Aynur Uluç Şiirleri - Şair Aynur Uluç

Aynur Uluç

insanı sıkıştıran bu hız. nefes alınamayan tempo. hep yapacağımızdan fazlasını sırtlanmak...

göğüs kafesim yırtılacak gibi olunca attım kendimi evlerden dışarı. şiddetli bir yağmur da olsa şemsiyeler ne güne duruyor diyerek girdim çadırımın altına. mütemadiyen süren "küçük muttarid, muhteriz darbeler" tek tek düşerken ayaklarım nereye götürürse oraya gideyim dedim. yürüme mesafesinde nereye kadar gidebilirdim, cebine para, eline telefonu almadan yola düşen birisi nereye kadar gidebilirdi düşünmedim, yürüdüm. ilk durak çiçek açan bir ağaç oldu. tamir edilen tren yolu üstünde edası sevimli ayakları çöp içinde bir ağaç havalara aldanmış yüreğini dökmüş sanki dallarına. eğildim kokladım; dilimde hacı arif beyden bir nota: "vücud ikliminin sultanı sensin" ağaç, dedim. benim iklimimin sultanı sensin, sen söyle nerelere gideyim... dön, dedi dön köşeyi, gerisine karışma... ahhh bildim; yeldeğirmeni'nde o minik evlerin olduğu sokak... bugünlerde sıkça geçiyorum ya önünden,,,,; olsun hiç baktın mı sağına ve o sağın soluna hiç baktın mı söyle koşunurken sislerin içersinde...

evler.. rengarenk evler... öyle kartpostal gibi değil yoksullukla sarılmış ruhları renkli evler... gördüm işte o zaman renklerdeki detayı. gördüm eflatuna boyanmıştı çöp bidonu. eternit tenekeler ki her kanadı ayrı renk. kırmızı bir evin borusu mavi, ala bir evin penceresi lacivert,,,, ahh bahçe çitleri renkli ama her birisi başka renk, bahçe dediğim de kaldırımın kenarı... ama olsun toprağın içine gömülmüş dev saksılar ve onların içinden tırmanıyor yapraklar göğe doğru... "durma göğe bakalım" der ya turgut uyar; ey yolcu buradan öyle kafan önünde geçme, kaldır da bak içindeki ebruyu...

Devamını Oku
Aynur Uluç

Ruhi Yüksel'e ithafen…


KÖPRÜNÜN GEÇİLEMEYEN YARISI

Bir dağı eteğine bağlayan köprüler

Devamını Oku
Aynur Uluç

Issız..................................
Sessiz.............................
Yaşsız..............................
.......................Ama güçlü

Üzgün...............................

Devamını Oku
Aynur Uluç

ah ne kadar işveli, cilveliymiş benim güzelim., saçları dalga dalga dökülüyor omuzlarından. gözleri ışıl, kalçası şık gamzeli..., nasıl deli bakıyor gözleri, nasıl davetkâr.

şölenler akıp gidiyor meydan yerinde. dev kuklalar, komikliğini çoktan yitirdiğini bilemeyen palyaço, çocukluğumdan fırlamış tüm tahta bacak adamlar… başımın üstünden üstünden bakıyorlar nafile.

bir koy buldum, diyor sevgilim saçlarını atarak omuzlarından; ah bir görsen... öyle bir koy ki suları taşkın, taşları kaygan. orayı buldum ya gitmem sensiz bir daha... içim kalkıyor, içim iniyor şakaklarımdan, hücrelerimden geçiyor reçelli bir su... anlıyorum altüst olacağız, orada içdış… belli ki sarhoş olacağız sular altında.

Devamını Oku
Aynur Uluç

Bir işaret beklerkenki zamanların
Yorgun tadı geliyor aklıma
İçinde bebek ölür can çekişerek
Minik yürekle kırmızı samanların
Arasında kaybolmuş gemisindir bilerek

Devamını Oku
Aynur Uluç

İnce dumanın peşinden
Canlanıyor yolların sarpası
Gecenin dibinde bekleyişler
Kazanılan anlam

İzlerin devindiği köşede

Devamını Oku
Aynur Uluç

İçinizde kocaman duran bazı şeylerin başladığı zamanı bilmediğinizi fark etmezsiniz. Günün birinde, bir bakarsınız ki yaşamınızda. Ancak geldikleri gibi hayatınızdan çıkışları da belirsiz olabilir bazen. Zamana yayılır eksilmeleri…

Bazen pik yapar ruhunuzda çıkışlar. O gün büyük bir parça kopuyordur içinizden. Onu daha da kuvvetli koparmak için hem tırnaklarınızı batırırsınız bedeninize; hem de kollarınıza geri yapışırsınız engel olmak için…

Böyle bir günde aynaya bakarsanız görürsünüz ki; yüzünüzde asılı hüzün kendinizi melankolinin tadına kaptıramayacağınız kadar yoğundur. İşte o zaman tarihi not edip hafıza defterinize, bitiş imzaları atarsınız görünmez bir kâğıda. Bu imzalar yeteri kadar biriktiğinde, artık tek bir tarihin değillerdir belki ama işlevleri kesindir.

Devamını Oku
Aynur Uluç

Bir yandan hayat sürüyor, bir yandan ölüm. Ama hangisi tam olması gereken şekliyle yaşamımızda? Varlığımızda, dahası varlığımızı oluşturan mayamızda olduğunu düşündüğümüz değerlerin ne kadarı kalmış bugün elimizde? Ne kadar eksilmiş, ne kadar yoksullaşmışız? Hayatın hangi anı değiyor gerçekten tenimize?

Geçenlerde bir cenazeye gittim. İnsanlar sanki bu bahaneyle eski dostları görme fırsatını yakalamış olmanın tadındaydılar. Konuyla ilgili ne yas tutuyorlar, ne de ölü evine karşı ayıp olmasın kaygısıyla tutar görünüyorlardı. Dünyaya dair hesap kitap ne varsa hepsi oradaydı. Anlaşılan; ölen kişinin intihar etmiş olması bile cenazede başrol oynamasına yetmemişti. Biraz sonra kılınacak olan cenaze namazı, burada toplanmış olma sebebimizi belki insanlara hatırlatır diye umdum. Elbette oraya gelen insanların içinde ateistler vardı ve namaza katılmazlardı. Ancak o gün, o avluda o namazın kılınıyor olması, bir kişinin öldüğünün altını da mı çizemezdi kafalarımızda? Hiç değilse birbirleriyle konuşmayı bırakacak kadar saygılı olacaklarını, yani yaşayan birine gösterilmeyen saygının ölmüş birisine gösterileceğini bekliyor olmam çok mu saflıktı?

İnadına, yarayı kanatası geliyor insanın… Bu tip tavırların ortaya çıkışını doğru anlama adına kum saatini tersine çevirip, yaşamdan bakmayı deniyorum bu kez. Düğünleri, nikâhları düşünüyorum, uç örnek olsun diye. Hafızamdaki resimlerden sevinç kırıntıları arıyor belleğim...Ancak yalan gülümsemeler geliyor hep gözümün önüne. Sevenler bundan böyle bir arada olacak diye sevinilmiyor gerçekten. Gitmek gerekli diyerek gelmişler oraya da insanlar. Altın da takmak gerekir mantığıyla bir şeyler takıştırıyorlar gelinin göğsüne. Objektife poz poz gülümsüyorlar sonra, silüetleri kağıda en hoş nasıl düşecek hesaplarıyla.

Devamını Oku
Aynur Uluç

elimde yedi undan tahıl ekmeği
dilimde on yedi mumdan şiir

yüzümde aşkların kedi izleri
içimde çözümlü çözümsüz sihir

Devamını Oku
Aynur Uluç

kırk bir kere
sus'tum
kırk bir kere
yutkundum
tane tane
yuttum sözcüklerimi

Devamını Oku