Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

11-]Ezen ezilen ikiliğine dayalı, kişiler çatışması iç tehdidine dönüşen sorunlar, çözülmeliydi. Komün yapı üyeleri, komün bağıntılı yaşantı aşmaların içinde ölüp gidilmelerine karşın; şimdiki ittifakı yaşam girişmeleri içinde, miras bırakan bir özel yaşam şekline gelmiştiniz. Mirasınızı, kendiniz de olana bırakıyordunuz.

İlanen kardeşlik adımı, bir çeşit ilk evliliklere gidecek yolun ön adımıydı. İttifakı yapıların bu yolla cinsel ilişkileri düzenlemeleri, miras kavramıyla yeni bir kırılmaya daha uğrayacaktı. Miras bırakma, aile mülkiyeti ilen bu alanın çekirdeğini oluşturmağa başlamıştı. Aile kavramıyla nesep tespiti gibi bir somut olgu ortaya çıkmıştı. Şimdi, engelli güçsüz kimi şanslı kişiler, aile nesep mülkiyeti yoluyla artık öylece ortalık yerde bırakılmıyordu. Yaşlı güçsüz kişiler, aile bağlacında kişilerin ebeveyni olacakla, aile korunması uhdesine verilmiştiler.

Bireylerin toplum içindeki üretim ilişkilerine gitme olayları, toplumun içinde olan, toplumsak üretimin bir gereği idi. Yani siz, sözgelimi; biçerdöveri, atom reaktörünü, bir dokuma sanayini ancak ve ancak ilk başlarda toplumsal bir güçle ortaya çıkarırdınız. Ama toplumsal güçle ortaya koyduğunuz yükümü ve toplumsal güçle ürettiğiniz ürünler sahibe etliğine; istediğiniz gibi öznelce el koymanın sahipliği içinde olmaktaydınız! Toplumsak üretim yararına bir paylaşımın düzenlenmesi şartı yoktu!

Devamını Oku
Bayram Kaya

İçinde bulunduğu yapının süreçleri onu buraya kadar taşımıştı. Toplumsal yapı, yeni bir süreçleşme ile üretim, tüketim, paylaşımı yapılacak bir üst aşamanın dönüşme sinyallerini zorlamaktadır. Bu yapı daha çok otomatiktir ve toplumsal bilgi bağımlılıklıdır ama evrensel oluşuma katılımlı, pahalı ve tükenen kaynak transferlerine dayalı olacak, geleceği bambaşka şekillenmeye aday bir evrimsel devrim olacaktır. Halk hala üretemediği için, yapının egemeni değildir. Aksine yapının inayetinde, bir merhamet ve sadakalık unsuru mesabesinde gibidir!

İnançların temel handikabı, yani açmazları, yazı dizilerimde belirttiğim gibi; inançların süreç içinde ve süreç boyunca kolayca değişip gelişir olamamalarıdır. Eş deyişle ve teknik deyişle kendisini güncelleyememesidir. Kendini formatlamaya, kapalı tutmalarıdır. Bunun handikabı ise; kendisini tek doğru bilmesidir. Kendini hak bir inanç sayıp, ilahi vasıflı olduğu iddiasıyla, halkı kendisini içine kapalı yapılandırmalarıdır. Bu da, dışarıdan enformasyon almaz olmanın, kaçınılmaz sonudur. Öyle ya, elinizde apaçık kutsal olanın kitabı varken başkaya ne hacetti?

İnançlar bu haliyle çok büyük yaptırım gücüyle karşı gelinmezlik elde ederler. Ama aynı hal, halkın tutumlaşdıkları zamanın, toplumlara göre; toplumun çok çok gerisinde kalan bir tutum dirençleşmesini de ortaya koyarlar. İnanç sistemlerinin kendisini, tek doğru ve tek gerçeklik olduğu vehimleşesi ile dıştaki enformasyona kapalı olması demek, aslında o inancın işinin bitikliğidir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sen iştahsın
Sen kabartan
Zer olurken sen
Tantana
Arzı abartan

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sen hiç bir günde büyüdün mü; Fasulda?
Güneşli bir günün bakire iç doluşuyla
Derin bir nefes çekişin iştiyakı sonunda
Günaydın gün, günaydın kuşlar
Ve günaydın insanlık sevinçlenmesiyle
Dünyaya merhaba diyememişken daha

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sosyaldeki bu öznel aidiyet yansımaları, süreçle; nesnel ilişkileri paylaşma ve bölüşme gibi; yerine getirilmeli davranışlarda görülecektir. Ödevsel becermelerimizle, aksama gibi süren beceriksizliklerin ilişkiler sürtüşmeleriyle yorumlanacaktır. Bu yorumlamalar zorunlu olarak, kısmen nesnel ve kısmen de öznel akacaktır. Şu da, unutulmasın ki, öznel yansımaların durumu da nesneldir. Öznel yansımalar ilânihayece de, nesnel tecrübelerinizle ikmal edilirlerdir. Tıpkı aidiyetliklerinizin zaman içinde, nesnel yasallıklı olmaya kayışı gibi.

Hem bile minimal düzlemlerdeki kuantlar boyutlu, süredurum girişmelerinin sürtüşen yansıması ile nesneldirler. Hem de bunlar, dışsal ilişkin çevrenin, süredurumlarında, asimetrik, sürtüşen süreçlerle olan durum ilişkilenme yansımalarıdırlar. Yani ilişkin nedenselliktir. Nedensellik; neden-sonuç arası, ya da; neden- sonuçlar arası bir ilişkidir.

Sosyal olaylarda, nedenler, (ilişkilik-aidiyetler) davrandıran bir otorite gibi belirir. Sonuçta da meşruiyetlik içinde olmanız gibi, bir ilişki zaman biçimini sizle tutumlaşır. Tüm bunların temelinde, bir yasallı oluş, bir ilkeli oluştur. Yani aidiyetlik yinelemeli zaman devinimli olmaktır. Zaman süredurum bağıntısıdır. Yasalar genelleştikçe evrensel karşılıklı etkimedirler. Tikelleştikçe de, özel ve öznel şartların ürünü olan, her yerde geçerli olamayan, karşılıklı etkime, girişme durumudurlar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

En karşı konulan yasak girişimler ile birlikte, eğilim arzuları azalmış girişmeler ve ortalama değerler etrafındaki çekimlenen girişmelerin, karmaşık, ortalama bileşkesidirler. Bu girişmelerin sonunda: ortalama düzeyde indirgenmiş, en az eğilimle, en çok eğilim yükselmesi arasındaki bir yerde, orta bir yerde, testere dişi biçimli, ya da sinusoidal bir akışla süreçleşen eylem alan girişme kabulleri ortaya çıkar.

İnsanın sosyal yaşantılaşması içinde, eski çağlardan günümüze evirilen kabaca girişme türleri vardır.

1-Aile yapısı. Girişmenin en temel ve en yalın biçimidir. Aile, ortak mülkiyetli, ata soy totemli, kutsal anlayış yapılaşması içindedir. Kişinin klan kabilesi ailesidir. Bu aile büyüklük ve genliğinin, tek vücut oluşudur. Bütün kazanım ve sağlayışlarla, her tür tehdit ve savunmayı ediniş devinimli bir aile anlayışıdır. Ki bugünkü aile yapı anlayışımıza benzemez. Anne baba işlevi klanın görevidir. Bugünkü anne baba yoktur. Doğuran vardır, ama doğurma analık vasfı kazandırmıyordu. Bu aile, soyut sosyal gücün, yaptırımlaşması ile olmaktadır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Girişen toplum yapıları, asla geçmişe endeksli olmazlar. Geçmiş zaten güncelin içer timinde temel devindiren olarak, nicelenir nitelikle vardır. Paradigmalar; güncel, toplumsal, ilişkilenme ve toplumsal aidiyetler üzerinde, iletişmelidir. Toplumsal yapıların geçmişe endeksli olamayacağı kuralı, nesnel, gelişmeci, dinamik belirmelerin, yasal bir zorunluluğudur. Yani zamanın akış yönü, buna; gelişmişlik içinde yer vermez. Toplumsal aidiyet tümel girişmedir. Sosyal aidiyet kişi özgürlüklü ve çok parçalıdır.

Topluma geçmişe endeksli olmayan, kültürel ve insani hak demek; etnik yapılara toplumun potansiyel kaynak ayırması demektir. Toplumlar, haldeki üretim ilişkilenmelerine (mensuplarına) kaynak ayırırlar. Kültür varlıklarının korunmasına, araştırılmasına kaynak ayırırlar. Kültür varlıkları her bir etnik yapı ilişkilisi de olabilir. Sonuçta bu kültür varlıkları toplumun ve insanlığın geçmişi ve dinamikleridir. Bunlarda arkeolojik çalışmayla tarihi eserin korumasıdır. Etnik katkılık arkeolojide ayrışabilir.

Birde toplum, gelecekte yatırıma dönüşecek planlamalara kaynak ayırır. Bunlar şu anda üretime aktarılamayan, ama gelecekte istihdam olacak; eğitim, araştırma ve geliştirmeler, gibi planlamalardır. Örneğin, geçmişin hal ve durumları, yani etnik kültürü, kendi yasallığı ile zaten; mevcut haldeki toplumsal aidiyetlikler içinde var olurlar. Halk bu öğrenmelerin özelliğini yaşayıp duyabilir. Halk zaten bu anlamda, tikelden genele gidip, tümel oluşun duygusunu paylaşmayı başaramamış demektir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bir topluma; kurumlar bazında, bireylik ve vatandaşlık kültür aidiyeti unsurları üzerinde katılış olur. Toplumsal işleyiş içinde, hiçbir sosyal etnik tutum, tarihin belli bir döneminde fırlamış gibi, müzelik bir seyir gibi, fotoğrafı çekilen ilginçlikler mesabesinde olmamalıdır. Bu o toplumun zaafı olur.

Etnik var oluşlar, sosyal halk yaşamı içindedir. Sosyal yaşam öznellik içinde, grup etkinlikleri, şenlikler, ökültist seanslar, festivaller, kültürel geleneği, eğlence ve gösteri dokuları; yaşantılaşması içindedirler. Kendi sanat ve grup aidiyet yaşantıları ile sürer gider. Tabii ki toplumsal doku ile çatışmamak kaydı ile. Benim törem var! On üç yaşındaki kişilerin, eğitim hakkı, çağında olması da ne demek? Ben istersem, on üçlük kızları ve erkekleri evlendiririm!

Bu tür, etnik kültür özelliğime saygı gösterin, bu bir etnik zenginlik hakkı! Dendi mi; uyumsuzluk ve çatışma başlar. Çünkü toplumsal eğitim, halk anlayışlarının önünde ve üzerindedir. Yukarıda da değinildi, demokrasi ve insan hakkı demek, her zamanede, aynı kavranışların geçerli olduğu bir yaşantılaşma değildir. Böylesi anlama ancak toplumsal anlayışı sindirememişlik, çağ dışı kalmışlıktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Doğulu ve batılı olmak; gaflet ve yapay ikilem zıtlanması, konjonktürsel zamanını ve zeminini şaşırmış hortlak düşüncelerdir. Bunlar anlayışça yanlış zaman, zemin ve boyutta gezerler.

Çıkarsal küme anlayışlarını temsil edebilmekteler. Ve toplumların halkların kültürel gelişmişlik düzeylerinin bir yansımasının belirtisi de olabilmektedir. Batılılık gibi bir atılımı, elinde her tür imkan bilgi; yarar zarar ilişkisi, Dünya'nın gidişatının konjonktürsel bilgisi olan, takipçisi ve yönetimsel uygulayıcısı toplumsal makamlar olacakken, halkın sorunu gibi yanlış yerde tartıştırılmaktadır. Ama icrası, halkın haberi dışında yürütülmektedir. Rahatsızlık duyulunca da efendim, falan anlaşmanın falan kriteri gereği attığımız imzaya sahip çıkmalıyız. O anlaşmanın içinde şu şu da var. İyi okumamışız! müktesebatın içinde bunlarda vardı, diye bizi, hem şamar oğlanına hem şaşkına çevirmekteler.

Tıpkı matbaayı güya, sözde; halka tartıştırıp engelleme bahane desteğini bulanda, Osmanlı yönetimi idi. Halka sormadan, toplumda uygulama kararını verende, Osmanlı yönetimidir. Aslında bu AB konusu da bire bir, bu konu ile zaman, kadro ve kadro işleyişi dışında aynı gibidir. Çünkü halk, toplumlar sağlıklı bir konu vukufiyetine, o konunun gerekliliği yatkınlık ve benzer atılımlı seçenek olacak, seçenek üretecek yetenek ve doyuma doğal olarak ve illa ki sahip değildir. Bunlar yönetimin görevi olup ve siyasi kadroların tartışıp, tartışmayı toplum ve halka doğru sergilemesi ile kamu oyunda, ilgili duyarlıkların tartışmasını ve yönelimini yaratmasıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Çünkü batının teknolojisini de alamıyoruz. Kullanma hakkını alıyoruz. Doğrusu teknolojiyi kullanmayı dahi, doğru dürüst bilmiyoruz. Asıl sorun burada. Zaten kocaman bir yalan olan bu; ''Batının bilimini değil, kötü ahlakını aldık'' deme sakız olmuş hal; trafik terörü, üretimde standartlaşma gibi; olgu, olay ve ahlaki tutumlarda, somut olaraktan da ortadadır!

Yoksa batının kendisi de, yaygın tutum olarak; doğulu olur düşüncelerden, kendisini sıyırabilmiş değildir. Bu tutumlaşma temelde yönetimlerin sorunudur. Halkında bilgilendirilmeme, yada yanlış bilgilendirilmesi açmazıdır. Batı yaşamı bir türden bir yaşam olmayıp, bize göre refahı yakalamış toplumlardır. Bura da doğululukla, mistik yaşamlı anlayışı, batıcılığı da, olgu ve olaylara şüphe ile bakan bir yaşam, olarak kast ettiğimiz, dikkatli okurun anlamasında kaçmayacaktır. Sosyolojide çoklu nüfus artmasının genel eğilim tutumlaşması, böyle tecelli etmektedir.

Doğululuk kavramımızı iyice açınca; bizim kendimizin sosyal miras olarak taşıdıklarımızla, süreçle Anadolu’da yaşantı ile oluşturduğumuz, maddi ve inançsal seçkin kültürün anlaşılması gerekirken; din kültür ve bilgimiz adı altında; ayrıca bir özetlenip Arap kültür ve bilgisi işlenip; bizim kültürümüz gibi benimsetilip, anlatılmaktadır. Bunun içine; Arap gelenek görenek, dil ve alfabesini de, öne çıkararak eklersek, durum daha da açıklığa kavuşur. İşte, kısır olan doğululuk bu idi! Bir kaşık suda fırtınalar kopartan, batı taklitçileri diyerekten; toplumsal sosyolojinin kafasının etini yiyen gaflet bu idi.

Devamını Oku