleniş koşulları da şimdinin üzerindeki, her bir zaman zemin koşullarını, sarmıştır. Olay ve olgular zaman ekseni çevresine sarılmıştır. Sosyal ve toplumsal yapılar İlkteki gibi kalamazlar. Çünkü yapı gittikçe daha kapsamlı ve işlevli olacaktan ötürü, hızlı olmak zorundadır. Eksen dönüşü, etrafına sardığı uzay zaman dönüşünün genişliğine göre, aynı zaman dilimi içinde, daha az yol alır.
Eksen etrafındaki uzay zamanın oluşması hareketleri, eksenden kaynaklanırken, çevrede oluşan uzay zaman hareketinin hızı, sanki eksene bağlı değilmiş gibi çok hızlı oluşur. Bu da parça hareketin bütün hareketten bağılca daha hızlı olması ilkesidir. Tıpkı vücut metabolizma süreçlerinizin kendi ömrümüzden çok daha hızlı gerçekleşir olması gibi.
Yine diskte çember üzerindeki nokta eksen çevresindeki nokta ile aynı zamanda devinirler. Ama diskin merkez uzağındaki çeberi daha hızlı döner. Yine, dünya gibi küre şekillede, ekvatorla kotup çevresinde bir nokta kendi eksenlerinde aynı sürede dönerler. Ekvator kutup çevresine göre hızlı döner daha çok olay yaşar ve daha çok yol alır. Ekvatorda hutuba göre zaman daha hızlı geçer. Nasıl ömrünüze göre hızlı olmayan bir metabolizma hareketi ömrünüzü ortaya koyamaz ise. Eksenden hızlı olmayan, sosyal ve toplumsal (uzay zaman) süreçlerde, toplumsal ömürleri ve ileri yön oluşturulma akışını ortaya koyamazlar. Eksem çevresindeki kat edilen yol eksenin ket ettiği çevresel yoldan çokken, her iki devinimler aynı süre içinde biter.
Dem vurursun kardeşlikten sazı
Habil'le Kabil'i, bilmemenle nazı
İman ettin, mümin oldun bazı
Hiç bildin mi ki baharı yazı?
Bu kaçıncı günü yükseltip
Daha ufuk demeden, alçaltışın?
“Tuttuğun altın olsun. Barışlı günler insanlık. Hayat hep bayram osun…” bu eğilimler hoş, güzel ve destekleri olunması gereken tutumlar olmalıdır. Ama bu afaki ve kuramsal olacakla böyledir. Hayat böyle değildir.
Size bayram olan şey, ortamın diğer olgu ve olay girişmelerine ziyandır. Haksız mal edinmeniz ve sömürüyle bayram içinde olmanız, demek; başkasının yoksullaşması oluşla, barışın bozulması demek. Avcı için bayram olan şeyin, av için de bayram olduğu söylenemez.
Ve hayat, asla böyle tek düze akmaz. Ve hayat yeknesak olmaz, olamaz. Hayat bizim hoşlanma duygu ve isteklerimize göre gelişmez. Ama kesikli sınırlı bir durum içinde önümüzde ziyan yapmayan bir seçenek olacakla barış duruyorsa; insan hırslarından üretim savaş ta cinayettir.
Siyahı, sıygaya çeksen
Beyazlanmayı diler
Kılarlar da eksen
Aklık gibi uyumla
Karışımların yükümünde keksen
Süreci değişmeyle olgunlaşmaya
Bu mesabede (Düzlemde) sokak sosyal jargonu etnikçi de davranacaktır. Toplumsal kültürün göl dibi sızmaların yansımasında bu zaten vardır. Ama nihai adımda, kişiler toplumsal kültürle devinmek zorundadır.
Çünkü etnik yalnızlaşma gittikçe sağlayışların körelmesine doğru kayacaktır. Bu demektir ki etnikçi kültürler kişi sağlayışlarının toplumsal referanslarını, kaybedecektirler. Denizden sızan geri beslemeli akımla kişi zorunlu olarak toplumsal referanslarını düzeltmeye gidecektir. Yani kişi zorunlu olarak topluma yani toplumsal kültüre gider.
Buralardaki sapmalar, bu yazarlarca bir yozluk olarak mı görülüyor? İşte yazarlarımızda bunlar hiç belli değildir. Bu da kimi yazarlardaki kültür kavramının, yazarlarında tam da oluşturulamadığı anlamına gelmektedir. “Misafirperverliğimiz zaten ayrı bir durum” gibi sözlerle kimi yerde de tikel ahlakı, kültürün üzerine çıkarmıştır. Ya da ahlakı kültürün kendisi yapmıştır. Oysa ahlak kendisi bir kültür unsuru iken, her kültürün, bir ahlak olmadığı, yazarlarca hiç bilinememiştir. Veya en hafif deyimi ile göz ardı edilmiştir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...