Yağmurda yürümeyi çok seviyorum,
Çünkü hiç kimse ağladığımı anlamıyor.
Gözyaşlarım, gökyüzünün unuttuğu dualar gibi,
Toprağa karışıp sessizce kayboluyor.
Şehir ıslanıyor, yollar titriyor,
Hissetmeden anlayamazsın bazı şeyleri,
Yağmur yağdığı kadar değil,
Sana değdiği kadar ıslanırsın.
Gök gürültüsü kadar değil,
İçinde koptuğu kadar korkarsın.
Beni yandığım ateşe hayranlıkla görmüşler
İçimin çığlıklarını meşale sanmışlar
Her kor düştükçe ruhuma, alkış tutmuşlar
Ben yanarken seyre dalmış, adına “aşk” demişler.
Ateşti o, evet — hem sevgili, hem cellat
Yanlış topraklara düşmüşsün sen,
Rüzgârın getirdiği bir tohum gibi,
Ne toprağın dili seni anlamış,
Ne gökyüzü sana merhamet etmiş.
Köklerin derinlere inmek istemiş,
Sen aklıma düştügünde,
kan kaybeden bir şiirin dizeleri toparlanırdı.
Bir çocuk düşerdi içime,
elleriyle gökyüzünü kavrayan,
dizleri yaralı ama gülümseyen.
Kalp mi lâl eden sevdayı, yoksa dil mi?
Suskunluktu belki yerde kalan en derin iz,
Kalpte yanan ateş, dilde söner mi?
Dilin anlatamadığı, gönülde gizlidir aşk.
Her gözyaşı bir inci misali süzülürken,
Yasaklanmış bir diyardır gözlerin
Sınırları çizilmiş,gökyüzü kurşuni
Her bakış bir ihlal,her nefes bir isyan
Dokunmak yok,yaklaşmak cinayet.
Derininde bir medeniyet çökmüş
Ne serçeyim kanadı kırık,
Ne güvercinim gözü açık;
Zümrüd-ü Anka’yım...
Ölüp ölüp yeniden dirilmeye alışık.
Yandıkça güçlenen bir çelik gibi,
Yine güneşi batırmışsın gözlerinde,
Bir akşam daha çökmüş içinin kıyısına.
Bakışların deniz gibi dalgasız,
Sanki her şey susmuş, sen bile kendine yabancı.
Kim bilir hangi kelime yaktı canını,
Sen bana bakınca, dünya susuyor,
Bir tek sen kalıyorsun,
Ve ben, sadece sana yakışıyorum.
O gözlerin yok mu, gecenin tam ortası,
Bakışlarında hem cehennem var,
Hem cennetin en unutulmaz köşesi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!