Ne Alamut’ta toz pembe
Ne Delhi sokaklarında meditasyon
Yar arzular sunmayınca
Akıl kesmez hayal sunmayı…
Bir sürüşlüğün tek düzeliği
Salınır da bilmez.
Monoteist inanmaların ortak noktası şudur. Yaratan ve yaratılan vardı. Yaratan egemen ve bir olan Tanrı idi. O dilediğine, dilediği gibi, hesapsızca mal mülk ya da gazap, hiddet zaruret verir idi. Elde bir şey gelmezdi. Razı olup katlanan, bu Dünya'dan da, ahrette de kazançlı çıkacaktı. Âlemleri yaratmıştı. Varlıklar; O'nun tarafından, baştan beri nasıl yaratıldılarsa, şimdisi de, ilkinin aynısı olan bir yaratılışla, bir değişmezlikle; yaratılmaları söz konusu idi. Değişme demek, bu dinlerin kökten inkârıdır. Köleler efendi olamazdı. Çünkü Tanrı, kimimizi kimimize hizmet etsin diye yaratmıştı. Zenginlerde merhametle sadaka vereceklerdi. Tamamen köleci düzenin çelişkilerini yorumlayan bir anlayıştılar.
Toplum olarak, nasıl üretip, nasıl paylaşılıyorsa, hukuk da; inançlarda; sistem de; haklar da; özgürlükler de ona uygun olacaktı. Kural bu idi. Bu böyle gelmişti ama monoteist anlayışla böyle gitmeyecekti. Toplumlar hızla ve süratle gelişip değişirken, Hiçbir şekilde değişmeyen, nasılsa öyle olacak, değişmesi bidat sayılıp küfür olan bir direniş ve yakma yıkmalar, asıp kesmeler sürüp gidecekti. Kendi anlayışını hak, karşı tarafı batıl bilen bir hoşgörüsüzlük sindirmesi yaklaşımı, monoteist anlayışların temel şiarıdır. Günümüze değin süren bir sanı taşırlıktır. Değişme demek, köleci düzenin değişmesi, tanrı düzeninin değişmesi anlamına geliyordu.
Tarihte monoteist anlayışlar saman alevi gibi bir parlayışla işe girişip, zamanla tam bir sönmenin skolâstiğini insanlık tarihine armağan edeceklerdir. Parlaması içinde bulunduğu toplumun köleci düzeni ile uyuşur olmasıdır. Sönmesi ise içinde bulunduğu toplumun ilişkilerinin değişmiş olması, kendinin bu yapıya tam cevap veremez olup, kendisinin bir sorun olmasıdır.
Cahili duvara vursan, duvar yıkılır. Duvarın yıkılması, gücün, alçak gönüllü merhametinden Cahil sanır ki benden. Çünkü vurumdaki güç; çıkan bir atımın iniş aşağı haldir, düzleştikçe erkesini yitirir. Yiten erke düzenliliğin yıkılmasıdır. Güç, cahilin bir özelliği değildir. Özne ve nesnelde ortak var bulunandır. Cahil bunu kör kullanmıştır.
Bir okur, kendi anlama kusurlarını içeren, zaman zemin düzlemini bilinç olarak tanımamış olmamaktan kaynaklı, zaaf olan çelişik sıfatını, okuduğundan duyduğundan demle; Ya bir şey anlamamakla bitirir; Yada, şöyle şöyle yaz diye,alışmalarının düz giti ile kendisini yitirir.
Bir yazar kendi bilmezliğini, zaman ve zeminde olmayan düşünmeleri, öğrendikçe önemser olur. Düşünmenin kaynağı kendinden olmayınca, bu fikrinin; bir yerle yeksan oluşundan ötürü de, çeker zikrini. Ki anlaşılmamıştır!
İnançlara dair öznelliklerin, diğer bir yanlışlarıda şunlardır.
Öznelliklerimiz, daha çokta etnik inanmalarımız, inançlarımız, Sadece geçmişin anısal ilişki gelişmelerini, bir birini tutmaz gibi çelişkilemiştir. Bu çelişmeleri formüle eden ajanda olarak kutsal kılıp tam anlamıyla tabulaştırılmıştır. Örneğin düğünler, bunun entipik klasiğidir. Bir düğünün mum yakıp dönme kına gecesi, eşikten atlama, ayna kırma ayna tutma gerdek gecesi, gelin atabindirme m, mezarlık dolaştırmavs. vs. her biri bir birini tutmaz törenlerle bezelidir. Bu tören figürler birleşen her bir etnik ittifak yapıların, unutulmuş, kendi totem aidlik seramoni figürlerinin ittifaklar gibi birleştirip halkın kültürü olmuştur.
Geçmişin, uygarlaşmaya tutum kılan oteritesi olan etnik tabu kılma biçimleri; zaman içinde toplumların inançlaşan, ayin kılan, birleşen etnik yapı ittifaklarınıda içine aldı. Her bir ayin aşaması, içi figürlerle bezenmiştir. Figürler ayrı etnik yapıların, bir araya gelen, yana yana kaynaşan ittifak seramonilerini yansıtır. Bir Hindu'nun abdest kuralları, bir sabinin namaz kuralları, bir Abraham'ın kurban kuralları, bu birleşen toplum etnik totem ittifaklarını açık açık gösterir.
74-Bir eşek ben eşekleri ışığa boğacağım demiş
Demiş, demişte; kim kulak asar.
O memleket senin bu memleket benim
Nal dövmedik eşek meclisi kalmamış.
Nasılsa bir mecliste dinlenmeğe karar verilmiş.
65- Özgürlüğü yoksunluk anlayan
Eşekleri neyle özgürleştirecektiniz?
Bir gelişmenin zamana ve zemine getirdiği
Yeni uygun tutum ve davranışla
80-Önce yük eşekleri
Sonra sırayla; besi yapan eşekler
Hatta mürekkep yalamış eşekler
Ziraatte çalışan eşekler, işsiz kalırmış
Kendileri üretmediğinden
Sorunu ile de baş edemeyip
81-Bu nedenle eşeklerin kafası karışır
Daha bir cinci, büyücü, üfürükçü olup
Biraz sosyetesine medyum, bakıcı denmekle
Kademe mi alacak, tut medyumun yolunu
Baş eşek mi olacak koş üfürükçüye
Kısmeti açıp, bağlatacak mı?
Eşitlik görece devinen sistemlerin gelip geçici olan bir durumudur. Bir düzlem ilişiklerine değin eşitlikti durum, sonraki ilişkindik eşitlikti durumdan görece geridir.
Siz bir toplumun insanını soyut olacakla, tüm özelliklerini görmezden gelecekle, eşit bir açı ile aynı düzlem içinde devinme soksanız, biraz sonra eşitlik bozulacaktır.
Devinim süreci sonunda, bir kısım insanlar bilgisayar yaparlarken, bir kısım insanlar da fırın işleterek nicelik (saymaca birikmeli) ve nitelik birikmesi eşitsizliği ile karşı karıya kalırlar. Birileri bilgisayar yaparken, birileri de ekmek üretirler. Eş deyişle birileri bilgisayar yapamazken bilgisayar yapanlar da, ekmek üretemeyerek nicelik, nitelik, eşitsiz eşmesine uğrarlar.
Ürem tarlalarında paralanır nazlı
Gün doğar, Güneş’le biz içren hazlı
Ekin boy verdi mi, sarı başakla salınca
Suret koy verir, fikri fesada dalınca
Yol düşürür de hayallere mahsus
Küs günlerim sevda olur, bir husus




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...