Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

Bayramların en temel sosyal savı, saygı, sevgi, dostluk, barış ve yardımlaşmadır. Bundan güzel, bundan ulvi bir amaç olabilir mi? Buna razı olmamak olası mı?

Ama hangi saygı sevgi? Dendiğin de, el öpüp, yüz değdiriyoruz ya, yetmez mi? Diyorsanız, diyecek bir şey yoktur. Bayramınız kutlu ola.

Hergün normalde olması gerekenin, toplumsal ve sosyal aidiyetçi bir çekimleşme davranışlarını ortaya koymanızın; yani zorunlu girişmenizin bir mesajlaşması olan bu kabil hareketlerin, bayramı olur mu? Her gün yüzünüzü yıkarsınız, her gün insanlara tebessüm edersiniz.

Devamını Oku
Bayram Kaya

İnançlar, öznel ve insana değin bir hak olurluksa da, topluma değin bir hak olurluk değilidir. Yani toplumda görevleşişle, girişen kişilrti giriştiren bir toplımsal düzenleşilir sorumluluk değildirler. Kaynağı toplum olmayanın, oynağı (aktif olabilirce devindiği zemin alanı) da toplumlar, olamaz. Üstelik keyfilikler toplumun değil, özel hayatın; sosyal hayatın bir gereğidirler.

Söz gelimi siz sosyal hayatta keyfiliğiniz ne olursa olsun, keyfilikler içinde oluşlarla giyinirken; toplumdaki giyinmeniz, bırakınız keyfi olmayı; zorunlulukla olmaktadır. Topluma karşı, bir yetki kullanımı, bir yetkilenme, bir otorite belirtme, bir sorumlu olma ve bir sorumluluk taşıma ve bir mesleki aleniyet belirtme gibisinden işaret, sinyal taşıma iletişmesi gibi durumlarına denk gelebilmektedir.

Yani toplumdaki giyinişin, topluma karşı sorumluluktu bir taşınması vardır. Oysa inanca dek taşıma giyinişin ve eylemlerin, topluma ya da bir başkasına hiçbir gretirisi, götürüsü yoktur. Halbu ki o gün sizler, örtünmüşseniz ya da örtünmemişseniz; bu açık kapalı tavrınızdan ötürü topluma denk düşer bir aksamaya ilişkin, hiçbir mesaj alamazsınız.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Değilse böylesi yalıncı ve girişme siz oluşla mecliste, lineer geçen bir teklif bir tek adam baskısı ya da partizanca olmanın, oligarşi baskısı olurdu. İşte halkın temsili genel katılımı ve soyut iradesi buradaki muhalefeti, uzlaşma ile ortaya çıkacaktır.

Toplum kolektiftir. İktidar katalizör oluşla yöneten, sunan güçtür. Değilse, çoğunluk seçimi ile erke gelip, istediği yasama ve yürütmeci oluşun yasalarını çıkarıp ta; arkanızdaki seçmeni de; “ işte size, halksa, halk! Halk iradesi ise; biz, tam da iradi seçilmiş bir halk iradesiyiz, demenin gaflet ve dalaleti değildir de nedir? Oysa bu kabil uzlaşı ile çıkacak olan da, yine sizin emek, gayret ve başarınızdırlar.

Girişme siz olurla duran projeyi, eğer siz: ”bu benim meşru hakkımdır, çoğunluğum var, teklifi verir ve mecliste geçiririm” dediğiniz an bu hakkınızla yine bir başka sorumluluğunuz ve zorunluluğunuz olan ‘parlamentoyu çalıştırma’ gibi bir görevinizle, meclisteki çoğunluğumla ben bunu geçiririm dediğiniz tavrınız çelişirler. Çatışma başlar ve şiddetlenir. Nedeni de basittir. Demokrasi, bunların uzlaşısıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kimi sözde aydınlar TV’de tartışıyorlardı. Daldan dala... Bildikleri alanda az çok soruyorlar. Bunu, belli kriter süzgeçlere göre değerleyip anlayabiliyorsunuz. Örneğin siz, sorunların tartışılmasındaki ana konutların toplumsal alanla mı ilgili, siyasetle alanla mı ilgili; halk alanla mı ilgili, halk kültürü ile mi ilgili; olup olmadığını; kategorize edip filtreliyorsunuz. Oysa sözde kimi aydınlar, bunun hiç bilincinde olmayıp, tam bir kara kucak tavırla alelade sormaktalar!

İki laflarından biri, “sapla samanı karıştırıyorsunuz” demek oluyor. Bu çok doğru bir söz de, bu söz; söyleyeni, sapla samanı karıştırıyor olmaktan ne yazık ki muaf kılmıyor. Bu kez de kendi sorularımızın, sapla samanı karıştırır olup olmadığını, kendimiz filtre edebilirsek ne ala. Ama bu filtre çok kez mümkün olamaya bilmektedir.

Bir kere, bu kimi aydınlar; toplum, halk, siyaset gibi konuları biliyor görünürken farkın, farkında değiller. Benim, toplumdaki çoğu aydınlar, günü karartırlar ve bir cahiliye dönemi yaratırlar, dediğim husus, tamda buradan sirayet eder. Zaten, cahillik de; gelişmeci farkları ortadan kaldırarak, cahilliğin kendine güvenini ortaya çıkarır bir zübüklüktür. Ve ortamı karartır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bilir bilmez arını karını
Bilir olmayandır, kendi anlayış darını
Bulut gibi, gürleyip; rüzgar gibi esilir
Başka zulüme betimce, aslan kesilir!

Yeni ilişki ile, ortadan kalkan tutum

Devamını Oku
Bayram Kaya

Doğa, önüne aldığı bir sistem koşulunu, öylece korumak ve sürdürmek gibi sür git bir eğilimi taşımaz. Böyle bir eğilim, bilinçli öznel anlamalarla, özel koşullarla olasıdır. Bir süreç, böyle öznel korunsa dahi, Hüdai nabit değildir. Böyle bir görece durum, doğanın şartları içerisinde de kendiliğinden olasıdır. Örneğin; doğada, çürüme esasken; doğadaki görece özel koşula denk düşen organikler, özel koşulları içinde, milyonarca yıl çürümeden kalabilmektedirler.

Burada şunu demek istiyorum. Sosyal olaylar içinde de, etnikti bir oluşma, ila nabit sürer gider bir yapı değildir. Bu süremezliği siz insan hakkı, özgürlük gibi insansı anlamalarla dahi başaramazsınız. Ama görece, öznece diri tutmanın gayretleriyle, gelişememe seyirli ve mevcut topluma aykırı oluşla bir bilmezlik sorunu olacaktan sürer gidersiniz.

Doğanın ikinci bir kuralı daha vardır. Doğanın şartları içindeki bir oluşma, gelecekteki oluşmaların içinde kuvvetli olasılıkla içerilerekten kullanılırlar. Böylece doğa önüne aldığı olayın, eskiden işlev olup faal olanı koruyup, yeni birikmelerle değişip dönüşen, dış etkilere cevap veren organizeliklerini pek çok kez evrime uğratarak, ileri doğru süreç eşmesine de eğilim verirdir. İleri doğru kullanılabilir olmayanlar da, ya yok olurlar, ya güdük halleri ile ilişkilerini, benzer gruplanmalarla sürdürürler. Bu süreç sosyal olaylarda da sıkça böyledir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kendini birinci tür ifade edemiyorsa
İkinci türde ifade edemez miydi!

68-Bir nal mıh çalmak yakalanırsa suçtu
Ya yakalanmaz ise, bu nasıl garanti edilmeli

Devamını Oku
Bayram Kaya

İkinci olaraktan Arabistan'ın inançsal tanrıları da çok ve bir türden değildi. Bu açıkça merkezi yapılanmanın yokluğu demekti. Açıktır ki bu, toplumsal ekonomik üretiş gelişmişlik, yapısal seviyesinin konjonktürsel olmayışıdır. Bu devlet olma süreci merkezileşme; 4 halife dönemi sonunda belirecekti. Peygamberin ölümü ile yeni birçok reformcu peygamberler ortaya çıkmıştı. Ömer hem bunlarla uğraştı hem dikkati dışa Bizans ve Sasani üzerine fethe yönelterek karışıklıkları önleme başarısı gösterdi.

Kuran'ın dışına müracaat ve konjonktürün doğru okunması, laik akıl ilkelerinin işletilmesi, Halife Abdülmelik ile olacak ve sürecekti (685-705) . Esasen İslami yapılanış kısmen bu yolu açar yapı ile biat ve danışma (divan) ilkesi ile akli yapılaşmayı özün içine almıştı. Bu dönemden itibaren Yunan, Bizans ve Sasani’lerden etkilenme başlamıştı.

Aslında böyle bir düzen değişikliliği ortaya çıkmasa da, sırf siz, acıma ve insanlık namına! Köleleri serbest kılsanız ne yapmış olursunuz? Hiç. Sadece kölelerin bu kez ve toplu olarak aç işsiz ölmelerini sağlarsınız. Düzensizliği artırmış olmaktan maada. Hoş, düzende böyle bir özgür kılışa izin vermezdi ya. Sizin köleleri serbest kılar oluşunuz, merhameten filan değil, yeni üretim ilişkisinin ve üretim gücünün zorlaması sonucu yeninin nesnel yasaları iledir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

1-”Her zorunluluk, her özgürlük, her bağımlılık, kendi üstüne dönerek, kendini çevresel etki ile belirler.””

Dışsal belirlenim tutumudur bu. Özgürlüğün yetenekleri dışsal ve kendi içsel zorunluluğu ile belirlenir. Konuyu derinlere götürmeden bir örnekle sürdüreyim.

İnsanın yaşama zorunluluğu çeşitli biçimlerde enerji olarak petrolü kullanarak özgürleşme sağlamakta. Bu özgürlükteki ölçüsüzlük, sera gazları üretir. Bu da bir nesnel dışsal oluşan zorunluluktur. Bu zorunluluk (sera gazı ile) yeryüzünü bir çeşit fırına döndürme aşaması başlatır. Bu ısınma bizim yaşamımızı tehdit eden, yaşayamama zorunluluğumuzdur. Dış nedenin, baştaki nedene özgürlüğe, sınırlama olarak dönmesidir bu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Nasıl demokrasi bir kurallar rejimidir. Demokrasi toplum da; (halkta değil) var oluşun ve davranış kılınıp, kılınamayacak tutumların, bellilikle yazılıp somutlanır oluşudur. Otoritenin toplumsal, halka ait yaşayışla etkileşmesidir. Sizden isteyeceklerini, size sunacağı hizmeti yükümlülüklerini, tespit ediştir. Ya da sizin otoriteden isteyip, davranış sereceğiniz, normatiflikleri toplumdan alıp, topluma verme iletişiminizi düzenler.

Bunların yaşamsal olmasıdır ki, bunu talep kılar oluşunuz, toplumsal haklarınızdır. Üretme ve kullanım yararı vermeyecek hiç bir tutum ve düşünme soyutçuluğu toplumda talep olur bir demokratik hak ve özgürlüğünüz olarak mütalaa edilmez.

Otorite de sizden yüküm istiyorsa, bu otoritenin yaptırım gücü olmaktadır. Otorite yaptırım gücünü, kurucu ilke ve felsefeden alarak meşrulaştırır. Bu nedenle halkın demokrasisi ve laikliği olmaz. Demokrasi ve laiklik, otoritenin yaptırım belirişinin yaşamsal sınırlılıklarıdır. Laiklik topluma ait siyasetin tutumudur. Dinse inançların tutumudur. Laiklik demokrasi içermez. Ama demokrasi laiklikle vardır. Tıpkı, ne biçimde olursa olsun, insan öldürmenin demokratiklik içermediği gibi. İnançları da, kendinizin üretip seçemediğinizden, inanç bir demokrasi kapsamlı içerme değildir. Halka ait, bir hoşgörü zeminli, telakki ürünüdür.

Devamını Oku