Nedir dedi kadın
Sözün sultanı benim
Zirve sepeti bende
Bendedir derin sihir edası
Söyle nedir dedi
bir kulenin dibindeyiz, bir zamanın kipinde
kucağında meraklı, kucağında bakışları yıldızdan
ben elinden tutuyorum çocukluğumun
sen saçlarını okşuyorsun
okşadıkça genişliyor yarımlanmış buklesi
Parçalarını yokladım kucağımda
Eksik gedik olmasın
Bir anne oldum, bir çocuk
Kanguru cebimde sakladım gözyaşını
Sızın aktı inceden
Bulutlar göz göz oldu, maviler kara
şiir sergisi olsa bir gün
dizeler uçuşsa birbiri üstünden
kana karışsa harflerin zehri
okuyan, tutulsa sevdasına şairin
yıkık dökük barakaya mı
sulardan dönmüş takaya mı
Mevsimler…Bir yılın değil, hayatın mevsimleri. Yaşamının bir döneminde sevgiyi bulmuş olanlar, daha sonra bu duyguyu kaybetmelerinin acısından, hangi mevsimle uyanmak isterlerdi diye sorsam, siz ne derdiniz? Sanırım uyanış mevsiminizi anlatmak için ilkbahar olurdu, tercihiniz. Kim Ki-Duk’un son filmi “Nefes”te de öyle oluyor. Bir zamanlar kendisini seven eşinin ilgisizliğinden de öte, kendisine karşı kışkırtıcı tavırları itiyor belki de kadını; hapishanede ölüme mahkûm olmuş bir caninin kollarına, kendi iradesiyle. Bu safhada, kendisinden cani diye söz ediyorum, çünkü öyle görünüyor ilk bakışta, işlediği suçlar ve bu suçları işlerken takındığı umursamaz tavrı sebebiyle.
Kalıba dökülmüş bir taş parçası gibi duran mahkûm, bulduğu her sivri nesneyi boğazına batırarak peş peşe intihar girişimlerinde bulunmaktadır. Televizyonda, gazetede sürekli karşısına çıkan bu haberin etkisiyle, bir gün, yolun onu nereye götürmesi gerektiği sorulduğunda, mahkûmun bulunduğu hapishanenin adını söyleyiverir, kadın.
Ölüm teması, alınmayan nefeste sembolize edilir filmde. Kadının çocukluğunda yaşadığı beş dakika nefessiz kalma deneyimi, aralarındaki ilk köprü olur, bir de kadına ait tek bir tel saç... Anadolu’da –bilirsiniz- sevdiğinin saçını cebinde saklamak âdeti vardır. Mahkûm da aynı o şekilde bu tek bir tel saçı saklar ama içinde bulunduğu şartlardan dolayı cebi yerine, ağzında... Kadından bir parça, onun kendisinin yanına geldiğine dair bir delil, yaşamla arasındaki bağ gibidir, o tek tel saç. Dokunur, tadar, sanki onunla yolculuklara çıkar. Dünyadan koparılmış küçücük bir odada, sadece o kişi için taşıdığı anlam kadar da değildir ayrıca, o tel saç. Diğer mahkûmlar için de o odaya gelmiş yeniliğin, dışarıyla bağın simgesidir.
Sonraki her ziyarette kadının hazırladığı başka bir mevsimi yaşarlar küçük bir hapishane odasında, daracık zamanlarda... Koreli yönetmen Kim Ki-Duk’un belleklere kazınan “Boş Ev” adlı filminde olduğu gibi sözlere ihtiyaç duymayan, sevginin anlatımı var bu filminde de. Diğer sinema yönetmenlerinden farklı olarak, sinema eğitimi ve dolayısıyla belirlenmiş bir yönerge almamış Kim Ki-Duk. Bu da onun filmlerinde kendisine özgü bir dili olmasını sağlamış olmalı. Bu filmde de minimize edilmiş diyaloglar, bakışların ve beden dilinin geniş anlatımına olanak sağlıyor yine. Epik tiyatro öğelerinin de kullanıldığı sahnelerde, her mevsimin bir şarkısı var. Kıskançlık, aşk, tutku, ölüm, aile, beklenti, suç, şiddet, dönüşüm, aldatma gibi pek çok kavramın birbirine geçirilerek anlatıldığı öyküde, iyilik ve kötülüğün aynı bedende kardeşliği, mahkûmun oda arkadaşlarından birinin tavırları ile ifade edilmiş.
tek tek boyardı imgelerini
kendi tanıklığında yol alıp bilinmezden
melodi arardı zihnine
hayâli kemanlar sesiydi fırtınaların
lir, berrak denizlerin ağıdı
Şimdi neresindeyim düşüşlerin
Aldığım nefes yavaş
Dingin iniyorum kayalıkları
Birbirine iliştirilmiş
Kaybettiğim insanların fotoğrafları
Hayatıma bir bebeğin saflığında girenler
yine yol göründü gurbete
Türkiye`nin en kuzey ucuna dokunmak düşüncesi, aklıma düşeli birkaç yıl kadar oluyor. Karadeniz’in büyülü dehlizini bilip de ondan uzak kalmaya dayanmak zor. Kelimenin tam mânâsıyla apar topar diyebileceğim, İstanbul’dan ayrılma koşullarını yerine getirir getirmez, bir gece yarısı düştük yola. Ekip sağlam; yıllar önce çocukların daha üç beş yaşlarında olduğu dönemlerde Saklıkent`te, Kelebekler Vadisi’nde keçi gibi tırmandığı test edilmiş kişilerden oluşan bir kadro. Ekipman da sağlam...Hedeflerden birisi Erfelek Takım Şelâleleri olunca yanımıza biri kapalı, biri açık olmak üzere ayakkabılar almak önemli; hem de Karadeniz’e giderken çantadan eksik edilmemesi gereken Kâzım Koyuncu ve Fuat Saka albümleri kadar.
Karadeniz’e yaklaştıkça deme gelip onların türkülerini dinleyeceğiz mutlaka, ama şimdi Barış Manço’dan “Yine yol göründü gurbete” şarkısını mırıldanmanın tam sırası.Yanımıza alınacak malzemeler unutulsa da, oradan yenileri bulunabilir elbette. O nedenle yola çıkmadan önce mutlaka çantama özenle yerleştirmem gereken sözler var asıl. “Gittiğin yerlerde gönül gözün hep açık olsun. Gönlüne takılan koyaklara, koruluklara, yol kenarındaki kulübelere, gökyüzünün en güzel göründüğü yerlere, bulutlara gönüldaşlarımın da selâmı var deyiver ”* demişti bir can dostum. Öyle güzel bir selâmdı ki bu, içinde kapsadığı isimleri benim doldurmam gerekiyordu. Tatile altı kişi çıkıyorduk ama belli ki; göründüğünden çok daha fazla kişi olacaktık. Ve öylesi değerliydi ki; bu güzel selâmı en çok hak eden yerleri tespit etme oyununu doğal bir şekilde başlatıyordu benim için.
Gözümün selâm bırakılacak noktaları görür görmez tanıyacağını biliyordum. Bejan Matur’un bir şiirinde “Her kadın kendi ağacını bilir” dediği gibi, Gerede’den Ilgaz’a doğru döner dönmez sanki birisi tepesine basmış da, inatla toprağa akmaya direnirken gövdesi yayvanlaşmış edasıyla yol kenarından bakan bir ağaç “merhaba” dedi. Ve az ötesinde duran arkadaşına doğru yönelmiş ellerini gösterdi bize. Bu durumda ilk selâmı ikisine kardeş payı edip bölüştürüverdim oracıkta. Bir de kulübe bulmalıydım, selâmını kucağına bırakıvermek için. Onu da tanımakta gecikmedi, içimdeki ses. Tam söyledim diyerek yanından ayrılıyordum ki; üzerine yazılı cümleyi okudu gözlerim. “Bu sevda bitmez”. Bu sevda, hangi sevdaydı acaba? Değişip dönüşürken, binbir kılığa girerken içimizde, hangisiydi bizi hiç terk etmeyecek olan sevda? O sırada Kâzım Koyuncu sesleniverdi türküsünün içinden: “Böyle sevda mu olur? ”
Nefestim ben;
Güneş kokulu tütsü
Sıvanmış merceğine
Sen; ahşap dokulu türkü
Göz göz ağıttık
bol sözlü sevdaların yasına bakma
dilin endamındayım en çok
hitaplarda erguvan
yeminde çiçek atların
içimde sabırsız suçlar




-
Rana Özyurt
-
Rana Özyurt
-
Rana Özyurt
Tüm Yorumlarsayin antoloji yetkilileri
Yildizlar kusandik nikli arkadasimizin pasiflendigini dusunuyorum. herhangi bir yanlis davranista bulundugunu dusunmuyorum. bir sebebi varsa aciklama alabilir miyim?
sayin antoloji yetkilileri
Yildizlar kusandik nikli arkadasimizin pasiflendigini dusunuyorum. herhangi bir yanlis davranista bulundugunu dusunmuyorum. bir sebebi varsa aciklama alabilir miyim?
sayin antoloji yetkilileri
Yildizlar kusandik nikli arkadasimizin pasiflendigini dusunuyorum. herhangi bir yanlis davranista bulundugunu dusunmuyorum. bir sebebi varsa aciklama alabilir miyim?