Şu bir gerçek ki; zengin ülkeler ve diğer ülkelerin ekonomi ve kültürce gelişmiş kesimleri bir nüfus artışına gitmez iken, hiç gelişmemiş ve kültür seviyesi düşük ülkeler de nüfus artışı bir patlama biçimindedir. Bu yaşam düzeyi bir balığın ortama milyonlarca yumurta bırakıp, ancak birazının yaşama şansı bulması gibi, doğaya sınırsız bir karışma (müdahale) yapmaksızın, kısmi doğal insan güdülme baskısı gibi belirmektedir.
Ham insan düzlemi ile baktığınızda, tüm evreni insanın doldurması aliyul aladır! Oysa bir öküz, konuşturulabilse idi aynı hakkı; öküzler için savunur olacaktı. Sizin üretişiniz iş alanının üretilmesindeki gerekli sayıdır. Bu alanın yaygınlığı ihtiyaç talebi nüfusun alt ve üstündeki değerler etrafında dönmelidir. İnsan yaşam alanı, dünya habitat yaşam yüzdelik alanının alt ve üst değerler etrafında gelişmeli. Bu bir istatistikî yoğunluk etrafında şekilleniştir. Azalan artan dengelemelerle süreçleşir bir kesinlik olmayandır.
Yani insanın yaşamaya hakkı olması ilkesi yerine, üretmeye hakkı olması ve tarlada izi olanın harmanda yüzü olması ilkesinin egemen olduğu yaşam tarzına kayılacaktır. Kapitalist kar hırsının tükettirdiği ve Dünya ölçeğine aynı tür ürettirişin yaygınlaştığı bir türden kirleten bir üretim ilişkilenişinin ortamdan kalkmağa yüz tuttuğu zamandır. Üretim üretenlerin ihtiyacıyla sınırlanan ve çeşitlenen üniter entegrelere dönüşecektir.
Görülmektedir ki, örnek yüz sayımızın sayı doğrusu üzerindeki, iki boyutlu bir zaman akışında, yüz sayısının, soldaki yakın değerleri size cennet algısını yaşatırken, sağındaki sayı değerleri cenneti tekrardan elde etmenin düşünsel, düzenliliklerini, ya da kıyametini yaşatmaktadır.
Esasen bu bir transistor emiter kolektör akım kazancını beyz kontrolü ile belli değerler etrafında çalıştırmasına pek benzemekte. Burada beyz kontrolü, sosyal ve toplumsal ve evrensel bilinç kültür aidiyetleşmesi olmaktadır. İstenirse transistor akımları sırf anoda (diyelim ki sayı skalasının yanal sağına) ya da transistor ü katot zamana (sayı skalasında sola) götürürsünüz. Dalgalanmalar mini mumuma ineceği için, zaman yavaşlar ve zaman akmaz gibi olur. Süreçleriniz artık durmuş gibidir ki yaşam ortadan kalkar.
Ya da tristörler gibi bilinçli girişmeler ortaya koyabilirsiniz, dalgalanmanın çevrimleri iniş çıkış süre boyunca, geyt kapısını; belli bir polarma düzeyinde sürekli tutarsınız. Bunlar sosyalin toplumsal gücün özgürlük alanıdır hem de sınırlılıklarıdır. Yani sınırsız hak özgürlük olamayacağının bilincidir.
Demokrasi ve egemenlik kavramı, halkın ekonomik yaşantılı oluşunun yanı sıra, seçme işini de, siyasetin ideolojisel oluşunu da, telkin eder. Oysa halk genelde ve sayısal çokluk olarak feodal davranır. Yani aşiret, tarikat, aile baskıları gibi tutumlarla belirleyici olur. Konjonktür halkta tam olarak içselleştirilememiştir. Halkın davranımı sosyal öğrenmelidir. Buda deney ve bilgi kullanmayı pek pek gerektirmez. Bu bile göstermektedir ki, ekonomik statüsü; halkın yaşamı gibi düşünmesini de kısıtlar. Bu durum, daha çokta halkın, ideolojik zayıflığının açık göstergesidir. Yine halkın yaşantısı, halkın feodal davranımını ön görmektedir.
Böylesine bir seçmen oluşla egemenlik, yurttaşlıktan çok, kendi içinde bulunduğu halka ait durumsalının bilgisidir. Elbette ki, ilke olarak halkın iradi seçimi saygındır. Ama bu keyfi oluş seçilenlerin istediğini istediği gibi yapacağı anlamında değildir. Hatta siz Âdem baba gibi yaşamayı halka vaat ederek oy alıp iktidara gelseniz dahi yapamazsınız. Çünkü toplumun yasası, toplumun iradesi buna engeldir.
Toplumun ilke, yasa ve egemen, müesses nizamı nesnel deneyim süreçli gerçeklikler ilişki ağ yapısındadır. Örneğin toplumsal yaşayış ve biriktiriş; toplumun sağlığını korum kavramını ve çevre sağlığı bilincini ortaya koymuştur. Periyodik olarak aşı kampanyaları uygulaması da bu nedensel gerekçedendir.
Gelişmemiş ülkelerde halk egemenliğinin gerçekleşememesinin birçok kültürel nedeni vardır. Bu nedenlerinden birisi halkın, gerçekleşen ya da; gerçekleşecek görev ve tutumların takibi olacak sürekliliği gösterememesidir. Yani demokrasi mekanizmalarını kullanmıyor olmasıdır. Ya da demokrasi mekanizmalarını kullanamıyor olmasıdır. Bir başkası halkın inanç alanına ait olan kavramları, toplumun kavramları gibi algılar tartışır olması ile meseleleri içinden çıkılmaz yapmalarıdır. Böyle olunca da gerektiği gibi yurttaşlaşamama ortaya çıkmaktadır.
Örneğin; bir inanç kavramı olan ve halk yapılarda kullanım alanı bulan tarikat yapılanmasını sanki toplumun iletişen diliymiş gibi, sanki toplumun ortaya koyduğu bir demokratik tutum kavrammış gibi görüp tartışmaktır. Örneğin bu müdriksizliğin bir yanlışlığı da tarikatları sivil toplum örgüt hareketi olarak görmektir! İşte egemenliğin kavranmasını bilmeyen toplumlar demirin tanımı ile cıvayı tartışarak egemen olmayı bilemezler. En basiti ile en gelişmemiş toplumlarda halkın tarikat yapıları vardır da, sivil toplum örgütlenmesi yoktur. Üstelik sivil toplum örgütlenmeleri toplumlarda yokken, bir inanç unsuru olan tarikatlar en azından bizde 1250 senedir vardır. Detaylara, başka bir yazı dizisinde gireceğim.
Böyleliklerle, gelişmemiş ülkelerin kaderinde halk iradesi iki şekilde gerçekleşe bilmektedir. Birinci olarak, böyle ülkelerde halkın iradesi ehliyetliyi ve liyakatliyi seçmiyordur. İnanç temel unsuru ile topluma bakılıyordur. İkinci olaraktan da halk, haklı olaraktan kendinin konjonktür dışı olmasıyla ve literatür bilmemesinden dolayı, sayısal çokluğu olan kesimlere; uzun vadeli ve toplumcu politikalar yerine, seçimi: bir seçememeye dönüştürmektedirler. Yani amiyane deyimle cehalete, palyatif tutumlu seçilmeyi daha da öne çıkarttırmaktadır. Yani seçim bir kazanç olmaktan çıkıp, yer yer bir kaybettirişe dönüşmektedir.
Esasen halk zorunlulukları örfleştirerek tutumlaştırdığınız yapılardır. Çok büyük bir kısmı üretim dışıdır. Acı da olsa gerçek budur, evrensel bağlamda bir çeşit asalak yaşamdır. Nüfus artışı, kapitalizminde dahli olan bir göz yumuştur. Amerika'nın bu günkü krizinde, bu bağlamda üretemeyen üçüncü dünya ülkelerine ve üçüncü dünya ülkelerinin aşırı nüfus yapılarına bir gidişin, tekrardan geleceği planlayan, ayak sesleri de duyulmaktadır. Planlama hakkı da; evrensel bağımlılığa uygun biliminizden, bilgi ve teknolojinizden gelen, evrensel bağımlılığınızdır. Hak üretim yapmak ve yükümleşmekle olmakta.
Halk bir kişilik değildir. Tüzel ve genelleşir tanımlılıkların tümünün, bir kişide değil de, tek tek bazı birçok kişiliklerde olması özelliğidir. Ama her halükarda da, bazı birçok kişilerin toplam özelliği de halkı verir. Siz tifolu olmasanız da, halkta tifo vardır. Ya da halkta tifonun olması sizinde tifo olduğunuzu göstermez. Halk, tikel sıfat olarak temsili kişi ait oluşlarıyla var olan sıfatsal birliklerdir, hem yeteneklidirler, hem de, yeteneksizlerdir. Ya da halk; olumlulukları da içerir, olumsuzlukları da içerir alanıdır.
Bu denizin sizi taşır, besler, sizi sörf yaptırır olmasının yanında, sizi boğan, kirlilik taşıyan vs. olan birçok içermeleri aynı anda taşır olması gibidir. Bakış açısına göre de görmek olasıdır.
Çeksem de hali cefayı
Gün ile gülden
Bir hatıran konuşulur
Bir demi muhtacı senden
Gülü düşürsen
Toplumsal olan tartışılır. Her hangi bir inancın konusu, halksal alandan çıkarılıp, toplusal alanın işleyişine getiriliyorsa; o zaman o inanın konusu, otomatikman herkesin etkileşen tepkisi ile tartışılır olma ilgiselliği konusuna girer ve konuşulur. İnançların tartışılması istenmiyorsa, inanç sizin kişi hakkınız ise, toplumun sosyo ekonomik işlerlik alanına getirilmemelidir. Tartışma alanında tartışma vardır, cehalet bunu saygısızlık ve hakaret algılar.
İnanç demokratik bir hak ve halk iradesi değildir. İnançlılık halkın bir beliriş biçimidir. Çünkü halkın boş zamanı, bağ girişim tutumudur. Demokratiklik halk kavramı olmayıp, bir toplum kavramıdır. Zaman zemin ilişkisi ile değişen bir tutum alıştır. Bir yanıyla, bir üretim ilişki paylaşımını sağlayan, ilişkileniş meşruiyet gerçeklenmesi istemidir. Toplumda yapılan üretim gerçeklenmesini hiç bir inancın rehberlik ve zorunluluğu ile asla sağlayamazsınız. Bu yüzden inanç toplumsal değildir.
Toplumsal olmadığından ne bir haktır; ne de demokratik taleptir. Sadece kavram kargaşası ile demokratik bir tercih ve demokratik bir hak gören zannı görüş ve sanı yanılmasıdır. İnanç halk içinde vardır. Siz talep etmeden ve size diğer inançlar tanıtılmadan, hep diğer inançların olumsuzlukları kötülenerek kendinizin doğru inançlı olduğunuz algılatılmıştır. İnançlarımız; diğerleri bize gösterilmeden, kendiliğinden adeta yapışan bir kabullenmedir. Seçme tercihiniz olmadan, size sorulmadan, kendiliğinden etkisel benimseyip öğrendiğiniz, içinde şekillenip hayranlık bulduğumuz bir sosyal çevre öğrenmesidir. Halk, inancına bile egemen değildir. Çünkü egemenlik, üretim gücünden gelir. Halk, inancını üretemediğinden egemeni de olamaz.
Özgürlük ve hak, toplumda üretim ilişkileri ile belirlenen, üreten ve ürettiren süreçlerdir. Özgürlükler ve haklar halktan talep edilmez. Örnek; halk size hiçbir zaman bir transatlantik üreterek sizi özgür kılıp, hak sahibi yapamaz. Toplum olmakla insanlar, artık zaman yarattılar. Bu artık zaman, halkın kendini öznel üretmesine ve öznel gelişmesine, öznel tüketmesine yönlendirmede etkili olmuştur. Ancak bu etkinliğin ne olacağı, nasıl olacağı halkın tasarrufudur. Bu yöneliş, halkın ideoloji ve sanatıdır. Alabildiğine soyut somut yetkinleşmesidir. Toplumun buraya nizami ve güvenlikli olmak dışında fazla etkisi olmaz
Bunlar öznel özgürlüktür, toplumsal özgürlükle karıştırılmamalı. Öznelliklerimizi toplumdan isteyemeyiz. Tıpkı toplumun kendi zorunlu işleyişlerini halktan istememesi gibi.
Halkın egemenliği parçalı olduğundan ilişkilerde parçalı ve halkın alanı zorunlu hoşgörüler alanıdır. Bu hoşgörüler sizin halk içinde ferdi egemenlik sel belirmenizin koşuludur. Toplum hoş görmez. Toplum mazeretlerinizi belli sınırlılıkla kabul eder. Kurumlara göre mazeretinizin neler olacağının tadat’ını (sıra sayımını- dökümünü) kurumlar size söyler. Toplumda hoşgörü, toplum egemenliğini ve toplum özgürlüklerinin kullanımını ortadan kaldırır.
Halkın egemenliği, seçme yetkilenesi ile gerçeklendikten sonra halkın seçme gücü; toplumun yönetim gücüne dönüşür. Yani halkın egemenliği toplumun gücüne rücu etmek zorundadır. Süreç içinde uygulamalarla doğan aksamalar, yetki paylaşımı olarak ve sivil örgütlerin denetimi olarak, basının dördüncü kuvvet olarak işleyişe dâhil edilmesi hukukileştirildi.
Aforizmalar 1- “”Bilimsellik diye ortaya atılan her konu, felsefi düşüncelere ulaştığında bilimsel olmaktan çıkarak ön kabuller, yani tartışılmazlar haline sokulur. “”
2- “”Değişimi gelişimi kabul etmeyen, alternatifini tanımayan her türlü görüş, dayatmacılığa tartışılmazları ile ulaştığında inanç olarak karşımıza çıkar.
3-“ ”Aynen Allah'a ve dinine inanların dogmaları tartışılmazları olduğu gibi. “”
Aforizma: “”felsefenin en ana konusu olan epistemoloji kapsamında bilginin gerçeklik, doğruluk ve temellendirilebilirlik ilkelerine göre çıkış noktasını vererek başlaması gereken bir yazı bu.
Kendisine ait epistemolojiyi verirken tartışılan diğer bilgi kuramlarına da eleştiri getirebilmeli
Felsefi konu böylece konumlandırıldıktan sonra sonra sosyolojik alana yani devlet, sistem, rejim, iktidar kavramlarına ait tarihsel süreci ve eleştiriyi ortaya koyduktan sonra sosyal akışın geleceğe dönük nasıl bir perspektife yöneleceğine ilişkin bir sosyal tasavvuru ortaya koyabilmeli bu tandanstaki kelimeleri kullanma hakkını kendinde gören bir yazı.
Öte yandan sosyal buhrandan ne anladığını, evrensel akışla sosyal buhran arasındaki zıtları tasfiye ederek ilerleyen kompoze akışın tarihsel vektörlerini gösterebilmeli




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...