Hey deli gönül
Nedir bu sevdaların?
Görecedesin desek, sürecedesin
Yörecedesin desek evrenselcimsin
Sehere söylerim, yel payende
Gün ahirle seza
Kir tahirle keza
Ne hayallere gelir iken
Şimdi iyon devimleriyle
Yırtılıyorla, feza
Hayat, yaşayabileceğe dururken daha
Henüz anlamalarla sıra iken, geçti aha
Ansızın olur durumla, beklenir beklenmez
Bakmışsın bir sıra oluşla, güç yetmez de paha
Sevinç eşecekmiş bu bağır
Bir gün daha geçti çocuklar
Olumuyla olumsuzuyla
Vızır vızır
Gemini gevmiş at çabukluğunda
Geçen zaman, adımlar atımınca
Hazdı neşe, nal sesi duyumunca
Tarihsel belgelerin, yani toplum ve halk ayrışması süresini kestirmek mümkün değildir. M.Ö 42 ve M.S. 37'de Tiberyüs'le bu tarihi vaka olmuş. Toplum ve halk ayrışmasının delili burada başlatılabilir. Ama bu süreç daha önceki en az100- 200 yıllık bir önceki gelişmenin süre gelen olgunlaşmış hali olacağı da unutulmamalıdır. Bu uzun süreli düşünsel ve nesnel evrimli üst bilinç hali de aşağıdaki gibi ortaya konmuştur.
Halkın, toplumsal yapılardaki değişmelere, geleneksel tutumlarla olumsuz direnci, vatan, ulus, devlet denerekten akan sular durdurularaktan kırılmıştır. Bu söylemler aslında; halk alanının, toplum alanına göre; daha tez güncellenemez oluşundan kaynaklanmaktadır.
Bu bağlamda, toplumların akışında, halkın desteğinin kazanılması, zorunlu ve gerekli bir hal kılınmıştır. Halk desteği, devlet yönetiminde ve mevcut yapının sürmesinde gereklidir. Harpler sonunda ele geçen ve uyruklaşan halkların kaynaşmasında halkın tutumu gerekli idi. Devletler için fetih gelirlerinin devamı bakımından ve askeri güç oluşturmak açısından, vergi vermede halk kaynak olaraktan gerekli idi. Halktan çok kişiler, toplumun üreten bireyi olması nedeni ile de, halkın desteği çok gerekli ve çok belirleyici olmuştur.
Daha dün gibi
Güne açılırken gözlerimiz
Abc’den siyasete
Yaşamın acımasızlığı
Bir vuruluşla diyaredir
Oysa sosyal yansımayla
99]Buna rağmen: süreçle önder olmanın vasfını ortaya koyabilecek bir tarihi şartı gündemdeydi. 1919-1920 karanlıkçı ve kargaşa günlerinin, mandacılık tartışmasının içinde olan kimi yöneticiler şimdi en etkin yerdeler idiler. Basiretleri zaafları olacaktı. Marshall yardımları, Truman doktrinleri ve ikili anlaşmalarla ülke güvenliği, ülkenin tam bir teslimiyetçilerle işbirlikçiliği, şekline dönüştürülmüştü.
Ufukta birden belirişle dağılacak olan bulut, ne akıl almaz teslimiyet anlaşmalarına bizi sokmuştu. Adı da müttefiklik gibi makyajlarla süslenmiş olan kandırıştı siyaset söylemleri hala süren bir hercü merce dönüştürülmüştü. Kendimiz için değil müttefikler için ordu besleyecektik! Acaba bu da emperyalistler arasındaki gizli bir oyun muydu? Demekten kendinizi alamadığınız bir beliriş ve gerçekleşme ortada durup durmaktadır.
1945-46 tehditleri gerçekti, ama 1908- 1921 arası felaket koşullarına göre sudan ucuz bir bahanenin çok felaket sonuçları olan, geleceğimizi rehin kılan ve gönence değin geleceğimizi kaybeden gizli anlaşmalarımızla son bulmuştu. Hem de hiç savaşa girmeyerek. Bunun ceremesini 65 yıldır süren bir devamla ve farklı oluşmalarıyla hala çekmeye devam ediyoruz.
Bu yazım, Kurtuluş Savaşı Öncesi Sırası Sonrası Durumlar isimli; 'Kurtuluşun Felsefesi' yazı dizimin içindeki bir bölümdür.
Kurtuluşun felsefesini, sadece bir bağımsızlık savaşı olacakla anlamak ve algılatmak, ancak cahil bir aydın zavallılığıdır.
Kurtuluş savaşı acil bir durum oluşla öne çıkıp düşman işgalinin herkeste yarattığı infiali seslenilme düzlemine hitap eden bir ortak konsensüstü durum olma nedeniyle; hemen yanında bir ikinci asıl meselede saltanata karşı verilecek olan egemenlik savaşıydı. Bağımsızlık savaşı, saltanata karşı mücadelenin hem kendisiydi; hem kıvılcımı oluşla, gecikmiş bir tarihsel zorunluluğu, bu fırsat duruma; bilinçli bir denk düşürmeydi.
73]Üstelik de bu isyanların bırakın toplumsal nesnel nedenlerini, bir merkezi otorite kurma anlayışları da şöyle dursun; merkezi otoriteyi de yıkıcıydılar. Din eksenli ve sosyal heyecanlı, bir kaşıma fiilidirler. Bu müzelik var oluştu. Bu fosil eylemler dizgesi hem mekezi otoritenin büyük zaafıdır, hem de eylemlerin kendisinin zaafidirlar. Ayağını, toplumsal olmayan, artık demode olmuş, birey dünyasının alanı olan çekimleyicinin üzerine, basmıştılar.
Hâlbuki coğrafyanın kendi içindeki feodal egemenleri, bin yıldır; merkezi otoritelerle, kendi bölgelerini otonomcu bir yönetme ile, durumu paylaşmışlar gibi görünmektedir! Böyle olunca da, hem geçmişten gelen kısmi otonomluklarıyla ve hem de imparatorluğun bir ahalisi olmaları sıfatıyla, merkezi otoritenin bir unsurudurlar.
Böyle olunca, bu isyanlar bölgelerinde bir merkezi otorite çıkarıcı bir plânlaşma siyaseti de değildirler. Kendi bölge egemenleri, egemenliğinde; İstanbul merkezli, merkezi otoriteleri vardır. Lakin merkezi otorite, işgali himaye eder görünümlüdür. Özgürlüğün felsefesi nedeniyle, Ankara'da yeni oluşan, ikinci bir merkezi otorite vardır.
23]Baraj yaparken meyve bahçe alanları baraj altında kalır. Burada görülen ve görülmesi gereken hedef, kazanılan barajdır. Meyve bahçesine bakarak meyve bahçesini söylemleşerek barajı unutmak değildir! Siz isterseniz bu bahçe için, eş deyişle mülkiyet özgürlüğünüz için, genel görüyle aynı şekilde düşünüyor olmama özgürlüğü içinde olursunuz. Bu mülkiyetçi özgürlüğünüze değin söylemlerle, kıyametler koparabilirsiniz! Ama nafiledirdir. İşte gerici özgür oluşlar, böylesi bir temelliliktir.
Açıkçası kolektif mantık ve tutumlaşma yasasının yürüdüğü yerlerde siz, kendi bireysel ve kişisel yararcı olan kıt ve yetersiz mantık düşünmelerinizi, özgürlük diye getirip, dayatmazsınız. Böyle bir eylem ancak, kişisel düşünüşler içinde olay karmaşasıdır. İlişkindik ayırt etmezlik ruhudur. Halbu ki bir grup veya bir cemaat içine gittiğinizde, kişisel özgürlük diye bağırıp çağırdıklarınızın pek çoğu davranış ve tutumlarınız ve isteyişleriniz, düşünmeleriniz, kendiliğinden kısıtlanacaktır.
Söz gelimi cemaat şeyhinin elini öpmenizin köleci toplumlardan güne dek gelenekleşen ve eski döneme değin anlamı unutulan, efendi köle meşruiyetliğine değin bir toplumsal sosyal mukavelenin imzalanması olduğuna dair ruh onanmasının, bir belirişi olduğunu hiç söyleyemezsiniz. Köle, sahibinin elini öper ve anlındaki kölelik işareti olan damgasına (alın yazısına) sahibinin (efendisinin) elini koyarak, alenen; ‘ ben senin kölenim’ derdi. Efendi de; ‘ bakın, görün, şahit olun ki bu benim kölem derdi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...