Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

62]Bu mebbus, tüm mal varlığı ile Yunanistan'a kaçacaktı. Osmanlı'nın epey mahremlerini biliyordu. Bu gafil hain. Bu türden mahrem bilgileri düşmana sızdırmaların kolaycılığını, ihanetleriyle yaşayacaktı.

Bir diğer ihanet içinde olan şahısta, Mekke Mebusu, Şerif Abdullah, adlı haindi. Mısır'da bulunan İngilizlere her tür gizli istihbarı ve hayati bilgileri verir olacak bir ihanetçi garabetti.

Patrik hanelerin çalışması da bu tür hainlikler bağlamında, kişilerden geri kalmıyorlardı. Bu patrik haneler Rum ve Ermeni patrikhaneleri idi. Özel çabaların gerektirdiği parasal kaynakların harcamaları ile Meclisi mebusuna, hem de İttihat ve Terakki içine dahi sızmanın, zeminini bulduklarından, rahatlıkla dişini gösteren hainlerini, ajanlarını, buralara sokar olacaklardı. Böylece İttihat ve Terakkiciler, beklide Masonik işbirlikçi katılımların kuşatmasıyla da, çoktan kuşatılmış olacaktılar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

58]Gerçekten de, sizde travma yaptığını söylediğiniz sistemle ve her türden oluşmaları siz, en iyi ve en üstün, maddi yaşam olarak kullanırsınız. Bundan hiçbir rahatsızlığınız yoktur da. Ama oy toplama siyasetiniz gereği, halkın bilmezlikleri, bu tür sakızlarla oy getirisi yapılır. Toplumlar hayatında köklü değişikliklerin halktaki yapacağı uyumsuzlukları, travma kılıfı söyleşilerek seçmen duygusuna hitapla, seçmene selam yapılır.

İktidara gelindiğinde de bu travmalara ilişkin, travmanın arzusu eğiliminde geri dönücü düzeltici en ufak bir tedbir dahi ele alır olmazlar! Ya da sözel olaraktan bunlara değinmeleri bile yoktur! Bilirler ki bu işler böyledir. Bu, hal hoca'nın sıcakta hoşafı kepçe ile içerken, keyfe gelip gelip; ikide bir: 'öf be öldüm! ' demesine benzer. Hoşafı kaşıkla içen adamın: 'Yav Hocam,şu kepçeyi ver de, biraz da biz ölelim! ' demesi de çok manidardır.

Halkın da, bu hin politikacıların, iktidara gelene değin söylediklerinin martaval olduğunu, bir anlayabilseler. 'Kurtuluş savaşı sonrasındaki yapılan devrimler, halkta travma oluşturdu', diyen siyasetçilerin; iktidara yapışmış gibi olan halleri karşısında bu; 'Bol kepçeli, hoşaf içmenin' söylem manidarlığını, bir sezebilseler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

37]İşte bunu, toplumsal bilinci başaramaz olduğumuz her durumda, geleceğimize yürürken; hala o eski mantıkla, türbana takılı dolandık. iki de bir türbanı, dile doladık. Ki anayasa mahkemesinde kesin bir hüküm alana değin, toplumsal hukuken belki de dirilmemek üzere sahnede elbirliği ile de sildik! Bunlar haldeki otoritelerin, rutin yasaları, kendi kafalarına göre uygulayabileceklerini sanma gaflet, dalalet ve hatta bilememeleridir. Bir ehil olamamanın, erk sarhoşluğudur. Ben ne istersem yaparım deme takıntısından başka bir şey değildir!

Hani mevcut siyasetler, yenileşmeyi, Dünya'nın gidişini yorumlayıp, konjonktürü, kendilerine göre akli kılarak, ürettikleri çareleri tedbirden uygulayıp, toplumu dönüştüremeyenler; bu tür oyalaşmaların ne yazık ki içinde olabilmektedirler. Sığ, kendisini aşamayan politikalar, halka ait olan tutumları, halk öznesini toplumun tutumu gibi kılıp bizleri tartıştırmaktadırlar. Yine bu kabilden olan; 'cumhuriyet travma yarattı' gibisinden içi istenilen biçimde doldurulan münakaşalarla, halkı çatıştırıp, toplumu oyalar oldular.

Ama şu anda, yani simdiki zamanımızda, 1900’lerin 1930’ların artık o eski alışmalarını ister olan nesil, yeniye tepki gösterecek o eski nesil de ortada yoktur. Var olanlarda, azınlığa düşmüş tikelliktirler. Bu tür nostaljiye takılı kimi insanlarımız, hem etki yapar değildirler, hem de etkin değildirler. Öyle ise bu türden reaksiyon ve tezlikler nedendir?

Devamını Oku
Bayram Kaya

51]Kurtuluş savaşının dışsal ve tarihsel sürecinin işlendiği 1. bölümde belirtilenlerin yanı sıra, içsel mücbiri yet ve nedenlerine de, bir iki değinişle konuyu, açmanın yararlı olacağı kanısındayım. Birinci Dünya Savaşı'na sessiz kalınamazdı:

Etniki Eterya çalışmaları o kadar haddini aşıp, ileri boyutlara varmıştı ki İzmir ve yöresi adeta elden çıkar olmuştu. Bu yörelerimiz dışarıdan da ikame edilen, Rum nüfusla çoklaştırılmış, Rum nüfusla egemen kılınmıştı. Sisam, Midilli, Sakız gibi yerlerde Yunan kolorduları oluşturulmuştu. Yunan göçmenlerini buralarda iskân etme hazırlığıyla, buralar siyasi yerleşke alanına döndürülmüştü.

Hatta yerli Rum delikanlılar bir yolunu bulup, buralara da, Yunan birlikleri içinde, askerlik yapar olmuştular. Bu nüfus yoğunlaştırılması dümen işi, İstanbul'dan Muğla'ya değin kıyı boyunca yayılan bir yapılaşma idi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

52]Siz nerede ve ne zaman, ne arayacağınızı bilirseniz, buluş yaparsınız. Nerede ve ne zaman, ne arayacağınızı bilemez iseniz, bulacağınız bir şey yoktur. Ve bu yüzden de, travmaya düşersiniz. Arayacağınız yer sizin, yaşamınız, alışma ve tutumlarınız içindedir. Bu, birey bazlı, kişi yaşamı olduğu gibi, daha kitlesel ve genelci toplumsal yaşam ve halka ait yaşantı ve düzenlemelerde olacaktır.

Demokrasi ve özgürlük kendiliğinden ortada olan, görülüp uygulanacak olan bir rol model değildir. Her gün, belli şeylere, hatta dayağa bile, maruz bıraktığınız bir oluşma, zamanla yaşamındaki yararlı olanın transferini sağlayamıyorsa, seçme ve ayıklama becerileri oluşamamışsa, bir gün; her gün maruz kaldığı aynı tutumlardan mahrum kaldığında, o alışmanın travmasını, geriye dönük istemlerle yaşar olacaktır. Yani vuruk(travma) sosyal olaylarda, bir kusurun belirişidir. Bir tutucu ve batıl, cahil oluşun, alışmanın hoşlanılan berdevamından yananlıktır.

Yaşanılan durumların transferi için, yeni durumları içsinip özleştirilmesi lazımdır. Kimi durumların özleştirilebilmesi için, yaşantılaşmalar içindeki tekrar eden süreçlerin, kimi noktalarını, alan direnmeli, direnç noktası yapılmalıdır. Yani bir sıfır noktasının skalası yapılamadan; gelişilip dönüşülemez. Bu nedenle; eskiden ne tam bir kopuş, ne de eskinin tıpkısı olan, bir değişme, söz konusu değildir. Bunun aksi bir durumu, var oluş kuramına ve gerçekliğe aykırı olacak yanılsamadır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

46]Bunların ıslahat girişimleri daha önceden yapılmıştı Atatürk döneminde gerçekleştirilen bu toplumsal ve sosyal (halka ait) olaylara ve yenileşmelere karşı oluş demek, devrim öncesindeki Osmanlı ıslahat hareketlerine de karşı oluşu da zımnen de olsa içerir. Tek fark vardır. Eski yenileşme çabalarının içinde, saltanat ve hilafetin kaldırılması gibi şiddetli bir oluşum yoktu.

Şimdinin üzerinde zorunlu olarak devinen yapılar, İlkteki harç ve gereçlerlen gelişerek bügünü yapılaştırdıkları açıktır. Hiç bir yapı ilkteki gibi kalamaz. Ama ilkteki gerekleniş koşulları da şimdinin üzerindeki, her bir zaman zemin koşullarını, sarmıştır. Olay ve olgular zaman ekseni çevresine sarılmıştır. Sosyal ve toplumsal yapılar İlkteki gibi kalamazlar. Çünkü yapı gittikçe daha kapsamlı ve işlevli olamaktan ötürü, hızlı olmak zorundadır. Eksen dönüşü, etrafına sardığı uzay zaman dönüşünün genişliğine göre, aynı zaman dilimi içinde, daha az yol alır.

Eksen etrafındaki uzay zaman oluşması hareketleri eksenden kaynaklanırken,çevrede oluşan uzay zaman hareketinin hızı, sanki eksene bağlı değilmiş gibi çok hızlı oluşur. Bu da parça hareketin bütün hareketten bağılca daha hızlı olması ilkesidir. Tıpkı vücut metabolizma süreçlerinizin kendi ömrümüzden çok daha hızlı gerçekleşir olması gibi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

47]Bu tür toplumsal oluşmaların bilinci, halkta oluşmamışsa; siz ne kadar din ve yurt sevgisini öne sürseniz sürün, halkı bu yapı ve bilincin içine sokamazsınız. Hatta din ve yurt sevgisi gibi bu oluşuma içine sokulanlar daha sonra kiminin savaştan kaçmasına, kiminin savaştan firarına da, bu türden yapay ve mücbir bir vesile neden olan, inanç vatan sevgisi gibi sebepler, engel de olamayacaktır. Öz hareket olmuşsa, inanç ve yurt sevgisi çimento işlevi görecektir, ta ki amaç gerçeklenene değin. Gerçekleşen amaçlar, toplumun bireylerine birşeyler sunuyor olmasıyla, çok çok kuvvetleşecektir.

Zaaflarımız bizi büyük yanılgılara götürerek hırs ve garazlarımızı da; aklımızın önüne sürererler. Böylece zannı davranışlara ve yanlış anlamalara girişiriz. Bunun temel nedeni de; sonra olanı önce; önce olanı da sonra olan gibi görür olmamızdır. Tıpkı çocuk sevgisini (bu soyut bilinç) , anneden önce görmek gibidir.

Yani önce anne vardır sonra çocuk (somut bilinç) sevgisi vardır. Her şeyi yerli yerinde, göremeyen anlamalar, tarih felsefesi yapamadığı gibi, tarihi de doğru okuyup doğru sonuçlara varamazlar. Bugün olduğu gibi; Kurtuluş Savaşı'nın, o muazzam ruhunu, türbanı (hilafeti) kaldıran bir yapıya indirgerler! Toplumsal olmayanın toplumsalal indirgenmesi yanılgısıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

48]Osmanlı Devleti Aliyesi bunca patırtı kütürtü içinde, daha işin ve vahametin hiç farkında olmayıp, aynı süreç içinde; ne kadar acıdır ki, Japon küffarını! Dine davetle meşguldü! Uçuruma yuvarlanan Osmanlı'nın büyük mesele bu görülüyordu! Osmanlı güncelin gidişinden böylesine habersizdi.

Ve güncelin amacının dışında çapsız toplumsal olmayan bir 4. 5. Yüzyılın konusu olan ve ulusçu devletleri ortaya çıkarmaya yarayan konularla meşguldü! Tümden konjonktürden habersiz, ilişki olur muydu? Olursa o ülkenin sonu ne olurdu? Hele davetine cevaben, Japon hükümdarından aldığı alaycı cevaba rağmen!

Sanayileşmenin devamlı kalifiye (nitelikli) eleman isteyişi vardı. Osmanlı eğitim sistemi olan medreseler, hak getire idiler. Kalifiye eleman yetiştirmekten, oldukça beri idiler. Daha bu çağcıl gereksinimleri üslenip; üstesinden gelebileceği bir yapılanışta, henüz değillerdi. Böyle bir yapının modernizeyi başaramayacağı da çok çok açıktır. Bu bir eğitim ve geri kalış olgusu idi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

İşte, bilimsel mantık çok çok sonraları bu inanca değin temeller üzerinde ayrılaraktan, bağımsız bir anlama ve anlaşılmanın çoklu mantık kategorisi üzerinde gelişecekti. Oysa bilimsel mantık, inancı mantık gibi tekli ikna olma (olum lamalı) anlama mantığı olmayıp, şüphe üzerine mantıktır. Bilimsel mantık, kendisini değiştirecek olan, inanma eksenli; teorem (kanıtlanabilir) ve postulalar (öndeyiler aksiyomlar kadar çok değildirler) ve aksiyom (sonraki anlamaların kendisine dayandıkları veriler) gibi önermece söylenişlerin çelişmeleri ile giriştirilecek bir mantıktı.

Bu yüzden ilk ittifaklarda böyle bir şey bekler olmak, en hafif deyimle saf dilliliktir. İlk mantık biçimi olan inanç girişmeli tekçi mantık, ancak bugünkü çoklu mantık haline, evrimsel yolun gelişmesi ile ulaşabilmiştir. Yani ilk inançlaşma mantığı da, bir sanı kanı belitçiliği (aksiyom) üzerinde, nesneli yansıtan anlamaların, kendi gerçekleşenlerini öznece anlamaya bağlanma mantığıdır. İnançsal tekçi bakış mantığı; İnsanların aidiyet eşmesine değin, ilk temel aksiyoner mantığıdır.

İlk ittifakların girişmesi bu inançsal ön kabule değin inanç aksiyomları bu belitler-ispatı gerekmeden kabul edişler- üzerinde olacaktır. Bu gibiden ilk girişilecek belit, ’kandaş totem aidiyetliğidir’. Bir ittifak önce kandaş kardeş eşme üzerine kurulacaktır. Kardeşeş ilmenin birçok yolu geliştirilmişti. Bu yollar bugün saçma sapan gelse de, çok temel uygarlaşma adımları olup, nesnelde topluma değin kurumsal işlevi olan; geliştirici, değiştirici, dönüştürücü tutumlar ve aktarımlarıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Toplum nesnel üretim tüketim yasaları ile belirlenirken, halk üretilmiş olanın tüketimi ile yaşantılaşır. Bu yüzden halk, toplumsal mantığı anlamaktan uzaktır. Toplumun ekonomik nesnel yasası bir üretimi öngörür. Üretim de iş bölüşme gerektirmesini öngörür. Paylaşımlı üretilen ürünler de, bir takas olan mallar değiş tokuşunu ön görür. Değiş tokuş ticareti, ticarette malların tüketilerek yeniden üretilmesi gibi bir dizi yükümlüleşmeleri ön görür. Toplum, bu yükümlüleşmelerin karmaşık düzenlenmesi ile yapılaşır.

Üretimin olabilmesi için toplum mantığı etnik sosyal birliklerin, birliğini ister. Yine üretimin takası ve ticaret yoluyla, malların tüketici müşterilere ulaşarak ürünlerin yoğaltılması için de, sosyal birliklerin birbiri ile temasını ister. Hâlbuki etnik sosyal birlikçi yapı, aykırılıklar ve ayrışmaların temas içinde olmamaları çatışması üzerine düzenleşmiş bir mantıktır. Bu mantık böylesi yapı içinde erdemlerini üretme zincirleşmesi silsilesidir. Halk yapının töreci totem yasa gücü mantığı, toplumun bu 'birlikte olmalarını' isteyiş mantığını, hiç kavrayamaz. Ama toplumsal üretimin yapılabilmesi için de, halkın neden 'birlikte' olmaları gerektiği gerçeğini, anlaması gereklidir.

Toplumun birlik vurgusunu halka kodlarla aktarıp, halkın mantık kalıplarıyla çözümlenmesi yapılmalıdır. Toplumdan halka, zorunlu yansıyan birlik çağrısı, halkın töre yasa gücünden, yani totem yaptırım olumlanma meşruiyet çağrısını alması gerekir. Burada birleşecek olan farklı iki etnik totemci sosyal birlikler ittifakıdır. Aşılması gereken aynı ata totem soydan olmayan aynı doğuran (analar) ata soydan emmeyenlerin
Sanki kardeşlermiş gibi bir arada yaşamalarının güçlüğüdür. Bu bir şekilde aşılabilirdi. Aynı anadan süt emen kişilerin sosyal birlikteki sütkardeşliği gibi olursa bu mümkündü. O zaman ancak ata soy totem onaylaşmasını sağlamış olurlardı.

Devamını Oku