Artık eski bir toplumsal etnik diliniz şimdiki aidiyet gerçeklenmesi içinde; girişen bir sanat, kültür, bilim, siyaset üretebilmişse, zorunlu olarak, anlatım olarak, toplumsal yapıya yansıyarak vardır. Yaşayan dilin oluşması, yaşayan kültürün ve yaşayan etnik yapının geçişmesi, korunması, ancak böyle olabilecektir.
Bir bambu etnik dilini nasıl yaşatırsınız? Ya da, bu günkü güncel bilgi, sanat ve bilimi; bambu diline nasıl aktarırsınız? Eğer aktarabilmişseniz, aktarılanlar; ne kadar bambu dili olurdu acaba?
İşte etnik özelliklere, böylesi nesnel ve girişen, güncel ilişkilerin ışığında bakarsınız. Paradigma budur. Değilse suni bir zan ve subjektif sömürü mesnetli yaklaşımlarla, efendim etnisite kültürel bir insanlık hakkıdır? Demekle, etnik özellikler süreçleşmez. Ne yaşatılırdır, ne sürdürülürdür, nede onu kullanan sosyal birimlere faydası olurdur. Üretmeyenin işlek ve işlevsel kültürü nasıl olur, bu da ayrı bir konu!
Toplumun soğuk bireyleri, gittikçe robotik yaşama kayan otomatik üretim iken psikolojik rehabilitasyona sıkça gereksinim duymaktadır. Halk, tüketen yaşam alanı olaraktan, toplumun bu soğukluğunu; nispeten kuralsızlığı ile bireyi neşeye, kana cana boğan yanıdır da. Yani bir alandaki bir özgür oluş, başka bir alanda, başka bir özgür var oluşun gerektirmesi olur. Halk ve toplum zaman ve düzlem olarak aynı koordinatlardalar. Ama alan zamanları olarak, alan zemini olarak, yani iç işleyiş program olarak, ayrı alanlardaki yerde, bir ilişkisel oluşturlar.
Halka ait kuralsızlığı şöyle anlamak lazım. Halkın, parçalı grup, cemaat ve kişisel öznellikli yaşama eğilimi kuvvetlidir. Halk, toplumsal yaşamı bir çeşit karikatürize eden, şevsel olan sosyal yapıdır. Cemaat yapılı, farklı sebeplerden ötürü farklı kuralı olan, bir yaşam tüketiş ve öznel tutumlu yaşamlar üretiş birlikleridir.
Sizin, grup cemaat birlik kurallılığınız, dışarıya; başkasını bağlamayan bir kuralsızlık olarak yansır. Aynı şekilde, başka grupların yaşam kuralıda size, bağlayıcı olmayan bir yansıma olarak belirir. Bir grubun kuralı, diğer grupların kuralsızlığıdır. Kuralsızlığın kurallılığıdır. Halk yapının bu hali, toplumsal yapıdan ayrıdır. Farklı ve çok esnek bir, üretim tüketimdir. Bunlar halkın kendi yapısının, bu yapı ilişkilerine özgü, bir hak ve öznel özgürlüklerdir.
Girişen davranış ve istemlerimiz, yeni bir karşılaşmanın gereği olarak sönümledir. Buna da sınırlanma kısıtlanma denir. Sizin, yanınızda olan bir kişinin bağırmasından rahatsız olmanız demek; siz bağırınca da, başkası rahatsız olacak deme anlayışıdır. Eğer iki bağıran hevesli bir gerektirme ile bir arada olacaklarsa, bağırmama sönümleşmesi kendiliğinden ve karşılıklı gerekme olarak belirmiş sınırlandırılmış olur. Bu kendilik belirme, bu bir sınırlı oluş ve bir bağımlı oluş, kısıtlanışıdır.
İki kişi olmak, yepyeni; tahmin edilemez bir olanağı bir yapabilme muktedirlik özgürlüğünü, size dayatacaktır. Serbest tavırlardan karşılıklı olarak vaz geçen iki güç, iki gücün üretebildiği aynı durumları gerektiğinde tekrar tekrar üretme, tekrardan ortaya koyma olanağını daim size verecektir. İşte bu tekrar tekrar üretiş yapabilirlik gücüdür. Özgür olmak demek, toplumla daha da karmaşıklaşacak bir üretim biçimiyle oluşacak, bilgisel, teknik bağımlı yapabilirliktir.
İki kişi, daha işin başında, erken dönemde, av yapmayı, zaman içinde birlikte ve kolaylıkla yapıp paylaşır olacaklardı. Bu paylaşımda keyfilikler değil de, birlikte yapılacakların en kaba hareket biçimi olan işaretleşme bile kendiliğinden bir gerekme olarak ortaya konur olacaktı. İşin tekrar tekrar oluşturulması, başka zihni yansımaları ve soyut düşünmeyi ortaya koyacak, bunu yanındakine anlatımının yolunu bulmayı, ona zorlayacaktı. Bu anlatımın en doğal yolu da mantı kut tayırdır (kuşdili) .
99]Buna rağmen: süreçle önder olmanın vasfını ortaya koyabilecek bir tarihi şartı gündemdeydi. 1919-1920 karanlıkçı ve kargaşa günlerinin, mandacılık tartışmasının içinde olan kimi yöneticiler şimdi en etkin yerdeler idiler. Basiretleri zaafları olacaktı. Marshall yardımları, Truman doktrinleri ve ikili anlaşmalarla ülke güvenliği, ülkenin tam bir teslimiyetçilerle işbirlikçiliği, şekline dönüştürülmüştü.
Ufukta birden belirişle dağılacak olan bulut, ne akıl almaz teslimiyet anlaşmalarına bizi sokmuştu. Adı da müttefiklik gibi makyajlarla süslenmiş olan kandırıştı siyaset söylemleri hala süren bir hercü merce dönüştürülmüştü. Kendimiz için değil müttefikler için ordu besleyecektik! Acaba bu da emperyalistler arasındaki gizli bir oyun muydu? Demekten kendinizi alamadığınız bir beliriş ve gerçekleşme ortada durup durmaktadır.
1945-46 tehditleri gerçekti, ama 1908- 1921 arası felaket koşullarına göre sudan ucuz bir bahanenin çok felaket sonuçları olan, geleceğimizi rehin kılan ve gönence değin geleceğimizi kaybeden gizli anlaşmalarımızla son bulmuştu. Hem de hiç savaşa girmeyerek. Bunun ceremesini 65 yıldır süren bir devamla ve farklı oluşmalarıyla hala çekmeye devam ediyoruz.
Bu yazım, Kurtuluş Savaşı Öncesi Sırası Sonrası Durumlar isimli; 'Kurtuluşun Felsefesi' yazı dizimin içindeki bir bölümdür.
Kurtuluşun felsefesini, sadece bir bağımsızlık savaşı olacakla anlamak ve algılatmak, ancak cahil bir aydın zavallılığıdır.
Kurtuluş savaşı acil bir durum oluşla öne çıkıp düşman işgalinin herkeste yarattığı infiali seslenilme düzlemine hitap eden bir ortak konsensüstü durum olma nedeniyle; hemen yanında bir ikinci asıl meselede saltanata karşı verilecek olan egemenlik savaşıydı. Bağımsızlık savaşı, saltanata karşı mücadelenin hem kendisiydi; hem kıvılcımı oluşla, gecikmiş bir tarihsel zorunluluğu, bu fırsat duruma; bilinçli bir denk düşürmeydi.
Başını sokacak yerin yokken
Kafanda utanma özgürlüğü niye!
Bunlar inananların değil
İnandırılanların sesi Memed
Tanrı bile; ”Ruhumdan üfürdüm
Onatlıdır seçimler
İşleri güçleri yoktur
Sesiz bir sırla geçimler...
Akıl fikir ermez
Her gün şükür der, ama
Sen benim özelgeme göresin
Ben ne kadarsam
Sen de o kadasın
Ne daha fazla
Ne de daha az
Ne bir kez yetersin
Hevesleşip düşürte aşka
Göz camıyla uğrun oluş yaşta
Kuru söğütten, düdük çıkarılışla
Bir şeyler yaşanıyor da sıska
Sen sevda değildensin, aşk başka
23]Baraj yaparken meyve bahçe alanları baraj altında kalır. Burada görülen ve görülmesi gereken hedef, kazanılan barajdır. Meyve bahçesine bakarak meyve bahçesini söylemleşerek barajı unutmak değildir! Siz isterseniz bu bahçe için, eş deyişle mülkiyet özgürlüğünüz için, genel görüyle aynı şekilde düşünüyor olmama özgürlüğü içinde olursunuz. Bu mülkiyetçi özgürlüğünüze değin söylemlerle, kıyametler koparabilirsiniz! Ama nafiledirdir. İşte gerici özgür oluşlar, böylesi bir temelliliktir.
Açıkçası kolektif mantık ve tutumlaşma yasasının yürüdüğü yerlerde siz, kendi bireysel ve kişisel yararcı olan kıt ve yetersiz mantık düşünmelerinizi, özgürlük diye getirip, dayatmazsınız. Böyle bir eylem ancak, kişisel düşünüşler içinde olay karmaşasıdır. İlişkindik ayırt etmezlik ruhudur. Halbu ki bir grup veya bir cemaat içine gittiğinizde, kişisel özgürlük diye bağırıp çağırdıklarınızın pek çoğu davranış ve tutumlarınız ve isteyişleriniz, düşünmeleriniz, kendiliğinden kısıtlanacaktır.
Söz gelimi cemaat şeyhinin elini öpmenizin köleci toplumlardan güne dek gelenekleşen ve eski döneme değin anlamı unutulan, efendi köle meşruiyetliğine değin bir toplumsal sosyal mukavelenin imzalanması olduğuna dair ruh onanmasının, bir belirişi olduğunu hiç söyleyemezsiniz. Köle, sahibinin elini öper ve anlındaki kölelik işareti olan damgasına (alın yazısına) sahibinin (efendisinin) elini koyarak, alenen; ‘ ben senin kölenim’ derdi. Efendi de; ‘ bakın, görün, şahit olun ki bu benim kölem derdi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...