İnanç temelli ön kabullerden biri de; ”” Biz Batı'nın bilim ve tekniğini değil de, ahlaksızlığını aldık”” deme gaflet dalalet ve yanılma yanıltma bilmesinlerciliğidir. Bu sakız, bu tekerleme tanzimattan günümüze, değişme mantığına uyamamanın, kişi inanç durumunun dışa vurulan yuvarlamasıdır. Bu soyutçu mantığın, insanı kendi düşüncesine yabancılaştırma bilmezliğidir. Burada ahlakın tanımını, çıkış epistemolojisini değil de, sübjektifliğe nazaran objektifliğini belirtmeye çalışacağım.
Tüm din ve inanmalarda “”Güzel ahlak””! Söylemi vardır. Güzel ahlak nedir? Sanki güzel ahlakın, uymamız gereken belli bir biçimi, belli bir şekli varmış gibi yutturulur. Bu mantıkla biz de, Dünya'ya şöyle bakarız; Sanki bizde, gelir dağılımı bozukluğundan kaynaklı ahlak yok da, hırsızlığı bilmeyiz de; bizde, kötü ahlak yok da, bulunmaz da, biz Avrupa'dan antibiyotik ithal eder gibi, ahlak ithal ediyoruz! Bu bozuk mantık bu körlüğü yapar. Bu işin birinci yanıdır.
İkinci yanı ise, bu öznel düşünceciliğin, düşünceyi insana yabancılaştırmasıdır. Alabildiğine cahillik içerir, alabildiğine akıl bilim dışıdır. Siz Avrupa'dan bilim ve teknoloji alsanız, hatta teknolojiyi kendi becerinizle oluştursanız da, bu yaşamsal üretimin olanaklı ahlakını da (kullanımdaki çeşitliliğin dağılımını da) otomatikman üretmiş olursunuz.
Laiklik, tutum edinmeye uygun, insanlığın toplum içinde, halksal, grup ve cemaat yapılanmalarına ve kişi insan öznel tutumlarına karşı, üretilen ilkedir. Ve toplumun gelişip dönüşmesi ile anlam ve tutum olarak; temel üzerinde yeniden üretilebilirdir. Devamlı ve sürecin adımları ile içi doldurulabilir gözü ile bakılmalıdır. Ancak temelde şaşılmadan. Temel düzleminde kayan her yapılanış, laiklik olmayacaktır.
Bu ilke de, İsa'nın deyişinde kendini bulan; din ve toplum (devlet) işinin ayrılığı ve birbirine karışmazlığıdır. Zaten inanç, apayrı bir oluş olmayıp, yapısı gereği öznel ve fırkacıdır. Yani İncil ayetine göre: “Sezar'ın hakkı Sezar’a, Tanrı'nın hakkı Tanrı'yadır. 'İnançlar bir asayiş sorunu yaratmadığı ve birey-kişi korunucunu olumsuzlamadığı sürece, devlet; inanca ve inancın düzenlemesine karışmazdı. Temel olan şey, inancın değil, toplumsal ve halksal yapının, iç dinamiğine aykırı değiştirilmelere karşı korunmasıdır. Oysa inançlar, kişi uhdesinde zaten korunmaktadır.
Laikliğin anlamında, zamanla ve ihtiyaç halinde olabilecek değişme, inançlara da, uzun vadede, esnemeler getirir. Bu esnekliğin de, tinsel yetkinliği ve tinsel gelişmeyi olgunlaştıracağı şüphesizdir. Yani laiklik, inançsal anlamaları da, geliştirecek, bir işlev yüklenmesi ilkesi olmaktadır. Bu bilinçli bir düzenleme değil, sistemin kendisinin çevreye, kendiliğinden gölge yansımasıdır.
24-Bre nakis, nedamet bilmez
Eşek eşeklikten önce
Devrendir eşeklik***
Süreçte üretilen sürüce
Nakes bilemediysen bönce
54-Bunlar kanaatsındıkça
Öbürler doymazlaşıyor
Kırk karınlaşıyordu
Muhterisleşince
Bunlar daha bir uysaldılar
İşin doğası icabı.
2. Bölüm C Kısmı
55-Kitaba bakan eşekler boş durur mu
Bir deve nasıl iğne deliğinde geçemezse
Nallı eşeklerde öyle cennete giremez diyordu.
Mutsuzları nalsızlığa adeta can attıran
18. yüzyılda sapkın! Mezheplere karşı, örneğin, Protestanlara karşı, öyle tüyler ürperten işkenceler uyguladılar ki akla ziyan. Manevi işkence ise had safhada idi. Bir Protestan çocuğun vaftizini, yine bir Protestan papaz yerine, bir katoliğin yapması, yasal ve cebri tasarrufla zorunluluk haline getirildi.
Volter Bastill'e hapis olur. Diderot'un hazırladığı ansiklopedinin 2. cildinin yok edilmesi emir verilir. Holbach'ın L'Esprit'si yakılır. Felsefe sözlüğü yakılır.
1762'de tutuklanma kararı çıkacak olan Jan Jak Russo, çareyi kaçmakta bulacaktı. Özgür düşünceye (sapkınlığa) karşı duyulan kin ve öfke, ancak bir şuursuzluğun eseri olabilirdi. Ve haksızlıkla garaz olmanın infialidir. Bir zorbanın egemensel bir gücü yitirmesinin eseri olabilir denli şiddetli idi bu uygulamalar.
Alçakgönüllülüğün mü kaldı ki
Demine dura?
Bak ışığa, al renge ki
Kahredişle zemine vura
Boğa tutsan, tırsar
“”Yaratılmışları severim
Yaratandan ötürü”” Yunus
Derler; ezberden, soyuttan
Anlam, hıfız edilmeden
Sivas'ta, Çorum'da...
Ya da toplumsal gelişmeler, maddi (teknik) , manevi (yapabilirlik ve bilgi) şartları sağlamışsa, o alanda bireylerine, fikir özgürlüğünü de sağlarlar. Yani fikir özgürlüğü, nesnel ilişkisel temellidir. Zorunlu olan yaşamsal üretime değin, tartışılabilir, seçenekler geliştirmektir.
Geliştirilen üretime ilişkin düşünmeler sizin soyut manevi algı düşünme gelişmelerinizin de temeli olacaktır. Hiçbir soyut inanç yoktur ki, nesnel temelli, ilişkilerin üzerinden duygu ve gelişme yapmamış olsun. Köleci ilişkileniş düzen ve kültürü ile günümüzdeki ilişkileniş düzenine bakamazsınız.
Böyle bir bakışı da biz, fikir ve ifade özgürlüğü diye söylersek, bu ıvır zıvırsa söylem yapmak olur. Sapla samanı karıştırıp, hayalle gerçeği seçememek, ayırmamak olur. Bu tür tarihi oluşmanın gelişmesinden, maddi manevi süreçli anlama dayanağından yoksunsanız; üreteceğiniz düşünme ve anlatımlar, bir hayal olacaktır. Ve asla fikir özgürlüğü ve fikri açıklama anlatımı olmayan, saçmalık olacaktır. Saçma ne kadar fikir özgürlüğü ise, bu söyleminizde, o kadar fikir özgürlüğü olacaktır.
Devam Aforizma: “”Popper'a göre metafizik konular zamanla bilim problemleri haline gelir. Kadim Yunanda bir metafizik probleme cevap olarak ortaya çıkan atom teorisi, bugün bilimsel çizginin önemli asimptotik noktalarından birisi haline gelmiştir.
Bir diğer düşünür Thomas Kuhn ''değerler dizisi'' kavramına yüklediği anlamla bilgi kavramında çığır açmıştır. “”
Sizin ne dediğinizi, anlatım konumla ilişkinliği açısından, anlamışsam Arap olayım. Benim analizimin Karl Popper'in, yöntembilimi ve yanlışlaşabilir olma ilkesine, nereden, nasıl karşı olurluktur bilemedim. Bu ismi ve çalışmalarını buraya getirip yazmak, ne zamandan beri eleştiri oldu, doğrusu hiç bilmiyorum! Aksine benim bilimsellik anlayışımda; 1-Yanlışlaşabilir olmak, 2- Daima ikmal edilebilirlik gözetmek 3- Görece ve bağıntılılık 4- Bilgilerin kendi alanlarıyla sınırlılıkları var bulunduğu 5-Bilginin saltık olmayıp yaklaşık olma ilkesi vardır. Analizin temelinde bile Hiçbir toplumsal siyasayı anlayışı, şu şudur demedim bile. Genellikli olmaya gayret ettim.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...