Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

İnançların bırakın, toplumsal bir uygulama olup olmayacağını; birleştirici bir harç, dahi olmadığı görüldü. Osmanlı'nın çöküşündeki pay düşmandan çok, bu aynı inançlı ve bir arada hem hal olduğumuz Arap ülkelerinden darbe yemekle olmuştur denebilir. Üstelik başka inanç ve dindeki insanlarla birlik kılarak bu arkadan vurmayı yapmışlardır! Demek ki yapının temeli “”İnanç”” değildir. İslam imparatorluğunda, Selçuklularda, hele Osmanlı İmparatorluğu’nda 300 sene bu inanç çatışmaları sürmüş ve kanlı bastırmalarla geçmiştir. Temeli ekonomik paylaşımdı. Ekonomik köreliş ve eşitsizliğidir, inanç örgütlenmesi adı altında isyan ve çatışmalara sebep oluyordu. Temele inanç ilişkileri konmuş görülmesi nedeninden toplumsal bölüşümdeki huzursuzluklarda inanç bazlı gibi oluyordu. Nitekim öylede oluyordu.

İnançlar ırası gereği küçük zümrelilik oluşumlarla var olup, çatışma kılarlık ortaya koyduğu, çok acı tecrübedir. Burada nesnellikteki düşün özgürlüğü farklılaşması ile inançlardaki özneline ayrışması aynı kılınıp karıştırılmamalıdır. Birinde ispat yapılabilir bir temel vardır. Bu temel ekonomik yaşamdır. Üretim gücü ve ilişkileridir. Ve üretimin paylaşımı vardır. Ve bunların somut uygulaması vardır. Ve zamanın değişmesi ile de zaten değişecek bir düşünme vardır. Hâlbuki karşınızda hiçbir zaman değişmeyecek ve somut temeli olmayan; neye göre neyin, haklılaşması yapılamayacak bir öznellik vardır. Bu somutluk doğma ile aynı sayılmamalı. Örneğin, kadın dokunması ile ya da köpeğe değ ilmesi ile abdestin bozulup bozulmayacağı inançlarda vardır. Bundan inanca dair ayrılık mezhep ve grupları çıkmıştır. Bu inanmanın ve gruplaşmanın toplumsal talep ile ne ilişki ve somutluğu olur ki. Yapının temeli olan ekonomik bozulma bunların bahanesi ile çatıştırılarak, pek ala ortaya serilebilirdi.

Birde şu konu çok önemli. Toplumu inanç talepli kılmak isteyenler halka; kişilerin alışkanlık yatkınlığı olan, öyle bir çırpıda düşünmenize gerek bırakmayacak alışmalarınızı, inanç mı, değil mi? gibi tereddüt kıldırmayan, iç içe yaşadığınız durumların kabul edilebilirlik hal algısından tüm enjeksiyonu hedeflerler. Ya da ne zararı olur gibisine pek ayrımsama yaptıramayacak yönlerden dokundurmalarla değinme yapmaktadırlar. Sizin direncinizi yumuşatıp akıl perdelemesi ile gündem yaptığının zararsızlık algısını yaratıp, poşet içi sunacaklardır. İnançlar sadece bu masum gördüğünüzle endam etmeyecek bütün çıplaklık ve hücceti ile belirecektir. Sizin eleyip ayıklama yapamayacaklarınızla beraber, başınızda bitmiş olacaklardır. Çünkü inançalar sadece tesettürle yoktur. Tesettür de içinde, tüm anlama ve anlayışla sizi mümin yapmaya zorlar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

İnanma ve sevme gibi tutumlar kişisel özelliklidir. Şunu da söyleyebiliriz, inanma ve sevme
Toplumdan önce vardır. Bunların toplumdaki işleyişlerde, yeniden ve çokça yansıtılır oluşu, bu duygulara ivme ve yoğunluk kazandırdı. Bu da zaten inancın toplumsal temelli olmayışı
Kanıtıdır. Bu şu demek; inanç ve sevme toplumun, çokça da halkın yaşam biçimi ve tarzına göre şekil alır. Nasıl rengin görselde her hangi bir şekli yoktur, bir kedide kedi biçimlidir, bir kazakta, insan gövdesi biçimlidir ise, inançlar da; toplumsal üretim ve refahın tüketilişine uygun sosyal düzeyle biçimli, halka ait yaşamla ilintili bir ilinekselliktir.

Örneğin Hinduizm de Brehmene bir inek vermek, mutlulukların en yücesidir ve nirvanaya giden yolun kendisidir. İnançlarda bir sınıf maddi olarak verir iken, bir sınıfta alır. Ve de nasipler eşitsiz dağıtılmıştır. Yoksulluk sabredilmesi gereken bir sınama olgusudur! Eğer sabır sınavını başarırsa cennete gideceği hüküm olunur.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bunlar hep inan temelli siyasa üretenlerin tutumlarıdır. Devamlı kendinden öncenin güya yıpranmasına yönelik boş sözler üretirler. Oysa kendinden önceki yapılar; üretim güçlerinin ve üretim ilişkilerinin olgunlaştırılıp geliştirilerek aşıldığını, ya bilmezler veya bilmezden gelirler. Bu tipler iman gücü! Mevhumu ile kitleleri olmadık inandırmalara sürüklerler. Her başarıda bunu ön şart korlar. İmanlarından asla şüphe etmediğimiz bu kişiler, nedense hep akim kalırlar. İman gücünün gerektirdiği başarıyı asla gösteremezler. İnanasınız gelir. Sanki bu iman gücü onlarda hiç yoktur! Kitlelerde bunu, bu soruyu, talep etmediğinden oyun sürer gider.

Empati kurarak, karşı tarafın tutum göstermesini anlamada; sizin de; onu bir şeyleri sevip sevmemesi konusunda, yuvarlak sonuçla anlamanız doğru olurken, başkasının şey severliğini, “”sizin elma severliğinizle onun muz severliğini, sanki özdeşinizmiş gibi, yapma riskiniz de vardır. Hatta sizin saplantı ve sui zannınızı, psişik takıntılarınızı karşıdan da aynen varmış yanılsamasına da sizi götürür. Elbet karşı taraf da, psikolojik tavırlı olması eğiliminin olasılığını taşır. Ama bu sizin, empati olacağım diyerekten, sizin açlıkla ve müstehcenlikle baktığınız tavırlara, karşı tarafında aynı anda sizin gibi açlık ve müstehcenlikle bakıyor olduğunu sanmanız, bir kuruntuyu ya da bir nevrotik bozukluğu şekilleşeceği de unutulmamalı. Ama uzun süre içinde de öyle tezahürün olacağı da açıktır. Bu insan davranışının plastik oluşunu bilmemeyi, plastik, estetik oluşunu göz ardı etmenizi de, beraberinde içermekte. Bunlar hep inancın (duygudaşlık, sırf inancın tutumu değildir, ama konu inanç olduğu için inanma yanı ortaya konmaktadır) , değişmezlik algılatışının, genel geçer, mutlaklarmış, var sanı tutumuna dönüşmüş, aysbergin su yüzü bilinçaltı kısmıdır.

İnanç sorununu, tersten okuyup, bir özgürlük sorununu veya bir insan hakkı olarak ortaya korsanız, sapla saman karışmıştır. Çünkü inanma insanlarda bir genelliktir. Bu bağlam da bu açıdan evrenseldir. İnanma, inanç taşırlık bir haktır. Herkes inanç benimser inanır Ya da inanmaz. İnancın genellik oluşudur bu. İnandığınız, bir şey öznel inanma konusudur. Bireyseldir. Toplum katında, egemenlik ve toplumsal temcililik sunamaz. Bu yönü ile de inançlar evrensel olmaktan çıkar. Bir cumhurbaşkanını inançlı talep etmek, akıl almazlığın en dik alasıdır. Çünkü hiç bir cumhurbaşkanlığı yetki ve çalışması inançlı olmayı yada olmamayı gerekli kılmayan, nötr bir tutumdur. Siz cumhurbaşkanının inançlı oluşunda ya da inançsızlığında ne talep edeceksiniz? Veya öyle bir durum söyleyin ki, ancak inançlı oluşla ya da ancak inançsızlıkla yapılır olsun? Sadece konumuna ehliyetli olması, yasalara uygun nitelikli olup, seçilmesi, göreve bağlılığı: yapılanların yasalarla ve toplumca denetlenirliği yeterli ve gerekli şarttır. Bunlar toplumdaki haksız, anlamsız çatışma ve kör dövüşü olup, hile ve beceriksizliğinizi öteleyip kabullenemeyip, bir tür kişisel takıntı travma ihsasıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sosyal olan, dar anlamda insani olandır. Bir arada yaşayan, hizmet tüketen, dinamik girişimlerdir. Halk olandan ayrılırlar. Halk olan etnik olanı içerir. Bu nedenle de sosyal birlik seçeneği olmayan bir yapılanışken halk inançlar ve öznellikler bağlamında çok seçenekliliktir. Bu nedenle sosyal birliğin tek düze yapısı kavga vermez iken halksal yapı kavga verecektir. İçinde faz farkı olmayan, etnik olan sosyal birlikler, olgulara insani boyuttan bakmaktan çok, olguyu özel boyut durumlarda gören, bir kutsal ata soy, totem yapı endeksli, insan grup birlikleridir.

Sosyal birliklerin nesnellikle ilişkisi üretimsel ve yasallıklı olmayan yararlanmaya dayalı, haz elem boyutlu yaklaşımsal ilişkilenmedir. Tabii ki bu insanlığın emekleme döneminin merdiven basamak tırmanışlarının olağan normal bir seyridir. Kimse insana bir yol haritası vermemiştir. Yol haritası yaşamın kendi temel yönlendirme ilişkisinin, bıkılıp usanmadan tekrarlanan yansımalarının, bilinç edilmesi ile ortaya çıkacak girişme sonuçlanmaları olacaktı.

Sosyal birliğin halksal yapıdan ayrılan şu farkı da vardır. Sosyal birlik temel gereksinimleri birliğe dağıtan bir paylaştırmadır. Halksal yapının ortaya çıkması esnasında bu paylaşılan yapı üreten yapı ile birlikte toplumsal olanın bünyesine alınmıştır. Halk üretmediği ya da temel gereksinmeleri sağlamadığından paylaştıran bir yapısı da yoktur. Bu nedenle sosyal birlik toplumsal ittifakla, adeta ikiye yarılmıştır. Öznel yarılma, teknik (araçlı) üretimsel yarılma.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Gün doğar
Güneşle biz
Sebepten mamül
Eseridir, deli oluşla tahammül
Sayrıyız ondan
Yok hükmünde olması boğar

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yüze ayan, seyranım
Müştakı mutluyum ben
Sürerim düşünceyi canı tadla
Mihneti gamı bilmem.
Tutkun serabı, yakansın
Düşer de bezmi aleme duruca

Devamını Oku
Bayram Kaya

Mükrime Dilekçinin İnanç Ve Toplumsal Talep 2 yazıma gönderdiği eleştiri


Aşağıdaki Yazı, Sayın Mükrime Dilekçi tarafından 12.04.2008 tarihinde Antolojim sayfasına eleştiri olarak asılmıştır. Bende buna ve diğer eleştirel yazımlarına karşılık 4 cevabi yazıyı bu yazının altında yayınladım.


Devamını Oku
Bayram Kaya

Sn: Yusuf Ziya Karahasan Oğlu’na Yanıt

Merhabalar efendim,
El ezher mezunu olup, Hac turları organizesi ile meşgul olduğunu belirten değerli dost, denememin ilgili kısmını okuduktan sonra aforizma diye aldığım cümlesinde, belirttiği gibi güya bütün eleştirisini ortaya koymuş!

Aforizma: ''Lakin benim din anlayışımı, demokrasi ve sosyal anlayışımı inkâr etme yetkisiniz size kim veriyor? '' Yusuf Ziya Karahasan oğlu

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sayın Mükrime Hanım, 2

Bilgi severlik tutumunuzu, durumu vuzuhluğa kavuşturmak isterlik yaklaşımınızı takdirle karşılarım.

''Kafa yapısı'' kavramı sakın hakaret gibi algılanmaya, bu insanların, hepimizin yaşamının her aşamasında kurtulamadığı, bir içinde oluş haline durumudur. Bu anlayışla, ortaya yere kuantım teorisi de koysak da, bu kafa yapısı aşamasından kurtulamıyor olabiliyoruz demektir. İnanma eğilimliliğine yatkın oluşun, aklı perdelemesi anlamındadır. Bir durum tespitinden öte anlatım içermez. Düşünce yapısı bir sistematiklik içerir gibi geliyor bana. Yani kaotik gelişme sistematiği ile davranan birisi, kanguru soyundan geldiğine inanmaz. Eğer inanıyorsa kafa yapısı ile ilgilidir. Bu sözcüğün biyoloji ve anatomideki anlamıyla kullanılmayıp, düşün bilim bazında kullanıldığı açıktır. Cümlenin siyakı, bunu açıkça göstermiyor mu? Sanırım sizi ikna eder.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sayın Mükrime Hanım, 4

Siz öncelikle, halk ve toplum kavramını karıştırıyorsunuz bence. Ben yazılarımda, halkın bireylerinin (biyolojik bireylerin) Ya da halktan kişilerin, inanları vardır. Ve de olmalıdır da diyorum. Toplumların, Ya da toplumun inancı yoktur diyorum. Bunun nedenlerinden birincisi de; Her toplumun kendine özgü somut yasallığının oluşudur. İkincisi de; Toplumun birey yanın, inancı vardır. Ama bu da bireyin toplumda gördüğü işle, bire bir bağıntılı da değildir. Toplum ve halk apayrı kavramlardır. Bugün dahi her kesimden nüfusun tahmini % 90'dan fazlası, toplum ve halk kavramlarını aynı anlamda kullanma düşünme yanlışı içindedirler.

Yani, değil inanç; insan bilinci dahi, bu yasalara, uygun olmak zorunda. Yasallığa uygun istekler ve tutumlar ortaya koyamaz iseniz; ne insan bilinci, ne de insan inanmaları, toplumsal üretimde hiç bir şey var edemezler.

Devamını Oku